Kitap Künyesi
Yazar: Roald Dahl
Çevirmen: Tülin Cansunar
Orijinal Adı: Someone Like You
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750738548
Sayfa Sayısı: 320
--reklam--
Senin Gibi Biri Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Sıra dışının krallığına hoş geldiniz! Casus, savaş pilotu, çikolata tarihçisi ve tıbbi buluşlar yapan bir mucit: Roald Dahl, yazdığı kitaplar kadar renkli bir yazar. Charlie’nin Çikolata Fabrikası ve diğer çocuk kitaplarıyla tanınan Dahl’ın yetişkinlere anlattığı hikâyeler de bir o kadar sihirli.
Roald Dahl, bu kez sürpriz ve gerilim dolu öyküleriyle yetişkinlerin aklına ve yüreğine sesleniyor. Kocasından intikam alan kadın eve gelen polislere ne ikram eder; sol elinizin serçeparmağına gerçekten ihtiyacınız var mı; şarap bilginizi nasıl geliştirip bahse girersiniz; bahçeden kopardığınız çiçek çığlık mı atar ağlar mı – bu soruların cevaplarını bu kitapta bulacaksınız.
Roald Dahl’ın alışılmışın dışındaki öyküleri, intikamlar, umutsuz arayışlar, acı anılar, tiksindirici fantezilerle garip ve beklenmeyen olayları dile getirerek tüylerinizi ürpertmeyi başarıyor.
--reklam--
Senin Gibi Biri Alıntıları - Sözleri
- "İyi düşünceleri olan bir insan asla çirkin olamaz. Düşünceleriniz iyiyse, yüzünüzden güneş ışını gibi fışkırır bu düşünceler ve her zaman çok hoş görünürsünüz."
- Çalışma odasında masasının üstünde bir şişe yeşil saç ilacı saklardı -bir odanın tozunu almak zorundaysanız, içindeki tüm nesneleri öğrenir ve nefret edersiniz- bu şişenin etiketinde de Kraliyet armasıyla Bond Sokağı'nda bir dükkanın adı, altında da küçük harflerle 'Majesteleri Kral VII. Edward'ın berberi olmanın övüncüyle' yazılıydı. Bunu özellikle anımsıyorum, bir dükkanın neredeyse hepten saçsız olan birinin berberi olduğu için övünmesi çok gülünçtü, ondan olsa gerek, bu mutlak bir hükümdar olsa bile.
- İnanın bana, tekdüzelik ve düzen kadar insanın kafa dinginliğini koruyan başka hiçbir şey yoktur.
- "Sıcak bir günde çay içmeli derler. "
- Şimdiye kadar sır diye bir şeyin olmadığını öğrenmediniz mi Lionel?
- hiç ses çıkarmamasına karşın sanki avaz avaz bağırarak...
- ... öylesine bir sessizlik vardı ki, ansızın açık pencereden uzakta vadideki öbür çiftlikten değirmen deresindeki suyun bendin üstünden akışının sesi geldi.
- ... bir fısıltıya karşılık verenlerin düşünmeden yaptıkları gibi sesini alçaltmıştı.
--reklam--
Senin Gibi Biri İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Foxley Orada mı?: Öykücüleri izleme serüvenimize devam ediyoruz. Bana biraz vakit ayırmak ister misiniz? yazar/Roald-Dahl_5566 yazı atölyesinde bana verilen reçetenin dördüncü hapıydı. Yazarı çocuk kitaplarından tanıdığım için öykücü olarak bu listeye gireceğini düşünmezdim. Bir sebebi olmalı mutlaka, dikkatli okumak lazım. Yazara ait öyküleri ararken çocuk kitapları arasından güçlükle buldum bu eserini. Böylece bitirmiş olduğum 45. öykü kitabı oldu. 12 tanesi Sait Faik olmak üzere farklı yazarlara ait olan. Kim nasıl yazıyor, derdi ne, nasıl bir yöntem izliyor? Anlamaya çalışıyorum. İyi bir öyküyü nasıl tanımlayabiliriz. Aslında iyi öykü göreceli bir ifade olsa da kötü öyküyü tanımlamak daha kolay olabilir. Bizi heyecanlandırmayan, sıkan, bir an önce bitse diye beklediğimiz öykülerdir bunlar. Bu anlamda okuyucuyu heyecanlandırmayan, uyutan bir öykünün yeri şömine olsa gerektir. İyi öykülerin ortak özellikleri kitap/edebiyat-atlasi--157307 adlı eserde; Dil, tavır/duruş, teklif, atmosfer, tek etki, ayrıntı/yoğunluk, azaltma/rafineleştirme, biçim/yenilik, zenginleştirme/çoğaltma, zamanın dili kavramlarıyla geniş bir açıdan incelenmişse de, benim okur olarak ilgilendiğim beklentilerimden bahsetmek istiyorum. Şimdiye kadar okuduğum öykülerde 4 temel konuya dikkat etmeye çalıştım. 1. Konu seçimi 2. Kurgu biçimi 3. Atmosfer 4. Ritim Konu seçimi, okur beklentilerine göre değişmekle birlikte belli bir çıtanın üzerindeki her yazarın başarılı olduğu bir alan. Benim buradaki beklentim ise, şaşırtıcı ve çarpıcı olması. Buradaki şaşırtıcılık konu seçiminde hiç akla gelmeyen ilginç olaylar seçilebileceği gibi, sıradan görünen herhangi bir olay da, bizi sarsan detaylarla çekici hale getirilebilir. Rolla May, bu detay yakalamayı şöyle ifade eder: “Cezeanne bir ağaç görür. O ağacı daha önce de gören olmuştur. Ama o, ağacı kimsenin görmediği biçimde görmüştür.” Ama asıl söylemek istediğim bu değil! Peş peşe öykü kitapları okumam daha çok olay örgüsü ve kurgu teknikleriyle ilgilidir. Hikâye baştan mı sondan mı başlıyor? Post modern tekniklerle biçimsel denemelere giriyor mu? Yoksa klasik anlatımı mı tercih ediyor. Olay örgüsü ve karakter seçimleri gibi yaklaşımlarını izlemeye çalışıyorum. Bu kavram ve tekniklerin hepsi önemli olmakla birlikte şunu söyleyebiliriz ki; hangi yöntemle yazılırsa yazılsın, işlenmeye değer her konu, iyi bir anlatıcının elinde edebi bir değer haline gelebilir. O halde asıl aradığımız noktaya ulaşmış oluyoruz. Hangi teknikle yazılırsa yazılsın, bizim için olmazsa olmaz olan konu, atmosferdir. Çünkü iyi bir öykü okuduğumuzda olayın içinde olduğumuzu, canlı olarak yaşadığımızı ve nefesimizin etkilendiğini hissetmemiz gerekir. Bir tatlının tadını hissetmek için damağınızda bekletmek gerektiği gibi, öykü bittiğinde kitabı kapayıp derin bir nefes almanız gerekir. Dördüncü konumuz ise ritimdi. Öyküde belli aralıklarla ortaya çıkan şiirsel bir ses veya öğenin sizi hikâyeye çekmesi anlamına gelir. Bu çok az yazara mahsus olan ve çok fazla rastlanmayan bir seviyedir. Hangi yazarların bunu yapabildiği herkes için farklı sonuçlara götürebilir bizi. Ama benim açımdan son okuduğum ve inceleme yazdığım yazarlar arasında Tanpınar, Yaşar Kemal ve Balzac bu seviyededir. Dördüncü seviyeyi yüksek çıtası nedeniyle devre dışı bıraktığımızda asıl aradığımız atmosfer konusuna odaklanıp kitabımıza dönersek iyi olacak. Aslında kitabın arka kapağını okuduğunuzda sizi neyin beklediğini görebilirsiniz (Sıra dışının krallığına hoş geldiniz!). Konu seçimi, sürprizler ve gerilim dolu öykülerle sizi ürpertebileceği konusunda uyarıyor yayıncı. Bu anlamda ben de öykülerin sıra dışı ve çarpıcı olduğu fikrine katılıyorum. Sadece konu olarak değil, anlatım, atmosfer yönüyle de etkileyici buldum. Kullanılan bazı benzetmeler belki hiçbir zaman aklınıza gelmeyecek, fakat üzerinde düşünüldüğü belli olan detaylardı. Örnek vermek gerekirse; …sesi inanılmaz meslek sırlarını açıklayan bir adamın sesi gibi alçak… …yüzünde yüreğinin tam ortasından ölümüne vurulmasına bir saniye kalmış birinin şaşkın, olup biteni kavrayamayan anlamı… …o koca bir krem kavanozuymuş, ben de içine düşmüşüm gibi… …bir çocuk eğlencesinde oyunlar düzenleyen biri gibi…vb. Kitabın ana fikriyle ilgisi bulunmayan, fakat eserde yer alması için kuvvetli bir gözlem ve arka plan gerektirdiğini düşündüğüm bu gibi benzetmeleri çok değerli buluyorum. Bu kısmını da beğendim. Öykülerimize gelecek olursak; Kitapta 15 adet öykü bulunuyor. Ve yazarın ilk öyküden itibaren hikâyede konu seçimi noktasında farklı ve çarpıcı konular üzerinde ısrarla durmuş olduğu göze batıyor. Hiç de çocuk kitapları yazan bir öykücünün seçeceği konular değil bunlar. Bahisler, kumar, cinayet ve ahlaki zaaflar ön plana çıkıyor. Konu yazarın yönlendirmek istediği noktaya doğru ilerlerken okuyucunun tahmin etmekte zorlanacağı sürprizlerle sona eriyor. Bir öyküyü önemli yapan noktalardan birinin de bu tür finaller olduğunu düşünüyorum. Birinci öyküde; bir şarap tadıcısının evlenmek istediği kıza karşılık ortaya koyduğu iki evini bahis konusu yapması işlenirken, çarpıcı olan nokta ise kızın babasının bunu kabul etmesi ve ailesine baskı yapmasıydı. İkinci öyküde; Sıradan bir ev hanımının kocasını öldürdükten sonra profesyonel katilleri aratmayan soğukkanlılığı göze batıyordu. Üçüncü ve beşinci öykü konusu ise; sarsıntının şiddetini yükselten başka oyunlar üzerineydi. Üçüncü öyküde, arabasını ortaya koyan bahisçinin rakibinden istediği küçük bir şeydi. Küçük bir serçe parmağı. Evet, işler sarpa sarmaya başlamıştı. Kitabın konu seçimleriyle öne çıkacağı görünüyordu artık. “Güvercinim Sultanım” öyküsünde ise briç oyuncusu iki ailenin birinin hile, diğerinin ahlaki zaafları ön plana çıkarken, konu seçimi ve atmosfer yine dikkat çekiyordu. Ganyat’ta ise; bir gemi yolculuğu ve yine bahis konusu çıkıyor karşımıza. Bu kez geminin hızı ve alacağı yol üzerine hayatın ortaya koyulduğu bahislerdi bunlar. Diğer öykülerde de yine bahis merkezli olmak üzere yazarın konu ve çarpıcılık yönüyle iddialı öyküler ortaya koyduğunu söyleyebiliriz. Ama asıl bahsetmek istediğim, beni bu incelemeyi yazmaya iten “Dörtnal Foxley” hikâyesi oldu. Bu öyküde, yatılı bir özel okulda okuyan küçük bir çocuğun uğradığı zalimliklerdi beni etkileyen. Ben de yatılı okulda okuduğum için olabilir belki de. Tarafsız yaklaşamıyor olabilirim. Ama hikâyenin başından itibaren o kadar canlı bir atmosfer vardı ki, izlediğim. Her şeyi gördüm, evet her şeyi! Sadece dayak kısmıyla kalmış olsaydı, sıradan bir hikâye olabilirdi. Ama hikâye öyle bir noktaya geldi ki; dayak faslı bittikten sonra çocuğu çağırıp o son cümleyi söylettiğinde nasıl bir yazarla karşılaştığımı anladım... Foxley tarafından geri çağrılan çocuk, “Teşekkür ederim, dayak için teşekkür ederim,” demek zorunda bırakıldığında ayracı kitabın arasına koydum. Ve çocukluğa inmenin ne demek olduğunu gördüm. Aslında bu sıralar inceleme yazmaya zaman ayıramıyordum. Okumuş olduğum son öykü kitapları arasında özellikle kitap/magara-arkadaslari--154217, kitap/gezgin-satici--7600 ve kitap/bahtiyarlik-ve-diger-oykuler--42108 i beğenmiş ve inceleme yazmaya niyetlenmişken fırsat bulamamıştım. Ama bu kitaba, sırf bu hikâye için inceleme yazmam gerektiğini düşündüm. Feedback tekniğiyle yazılan bu öykü anlatıcıyı çocukluğuna götürmüş, sonra geri getirmişti. Ama ben orada kaldım. Bir süre daha okulda kalmak istiyorum. Foxley gittiğinde lütfen bana söyler misiniz? İncelemenin tam metni için, http://www.kitaphaber.com.tr/oykude-siradisinin-kralligi-k3856.html (Resul Bulama)
--reklam--
Senin Gibi Biri PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Roald Dahl - Senin Gibi Biri kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Senin Gibi Biri PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Roald Dahl Kimdir?
1916’da Galler’de Norveçli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. 1932'de İngiltere'nin tanınmış özel okullarından birini bitirdikten sonra, üniversiteye gitmek yerine Kanada'daki Newfoundland'e yapılan bir keşif yolculuğuna katıldı. Afrika'da Shell Petrol Firması için çalıştı. II. Dünya Savaşı'nda savaş sırasında tanıştığı romancı C.S.Forester'ın özendirmesiyle, orduda çalıştığı yıllarda başından geçen olayları yazmaya başladı. Daha sonra RAF savaş uçaklarında pilotluk yaparken, başından aldığı ağır bir darbe sonucu ordudan ayrıldı. Ve bu olay onun ilk kısa öyküsüne konu oldu: "Shot Down Over Libya".
ABD’ye gitti. Burada İngiltere için diplomatlık ve istihbaratçılık yaptı. 1942’de yazdığı ilk öyküsü “A Piece of Cake”te de (Çocuk Oyuncağı), 1943’te Walt Disney için yazdığı ilk çocuk kitabı The Gremlins’de de (Cinler) pilotluk günlerini yazdı.
Çocuk kitaplarının yanı sıra büyükler için yazdığı kitapları ve oyunları vardır. Özellikle Charlie’nin Çikolata Fabrikası ve Matilda gibi çocuk kitaplarıyla tanınan Dahl’ın yetişkinler için iki romanı (Sometime Never: A Fable for Superman [Hiçbir Zamanlar: Süpermen İçin Bir Masal], Oswald Amcam) ve altmıştan fazla öyküsü bulunuyor. Dahl, Senin Gibi Biri adlı öykü kitabı ile “Pansiyoncu Kadın” ve “Deri” adlı öyküleriyle üç defa Edgar Allan Poe Ödülü’ne layık görüldü.
1953 yılında Patricia Neal ile evlendi ve 1983 yılında boşandı. Beş çocukları olmuştur. Dahl 23 Kasım 1990 tarihinde Oxford, Oxfordshire, İngiltere'de 74 yaşında bir kan hastalığı nedeniyle vefat etti.
Kendi yazdığı otobiyografisi Boy, Roald Dahl'ın çocukluğunu anlatmaktadır. Bir başka kitabı Going Solo 'da ise Dahl'ın savaş içindeki anıları ve deneyimleri yazmaktadır.
Ayrıca Great Missenden'de bir Roald Dahl Müzesi ve Öykü Merkezi bulunmaktadır. Bu merkez Dahl'ın çalışmalarını göstermektedir.
--reklam--
Roald Dahl Kitapları - Eserleri
- Charlie'nin Çikolata Fabrikası
- Matilda
- Charlie'nin Büyük Cam Asansörü
- Dev Şeftali
- Bay ve Bayan Kıl
- Cadılar
- Koca Sevimli Dev
- George'un Harika İlacı
- Dünya Şampiyonu Danny
- Büyülü Parmak
- Yaman Tilki
- Kaplumbağa
- Zürafa, Peli ve Ben
- Küçük Adam Büyürken
- Öptüm Seni
- Amcam Oswald
- Benek Tozu ve Diğer Müthiş Sırlar
- Şeker Henry'nin Akılalmaz Öyküsü
- Sahaf
- Senin Gibi Biri
- Tat
- Kancık
- Benden Bu Kadar
- İrikıyım Timsah
- Son Perde
- Tek Başına
- The Twits
- Kuğu
- The Witches
- The Magic Finger
- Tat
- Charlie and the Great Glass Elevator
- Taste and Other Tales
- George's Marvellous Medicine
- Boy
- The Way Up to Heaven
- The Boy in the Dress
--reklam--
Roald Dahl Alıntıları - Sözleri
- . Babamın gözlerinin gülen biri olmasına sevindim. Bu, bana asla sahte bir gülümseme vermediği anlamına geliyordu çünkü kendin ışıl ışıl hissetmiyorsan gözlerinin parıldamasını sağlamak imkansız. Ağızdan gülümseme farklıdır. Dudaklarınızı hareket ettirerek istediğiniz zaman sahte bir ağız gülümsemesi yapabilirsiniz. Ayrıca gerçek bir ağız gülümsemesinin her zaman onunla birlikte bir göz gülümsemesi olduğunu öğrendim. Bu yüzden dikkat et, diyorum ki, biri sana gülümsediğinde ama gözleri aynı kaldığında ; "Sahte olduğu kesin." ... (Dünya Şampiyonu Danny)
- Bu Kitabı Okuyan Çocuklara BIR MESAJ Büyüdüğünüzde ve kendi çocuklarınız olduğunda, şu önemli şeyi hatırlayın lütfen. Ağırbaşlı bir ana-baba hiç de eğlenceli değildir! Bir çocuğun istediği ve hak ettiği ana-baba şöyledir: ÇILGIN! (Dünya Şampiyonu Danny)
- " Eğer küçük bir hesap makinesi yapabiliyorsa,ben neden yapamayacakmışım ? " (Matilda)
- "Kitaplar hiçbir zaman bitmez İçinde arkadaşların oldukça" (Zürafa, Peli ve Ben)
- I know where I want to be, but I can’t possibly be sure we’re anywhere near it. (Yaman Tilki)
- İnsancık, kendinden birini öldüren tek hayvan. (Koca Sevimli Dev)
- "Umut fakirin ekmeği. Öyle değil mi Charlie?" (Charlie'nin Çikolata Fabrikası)
- Bruno was getting smaller by the second. I could see him shrinking... Now his clothes seemed to be disappearing and brown fur was growing all over his body... Suddenly he had a tail... And then he had whiskers... Now he had four feet... It was all happening so quickly... It was a matter of seconds only... And all at once he wasn't there any more... A small brown mouse was running around on the table top... (The Witches)
- “İnsan ya öyle olursa ya böyle olursa diye kara kara düşünmeye başladı mı, hayatta hiçbir şey yapamaz.” (Charlie'nin Büyük Cam Asansörü)
- They were tough, those masters, make no mistake about it, and if you wanted to survive, you had to become pretty tough yourself. (Küçük Adam Büyürken)
- Londra... bir sahaf dükkanı ve iki tuhaf insan; dükkan sahibi william ve yardımcısı bayan tottle. Tuhaflar, çünkü ikisi de kitap satışıyla ilgilenmek yerine her gün bir yandan gazetelerde çıkan ölüm ilanlarını okuyor, bir yandan da en sevdikleri kitabı, Kim Kimdir’i karıştırıyorlar. Niçin? (Sahaf)
- Geri döneceğime ölmeyi yeğlerim. Geri dönmek asla bir seçenek değil. Olsaydı herşey daha kolay olurdu. Düşmanla dövüşmeyi, bu korkuyla dövüşmeye yeğlerim. (Benden Bu Kadar)
- Arzu olmadan düş kırıklığı olmaz, sen ise hiçbir arzu duymayacaksın.. (Öptüm Seni)
- «Neşelenin biraz,» diye seslendim arkasından. «Kendinizi bırakmayın böyle. Her yaraya bir merhem bulunur .. » (Son Perde)
- Nice ünlü hanımlar Sizin yaşamınız için giderler. (Amcam Oswald)
- Babam, sizin eğitim görmüş dediğiniz adamlardan değildi. Hayatında yirmi kitap okuduğundan bile şüphe ederim. Ama harika bir masal anlatıcısıydı. Her gece, bana bir uyku masalı uydururdu ve en güzelleri de diziye dönüşen ve geceler boyu sürenlerdi. Bunlardan biri, hiç kuşkusuz en azından elli gece sürmüştü, “Koca Sevimli Dev” ya da kısaca “KSD” adlı kocaman bir adam hakkındaydı. KSD, normal bir adamdan üç kez daha uzundu ve elleri de tekerlekli el arabaları kadardı. Bizim benzin istasyonundan çok uzakta olmayan, geniş bir yeraltı mağarasında yaşar ve sadece karanlıkta dışarı çıkardı. Mağaranın içinde, yüz çeşitten fazla sihirli toz ürettiği bir fabrikası vardı. Bazen masal anlatırken,ellerini ve kollarını sallayarak bir aşağı bir yukarı volta atardı. Ama çoğu zaman yatağımın kenarına, yanı başıma oturur ve alçak sesle anlatırdı. “Koca Sevimli Dev, sihirli tozlarını, çocukların uykudayken gördükleri rüyalardan yapardı,” dedi. “Nasıl?” diye sordum. “Anlat baba, nasıl?” “Hayatım, rüyalar çok esrarengiz şeylerdir. Rüyalar, uyuyan insanları arayan küçük bulutlar gibi,gecenin karanlığında uçuşurlar.” “Onları görebilir miyiz?” “Hiç kimse onları göremez.” “Öyleyse Koca Sevimli Dev onları nasıl yakalıyor?” “Aaa,” dedi babam, “işte işin ilginç yanı bu. Gördüğün bir rüya, gecenin karanlığına sürüklenirken, mini minnacık bir ses çıkarır. Bu, öyle yumuşak ve belli belirsiz bir sestir ki sıradan insanların duymaları olanaksızdır. Ama KSD, kolaylıkla duyabilir. İşitme duyusu kesinlikle olağanüstüdür.” Babamın masal anlatırken, yüzündeki o dikkatli bakışı severdim. Yüzü solgun, sakin ve çevresinde olup bitenden haberi olamayacak kadar donuk olurdu. “KSD,” dedi, “bir hanımböceğinin yaprağın üzerinde yürürken çıkardığı sesi bile duyar. Karıncaların, toprağın altında oradan oraya aceleyle koşuştururken fısıldaşmalarını bile duyar. Oduncu baltasıyla ağacı kestiğinde acıyla çıkan keskin çığlığı da duyar. Evet canımın içi, kulaklarımız yeterince hassas olmadığı için, çevremizde duyamadığımız dünya kadar ses var.” “Rüyaları yakaladığında ne oluyor?” diye sordum. “Onları şişelere hapsedip kapaklarını iyice sıkı yor,” dedi babam. “Mağarasında bu şişelerden binlerce var.” “İyiler gibi kötü rüyaları da yakalar mı?” “Evet,” dedi babam. “Her ikisini de yakalar. Ama tozlarında sadece iyi olanları kullanır.” “Kötü olanları ne yapar?” “Onları yok eder.” Size babamı ne kadar sevdiğimi anlatmam imkânsız. Yatağımda yanıma oturduğunda, uzanıp ellerimi ellerine bırakır ve sonra uzun parmaklarıyla işaret parmağımı yakalar, sımsıkı tutardı. “KSD, ürettikten sonra bu tozları ne yapardı?” diye sordum. “Gecenin karanlığında,” dedi babam, “çocukların uykuda olduğu evleri araştırmak için köyleri gizlice dolaşır. Uzun boyundan dolayı iki, hatta üçüncü kattaki pencerelere yetişebilir ve içinde uyuyan çocuk olan bir oda bulduğunda, bavulunu açar...” “Bavulunu mu?” dedim. “KSD, her zaman yanında bir bavul ve bir körük taşır,” dedi babam. “Körük bir sokak lambası direği kadar uzundur. Bavul tozları taşımak için. Bavulu açar ve tam doğru tozu seçer... körüğün içine koyar... körüğü açık pencereden içeri kaydırır... ve pof!.. tozu üfler... ve toz odada uçuşur... ve çocuk onu içine çeker...” “Peki sonra ne olur?” diye sordum. “Sonra, Danny, çocuk müthiş, harika bir rüya görmeye başlar... ve rüya en müthiş ve en harika ânına geldiğinde... sihirli toz o anda gerçekten her şeyi ele geçirince... ve birdenbire rüya artık rüya olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşür... ve çocuk artık yatakta uykuda değildir... tamamen uyanıktır ve gerçekte rüyanın yerine geçmiş ve onun içinde yer almıştır... yani gerçeğin içinde... yani gerçek hayatın içinde. Gerisi yarın. Artık geç oldu. İyi geceler, Danny. Şimdi uyu.” Babam beni öptü ve sonra küçük gaz lambasının fitilini alev sönene kadar kıstı. Karanlıkta çok hoş bir kırmızılık yayan odun sobasının önüne oturdu. “Baba,” diye fısıldadım. “Ne var?” “Sen hiç Koca Sevimli Dev’i gördün mü?” “Bir kez,” dedi babam. “Yalnızca bir kez.” “Gördün mü? Nerede?” “Karavanın arkasındaydım,” dedi babam, “ay ışığının aydınlattığı çok açık bir geceydi. Yukarı baktım ve birdenbire bu inanılmaz uzun boylu adamı tepenin zirvesinde koşarken gördüm. Uzun-adımlı, uçar gibi garip bir yürüyüşü vardı ve siyah paltosu arkasından kuşların kanatları gibi uçuşuyordu. Bir elinde bavul, diğerinde körük vardı ve tarlanın sonundaki yüksek akdikenden çite geldiğinde, sanki orada öyle bir şey yokmuş gibi uzun adımlarla yürüyüp geçti.” “Korktun mu, baba?” “Hayır,” dedi babam. “Onu görmek heyecan vericiydi ve biraz da ürkütücüydü, ama korkmadım. Şimdi artık uyu. İyi geceler.” (Dünya Şampiyonu Danny)
- ... öylesine bir sessizlik vardı ki, ansızın açık pencereden uzakta vadideki öbür çiftlikten değirmen deresindeki suyun bendin üstünden akışının sesi geldi. (Senin Gibi Biri)
- Aman aman kötü adamlar değillerdir. Ama iyi adamlar da değillerdir. Gerçek anlamda bir önemleri yoktur. Yalnızca dekorasyonun bir parçasıdırlar. (Şeker Henry'nin Akılalmaz Öyküsü)
- “Kim olduğun ya da neye benzediğin hiç önemli değil, yeter ki seni seven biri olsun.” (Cadılar)
- Soru sormak kolaydır. Zor olan, yanıtlardır. (Charlie'nin Büyük Cam Asansörü)
Yorumlar
0 yorum