Kitap Künyesi

Yazar: Ahmet Cemal

Yayın Evi: Can Yayınları

İSBN: 9789755109442

Sayfa Sayısı: 251

--reklam--

Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

"... İlk kez o odada karşılaşmıştık seninle. İlk kez orada, artık yalnızca sen ve ben idik. Ve orası senin için de sığınaktı. Biliyordum. Yalnız sen, benim bildiğimi bilmiyordun. Tıpkı öteki bilmediklerin gibi. Sence yaklaşılmaz bir yanım vardı. Beni 'soylu' bulurdun. Hep sanıldığı gibi. Yakıştırma soyluların sapık çekiciliğine sen de kapılmıştın. Çöküşlerin görkeminden etkilenenlerdendin. Oysa görkem yoktu. Soyluluk yoktu. Kimi zaman eskinin artıklarından kendilerine maskeler biçenlerin arasından biri çıkar, salt kendi yüzünü maske diye taşıyarak birkaç kuşağın birden çarpıklığını ve sapkınlığını üstlenir. Böylece de bir çöküşün görkemini değil, ama kişilik yoksunu bir bitişin kirli alacasını sergiler..."

--reklam--

Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor Alıntıları - Sözleri

  • " Biraz konyak ve biraz Hamlet, ne dersin?"
  • Çünkü sevmek ve insana insanca davranmak, kuram değil eylem işidir.
  • "Bütün özgürler gibi yalnız ve bütün yalnızlar gibi özgür..."
  • Yaşamı savunmayı birincil görev saymayan bir canlılar topluluğu, kendine insanlık demek hakkına da sahip değildir.
  • Biz seviyoruz, tamam, ama karşımızdakler her zaman o sevgileri taşıyabiliyorlar mı?
  • Eleştirel düşünebilen insan, kendisine ulaşan bütün iletileri, o iletinin hangi otoriteden, kişiden ve kalıplaşmalardan geldiğine bakmaksızın kendi bilgiyle beslenmiş aklının süzgecinden de geçirdikten sonra değer yargılarına varabilen insandır.
  • Doğru ile yanlışı ayırabilmekten daha çok hayran olunmaya değer bir şey var mıdır?
  • Kimse, bir kez seçtiği yolda sona kadar gitmeye yargılı değildir.
  • "İstersen hiçbir zaman son bulmayacağın için çok büyüksün!"
  • "Düşlerine layık olmayı bil..."
  • Düşlediklerimi gerçeklerimden dışlamak diye bir hakkım olabilir mi?
  • Aramızdan yaşamlarına sessizce kendi elleriyle son verenler, belki de en bilge kişilerdi; son noktası da konulmuş birer yaşanları oldu; bizlet ise hâlâ kendi gölgelerimizin yakasına yapışmayı sürdürüyoruz...
  • "Ölüm, bir insanın yaşamına son verebiliyor; ama bir ilişkiye son veremiyor..."
  • Kimileri başkaca nedenlerle değil, yalnızca yaşayacak yer bula­ madıkları için ölürlerken, böylece de en doğal hak olan yaşama haklan tanınmazken, ötekilerin, geride kalanla­ rın -ya da: İnsan kalıntılannın!-insan haklarını ağızları­ na alma hak k ı nı kendilerinde bulabilmeleri...

--reklam--

Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor İncelemesi - Şahsi Yorumlar

"Rüzgar yoksulu sularımda bir beden fırtınası.": 30 Mayıs 2020 Cumartesi 14:57 "Ölüm, bir insanın yaşamına son verebiliyor; ama bir ilişkiye son veremiyor..." Kitaba adını veren Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor adlı denemeye böyle başlıyor Ahmet Cemal. Şeref Bey onun en yakın iki arkadaşının babasıdır. Sonra onun da en yakın arkadaşlarından biri olacak olan kişidir. Ölüm gerçekten de bir ilişkiye son veremiyor. Ahmet Cemal'i 2017 yılında kaybettik. Ben ilk olarak onun kitaplarından İnsana Dönmek ile 10.10.2019 tarihinde tanıştım. O tarihten önce Türk edebiyatının içinde bocaladığım bir konu vardı. "Aydın sorunu" bulamıyordum, yakın bir zamanda yaşayıp Türkçe dilinde aynı düşüncelerde buluşacağım bir yazar bir düşünür bulabileceğim konusunda umutsuzdum. Ahmet Cemal'le tanıştıktan sonra bu sorunun benden kaynaklı olduğunu anladım. Yeterince aramamış, yeterince araştırmamıştım ki onunla ancak 9 ay öncesinde buluşabilmiştim. Tabii ki çok geç Artık Ahmet Cemal burada yaşamıyor. Ahmet Cemal'in de kaybettikten sonra özlem duyduğu Şeref Bey de artık beden olarak yaşamıyor. Lakin bu onların ölümlerinden sonra sona erecekleri anlamına gelmiyor zira ölüm düşünce ilişkisine son veremiyor... Ahmet Cemal'in eserleri genellikle Can Yayınlarından çıkmıştır. Çünkü Erdal Öz ile yakın bir arkadaşlığı vardır. Bu kitabı da kendi seçtiği yazılardan oluşmaktadır. Bunu yapmasını da Erdal Öz istemiştir. Can Yayınlarından çıkan 10 tane eseri vardır. 8 tanesi deneme kitabı olmakla beraber 1 öykü 1 de yaşam öyküsü vardır basılan. Sanat Üzerine Denemeler'i sipariş ettim iki gün sonra elimde olacak kalanları da burada. https://imgyukle.com/i/yDZwAv Benim Ahmet Cemal'e olan sevgim ve hayranlığımı beni takip eden birkaç kişi gerçek anlamda biliyor. O yüzden onlar bu satırları okurken beni daha iyi anlayacaktır. Onun ne kadar değerli bir "aydın" olduğunu bilen (bir avuç da olsa) insanlar var. Deneme kitapları az okunan kitaplardır. Ahmet Cemal ile beraber benim tür sıralamam da değişti. Artık ilk iki sırada Deneme ve Tiyatro var. Ve bu durumdan çok memnunum. Daha önce değindiğim kitaplarını da bir incelemede biriktireyim. İnsana Dönmek gonderi/55135812 Kıyıda Yaşamak gonderi/58350559 Lanetlenmiş Ağustosböcekleri gonderi/59683686 Giderayak gonderi/65653634 Sizin adınıza üzgünüm. Üzgünüm çünkü deneme kitapları tükendikten en az üç beş yıl sonra ve biner biner basılır. Şuan çok az kitabının satışı var ve onlarda sadece onlarca kalanlar.. Ben külliyatını tamamladığım için mutluyum. Tüm kitaplarını alma takıntısına girdiğim üç yerli yazar var. Oğuz Atay, Sevim Burak ve Ahmet Cemal. Sevim Burak'ın bir iki eksiği kaldı ama genel anlamda bu üç yazarın külliyatını edindim... Hepinizin hayatına Ahmet Cemal'in dokunuşu var lakin hiçbiriniz bu dokunuşu alıp sahiplenmediği için Ahmet Cemal kıyıda köşede yaşadı ve bu şekilde kıyıda köşede bir hastane odasında ölmeyi arzuladı. Kafka, Stefan Zweig, Elias Canetti, Robert Musil, Bertolt Brecht, Paul Celan, Heinrich Böll, İngeborg Bachmann, Friedrich Nietzsche, R.M. Rilke, Ernst Ficher... Ve daha nice yazarların kitaplarını çevirdi. Bu yazarların kitaplarının en az bir tanesi mutlaka ülkenin yarısında vardır. Ama kendi kitapları 1000 1000 basılan kalabalığın ortasındaki yalnız adamdır Ahmet Cemal. "Yaşamı savunmayı birincil görev saymayan bir canlılar topluluğu, kendine insanlık demek hakkına da sahip değildir." Der Ahmet Cemal. Ve bu ifade kitaplarında sık sık tekrarlayan bir ifadedir. Onun için çok önemlidir tüm yaşamları savunmak ve bu kelimelerin gerçekten hakkını veren bir aydındır. Kuşadası'nın Kimsesiz Ölüleri adlı denemesinde 1997 yılında botla bir özgürlük yolculuğu yapan Türkmen göçmenlerin ölümü üzerine de bu ifadeyi kullanmıştı: "Yaşamı savunmayı birincil görev saymayan bir canlılar topluluğu, kendine insanlık demek hakkına da sahip değildir." "Son olayda ölenler Türkmen, öldükleri yer de Kuşadası yakınlarıydı. Ama onlar Yahudi, Japon, Arnavut, Afrikalı, Hırvat, Boşnak. Sırp vb. de olabilirdi; öldükleri yerler de Auschvvitz, Bergen- Belsen, Dachau, Bırkenau, Hiroşima, Nagazaki, Ruanda, Adriyatik, Gorajde vb. gibi adlar da taşıyabilirdi. Önemli olan, ölenlerin ırkları, milliyetleri, soyları değil; öldükleri yerlerin adları da değil. Önemli olan, "Dünya" adlı gezegende "insan" soyundan olan kimilerinin kendilerine ötekı "insanlarca" yaşama hakkı tanınmayışından ötürü ölebilmeleri! Ve elbet bir de geride kalan "insanların" bütün bu ölümlerin ardından kendilerini hâlâ "insan" adıyla yaşamaya layık bulabilmeleri! Kimileri başkaca nedenlerle değil, yalnızca yaşayacak yer bulamadıkları için ölürlerken, böylece de en doğal hak olan yaşama hakları tanınmazken ötekilerin, geride kalanların -ya da: İnsan kalıntılarının!- insan haklarını ağızlarına alma hakkını kendilerinde bulabilmeleri.." Evet evrensel insan haklarının ihlali üzerine çok sert ve sarsıcı yazıları vardır. Yerel politikamızın Din, Adalet, Eğitim istismarını da sert dille eleştiren, gördüğü aksaklıkları dile getirmekten çekinmeyen cesur bir insan hakları savunucusudur Ahmet Cemal. "Eğer bir devlet, adaletin uygulanması bağlamındaki tutum ve davranışlarıyla insan yaşamının kendisi için bir ölçüt sayılmadığını ortaya koyuyorsa ve genelde hukuktan, yalnızca kendine bir dokunulmazlık zırhı sağlamak için yararlanıyorsa, o devlet düşünülebilecek en korkunç uçurumun da kenarına gelmiş demektir." Bu Türkiye olarak uçurumun neresinde yer alıyoruz? "Korkunun etkilerinden biri, duyuları bulandırmak ve nesneleri olduğundan farklı göstermektir..." Diye bir cümle geçiyor Don Quijote kitabında. Duyuları bulandırmak bizim ülkemizde adalet sisteminin yanlış kararları sayesinde uygulanan bir yol değil midir? Daha dün Cumhurbaşkanı tüm kanallarda konuşurken yayını kesilen Muharrem İnce'nin yayını bırakıp ettiği isyanı işittik. Hemen ardından Cumhurbaşkanı danışmanı şu sözleri sarf etti: "Türkiye Cumhuriyeti'nde faaliyet gösteren her bir medya kuruluşu özgürce görüşlerini ve yayın tercihlerini yansıtmakta, yasal çerçeve içerisinde faaliyetlerine bir kısıtlama olmaksızın devam edebilmektedir. Sayın İnce'nin bu tavrı medya camiamıza da iftira mahiyeti taşımaktadır." Hangi medya? Hangi özgürlük? Duyguları bulandırma konusunda da epey iyiyiz. Bir ülkede özgür medya varsa şayet tüm televizyonlar aynı anda bir siyasinin konuşmasını vermez. Resmi devlet televizyonu bu iş için vardır. Yani medya özgürlüğü olmadığını biliyoruz lakin bunu neden inkar ediyoruz? Don Quijote kitabında geçtiği gibi "Korkunun etkilerinden biri, duyuları bulandırmak ve nesneleri olduğundan farklı göstermektir..." Ben yaklaşık olarak üç yıldır televizyon izlemiyorum. Bir yıldır da hiçbir haber kanalının programını izlemiyorum. Medya özgürlüğüne inandırılabilmış olsaydım izlerdim diye düşünüyorum. Atatürk ve Cumhuriyet değerleri üzerine her kitabında birçok deneme yer almaktadır. Cumhuriyetin Çizgileri adlı denemesinde de şöyle diyecek bizlere: "Hep Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘kurtarıcılığı’ ile yetinmek…Bugün Atatürk, hem düşünce hem eylem bağlamında hâlâ sadece bir kurtarıcı olarak özlenmemeliydi! Çünkü o, daha yaşarken kurtarıcılık misyonunu tamamlamış, onun ardından da hep düşünceleriyle yorumlanmasını ve hatırlanmasını vasiyet etmişti.10 Kasım 1938’de ölen Atatürk’e bugün hâlâ kurtarıcı olarak ihtiyaç duymamız, onun ardından bu ülkeden gelip geçmiş kuşaklara, özünü 1938’den bu yana geçen zamanın hesabını verememekten kaynaklanan çok vahim bir iflasın gölgesini düşürür.Bugün Atatürk’ün düşüncelerinden çok kurtarıcılığına duyulan özlem, onun çok sağlam temeller üzerine inşa ettiği, kalıcılığı için de kendisi yaşarken düşünülebilecek hemen bütün önlemleri aldığı bir Cumhuriyeti sonradan ne ölçüde taşıyabilmiş olduğumuzu ciddi biçimde sorgulamamızı gerektiren bir nedendir." ... Onun ardından biz, zaman içersinde önce özgür düşünebilmenin yollarını tıkadık. Atatürk’ü bile genç kuşaklara anlatmak yerine ezberletmeyi yeğledik! Köy Enstitüleri’ni kapatmakla, Anadolu İhtilâli’nin ilim, irfan ve özgürlük damarlarını daha en baştan tıkadık. Bu, topluma karşı işlenmiş kolektif bir suçtu – ve herhangi bir toplumda böyle bir suç işlenmiş ise eğer, o toplumda hiçbir birey sorumluluğu sadece tek tek partilere, kişilere yükleyerek masumiyet iddiasında bulunamaz!" İlim, irfan ve özgürlük damarını daha en baştan tıkadık.. Önemli gün ve haftalarda anılması zorunlu bir lider olarak aktardık Mustafa Kemal'i onunla korkuttuk onun yaptığı devrimleri yazılı soruları haline getirerek en büyük Atatürkçünün en başarılı olan olarak yansıyor olmasını sağladık. Bize gerçek Atatürk'ü tanıtmadılar. Biz de tanıtmak için pek fazla uğraş vermedik.. 1938 yılından sonra geçen zamanda Cumhuriyet'e karşı bu ülkede yaşayan insanların ne kadar ihanette bulunduğunun bir ölçüsü olamaz sanırım. Bir başka denemsinde şöyle diyordu Ahmet Cemal: "Ümmet'likten kurtulup millet olabilmek için bütün dünyaya örnek bir Kurtuluş Savaşı'ndan galip çıkmış bir toplumun sonraki yazgısı, bu kadar hazin olmamalıydı." Daha çok şey yazmak istiyordum Ahmet Cemal ve onun sanat dünyası üzerine ama bu konuya gelince daima boğazımda bir şeyler düğümleniyor ve orada kalıyor artık kelimeler.. Geldiğimiz noktayı da çok iyi özetleyen bir alıntısı var bu kitapta: "Ülkenin yönetimine gelenler, on yıllar boyunca başarıyı tarihsel gerçeklere sırt çevirip toplumu ve bireyleri bir yanılsamalar dünyasına sürüklemekte aradılar. Bunun sonucunda gerçekler tehlike, yapay yapılaşmalar ise erdem diye belletildi." Yapay yapılaşmalar. Cumhuriyet ve Atatürk değerini yok sayıp ilahlaştırıldı. Bunun karşılığında ise Atatürk'ün sözde savunucuları hâlâ bir Atatürk kurtarıcılığına olan özlemi dile getirdi... İncelememi Ahmet Cemal'in sürü içerisinde yer alan diplomalılara getirdiği eleştiri paragrafı ile noktalayacağım. Okuyanlara teşekkür ederim. Ve Ahmet Cemal kitaplarının elden ele dolaştığı günlerin gelmesini de çok isterdim fakat pek mümkün görünmüyor.. *Türkiye'nin geleceğine gerçek anlamda sahip çıkıp o geleceği yönlendirebilecek tek kesim, ancak gençliğin "bilmeyi sorun edinen" kesimidir; ve yine çünkü, gençliğin bunun dışında kalan kısmı, "diploma" adı altında aldığı resmi belgeleri ne denli gösterişli olursa olsun, ancak zaten var olan ve hiçbir şeyi değiştiremeyen, değiştirmeye de pek niyetli olmayan sürüden biri olmaya adaydır." (Adem Yüce)

Ahmet Cemal'e Kısa Bir Bakış: İkinci Kez Ahmet Cemal kitabı ile birlikteydim. Bir önceki birlikteliğim gibi bu birliktelikten de bir düşünce şöleni ile çıkıyorum. Çıkıyorum demek ne kadar doğru olur bilemiyorum. Çünkü burada okuduklarımı sorgulamaktan vazgeçebileceğimi düşünmüyorum. Ahmet Cemal gerçek anlamıyla bir aydın, düşünce adamı. Gerek yaşamındaki 'tutarlılık' gerekse dünyaya bakış açısı ile bunu herkese gösteriyor. Hayatı boyunca maddi açıdan sadelikten, manevi açıdan ise tam bir şölenden yana olmuş. Sevgisini herkesle paylaşmaya çalışmış, öğretirken önce sorgulamayı ve bilme sevgisini aşılamayı kendine görev edinmiş. Böyle büyük değerlere sahip bir ülkeyiz aslında, ama asıl sorun bu değerlerin ne dediklerini anlamaya ne kadar önem veriyoruz? Atatürk'ü çok seviyoruz, her yere heykellerini dikiyoruz, ismini vücudumuza kazıtıyoruz, fotoğraflarını her gün paylaşıyoruz. Ama Atatürk'ün ne dediğini, ne istediğini ne kadar anlamaya çalışıyoruz? Atatürk'ün istediği gibi bilimi, öğrenme aşkını, kendi geliştiren ve üreten bir halk olmayı ne kadar başarabiliyoruz? Bugünün anlamına uygun olarak yapabileceğimiz en güzel şey belki de bunu sorgulamak ve harekete geçmek olur. 29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI'MIZ KUTLU VE MUTLU OLSUN! (Buket Kara)

Kitap, Ahmet Cemal’in birçok konu hakkında yazdığı denemelerinden oluşan bir eser. Gerek kitaplardan ve edebiyattan gerekse halkın içinden esintiler bulabileceğiniz bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. yazar/ahmet-cemal kitap/seref-bey-artik-burada-yasamiyor--3860 (Pelin Güloğlu)

--reklam--

Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Ahmet Cemal - Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Ahmet Cemal Kimdir?

Ahmet Cemal, 1942'de doğdu. Sankt Georg Avusturya Lisesi'ni ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Aynı fakültede asistanlık yaptı. İstanbul Avusturya Kültür Ofisi'nde basın danışmanı olarak çalıştı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde çeviri dersleri verdi. Yeni Ufuklar ve Varlık dergilerinde yazdı. Yazko Çeviri dergisini yönetti. Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Sinema ve Televizyon bölümü öğretim görevlisi olarak sanat tarihi ve estetik, aynı üniversitenin Devlet Konservatuvarı'nda dünya tiyatro tarihi ve çağdaş tiyatro, Güzel Sanatlar Fakültesi'nde de sanat kavramları dersleri verdi. Bertolt Brecht, Elias Canetti, Stefan Zweig, Ingeborg Bachmann, Paul Celan, Rainer Maria Rilke, Georg Trakl, Friedrich Hölderlin, Heinrich von Kleist, Georg Lukacs, Anna Seghers, Erich M. Remarque, Manès Sperber, Franz Kafka, Walter Benjamin, Robert Musil, Ernst Fischer, Octavio Paz ve E.H.Gombrich'ten çevirileri yayınlandı. Deneme ve makaleleri Yaşamdan Çevirdiklerim, Odak Noktasında Yaşananlar, Aradığımız Tiyatro ve Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor,şiirleri Geçmiş Bir Dua Kitabından başlığıyla, öyküleri de Dokunmak adı altında kitap olarak çıktı. Çeviri kuramı, estetik, sanat tarihi, kültür eleştirisi ve edebiyat üzerine makaleler yazdı; aynı konularda Avusturya'da, Viyana ve Innsbruck üniversiteleriyle, Avusturya Edebiyat Kurumu'nda konferanslar verdi. 1998 yılında, Türk kültürüne yaptığı hizmetler nedeniyle kendisine Anadolu Üniversitesi Senatosu tarafından fahri doktor unvanı verildi.

--reklam--

Ahmet Cemal Kitapları - Eserleri

  • Dokunmak
  • Kıyıda Yaşamak
  • İnsana Dönmek
  • Bizi Yaşatanlar ve Öldürenler
  • Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor
  • Önce Şairleri Yaktılar
  • Lanetlenmiş Ağustosböcekleri
  • Sanat Üzerine Denemeler
  • Giderayak
  • Biz Sevmeyi Ne Zaman Unuttuk?
  • Oynamak Varken
  • Geçmiş Bir Dua Kitabından
  • Odak Noktasında Yaşananlar
  • Okuyan Gençliğe Mektuplar

--reklam--

Ahmet Cemal Alıntıları - Sözleri

  • 1938'de Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünün hemen ardından devlet ve onu yönetenlerin çoğu, "fikri hür, vicdanı hür" kuşaklar yetiştirmek yerine, kazara böyle yetişebilmiş kuşaklara karşı kendilerini koruma kaygısına düştüler. O zaman, Köy Enstitüleri kapandı Tercüme bürosu kapandı Tercüme mecmuası kapandı. Halkevleri kapandı. "Anadolu Aydınlanması" son buldu Kırklı yıllar, "Anadolu Aydınlanması"nın filizlendiği yıllardı. Ellili yılların başında ise kapısında devletin resmi ya da sivil polisin beklemediği aydın neredeyse kalmamıştı. Geleceğin aydınlarına yönelik kitlesel kıyımların temeli o yıllarda atıldı. Kısaca belirtmeye çalıştığım bu yol, "fikri hür, vicdanı hür kuşaklar yetiştirme" idealinden "dindar gençlik yetiştirme" idealine uzanan yoldur. (Önce Şairleri Yaktılar)
  • Brecht, Hitler için, “Girişimlerinin büyük boyutları, onu büyük adam kılmak için yeterli değildir,” der. Bu örnekten yola çıkarak neyin önlenmesi gerektiğini de şöyle açıklar: “Küçük ve sıradan lümpen, egemen sınıflar ona bu olanağı hazırladılar diye büyük lümpene dönüşmemeli, gerek lümpenlikte, gerekse bizim tarih anlayışımızda özel bir yere sahip olmamalıdır...” (Oynamak Varken)
  • Sanat, kendi gerçeklik temelini, her türlü biçim ve üslup kaygısından önce insanı, toplumu ve bütün bir yaşamı sorgulayabildiği, bunun için gerekli bilgi ve birikim donanımını beraberinde getirebildiği ölçüde bulabilir... (Sanat Üzerine Denemeler)
  • Doğru ile yanlışı ayırabilmekten daha çok hayran olunmaya değer bir şey var mıdır? (Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor)
  • “Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen, birkaç adım geriye gitmek zorundadır. Bugün, Yarın’a Dün’le beslenerek yol alır...” Brecht’in bu iki cümlede dile getirdiği, Walter Benjamin’in, “Bugün’ü Dün’ün uzantısı, Yarın’ın da kaynağı olarak yaşamak,” diye tanımladığı tarih bilinciyle örtüşmektedir. (Oynamak Varken)
  • "Sevmek, kimi sevmek olursa olsun, artık bu dünyada onun için de var olabilmektir; ya da, Azra Erhat'ın eşsiz tanımıyla, bir insanda bütün insanlık değerlerini sevmektir." (Giderayak)
  • “Sanat her zaman yalan söylemez mi zaten?” “En çok yalan söylediği zaman, en yaratıcı olduğu zaman değil midir?” (Dokunmak)
  • Biliyorum; hep yakınıyorsunuz. Duyuyorum. "Bu kadar tepkisiz toplum olur mu?" diye soruyorsunuz örneğin. Ya da diyorsunuz ki: "Hiç birey yok mu bu toplumda? Herkes olup bitenlere kızar gibi, ama sonuçta herkes yürüyüp kendi işine bakıyor! Şöyle dediğiniz de var: "Düşünen insan bu kadar az mı bu ortamda? ... (Lanetlenmiş Ağustosböcekleri)
  • Sanat, en kısa tanımıyla bir "alternatif dünya" kurgulama eylemidir; sanatçı da bu kurguyu gerçekleştirilen kişidir. (Sanat Üzerine Denemeler)
  • "Sizler ve sizleri üzerimize süren güçler, inanın ki yenilmeye mahkumsunuz! Biz şu elimizde gördüğünüz kitaplardan vazgeçmedikçe, sizden korkup onları saklamaya kalkışmadıkça, onların bizi götüreceği aydınlığı tek aydınlanma saydıkça, inanın ki yenik düşenler hep sizler olacaksınız! Çünkü tarihte, insanlığın tarihi boyunca, hep böyle oldu. Mızraklar ve oklar tükendi, gülleler ve mermiler bitti ama yazı ve yazının sonsuz aydınlatma gücü hep kaldı! Kimi zaman biraz gölgelenir gibi oldu ama sonra hep eski parlaklığına ve gücüne tekrar kavuştu!" (Önce Şairleri Yaktılar)
  • "... olmak istediğimiz yerler, mutlu olmak için yapmak zorunda olduğumuz şeyler, başarılı olmak için gerekenler... bize her gün gösteriliyor.Etrafımız bunca şeyle doluyken bizim bunlardan başka şeyler düşünmemiz olanaklımı ? İnsancıklar gruplara, ülkelere, birliklere bölünmüşken bunların dışında kalmamız mümkün mü ? Beğenilerimize, isteklerimize, beklentilerimize, nefretlerimize göre gruplara ayrılmışken, ben onlardan değilim, diyebilir miyim ? Satmak, satın almak, satılmak, sattırmak,satılmış olamak, satılacak olmak.Her şey bunların üstüne kurulu... Birileri çıkıp da , 'ben bunların sahte olduğunun farkındayım, eleştirel bakmak lazım, aslında dünya dönmüyor, döndürülüyor, ' dediğinde, eskisi gibi düzen dışına itilmiyor zorluklar görüp acılar çekmiyor, tam tersine onlarada dolaplardan birinde yer açılıyor, kendi, kendi ahlakını üretip istediği eleştirel düşünceyi aktaranlar ve hayatını kendine göre düzenleyenler grubuna dahil olması sağlanıyor. Düzen düzensizliği de içine alıyor... " Barış Sarhan (Giderayak)
  • Gezi Parkı'nda toplanan gençliğin hedefleri sadece birkaç ağaç ve binayla sınırlı değildi. Bu gençlik oraya, ellili yılların başından bugüne demokrasi, özgürlük ve eşitlik adına kendisine kuşaklar boyunca gerçek diye benimsetilmeye çalışılmış yüzlerce, binlerce yalanı tasfiye etmek için toplandı. Bugünkü iktidarın bugünün gençliğine artık bugünün ve yarının toplumu gözüyle değil fakat sadece kendisine iman edenlerden oluşacak bir cemaat gözüyle bakmaya kalkışması ise, bardağı taşıran son damla oldu. (Önce Şairleri Yaktılar)
  • Dünya çocuklarını koruma amacıyla Birleşmiş Milletler bünyesinde oluşturulmuş UNİCEF, her Noel'de ve yılbaşında geliri dünya çocuklarına harcanmak üzere cicili bicili kartlar ve takvimler bastırıp satarken, aynı dünyada yaşayan Iraklı binlerce çocuğun Birleşmiş Milletler ambargosu yüzünden ilaçsızlıktan ölmelerine ne denmeliydi. (İnsana Dönmek)
  • "Savaş uğruna hiç direnmeksizin göze aldığımız özverileri, barış uğruna da göze almak zorundayız..." Albert Einstein (Giderayak)
  • "Sizin yaşadım dedikleriniz, benim hayatımın yanında ancak birer dipnotu olabilir!" (Dokunmak)
  • Ve -belki bir kez daha- anladım ki artısıyla eksisiyle, ama hakkı tam olarak verilerek, hiç ertelenmeyerek yaşanmışların hiçbiri boşa gitmiyor. (İnsana Dönmek)
  • Birilerinin yanından sadece geçip gitmeyi birileriyle birlikte yaşamak sananların sayılarının hızla kabardığı bir dünya. (Bizi Yaşatanlar ve Öldürenler)
  • Dünya tamamlanmamış bir taslaktır. van Gogh (Sanat Üzerine Denemeler)
  • "...Öyle günler vardı ki, tanımadığımız birinin bir bakışı, bir göz kırpışı bizi kendimize getirip uçurumun kenarından geri döndürmeye yetiyordu. Her yerde, en bilgisiz veya karanlık gözlerde bile, katılmanın bize kaldığı bir insan sevgisinin ve bir masumiyetin gizli olduğunu biliyorduk..." Cesare Pavese (Lanetlenmiş Ağustosböcekleri)
  • Felsefenin yapılamadığı bir dilde, düşünülebilir mi? Hem, kim istiyor ki artık bu ülkede gençlerin düşünmesini? Kuşaklardır eğitim politikamızda o gençlere "nasıl düşünmeleri gerektiğini" öğretecek yerde "neleri düşünmeleri, neleri düşünmemeleri gerektiğini" ezberletmek için çaba harcamıyor muyuz? (Bizi Yaşatanlar ve Öldürenler)