Kitap Künyesi

Yazar: Jean-Paul Sartre

Çevirmen: Orhan Veli Kanık

Yayın Evi: Ataç Kitapevi

İSBN:

Sayfa Sayısı: 47

Saygılı Yosma Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Saygılı Yosma (Fransızca: La Putain respectueuse), Fransız yazar ve filozof Jean-Paul Sartre'ın 1946 yılında Fransızca olarak kaleme aldığı tiyatro oyunu. İki perde olarak yazılan eser 1930'ların Amerika Birleşik Devletleri'nde geçer. Seçkin bir güneyli ailenin, oğullarını, siyahi bir adamı öldürdüğü için ceza almaktan kurtarmaya çalışmasını anlatmaktadır. Aile, bunu beyaz bir hayat kadını olan Lizzie MacKay'i oğulları yerine masum bir siyahi adamı suçlaması için yalancı şahitlik yapmaya ikna ederek başarmaya çalışır.

İlk kez Kasım 1946'da Paris'te sergilenen Saygılı Yosma, Sartre'ın 1945'te ABD'ye yaptığı ziyaretlerdeki gözlemlerine dayanır. Yazar, 1931 yılında bu ülkede gerçekleşen ve dokuz siyahi adamın iki beyaz hayat kadınına tecavüz etmekle suçlanarak ceza aldıkları Scottsboro davasından ve ziyareti sırasında tanıştığı Richard Wright'ın kitaplarından ilham alarak bu oyunu yazdı. Sartre eserde, ırkçılığı ve Amerikan toplumundaki sınıf sistemini beyaz bir fahişe, ona tecavüz etmekle suçlanan siyahi bir adam ve cinayet işlemiş zengin bir beyaz adamın hikâyesini anlatarak ironik bir şekilde eleştirdi.

Sartre'ın Varoluşçuluk coşkusuyla yazdığı ve Lizzie'nin çevresinde sert erkekler, zorba zenginler ve linççiler varken seçimlerinde ne kadar özgür olduğunu sorguladığı oyun pek çok eleştiri aldı. Yazarın bir Fransız olarak müttefikleri Amerika Birleşik Devletleri'ne bu oyunla ihanet ettiği söylendi. Sartre bu eleştiriye "Ben ABD'ye değil, ırkçılığa karşıyım" diyerek cevap verdi. Kısa bir zaman geçirdiği ülkenin günlük alışkanlıkları hakkında doğru gözlemler yapamadığı da bir diğer eleştiriydi. Ayrıca, Sartre'ın yarattığı siyahi karakterin güçsüz ve çaresiz bir portre çizmesi, haksızlığa karşı mücadele etmek yerine kaçmayı tercih etmesi de liberal ve sol kesimden izleyiciler tarafından hoş karşılanmadı.

Sartre, 1952'de çekilen sinema filmi ile, oyunun Sovyetler Birliği'nde sergilenen uyarlaması için yeni bir son yazdı. Bu yeni sonda Lizzie yalancı şahitlik yapmayı reddederek sınıf ayrımcılığı ve ırkçılıkta bir kırılım noktası ortaya çıkardı. Yazar, değişiklikle ilgili olarak "Biliyorum ki çalışan genç kesimden pek çok insan bu oyunu izledi ve üzücü bir şekilde sonlandığı için hayal kırıklığına uğradı. Hayata asılmak zorunda olan bu kitlenin ihtiyacı olan tek şeyin umut olduğunun farkındayım" yorumunu yaptı. Baş karakterin kahramanca kararı ve oyunun iyimser sonu 1930'ların ABD'sindeki ırkçılık gerçeğini yansıtmadığı için çok eleştirildi.

Sartre'ın az bilenen oyunlarından biri olan Saygılı Yosma ile ilgili olarak André Gide, 15 Mart 1947 tarihli günlüğünde "Sartre'ın Saygılı Yosma'sının bir çeşit başyapıt olduğunu düşünüyorum. Son iki uzun ve sıkıcı romanından hoşlanmamıştım fakat Saygılı Yosma, Duvar'da yazdığı harika hikâyelerden sonra yarattığı en güçlü ve mükemmel metin" yorumunu yaptı.

Saygılı Yosma Alıntıları - Sözleri

  • Yargıçlar ve aynasızlar; burnumdan kusacak kadar midemi bulandırır ikisi de.
  • Yargıçlar ve aynasızlar, burnumdan kusacak kadar midemi bulandırır ikisi de.
  • ZENCİ : Sokaklar adam kaynıyor. Gençler, yaşlılar ,tanışmasalar bile birbirlerine yanaşıp konuşuyorlar. LİZZİE : Ne demek bu? ZENCİ : Bu demektir ki Madam onlar beni yakalayana dek, sokaklarda koşuşup durmaktan başka çarem yok. Birbirini tanımayan beyazlar böyle toplanıp aralarında konuşmaya başlayınca, mutlaka bir zenci ölecek demektir.
  • Birbirini tanımayan beyazlar böyle toplanıp aralarında konuşmaya başlayınca, mutlaka bir zenci ölecek demektir.
  • FRED: Thomas, zenciyi öldüren. Kuzenimdir. LIZZIE: Ya! FRED: O namuslu bir adamdır. Gerçi namus sana bir şey ifade etmez ama, namuslu biridir o. LIZZIE: Evet, sürekli beni sıkıştıran ve eteklerimi sıyırmaya çalışan namuslu bir adam.
  • ZENCİ: İnsanları çoğu zaman düşündüklerinin tersini söylemeye zorluyorlar. LIZZIE: Evet. Çoğu zaman. Zorlamakla başaramayınca da türlü ağızlarla kafalarını karıştırıyorlar.
  • Birbirini tanımayan beyazlar böyle toplanıp aralarında konuşmaya başlayınca, mutlaka bir zenci ölecek demektir.
  • Yargıçlar ve aynasızlar; burnumdan kusacak kadar midemi bulandırır ikisi de.
  • Birbirini tanımayan beyazlar böyle toplanıp aralarında konuşmaya başlayınca, mutlaka 1zenci ölecek demektir...
  • FRED : Yatağın.Haydi ört şunu, günah kokuyor. LİZZİE : Günah mı? Bu sözü nereden öğrendin? Rahip misin yoksa? FRED : Yo, neden? LİZZİE : İncil gibi konuşuyorsun da.
  • ... Evet, zaten ben her türlü belayı üstüme çekerim.Bazıları böyledir işte...

Saygılı Yosma İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Amerika'yı ziyaret ettiği dönemde, ziyareti sırasında yaşanan olaylar ışığında bu oyunu kaleme aldığı bilinmektedir. Özellikle, dokuz siyahinin iki beyaz hayat kadınına tecavüz etmesi ve bir beyaz gencin siyahi bir genci öldürmesi üzerine yaşanan çeşitli olaylardır. Eserin teması ırkçılık, sınıf sistemi ve benzeri tartışmalar üzerinedir. Ayrıca bahsi geçen tecavüz davasıyla ilgili olarak; Scottsboro davası incelenebilir. Güney bölgesindeki ırkçılığa dair en önemli örneklerden biridir. (Y.Y)

Saygılı Yosma: Saygılı Yosma Fransız yazar ve filozof Jean-Paul Sartre'nin 1946 yılında Fransızca olarak kaleme aldığı tiyatro oyunu. Saygılı Yosma’da, ABD’nin güney eyaletlerinden birine taşınmakta olan hayat kadını Lizzy’nin öyküsü anlatılır. Oyunun metni kadar kurgusu da kusursuz. Bu kitabi ve metini değerli kılan bir diğer olgu, çevirisi Orhan Veli Kanık tarafından yapılmıştır. (Kubilay Acar)

"Saygılı Yosma", Fransız yazar ve filozof Jean-Paul Sartre'ın tiyatro oyunudur. 2 perde olarak yazılan eser Amerika'da geçer. Seçkin beyaz 1güneyli ailenin, oğullarını, siyahi 1adamı öldürdüğü için ceza almaktan kurtarmaya çalışmasını anlatmaktadır. Aile, bunu beyaz 1hayat kadını olan Lizzie oğulları yerine masum1siyahi adamı suçlaması için yalancı şahitlik yapmaya ikna ederek başarmaya çalışır. Saygılı Yosma, Sartre'ın ABD'ye yaptığı ziyaretlerdeki gözlemlerine dayanır. Yazar, ABD de Scottsboro davasından ve ziyareti sırasında tanıştığı Richard Wright'ın kitaplarından ilham alarak bu oyunu yazmış. Sartre, ırkçılığı ve Amerikan toplumundaki sınıf sistemini beyaz 1fahişe, ona tecavüz etmekle suçlanan siyahi1adam ve cinayet işlemiş zengin 1beyaz adamın hikâyesini anlatarak ironik bir şekilde eleştirmiştir tüm durumu, ırkçılık, toplumdaki konumuna ve sınıf farkına göre, her;zaman geçerliliği olacak evrensel konular (zengin-yoksul, beyaz-zenci, ust1meslek-fahişe olma durumu) Sartre'ın Varoluşçuluk coşkusuyla yazdığı ve Lizzie'nin çevresinde sert erkekler, zorba zenginler ve linççiler varken seçimlerinde ne kadar özgür olduğunu sorguladığı oyun pek çok eleştiri almıştır, "Zenciysen suçlu ve haksızsın" mantığı için. Arada verdiği anne detayı çok güzel işlenmiş kitapta... Yazarın1Fransız olarak, ABD'ye bu oyunla ihanet ettiği söylendi. Sartre bu eleştiriye "Ben ABD'ye değil, ırkçılığa karşıyım" diyerek cevap verdi. Sartre, 1952'de çekilen sinema filmi ile, oyunun Sovyetler Birliği'nde sergilenen uyarlaması için yeni bir son yazdı. Yeni son için "Hayata asılmak zorunda olan bu kitlenin ihtiyacı olan tek şeyin umut olduğunun farkındayım" yorumunu yaptı. "Saygılı Yosma" ile ilgili olarak André Gide, günlüğünde "Sartre'ın Saygılı Yosma'sının 1çeşit başyapıt olduğunu düşünüyorum. Son iki uzun ve sıkıcı romanından hoşlanmamıştım fakat Saygılı Yosma, Duvar'da yazdığı harika hikâyelerden sonra yarattığı en güçlü ve mükemmel metin" yorumunu yapmıştır... Bu güzel oyunu okumamı sağlayan ey kitap dostu Pdf için teşekkürler... (Ayşe...)

Kitabın Yazarı Jean-Paul Sartre Kimdir?

Jean-Paul Sartre (tam adı: Jean-Paul Charles Aymard Sartre) (21 Haziran 1905, Paris - 15 Nisan 1980, Paris), ünlü Fransız yazarve düşünür. Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle de yer etmiş; bunların yanında varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıl'a damgasını vuran düşünürlerden biri olmuştur. Sartre, bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur.

Babasını ufak yaşta yitiren Sartre, annesinin ailesinin yanında büyüdü. Olgunluk sınavını Louis le Grand Lisesi'nde verdi. Daha sonraki eğitimini Ecole Normale Supérieure'de, İsviçre'deki Fribourg Üniversitesi'nde ve Berlin'deki Fransız Enstitüsü'nde sürdürdü. Çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı ve 1928'de Simone de Beauvoir'la tanıştı.

1939 yılında II. Dünya Savaşı başlayınca Fransız ordusuna meteorolog olarak hizmet vermeye başladı. 1940 yılında Almanlar tarafından yakalanıp 9 aylığına hapse atılmasının sonrasında Direniş hareketine katıldı. Sinekler adlı ünlü oyunu bu koşullarda yazıldı ve sahnelendi. Aynı sekilde, Varlık ve Hiçlik adlı kendi felsefesini açıkladığı ünlü yapıtı da bu sırada yazıldı (1943).

1945 yılında öğretmenliği bıraktı ve "Les Temps Modernes" adlı edebi-politik dergiyi çıkarmaya başladı. Kitaplarının neredeyse tümü edebi ve politik sorunları işleyen kuramsal metinler olarak şekillendi. Sartre, savaş sonrası dönemde ise özellikle politik etkinlikleriyle öne çıkmaya başladı. Soğuk savaş dönemi boyunca birçok eleştirisine rağmen Sovyetler Birliği'ni desteklemiş, Fransa'nın Cezayir'e karşı yürüttüğü savaşa karşı çıkmıştır. Çıkardığı dergi, bu bağlamda yoğun bir etkinlik göstermiştir.

Sartre, hep sol politik görüşe yakın olmuştur. 1956 yılında Macaristan'ın Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmesine kadar Fransız Komünist Partisi'ni (PCF) desteklemiş, ardından desteğini çekmiştir. Ardından Fransız Komünist Partisi'nin Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nden daha bağımsız politikalar izleyebilmesine dolaylı katkısı olmuştur. 1960'ların sonlarında Sartre, kurulu komünist partileri reddettiği için Maocuları destekledi. Sartre daha sonra Maocularla ittifak halinde olduğunu reddetmiş ve Mayıs olaylarından sonra "Eger biri tüm kitaplarımı yeniden okursa, benim hiç değişmediğimi, hep anarşist olarak kaldığımı anlayacaktır." demiştir. Bundan sonra kendisinin anarşist olarak tanıtılmasını uygun karşılamıştır.

Sartre, 1964 yılında kendisine verilmek istenen Nobel Edebiyat Ödülünü geri çevirmiştir. Bunun hem yapıtlarına hem de politik konumuna zarar verecegini düşünmüştür. "121'ler Manifestosu" olarak bilinen bildirgeyi imzalamış ve 1961-1962 yılındaki büyük gösterilere katılmıştır. Ayrıca, 1966-67 yılları arasında Vietnam Savaşı'nda meydana gelen katliamları sorgulamak üzere kurulmuş olan Russell Mahkemesi'nin de başkanlığını yapmıştır. Politik etkinlikleri giderek yoğunlaşmış ve kendi iç-dönüşümleriyle birlikte şekillenmiştir. 1968olayları Sartre'ın kendi fikirlerini ve geleneksel entelektüel konumlarını da sorguladığı bir dönem olmuştur. Sovyetler'in Prag'a müdahalesinin ve Fransa'daki öğrenci hareketlerinin üzerine, teorik politik alanı yeniden değerlendirmeye başlamış, 1973'te Liberation'u kurmuştur.

1974 yılında Sartre'ın gözleri büyük oranda görmez oldu. Bu nedenle politik etkinlikleri yavaşladı, ancak her zaman yine de Batı'nın Doğu üzerindeki baskılarına karşı etkinliklerde bulundu ve insan hakları konusunda her zaman duyarlı oldu. Bu tutumuyla, Aydınların yeri ve rolükonusunda hem teorik hem de pratik bir örnek oluşturdu.

Öte yandan siyasal aktifliğinin onun edebi ve felsefi yönünü gölgelediği söylenemez. Sartre her şeyden önce kendisinden iyi bir edebiyatçı ve yetkin bir filozof olarak söz ettirmeyi başardı. 15 Nisan 1980'de Paris'te öldüğünde geride felsefe ve edebiyat açısından büyük değerde metinler bıraktı. Kendi varoluşçu felsefesini işlediği yapıtları başlıca; Özgürlügün Yolları, Bulantı, Gizli Oturum, Kirli Eller, Sözcükler, Duvarolarak belirtilebilir.

Sartre'ın Varoluşçuluğu:

Varoluşçuluk, esas olarak 17. yüzyıldan beri var olmakla birlikte, gerçek ününü Sartre ile birlikte kazanmıştır. 20.yüzyılda, Martin Heidegger gibi kendine özgü ve yetkin varoluşçu filozoflar söz konusu olmakla birlikte, bir felsefe olarak varoluşçuluk asıl etkisini Albert Camus ve özellikle de Sartre ile birlikte göstermiştir. Sartre, varoluşçu felsefenin hem felsefi hem de siyasal alandaki taşıyıcısı, uygulayıcısı olmakla bir entelektüel ve filozof olarak ayrı bir yer edinmiştir.

Varoluşçuluğun, geriye doğru gidildiğinde Blaise Pascal'a kadar uzayan bir geçmişe sahip olduğu görülür; bu elbette belli bir şekilde anlaşılan varoluşçuluk anlamında bir felsefe eğilimidir, bunun yanı sıra varoluşçuluğun argümanlarının bir kısmı, nüve halinde ya da perspektif düzleminde de olsa çok daha öncelerde, örneğin Sokrates felsefesinde, kutsal metinlerde vb. de bulunmaktadır. Ama felsefe tarihi incelemelerinde bir felsefe eğilimi olarak Varoluşçuluğu Pascal ile birlikte ele alıp değerlendirmek yaygın bir tutumdur.

Daha sonraları, Soren Kierkegaard varoluşçuluğun anlaşılmasına tam olarak belli bir şekil verir. Buna göre dünyadaki insanın varoluşu bir problematiktir ve felsefenin soruşturulması bunun üzerine yürütülmelidir. İsa, modern varoluşçuluğun kurucusu olarak kabul edilir. Varoluşçuluk öyle ki hem edebiyat alanında hem de felsefe alanında etkili olmuş ve çeşitli şekillerde temsilcilerini bulmuştur. Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger, Albert Camus, Dostoyevski varoluşçuluk dendiğinde akla gelen ve modern varoluşçuluğun temsilcileri olarak incelenen isimlerdir.

Sartre'ın, varoluşçuluğunda ilk olarak görülen, insanın önceden-tanımlanmamış bir varlık olarak ele alınmasıdır. İnsan kendi yaşamını ya da tanımını kendi kararlarıyla verecektir. İnsanın içinde bulunduğu koşullar içinde yaptığı tercihleri onun kim olacağını ve ne olacağını belirler. Bu, "varoluş özden önce gelir" sözünün anlamıdır. İnsan önceden-zaten-belirlenmiş bir öze sahip değildir, daha çok o özünü kendi eyleyişleriyle gerçekleştirecek, yani varoluşunu şekillendirerek özünü ortaya koyacaktır. Kahraman ya da alçak olmak, insanın kendi yaptıklarıyla ilgili bir sonuçtur. Bu anlamda varoluşçu felsefede insanın etik bir varlık olarak şekillendirildiği, ama bunun da siyasalı yadsımayan bir etik olduğu görülür. İnsan belirli bir bütünlüğün içine doğmuştur, burada belirli bağımlılıkları vardır ve yaşamı boyunca bu bağımlılıklar içinde bazı kararlar vermek zorundadır. İşte bu kararlar insanın varoluşunun gerçekleştirilmesidir. Bu anlamda Sartre varoluşçuluğu genelde sanıldığının aksine ve varoluşçu edebi metinlerde görülen karamsarlığa rağmen iyimser bir felsefe olarak değerlendirir. Bu felsefede özgürlük ve bağımlılık arasında tuhaf bir ilişki kurulur, öyle ki, Sartre; insan kendi özgürlüğüne mahkum edilmiştir der. Sartre'a göre insan kendi kararlarıyla ve tercihleriyle özgürlügünü gerçekleştirmek zorundadır.

Öte yandan varoluşçuluk belirtildiği gibi iyimser bir felsefedir ve özünde hümanisttir. Hümanizm Sartre'ın felsefesinde önemli bir yöndür. 20. yüzyılın ikinci yarısı özellikle Hümanizmin kuramsal ve felsefi olarak reddedilmesi ve eleştirilmesi olarak ortaya çıkmış olmasına ve bunların çoğunluğunun Fransa kaynaklı olmalarına rağmen, Sartre ısrarla, kendi felsefi konumunu ifade etmek için özgül bir şekilde anladığı anlamda hümanizmi vurgular. Sartre Varoluşçuluk Hümanizmdir der ve bu isimde felsefi bir çalışması vardır.

Bulantı

Bulantı, Sartre'ın aynı adlı kitabı olmasının yanı sıra, terim olarak da Sarte'ın varoluşçu felsefesini ifade etmektedir. Dünyanın kendinde varlığı ("kendinde şey"), insana bulantı duygusu verir; çünkü gerçeklik, yani varlıklar ne iseler o olarak orada öylece ve anlamsız bir şekilde dururlar. Bilinç ise, "kendi-için-şey"dir, ve o hiçlikle ortaya konur. Sartre, felsefi olarak "Varlık ve Hiçlik" kitabında bu noktaları açıklar. Daha sonra da Bulantı romanında edebi bir metin olarak konuyu somut biçimde değerlendirir.

Bulantı romanının kahramanı Antoine Roquentin'dir. İlk kez yerde gördüğü bir taş parçasını eğilip almak istediğinde bunu yapamadığını fark eder; çünkü bu anda varoluşun saçmalığına karşı bir bulantı duymaya başlar, varlıkların varoluşuna, doluluğuna karşı duyulan bir bulantı. Bu dünyanın özündeki kendinde anlamsız varlığı karşısında duyulan bir bulantı'dır. Sartre'a göre hissedilen bu bulantı hissi, kişinin varlıkların kendiliğinden varoluşlarının doğurduğu anlamsızlıktan sıyrılmasını sağlar ve onu bilinçli bir varlık olma konumuna getirir.

Varoluşçu Marksizm

Sartre'a göre Marksizm esas itibariyle varoluşçu bir mantıkla değerlendirilebilir ve değerlendirilmelidir. Marksizm, yapısalcılık gibi kuramcı eğilimlerin iddialarının aksine özünde Hümanisttir; "Marksizm hümanizmdir", der Sartre.

Diyalektik Aklın Eleştirisi'nde Sartre, varoluşçulukla Marksizmi karşılaştırarak değerlendirir ve Marksizmin, "çağımızın aşılmaz bir felsefi ufku olduğu" saptamasını yapar. Sartre'a göre; bir Descartes ve Locke dönemi, bir Kant ve Hegel dönemi, ve son olarak bir Marx dönemi söz konusudur. Bu temsilcilerin hepsi, bütün bir kültürün tarihsel ufkunu temsil ederler ve Marx bunların en yetkinleşmiş halidir. Tarihsel bir perspektif olarak Marksizmi kesin bir şekilde önerir ve "insanlık tarihinin tek geçerli yorumu"nun Marksizm ya daDiyalektik Materyalizm olduğunu söyler. "Hiç olmazsa zamanımız için" der Sartre, "marksizm aşılamazdır".

Sartre ve Aydın tavrı:

Sartre, bir aydın ya da entelektüel olarak her zaman çok özel bir konumda durmuş, her zaman bu aydın konumu üzerinden tartışmalar yürütülemesine vesile olmuştur. Hem savunduğu hem de uyguladığı aydın tavrı, Sartre'ı entelektüeller arasında özel bir konumda tutar. Öyle ki, Sartre, hem tamamen özgürlükçü ve bağımsız bir konumda bulunup hem de sıkı bağlanımları gerektiren pek çok politik tavrı, tereddüte ya da çelişkilere düşmeksizin sergileyebilmiş ve zamanının bütün sorunları konusunda neredeyse aktif bir tavır sergileyebilmiştir.

Bu bakımdan Sartre için, "çağının tanığı ve vicdanı" diye söz edilmesi yanlış olmaz. Sartre'ı Sartre yapan yalnızca felsefi çalışmalarının yetkinliği ve özgül varoluşçu kuramının ilgi çekiciliği değil, aynı zamanda sergilediği aktif aydın tavrıdır. Sartre, bu noktada kuram ve eylem adamı niteliklerini birleştirmiş durumdadır.

Sartre'ın anladığı ve savunduğu anlamda aydın, ister eylem alanında ister yazı masasında olsun, esasta aydını aydın yapan nitelik, yaşadığı zamanın dünyasına sırt çevirmeyen, bu dönemin gerçekliklerinden ve çelişkilerinden kaçınmayan, aksine tutumunu ve eylemini bu gerçeklikler ve çıkmazlardan hareketle oluşturup belirleyen tavırdır.

Bu anlamda Sartre'ın bir bütün yaşam doğrultusu bu bakışın doğrulanmasıdır. Dolayısıyla da, Sartre'ın sergilediği aydın tavrı ve kişiliği, varoluşçuluğun edebiyattaki yetkin temsilcisi olarak kabul edilen Dostoyevski'nin sözünü onaylar niteliktedir; "Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur." Bu söz Sartre'ın anladığı ve örneğini sergilediği anlamda aydının tavrının da iyi bir açıklanmasıdır.

Jean-Paul Sartre Kitapları - Eserleri

  • Bulantı
  • Duvar
  • Akıl Çağı
  • Varoluşçuluk
  • Yıkılış
  • Yaşanmayan Zaman

  • Edebiyat Nedir?
  • Sözcükler
  • Aydınlar Üzerine
  • Varlık ve Hiçlik
  • İş İşten Geçti
  • Sartre Sartre'ı Anlatıyor
  • Baudelaire

  • İmgelem
  • Sanat, Felsefe ve Politika Üstüne Konuşmalar
  • Toplu Oyunlar
  • Toplu Oyunlar 2
  • Kirli Eller
  • Öznellik Nedir?
  • Ego'nun Aşkınlığı

  • Denemeler
  • Saygılı Yosma
  • Yöntem Araştırmaları
  • Hepimiz Katiliz
  • Materyalizm ve Devrim
  • Altona Mahpusları
  • Özgür Olmak

  • Şimdi Umut: 1980 Söyleşileri
  • Tuhaf Savaşın Güncesi
  • Çark
  • Gizli Oturum
  • Mezarsız Ölüler
  • Sinekler
  • Heyecanlar Üzerine Bir Kuram Taslağı

  • Şeytan ve Yüce Tanrı
  • Bir Şefin Çocukluğu
  • Altona Men - Without Shadows - The Flies
  • Komünistler Devrimden Korkuyor
  • Çağımızın Gerçekleri
  • Jean Paul Sartre Küba'yı Anlatıyor
  • Yazınsal Denemeler

  • Yabancının Açıklaması
  • Estetik Üstüne Denemeler
  • In Camera and Other Plays
  • Briefe an Simone de Beauvoir 1
  • Sahibin uşaqlığı
  • Seçilmiş Əsərləri
  • The Age of Reason

  • Yöntem Araştırmaları

Jean-Paul Sartre Alıntıları - Sözleri

  • Emek, hayatın yeniden üretilmesi yoluyla nesnelleşmeyse, emek yoluyla nesnelleşen nedir? İhtiyaçla tehdit edilen nedir? Jouissance'la (haz, keyif) birlikte ihtiyacı ortadan kaldıran nedir? Cevap elbette ki pratik biyolojik organizmadır ya da diğer bir deyişle, bu terim bizi öznellik açısından ilgilendirdiği ölçüde, psikosomatik birliktir. Sonuç olarak, burada içselliğiyle dolaysız bilgiden kaçan bir birliği kavrıyoruz. (Öznellik Nedir?)
  • Özgürlük, metafizik değil, pratik özgürlük, proteinle koşullanmıştır. İnsanlar, açlıktan kurtulduğu, uğraşlarını ona yakışan koşullar altında yapabildikleri gün, yaşam insanca olacaktır. (Sanat, Felsefe ve Politika Üstüne Konuşmalar)
  • Dokunmayın bana. Birinin bana dokunmasından nef­ret ederim. Acımanızı da kendinize saklayın. Haydi! (Gizli Oturum)
  • Aşk, aşktan daha fazla bir şeydir. (Denemeler)
  • Ben de herkes gibi değiştim: bir sürerlilik içinde. (Sanat, Felsefe ve Politika Üstüne Konuşmalar)
  • Bize ihanet eden, kendi sözlerimiz, kendi eylemlerimiz, kendi alçaklıklarımızdır. (Altona Mahpusları)

  • Köksüzlerin ağırlığı olmaz. (Sinekler)
  • "O halde bu, proletaryanın hiçten yola çıkarak icat ettiği ya da 'yarattığı' bir şey değil, daha ziyade bütünlüğü içindeki evrim sürecinin zorunlu sonucudur; bu yeni öğe, ancak proletarya onu bilincine yükseltip pratik kıldığında somut bir gerçeklik halini almaya dair soyut bir imkân olmayı yine de bırakmaz. (Öznellik Nedir?)
  • İnsan dönüp kendi geçmişine bir anlam yakıştırarak onu bir çeşit değişikliğe uğratabilir. Yani kendi kişisel tasarısına göre, geçmişini farklı bir biçimde sahiplenir. Bir başka deyişle geçmiş, insanın özgürlük anlayışına göre kimlik kazanır.. (Ego'nun Aşkınlığı)
  • "Yeniden kendimi hissedebilmek istiyorum. İçten ve yoğun bir duygu beni kurtaracak." (Jean Paul Sartre Küba'yı Anlatıyor)
  • "Eskiden beklemek umurumda değildi. Şimdiyse ya­pamıyorum artık." (Kirli Eller)
  • Cehennem, başkalarıdır. (Toplu Oyunlar)
  • “Neden iki ayrı kişi olduğumuzu anlamıyorum. Kendim kalarak, sana dönüşmeyi isterdim.” (Toplu Oyunlar)

  • Gerçekten savaşsaydım, pek fena olmazdı. Fakat, savaşmıyorum işte. Silah altına alınmışım, o kadar. (Tuhaf Savaşın Güncesi)
  • "Bizi hiçbir zaman sevmediler!.." (Yıkılış)
  • Öncelikle en başında boşluk korkutmuştu sanatçıyı. Kuş uçmaz kervan geçmez, bu ıpıssız mekanda kendi boşluğunu kavramaya çalışırken, bir aşağı bir yukarı, aylarca gezinmişti. Sadece kendi korkunç yalnızlığı eşlik etmişti ona... (Estetik Üstüne Denemeler)
  • " Belli bir grubun emrindeki bilim, bir ideolojiye dönüşür. '' (Aydınlar Üzerine)
  • "İnsan özgür olmaya mahkûmdur." (Varoluşçuluk)
  • Söyleyebildiğim zaman söyleyeceğim. (Tuhaf Savaşın Güncesi)
  • Biz rüzgar ektik, o ise fırtınadır. Şiddetin çocuğu, şiddetten her an kendi insanlığını ya­ratıyor. Biz onun sırtından insandık, o da bizim sırtımızdan ken­disini insanlaştırıyor. Yeni bir insana doğru hem de daha ni­teliklisinden. (Hepimiz Katiliz)