Kitap Künyesi
Yazar: Yılmaz Güney
Yayın Evi: İthaki Yayınları
İSBN: 9786053756972
Sayfa Sayısı: 208
--reklam--
Selimiye Mektupları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
“Sevgili çocuk, demir yürekli kadınım! Korkular, acılar ve zulüm yenilecektir bir gün… İnsanoğlunun yıkılmaz inancı ezecektir vahşeti… Mutlaka ezecektir… İnsanları taş duvarlar, demir parmaklıklar arasında terbiye etmeyi, onların düşüncelerini önlemeyi düşünen anlayış yıkılacaktır… Taş duvarlar, kelepçeler, zincirler, demir kapılar yok olacaktır…
Sevgili… Bahar bütün kuşları, çayırları ve çiçekleri ile geldi… Bahar biziz sevgili, biziz baharı yaşatan… Bahar yeni baharlara varacak içimizde… Ağaç, kuş, çiçek bizimle güzeldir sevgili… Çünkü ona can veren biziz…
Otuz sekiz yaşım, ranzam ve taş duvarım…
Parmaklığım… Kelepçem… Kırlangıç kuşları ve
Oğlum ve karım ve anam… Hepiniz... Merhaba!”
5 Nisan 1974
Selimiye Mektupları, siyasi görüşleri ve eylemleri gerekçe gösterilerek 1972-1974 yılları arasında mahkum edilen Yılmaz Güney’in Selimiye Cezaevi’nden eşi Fatoş Güney’e gönderdiği umut, inanç ve aşk dolu mektuplarını içeriyor. Bu mektuplar; taş duvarlar ve demir parmaklıkların düşünmeye, üretmeye, aydınlık yarınlara inanmaya engel olmadığının, umudun yeşerebilmesi için önemli olan tek şeyin boyun eğmeyen bir baş olduğunun altını çizen yiğit bir adamın, Çirkin Kral’ın mektupları.
--reklam--
Selimiye Mektupları Alıntıları - Sözleri
- Dünya her zaman yaşanmaya değecektir.
- “Sevgili, kitap okuyor musun? Oku be yavrum, çok çok oku... Göreceksin, seni içinde bulunduğun karamsarlıktan kurtaracaktır.”
- “Zayıflığıma sahip çıkıyorum... O benim en insan yanım çünkü... Zayıflığımı da seviyorum.”
- Bazen sevinivermek için öylesine küçük şeyler yetiyor ki insana. Belki sevinmeyi özlemiş olmamızdandır bu.
- Sen benim sevgimin son durağı mısın?
- “Beni hiç düşünmeyin. Benim üzüntüm ancak sizler olabilirsiniz. Bunun dışında hapishane vız gelir bana... Baskı, ceza, hiç önemli değil bilesin... Kendinize dikkat edin... Kimsenin karşısında eğilecek başımız yok...”
- Hoş geldin Sevgili. Sana susamış yüreğime hoş geldin.
- “Hayatı bütün işleyişi ve yasalarıyla görüyorum sevgili... Ve çoğunlukla insanlara acıyorum... Onların çırpınışları, koşturmaları, boş inançları içimi parçalıyor... Onları kurtaracağız sevgili...”
- Sevgili... Sen de o mahzun yüzünle aklımın mühürüsün...
- "Hayat bütün eziciliğiyle üstümüzden geçse bile, biz onun altından zaferle, başarıyla çıkmasını biliriz."
- Sevgili... Kocan bütün dar yolları geçecektir. Önemli olan “ot” gibi yaşamak değildir; bitkisel hayat değildir. Ben yaşadığım çağa damga basacağım... Bunu bilesin.
- Sevgili çocuk, demir yürekli kadınım! Korkular, acılar ve zulüm yenilecektir bir gün... İnsanoğlunun yıkılmaz inancı ezecektir vahşeti... Mutlaka ezecektir... İnsanları taş duvarlar, demir parmaklıklar arasında terbiye etmeyi, onların düşüncelerini önlemeyi düşünen anlayış yıkılacaktır... Taş duvarlar, kelepçeler, zincirler, demir kapılar yok olacaktır... Sevgili... Bahar bütün kuşları, çayırları ve çiçekleri ile geldi... Bahar biziz sevgili, biziz baharı yaşatan... Bahar yeni baharlara varacak içimizde... Ağaç, kuş, çiçek bizimle güzeldir sevgili... Çünkü ona can veren biziz... Otuz sekiz yaşım, ranzam ve taş duvarım... Parmaklığım... Kelepçem... Kırlangıç kuşları ve Oğlum ve karım ve anam... Hepiniz... Merhaba! Eşofmanı iyisinden isterim...
- Arkadaşlar!.. Dışarıda bir şeyler oluyor, farkında mısınız? Uykuda olanları sarsın, uyandırın...Herkese söyleyin, yakında ışıklar kesilebilir... Karanlıkta ne yapacaksınız?
- Seni yüreğimde yaşatıyorum... Bilesin...
- “Sevgili, üzüntü yumağıyım şimdi. Çözüldükçe taa derinlere varan ve her anı bütün acılarıyla en canlı biçimde dirilen bir üzüntü yumağıyım. Ve benim anam, babam ve bacım gibi milyonlarca zavallı var. Türkiye’de. İşin acısı, bu yumak hep duracak içimde. Çare bulamadan; devamlı kanayarak duracak.”
--reklam--
Selimiye Mektupları İncelemesi - Şahsi Yorumlar
'Sevgili çocuk, demir yürekli kadınıml Korkular, acılar ve zulüm yenilecektir bir gün... Insanoğlunun yıkılmaz inancı ezecektir vahşeti. Mutlaka ezecektir. Insanları taş duvarlar, demir parmaklıklar arasında terbiye etmeyl, onların düşüncelerini önlemeyi düşünen anlayış yıkılacaktır. Taş duvarlar, kelepçeler, zincirler, demir kapılar yok olacaktır. Sevgili Bahar bütün kuşları, çayırları ve çiçekleri ile geldi. Bahar biziz sevgili, biziz baharı yaşatan. Bahar yeni baharlara varacak ıçımızde... Ağaç, kuş, çiçek bizimle güzeldir sevgili. Çünkü ona can veren biziz. Otuz sekiz yaşım. ranzam ve taş duvarim... Parmaklığım... Kelepçem... Kırlangıç kuşları ve Oğlum ve karım ve anam.... Hepiniz...Merhaba!' 5 Nisan 1974 -Yılmaz Güney Selimiye Mektupları, siyasi görüşleri ve eylemleri gerekçe gösterilerek 1972-1974 yılları arasında mahkum edilen Yilmaz Güney'in Selimiye Cezaevinden eşi Fatoş Güney'e gönderdiği umut, inanç ve aşk dolu mektupları içeriyor. Bu mektuplar, taş duvarlar ve demir parmaklıkların düşünmeye, üretmeye, aydınlık yarınlara inanmaya engel olmadığının umudun yeşerebilmesi için önemli olan tek şeyin boyun eğmeyen bir baş olduğunun altını çizen yiğit bir adamın. Çirkin Kral'in mektupları (•21•)
20 sinde gencecik bir kadın, daha küçücük bir bebek ve bütün inancıyla umutlarla dolu ne olursa olsun pes etmeyen bir adam...Türk sinemasına muhteşem solukları getirirken demir parmaklıklar arasındaydı. Dışarda onu bekleyen karısı anası çocukları vardı. Ne olursa olsun umudunu yitirmedi her mektubunda karısına boyun eğmeden yaşamanın , güçlü olmanın, umudu yeşertmenin öneminden bahsetti. Dört duvar arasında okudu okudu okudu, yazdı yazdı yazdı, üretti. Ona demir parmaklıklar taş duvarlar engel olamadı. Karısını çok sevdi onca sıkıntının içinde ona duyduğu o güzel aşkı o kadar güzel anlatıyor ki mektuplarda.ağlamamak elde değil o satırları okurken. Biz ise en ufak bir olumsuzluk karşısında yıkılırken insanlar sonu belli olmayan dört duvar arasında sıkışmış kalmış durumda bile bu kadar umutlu güçlü dimdik inançla inatla kalabilmiş. Keşke daha önce okusaydım keşke... Dediğim bir kitaptı. (Başak Cebeli)
Yılmaz Güney'in 72-74 yılları arasında Selimiye cezaevinde kaldığı süre içerisinde karısı Fatoş Güney ile mektuplaşmalarından oluşan eserde bolca Yılmaz Güney'in karısına ve çocuğuna olan sevgisine tanıklık ediyoruz. Mektuplarında sıkça düştüğü hatalardan yakınmış ve özeleştirisini vermiştir. Cezaevi yıllarında Güney bolca düşünme vakti bulmuş değişmenin yoluna gitmiştir. Mektubun birinde şunu der; "Bir gün, dünya sineması içinde mütevazı ve saygı değer bir yerimiz olacak. Türkiye sinemasını dünyaya ben ve benim gibi düşünenler götüreceğiz." Dediği gibi de olur. Yılmaz Güney Cannes'te ödül alan ilk Türk olmuştur. Türk sinemasını dünyaya taşımıştır. Bir sanatçının kişisel dünyasını en iyi tanıyabileceğimiz eserler mektup veya günlüklerdir. Bu mektuplar sayesinde Yılmaz Güney'i daha iyi tanıma fırsatı buldum. Yılmaz Güney severlerinin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum. (Burak)
--reklam--
Selimiye Mektupları PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Yılmaz Güney - Selimiye Mektupları kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Selimiye Mektupları PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Yılmaz Güney Kimdir?
Babası Siverekli Zaza, annesi ise Vartolu bir Kürt olan Yılmaz Güney, özellikle Çirkin Kral dönemi sonrasında çektiği ve önemli bir sinemacı olarak kabul edilmesini sağlayan Cannes ödüllü Yol, Sürü, Umutsuzlar gibi filmleriyle tanınır.
Yılmaz Güney'in gerçek adı Yılmaz Pütün'dür. Kendi ifadesine göre Pütün kırılması zor sert meyve çekirdeği demektir. 1937 yılında, köylü bir ailenin iki çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Babası Siverek Desman Köyü'nden olup Annesi Muş'un Varto ilçesindendir. Kendisi Adana'da büyümüş ve Adana birçok filmine konu olmuştur. Adana'da bir süre Kemal ve And Film şirketlerinin bölge temsilcisi olarak çalıştı. Üniversite okumak üzere İstanbul'a gitti ve Atıf Yılmaz ile tanıştı. Bu süreçte bir yandan da hikâyeler yazıyordu. Daha sonra Atıf Yılmaz'ın da desteğiyle sinemada çalışmalarına başladı.
Yılmaz Güney, 1959 yılında Atıf Yılmaz'ın yönetmenliğini yaptığı "Bu Vatanın Çocukları" ve "Alageyik" isimli filmlerin hem senaryosunu yazar hem de filmlerde rol alır ve oynar. "Karacaoğlan'ın Karasevdası"nda da yönetmen yardımcılığı yapar. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere de öyküler yazan Yılmaz Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılanır ve 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına mahkûm olur.
İki yıl sonra tekrar kaldığı yerden devam eden Yılmaz Güney, o dönemde daha çok macera filmleri çeker. Filmlerinde ezilen, hor görülen bir "Anadolu çocuğunun" otoriteye başkaldırısı vardır. Bu dönemde Çirkin Kral lakabını alır. Bu dönemdeki en önemli filmi Lütfü Akad'ın yönettiği ve kendisinin yazdığı "Hudutların Kanunu"dur. Bu dönem boyunca oyunculuğunu geliştiren Yılmaz Güney, abartısız ve yalın oyunculuk anlayışı bu dönemde artık oturtmuştur.
Yılmaz Güney, 1971 yılında Efraim Elrom'un öldürülmesinden sorumlu olan başta Mahir Çayan olmak üzere diğer Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi üyelerini sakladığı gerekçesiyle 2 yıl hapse ve sürgüne mahkûm edildi. Yılmaz Güney içeride kaldığı süre boyunca sinema ve sanat ile ilgili fikirlerini; şiir ve öykülerini o dönemde çıkarmaya başladığı Güney dergisinde yayınlamıştır.
1974'te cezaevinden çıktı. İki yıldan fazla cezaevinde kalan Yılmaz Güney aynı yıl "Arkadaş" filmini çekti. Yine aynı yıl "Endişe" adlı filmi çekerken Yumurtalık ilçesindeki bir gazinoda ilçe yargıcı Sefa Mutlu'yu öldürmekten tutuklandı ve 25 Ekim'de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan yargılamaların sonucu 13 Temmuz 1976'da 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Beş yıl hapis yattıktan sonra 9 ekim 1981 tarihinde izinli olarak çıktığı Isparta Yarı Açık Cezaevinden yurtdışına firar etti. Yılmaz Güney'in hapisten kaçışı da filmlerini anımsatmıştır. Hapse girmeden önce çekmiş olduğu "Şeytanın Oğlu" filminde: bir günlük bayram izininde dışarı çıkan ve kayıplara karışan bir adamın hikâyesini anlatmıştır. Filmine benzer bir yaşantı tecrübe etmiştir. Bir günlük izin ile hapisten çıkan Güney, Antalya'nın Kaş ilçesinden Yunanistan'a bağlı Meis adasına, oradan da İsviçre'ye kaçmıştır. Daha sonra Fransa'ya geçer ve yaşamının geri kalanını orada geçirir.
Cezaevinde sinema ile olan ilgisi devam etti. Bu dönemde senaryolarını yazdığı ve Zeki Ökten tarafından çekilen "Sürü" ile yurt dışında ve yurt içinde büyük ilgi gören ve Şerif Gören tarafından çekilen "Yol" filmleri büyük ses getirdi. Cezaevindeyken GÜNEY adlı bir sanat-kültür dergisi çıkardı. Yol'un kurgusunu tekrar yaptı ve Cannes Film Festivali'nde ödül aldı. Yurt dışına kaçtıktan sonra Fransa'da "Duvar" filmini çekti. Güney'in, 1976 yılında Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'nde tanıklık ettiği, çocuklar koğuşunda çıkan ve tüm cezaevine yayılan bir isyanın sinemaya aktarıldığı "Duvar" onun son filmi olmuştur.
Son yıllarını Paris'te geçiren Güney, mide kanseri nedeniyle 9 Eylül 1984'te yaşamını yitirdi ve Paris'te toprağa verildi.
--reklam--
Yılmaz Güney Kitapları - Eserleri
- Boynu Bükük Öldüler
- Salpa
- Sanık
- Hücrem
- Arkadaş
- Soba, Pencere Camı ve İki Ekmek İstiyoruz
- Ölüm Beni Çağırıyor
- Selimiye Mektupları
- Gençlik Öyküleri
- Umut
- Yol
- Sürü
- Oğluma Hikayeler
- Ağıt
- Acı
- Baba
- Zavallılar
- Umutsuzlar
- Hudutların Kanunu
- Bir Gün Mutlaka
- Seyyit Han
- Aç Kurtlar
- Endişe
- İnsan, Militan ve Sanatçı Yılmaz Güney
- Siyasal Yazılar
- Duvar
- Yunan Bıçağı
- Sonsuz Bekleyiş
- Selimiye Üçlüsü
--reklam--
Yılmaz Güney Alıntıları - Sözleri
- Hayat denilen kavgaya girdik. Çelik adimlarla yürüyoruz.! (Bir Gün Mutlaka)
- Sevgili... Sen de o mahzun yüzünle aklımın mühürüsün... (Selimiye Mektupları)
- 03-09.12.1973 günlü ve 1169 sayılı L'Express'te "Umut" başlığı altında G.J. imzasıyla yayınlanan yazıda şöyle deniliyor: Sinemalarımızda bir Türk filminin oynaması, hemen dikkatimizi çekecek kadar ender rastlanan bir olaydır. Hele yapımcısı, ülkesinde 20 aydır, cezaevlerinde çürüyen bir tutukluysa. Ya UMUT? İyi bir ad. L'Express (Umut)
- İnsanları düşünmeye iten, doğasal ve toplumsal ihtiyaçlardır. İnsanlar canları istedikleri için şöyle ya da böyle düşünemezler. Onları, birbirlerinden farklı düşünmeye iten maddi zorunluluklar vardır. Bu nedenler, insan iradesinden bağımsız, varolan nesnel koşulların ürünüdürler. Bu koşullardan kaynaklanan zorunluluklar da düşünmenin, düşüncenin, tutum ve davranışlarımızın maddi temelidir. (Siyasal Yazılar)
- Kendimize soralım: Biz kimiz, neyiz, sınıflar arası mücadelede siyasal, ideolojik, kültürel anlamda neyi, hangi değerleri temsil ediyoruz? (Siyasal Yazılar)
- Biz önceden küçük şeylerle mutlu olan insanlardık. Sonra aklımıza sevda diye bir şey soktular, toparlanamadık... (Sonsuz Bekleyiş)
- "Sermayenin, gelişen, egemenliğe oynayan en gerici kesimin bugünkü gücü, gelişen halk hareketleri karşısında, uzun vadeli hesaplar yaparak çıkarlarını korumaya yetmiyor, kısa vadede büyük kârlar peşinde koşmak zorundadır o. Bu yüzden kitle hareketleri, grevler, boykotlar, işgaller, halkın uyanışı işine gelmeyecektir. Çünkü kitle hareketleri, artan işsizlik, hayat pahalılığı, kaçınılmaz olarak kapitalist sömürü ile uzlaşamaz sınıf ve tabakaları, devrimin gerekliliğine inandıracaktır. Peki ne yapacaktır sermaye? Baskıya ve zulme başvuracaktır. Kendine en uygun siyasi sisteme başvuracaktır. Bunun adı faşizmdir. "Kahrolsun faşizm!" (Sanık)
- "Yağmur altında bilmediğim sokaklarda, bir ıslıkla delicesine dolaşmak yahut şapkasını rüzgara kaptırmış bir adamın haline gülmek ihtiyacına duyduğum şu anda, sıcak salebimi yudumluyorum." (Gençlik Öyküleri)
- Sen dik dur..! Biz unutursak da, Sosyalistler unutmaz seni... (Hücrem)
- Bazen sevinivermek için öylesine küçük şeyler yetiyor ki insana. Belki sevinmeyi özlemiş olmamızdandır bu. (Selimiye Mektupları)
- Yazgıdan başkası olmaz oğul. Yüreğine taş basacaksın çaresiz. (Seyyit Han)
- Emperyalizmin, çeşitli eğilimlere sahip, uluslararası tekelci burjuvazinin farklı mihraklarına bağlı işbirlikçi yerli tekellerin, toprak kapitalistlerinin, toprak ağalarının, bankacıların, aracıların, büyük tefecilerin - bezirgânların, hacıların, hocaların, şıhların ve her türlü soyguncu sermayenin ve gericiliğin yoğun sömürüsü ve baskısı altında ezilen, yoksul, geri bir ülkenin devrim acemisi çocuklarıyız (Selimiye Üçlüsü)
- Kimin saflarında olacağız? Bağımsızlık, demokrasi ve özgürlük isteyen; insanın insana kulluğuna son verilmesini isteyen halkların devrimci saflarında mı, yoksa bağımsızlığa ve demokrasiye karşı çıkan, sömürüyü bir tasma gibi halkların boğazına geçirip onları köleleştiren ve düzeni korumak için her türlü baskı ve zülmü "meşru" gören halk düşmanı saflarda mı? (Siyasal Yazılar)
- Çocukları çok seviyorum, ama onları bu dünyaya getirip acı çektirme hakkına sahip değiliz. Biz insanlar hayvanlardan beteriz. Kendi zevkimiz için onlara acı çektirmeye hakkımız yok. (Arkadaş)
- Canım, Sevdiğim, Yüreğim Bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin... Bu parmaklıklar, bu demir kapılar, bu hava, inan... Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü, Bazen bir serçe kadar güçsüzsem, bir nedeni vardır... Hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu. Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi. Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdiğim. Damla damla birikiyor insan. Damla damla sevgili... Bir gün akıp gideceğiz hayata... Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin. Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur... Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde. ataç ikon (Sonsuz Bekleyiş)
- Karanlığa saplanmış tüm düşüncelerimi aydınlatacak bir ışığa ihtiyaçım vardı... (Gençlik Öyküleri)
- ...grev yapsak düzelir mi? (Bir Gün Mutlaka)
- Kimsesizin ardından gidenide olmazmış (Boynu Bükük Öldüler)
- "Kavgayı göze almadan barış da olmaz." (Oğluma Hikayeler)
- Onu ilk gördüğü günü hatırlıyordu. Onunla geçen sıcak ve unutulmaz günleri, ürpertiler duyarak... Birbirinden kopuk anılar, düşünüldükçe daha canlılık kazanıyor, birbirini tamamlayan yeni anıları doğuruyordu. (Umutsuzlar)
Yorumlar
0 yorum