Kitap Künyesi
Yazar: Slavoj Zizek
Çevirmen: Ahmet Ergenç
Yayın Evi: Encore Yayınları
İSBN: 9786059949569
Sayfa Sayısı: 210
--reklam--
Şiddet Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Zizek’e göre sahte şiddet-karşıtları var. Öznel şiddete karşı savaşırken nefret ettikleri durumun ta kendisini yaratan iki yüzlüler bunlar. Benzer bir şekilde, doğrudan şiddeti alt etmenin bir aracı olan dilin özünde bile bir şiddet yatar.
Şiddeti kesinkes kınamak, “kötü” bir şey olarak lanetlemek ideolojik bir operasyondur, bu operasyonla toplumdaki temel şiddet biçimleri görünmez kılınır. Batı toplumları şiddet türlerine büyük duyarlılık göstermesine rağmen bizi en vahşi şiddet biçimlerine karşı duyarsızlaştırır da. Üstelik bunu kurbanlara gösterilen insancıl sempati kisvesi altında yapar.
Zizek için acımasızlık olmadan sevgi güçsüzdür; sevgiyi meleksi kılan, patetik bir duygusallığın ötesine taşıyan şey sevginin acımasızlığı, yani onun şiddetle olan bağıdır. Sevgiyi “insanın doğal sınırlarının ötesine” yükselten şey işte bu bağdır. Bu kitapta Zizek şiddete doğrudan değil kendi deyimiyle “yamuk” bakıyor ve altı farklı “yan bakış” sunarak yeni bir perspektif açıyor.
Zizek Avrupa psikanalizinin ve tabii ki kültürel teorinin muhteşem ve vazgeçilmez bir parçası.
Terry Eagleton, Oxford Ünİversitesi
Uydurma gerçeklikler ve küresel yanılsamalar çağına karşı sırtını sağlama almadan, muhafazakarlığa saygı duymadan, büyük bir cesaretle saldırabilen etkileyici bir eleştirmen.
Times Literary Suplement
Tek kişilik kültür parçalayıcı ... savaş sonrası dönemin hızla yükselen filozofu.
Village Voice
--reklam--
Şiddet Alıntıları - Sözleri
- "İnsan kendi inançlarının ne olduğunu ancak farklı bir kültürden biriyle tanıştığı zaman fark etmeye başlıyor.”
- "Nükleer silah kullanmaktan bahsetmek başlı başına bir suç sayılmalı ve kendi hükümdarlıklarını korumak için milyonlarca masum insanın hayatını tehlikeye atmaya hazır olduklarını gösteren liderler en tehlikeli suçlular olarak ele alınmalıdır."
- "Gelecek halen açık, eyleme geçip en kötü ihtimali engellemek için halen vaktimiz var" demek yerine felaketi kaçınılmaz bir şey olarak kabul etmeli ve sonra da yazgımız olarak hali hazırda “yıldızlara yazılmış” olan şeyi ortadan kaldırmak için harekete geçmeliyiz.
- Alfred Hitchcock'un Sapık'ında dedektif Argobast'in merdivenlerde öldürüldüğü sahne bize Hitchcock'un Tanrının-bakış açısı çekimini sunar. Birinci katın koridorunda ve merdivenlerde geçen bütün bir sahneyi yukarıdan görürüz. Çığlık atan yaratık sahneye girip Arbogast'i bıçaklamaya başladığında yaratığın öznel bakış açısına geçeriz ve merdivenlerden düşüp darbeler alan Arbogat'ın yüzünü yakın çekim görürüz: sanki nesnel çekimden öznel çekime yapılan bu geçişte Tanrıda tarafsızlığını kaybetmiş ve dünyaya "düşmüş” gibidir; dünyaya acımasızca müdahale edip adaleti sağlamaktadır. “İlahi şiddet," adaletin bu şekilde yasanın ötesine geçerek acımasızca yaptığı müdahaleleri temsil etmektedir.
- "Günümüzde de bir çok liberal, Paris banliyölerindeki şiddet patlamaları ve yağmalar karşısında hâlâ radikal bir toplumsal dönüşüm isteyen az sayıdaki solcuya soruyor: “Bunu siz yaptınız değil mi? İstediğiniz bu mu?” Biz de Picasso gibi cevap vermeliyiz: “Hayır, bunu siz yaptınız! Bu sizin politikanızın sonucu!”
- Ve kendimizi medyatik şiddet görüntülerinin bombardımanı altında bulduğumuz günümüzde yapmamız gereken de budur. Bu şiddete neyin yol açtığını “öğrenmemiz, öğrenmemiz ve öğrenmemiz” gerekiyor.
- En ufak bir duyarlılık bile bize, birinin karşısında mastürbasyon yapmanın onunla cinsel ilişki kurmaktan daha zor olduğunu söyler; ötekinin benim eylemime katılmayan bir gözlemciye indirgenmiş olması benim eylemimi çok daha “utanç verici” kılar.
- Di nava Cîhan Şerr a duyem de General ek Alman l'Paris'ê serî l'pêşangeh a picasso dixe. Li wî derê neqş a Guernîka dibîne, li hember "alozî" ya jiyan a modern şok dibe û j'Picasso'r dipirse: "¿Ev huner a we ye?" Picasso bi aramî bersiv dide: "Na, huner a we ye" _________ A German officer visited Picasso in his Paris studio during the Second World War. There he saw Guernica and, shocked at the modernist «chaos» of the painting, asked Picasso: «Did you do this?» Picasso calmly replied: «No, you did this!»
- "Gerçek insani kaygılar, bir kural olarak, kültürel, ideolojik-politik ve ekonomik kaygılardan daha az önemli bir rol oynar."
- "Batı Şeriada Filistinli bir çocuğun ölümü -bir İsrailli ya da Amerikalının ölümünden hiç bahsetmiyorum bile— medya açısından isimsiz bir Kongolunun ölümünden bin kat daha değerlidir."
- Cimrinin tatmin duygusu, sadece nesneye sahip olmaktan, nesneyi yüceltip, hiçbir koşul altında tüketilmemesi gereken kutsal, dokunulmaz/yasak bir olguya çevirmekten kaynaklanır.
- Hiç aşık oldunuz mu? Korkunç bir şey, öyle değil mi? İnsanı çok kırılgan yapıyor. Göğsünüzü ve kalbinizi açıyor ve birinin içeri girip sizi mahvetmesine izin veriyor. Hiçbir şeyin sizi yaralayamaması için bütün savunma mekanizmalarını inşa edip, zırhınızı kuşanıyorsunuz, sonra aptal bir insan, diğer aptallardan bir farkı olmayan aptal bir insan hayatınıza giriyor… Onlara kendinizden bir parça veriyorsunuz. Halbuki bunu istememişlerdi. Bir gün sizi öpmek ya da size gülümsemek gibi ahmakça bir şey yaptılar ve sonrasında hayatınız artık sizin olmaktan çıktı. Aşk rehin alır. İçinize girer. Sizi içerden kemirir ve sonuçta karanlıkta ağlamanıza neden olur. “Belki de sadece arkadaş olmalıyız” gibi basit bir ifade kalbinize saplanan bir cam parçasına dönüşür. Acı verir. Sadece hayalinizde değil. Sadece zihninizde değil. Ruhunuzu acıtan, içinize girip sizi parçalayan gerçek bir acıdır bu. Aşktan nefret ediyorum.
- "Schoenberg’in müziğinin, kaygı ve kabusları daha Auschwitz yaşanmadan tarihsel bir önseziyle dile getirdiğine dair genel kanıda bir doğruluk payı olabilir."
- Tutsakların vurulması emrini veren komutanın aynı gece ailesine samimi sevgi hisleriyle dolu bir mektup yazabilmesi garip değil midir?
- Nükleer silah kullanmaktan bahsetmek başlı başına bir suç sayılmalı ve kendi hükümdarlıklarını korumak için milyonlarca masum insanın hayatını tehlikeye atmaya hazır olduklarını gösteren liderler en tehlikeli suçlular olarak ele alınmalıdır.
--reklam--
Şiddet İncelemesi - Şahsi Yorumlar
“Şiddet” olgusuna biraz farklı yaklaşıyor ve kendi deyimiyle şiddete “yamuk” bakıyor. Şiddeti kendince öznel, sembolik ve sistemik olarak ayırıyor. Şiddetin altında yatan asıl nedenlere odaklanmak gerektiğini dile getiriyor. Söylediği bazı şeyler ilginç. Örneğin eşitlikçi adalet arayışını kıskançlık olarak görüyor. Aslında eşitlik arayışının altında yatanı “ötekinin” sahip olduğu şeye, sahip olma güdüsü olarak yorumluyor. Kamu yararına yapılan harcamaların altında “iyilik” olgusunu görmüyor. Sebep ona göre sadece kapitalizmin gelecek olan bir krizi engelleme çabasıdır. “Onlar” istemeden ve şiddete başvurmadan ver ki; ayaklanacak sebepleri olmasın… İsrail-Filistin-Amerika üçlüsünü ele aldığı konular da yer yer bana göre tespitleri doğru. İsrail’in soykırım mazeretiyle mağdur konumundan, suçlu ve yayılmacı politikaya geçişini kendi deyimiyle sahte şiddet karşıtı olarak görebiliriz. Sürekli bir “Öteki” ve “Hoşgörü” kavramı var ki bizim ülkede de son yıllarda en fazla telafuz edilen kelimeler. Bizim sürekli ötekine karşı gösterdiğimiz aşırı hoşgörü sonuçta ötekinin bize saygısızlığına kadar ilerliyor diyor. Muhteşem bir kitap diyemem. Okumayan bir şey kaybeder de diyemem. Komple zaman kaybı diyemem kitap için ama bir şeyler olmamış kitapta. Fikrini savunmak için attığı tezler mi olmamış, yaşanan olayları bağladığı şey mi tam oturmamış çözemedim. Fakat gerçekten bir şeyler eksik bu araştırmada. “Şiddet” gibi bir olguyu ele almış ama sosyolojik olarak yaklaşması için verileri az, felsefi olarak ele alacaksa bu kadar sosyolojik olay üzerinden anlatım saçma. Lacan, Lacan, Lacan… Hayranlığı her satırda görülüyor. Birisinden etkilenirsiniz, atıfta da bulunursunuz ama her birkaç sayfada atıf yapması, direkt gidip Lacan’ı okuyayım hissi yaratıyor. Kısacası ortalama bir kitaptı. Çok sevemedim. Okurken sıkıldım ve hatta bir ara bırakmayı bile düşündüm kitabı.. (ilgen)
Žižek, şiddet olgusuna çok yönlü yaklaşıyor, farklı bakış açıları getiriyor. Kitabın ilk bölümü olan İmdat Şiddet’te, şiddeti "öznel ve nesnel şiddet" olarak ikiye ayırıyor. Şiddet patlamalarını yaratan arka planın hatlarını algılayabilmemiz gerekiyor diyor Žižek. Nesnel şiddeti de ikiye ayırmış: Birincisi dile ve dilin çeşitli biçimlerine işlemiş olan sembolik şiddet, ikincisi ise ekonomik ve politik sistemlerimizin işleyişinin genellikle yıkıcı sonuçlarını içeren şiddet. İkinci şiddet türü ise “öznel şiddet". Žižek, toplumsal failler, kötü bireyler, disipliner baskı aygıtları ve fanatik kalabalıklar tarafından uygulanan şiddettir ve öznel şiddet diğer şiddet türleri içinde en görünür olandır diyor. “Komşundan kendinden korktuğun gibi kork” Kitabın ikinci bölümünde post-politik biyopolitika kavramı üzerinden korku politikası, komşunun insan dışı boyutu ve dilin şiddeti üzerinde duruluyor. Özellikle göçmen korkusu üzerinde duran Žižek, “Düşman hikayesini duymadığımız kişidir” diye ifade ediyor ve günümüzde bir arzu nesnesi olarak ötekine aşırı yakın olmaktan duyulan korkunun sebebini, 'öteki’ni özünden mahrum bırakmaya neden ihtiyaç duyduğumuzu soruyor. “Günümüzde ötekilere gösterilen liberal hoşgörü, ötekiliğe duyulan saygı ve sergilenen açıklık, obsesif bir rahatsız edilme korkusuyla dengeleniyor. Kısacası öteki sorun değildir ama varlığı çok rahatsız edici olmadığı, bu öteki gerçek anlamda ‘Öteki’ olmadığı sürece.” “Bizi rahatsız eden, bize çok yaklaştığında bizim yaşam biçimimizin dengesini bozan bir şey travmatik bir ihlalci olduğu için, bu durum rahatsız edici ihlalciden kurtulmaya yönelik saldırgan bir tepkiye yol açabilir. Yani şiddete.” “Daha fazla iletişim her şeyden önce daha fazla çatışma demektir.” Žižek'in Marry Shelly'nin "Frankenstein"in neden dünya klasiklerine girdiğinin ipucu verdiği analizi, öteki ya da düşman olanla ilişkimizi tarifliyor. Shelly'nin romanın ortasında canavarın kendi adına konuşmasına izin vermesinin altını çiziyor. Yapılagelenin aksine bir anlatıda canavar / kötü / şey hikayeyi kendi bakış açısından anlatıyor. "Frankenstein'da canavar bir 'şey', kimsenin yüzleşmeye cüret edemediği bir nesne değildir; tamamen öznelleşmiştir. Shelley canavarın zihninin içine giriyor ve toplum tarafından damgalanmanın, ezilmenin, afaroz edilmenin ve hatta fiziksel olarak deforme edilmenin nasıl bir şey olduğunu soruyor. Böylece nihai suçlunun kendini nihai kurban olarak sunmasına izin veriliyor. Canavarımsı katil, dostluk ve sevgi özlemi çeken derinden yaralanmış çaresiz bir birey olduğunu ortaya koyuyor." Şiddet, hoşgörü, ideoloji tartışması “Yükseliyor Kana Bulanmış Sular”, “Hoşgörülü Aklın Çelişkileri”, “İdeolojik Bir Kategori Olarak Hoşgörü” ve “İlahi Şiddet” diye devam ediyor diğer bölümler. Şiddet, hoşgörü, ötekine duyulan hınç, liberalizm, din, ateizm, politikanın kültürleşmesi, ilahi şiddet gibi tartışmaları içeriyor. “Din artık günümüz toplumuna dair eleştirel şüphelerin geliştirilebileceği olası alanlardan biri haline geldi. Direniş alanlarından birine dönüştü.” “Günümüzde din bütün dünyada cinai şiddetin temel kaynağı oldu.” “Eşitlik olarak adalet fikrinin hasede yani bizim sahip olmadığımız şeye sahip olup bunun keyfini süren ötekine karşı duyulan bir kıskançlığa dayalı olduğu fikridir.” “Eğer bir Arap bir okulu yakarsa bunun adı isyan olur. Eğer beyaz bir adam yakarsa, ırkçılık olur” diyor Žižek ve ırkçılığın her zaman bir şiddet kaynağı olacağını vurguluyor. “Nihai barbarlık kaynağı kültürün kendisidir, insanı başka kültürlere karşı hoşgörüsüz yapan doğrudan kültürel özdeşleşmedir.” “Bütün uygarlık çatışmaları temelde yatan barbarlıkların çatışmasıdır.” (§edef)
Meselenin özüne odaklanmak ve olayları daha geniş bir perspektifle analiz etmek isteyenler için güzel bir başlangıç olabilir. Şiddeti, panik duygusuyla önlemeye çalışmak yerine anlamanın daha acil ve gerekli olduğunu ön plana çıkaran, sevgi ile iç içe geçmişliğine de değinmeyi ihmal etmeyen, oldukça güzel tespitlerin yer aldığı şiddet kitabı ile tanıştığım Zizek ile yolculuğumuz devam edeceğe benziyor. Keyifli okumalar. (Ayşe)
--reklam--
Şiddet PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Slavoj Zizek - Şiddet kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Şiddet PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Slavoj Zizek Kimdir?
Ljubljana, Slovenya'da (o tarihte Yugoslavya'nın bir parçasıydı) doğdu. Felsefe doktorasını Ljubljana'da aldı ve Paris Üniversitesi'nde Psikanaliz eğitimi gördü. Batı ülkeleri tarafından saygı görmesinden ötürü sosyalist Yugoslavya'da fazla baskıya maruz kalmadığını belirtmektedir. 1990 yılında Slovenya Cumhuriyeti Başkanlığı için Slovenya Liberal Demokrat Partisi'nin adayıydı.
Žižek popüler kültürün yeniden okunmasında Jacques Lacan'ın çalışmalarını kullanmasıyla ünlüdür. Şu konuları da içeren sayısız konuda yazmaktadır; ideoloji, köktendincilik, hoşgörü, politik doğruluk, küreselleşme, öznellik, insan hakları, Lenin, mit, internet, postmodernizm, çok kültürlülük, post-marksizm, David Lynch ve Alfred Hitchcock. Düşünürün sevdiği ve önerdiği filmler Hero'dan Korkunç Ivan'a kadar çeşitlilik göstermektedir. Çağdaş felsefenin görmezden gelinemeyecek önemli bir ismidir.
Žižek Sosyoloji Enstitüsü, Ljubljana Üniversitesi, Slovenya'da uzman araştırmacı olarak görev yapmaktadır. Aynı zamanda, burada sıralanan üniversitelerin yanı sıra başka üniversitelerde de misafir profesör olarak ders vermektedir: The University of Chicago, Columbia, London Consortium, Princeton, The New School, The European Graduate School, The University of Minnesota, The University of California, Irvine and The University of Michigan. Bugünlerde Birkbeck Institute for the Humanities Birkbeck, Londra Universitesi'nde uluslararası yönetici olarak çalışmaktadır.
Žižek 2004 yılında 26 yaşındaki Arjantinli model Analia Hounie ile ikinci evliliğini yaptı, daha önce Renata Salecl ile evliydi.
Žižek mesleğinin başlangıcında 1970'lerin Yugoslavya'sının politik ortamında engellendi. 1975'te master tezinin siyasi açıdan şüpheli görülmesinden sonra Ljubljana Üniversitesi'nde bir yer sahibi olması önlendi. Takip eden yıllarda Yugoslavya Ordusu'nda görev aldı ve sonunda Jacques Lacan'ın psikonalitik teorisine dönük kuramsal odaklanmaları olan bir grup Slovenyalı bilgin ile yakınlaştı.
Žižek'in büyük bir sosyal kuramcı olarak uluslararası tanınması 1989'da İngilizce basılan ilk kitabı The Sublime Object of Ideology'ye kadar sürdü. Žižek'in en dünya çapında en çok tartışılan kitabı The Ticklish Subject (1999), onu açıkça dekonstrüksiyonizmcilerin, Heideggercilerin, Habermascıların, bilişsel işlemlerle uğraşan bilimadamlarının, feministlerin ve Žižek'in New Age "obskürantizmciler" olarak tanımladıklarının karşısına koyar.
Žižek'in çalışma ve düşünceleri belirlemedeki sorunlardan birisi onun kuramsal konumunu çok sık olarak kitapları arasında, hatta bazen aynı kitabın farklı sayfalarında değiştirmesidir (mesela, Lacan'ın yapısalcı mı yoksa post-yapısalcı mı olduğu konusunda). Bu nedenle onu eleştiren bazı kişiler, onu tutarsızlık ve entelektüel düzey eksikliği ile suçlamaktadır. Ne var ki Ian Parker herhangi bir "Žižekyen" felsefe sistemi bulunmadığını öne sürmektedir çünkü Žižek, bütün tutarsızlığıyla beraber, bize, bizim bir tek yazardan neyi almak ve onda neye inanmak istediğimiz konusunda daha derinlemesine düşünmemiz konusunda yardımcı olmaya çalışıyor.(Parker, 2004) Aslında, Žižek'in kendisi, bir felsefecinin tavrının, bizim kendi ideolojik ön kabullerimizi sorgulamak yerine bize dünyayı anlatan Büyük Öteki gibi davranmak olmaması gerektiğini tartışarak, Jacques Lacan'ın kendi kuramlarını sürekli yenilemesini savunmaktadır. Žižek için felsefeci, soruları yanıtlamaya çalışan birisinden daha çok, eleştiren birisidir.
En son olarak Žižek Abercrombie & Fitch için hazırlanan bir katalogda yer alan Bruce Weber'in fotoğraflarına eşlik edecek bir metin yazdı. Büyük bir entelektüelin reklam metni yazmasının uygun olup olmadığı sorulduğunda, Žižek Boston Globe'a şunları söyledi: "Eğer para kazanmak için bu tür işler yapmak veya tam zamanlı çalışan Amerikalı bir akademisyen olarak imtiyazlı bir yer kapmak için kıç öpmek zorunda kalmak arasında bir seçim yapmam istenseydi böyle yerlerde yazı yazmayı seçmekten zevk alırdım!"
Kendisine dönük ters ifadelerden utanmayan ateşli ve renkli bir öğretim üyesi olarak kabul edilmektedir. Üç bölümden oluşan 'The Pervert's Guide to Cinema' belgeseli İngiltere kanalı More4'da Temmuz 2006'da yayınlandı.
--reklam--
Slavoj Zizek Kitapları - Eserleri
- Yamuk Bakmak
- Tarkovski
- Matrix
- İdeolojinin Yüce Nesnesi
- Zizek'ten Nükteler
- Acı Çeken Tanrı
- Şiddet
- Cinsel Olan Politik midir ?
- Ahir Zamanlarda Yaşarken
- David Lynch
- Antroposen'e Hoşgeldiniz
- Günümüz İdeolojisinden Kesitler
- Kieslowski
- Sanat
- 1968
- İmkansızı İstemek
- Hiçten Az
- Tehlikeli Rüyalar Görme Yılı
- Dünyadaki İsyanların Anlamı
- Kırılgan Temas
- Bedensiz Organlar
- Lacan Hakkında Bilmeyi Hep İstediğiniz Ama Hitchcock'a Sormaya Korktuğunuz Her Şey
- Kendini Tutamayan Boşluk
- İslam Arşivleri
- Kıyametin Versiyonları
- Antigone'nin Üç Yaşamı
- Lubitsch
- Komünist Ufuk
- Hitchcock
- Önce Trajedi Sonra Komedi
- Hegel ve Freud
- İdeolojiyi Haritalamak
- Gülünç Yücenin Sanatı: David Lynch’in Kayıp Otoban’ı Üzerine
- Zaten Yoktular
- Umutsuz Olma Cesareti
- Avrupa Ne İstiyor?
- Olumsallık Hegemonya Evrensellik
- Stalinizm ya da Stalin İnsanın İnsanlığını Nasıl Kurtardı
- Mimari Paralaks
- İdeolojinin Aile Miti
- Olumsuzla Oyalanma
- Biri Totalitarizm mi Dedi?
- Lenin Üzerine
- Gıdıklanan Özne
- Paralaks
- Adını Söylemeye Cesaret Eden Bir Sol
- Hegel ve Bağlı Beyin
- Kaybedilmiş Davaların Savunusu Adına
- Komünizm : Yeni Bir Başlangıç : Komünizm Fikri II New York Konferansı 2011
- Marx Okumak
- Ödünç Alınan Irak Çaydanlığı
- Evrensel İstisna
- Mutlak Geritepme
- Lacan: Eine Einführung
- Pandemic!
- Güpegündüz Hırsız Gibi
- Mesih Garabeti
- Lacan'ı Nasıl Okumalıyız?
--reklam--
Slavoj Zizek Alıntıları - Sözleri
- “Geleneksel düzenin asla geri getirilmemesi gerektiği” düşüncesinde değilsek niye devrim yapalım ki? Mao’nun yaptığı, ihlali ciddiye alarak onu törensi, oyunsu karakterinden yoksun bırakmaktır: Devrim sadece geçici bir emniyet sübabı, ertesi sabah ayılmayla sonuçlanan karnavelesk bir patlama değildir— kalıcı olması için yapılır. Dahası, bu karnavelesk askıya alma mantığı geleneksel hiyerarşik toplumlarla sınırlıdır. Kapitalizmin, özellikle de günümüzün “geç kapitalizminin tamamen kökleşmesiyle bir anlamda hâkim “normal” hayatın kendisi kendinde sürekli devrim yaparak, ters çevirmelerle, krizlerle ve yeniden icatlarla “karnavallaşmaktadır”; bu nedenle kapitalizmi “sabit” bir etik konumdan eleştirmek gittikçe daha istisnai bir hal almaktadır. Hâl böyleyken, temel ilkesi kendinde sürekli devrim yapmak olan bir düzende nasıl devrim yapacağız? Belki de günümüzün asıl sorusu budur. (Bedensiz Organlar)
- Superman III' de (filmde) çok güzel bir ayrıntı vardır : Dünyaya kızan Superman bir anlığına kötülüğe kapılır, Piza' ya uçar ve eğik kuleyi düzeltir. Gerçekte Piza'yı ilgi çekici kılan nedir? Kulenin bir şekilde "kayık" olması ve düz duramaması şeklindeki saçma olgu nedeniyle ilginçtir burası. Yapılacak en kötü şey onu düzeltmektir -bu edim Piza'yı farksızlığa geri götürür ve onu ayırt edici özelliğinden mahrum bırakır. Bu hikâyenin verdiği ders evrenseldir ve temel ontolojik sonuçlar barındırır : Bir şeyin var olması için dengeyi bozan, göze çarpan bir şeye dayanması gerekir. Kuantum kozmolojisinin bize öğrettiği gibi evren boşluktan, dengenin bozulmasından ex nihilo (hiçten) doğmuştur. (Bedensiz Organlar)
- Kısacası Amerikalılar saymaya '1'den başlarken, Avrupalılar '1'in halihazırda '0'ın yerinde durduğunu bilirler. (Evrensel İstisna)
- “Bir kredi anlaşmasına varılınca borçlu kişinin onu geri ödemesi bile beklenmiyor – borç doğrudan bir kontrol ve hükmetme yöntemi olarak görülüyor.” (Avrupa Ne İstiyor?)
- Senin bittiğin ve evrenin geri kalanının başladığı yer neresi? Veya evrenin bitip de senin başladığın yer neresi? Kendini ve doğayı kesiksiz bir bütün olarak görebilirsen sorun çözülür; özgür iradeye karşı belirlenimcilik karmaşası da böylece biter. (Zaten Yoktular)
- Hiç aşık oldunuz mu? Korkunç bir şey, öyle değil mi? İnsanı çok kırılgan yapıyor. Göğsünüzü ve kalbinizi açıyor ve birinin içeri girip sizi mahvetmesine izin veriyor. Hiçbir şeyin sizi yaralayamaması için bütün savunma mekanizmalarını inşa edip, zırhınızı kuşanıyorsunuz, sonra aptal bir insan, diğer aptallardan bir farkı olmayan aptal bir insan hayatınıza giriyor… Onlara kendinizden bir parça veriyorsunuz. Halbuki bunu istememişlerdi. Bir gün sizi öpmek ya da size gülümsemek gibi ahmakça bir şey yaptılar ve sonrasında hayatınız artık sizin olmaktan çıktı. Aşk rehin alır. İçinize girer. Sizi içerden kemirir ve sonuçta karanlıkta ağlamanıza neden olur. “Belki de sadece arkadaş olmalıyız” gibi basit bir ifade kalbinize saplanan bir cam parçasına dönüşür. Acı verir. Sadece hayalinizde değil. Sadece zihninizde değil. Ruhunuzu acıtan, içinize girip sizi parçalayan gerçek bir acıdır bu. Aşktan nefret ediyorum. (Şiddet)
- Marksist perspektifte insan üretkenliğinin esas amacı insan ihtiyaçlarının giderilmesi değildir; daha ziyade bir tür aklın kurnazlığı mantığı içinde, ihtiyaçların giderilmesi insan üretkenliğinin genişlemesi için kullanılmaktadır. (Kendini Tutamayan Boşluk)
- Başkasının mahremiyetini ihlal etmemeye özen göstermek, kolayca onun acısı karşısındaki duyarsızlığa dönüşebilir. (Kırılgan Temas)
- Femme fatale doğrudan, dilsel ve fiziksel olarak açık sözlü cinsel saldırganlıkla, doğrudan kendi kendini mallaştırma ve kendi kendini kullanmayla, "orospunun bedenindeki pezevenk" zihniyetiyle niteIenir. Ya da filmin tanıtım posterinde yazdıkları şekliyle: "Çoğu kimsenin karanlık bir yanı vardır ... Bu kadının başka hiçbir şeyi yoktu." (David Lynch)
- Mümkün olduğunca tarafsız, net ve kesin olarak ne yaptığımızın, ne yapmadığımızın mutlaka hesabını tutmalıyız. Bunu yaparsak kafamız karışık olmayacaktır. Mide bulantısına, yanılsamalara ve moral bozukluğuna katlanmayacağız. (Önce Trajedi Sonra Komedi)
- hayati olan şey aynılık beklediğimiz yerde bir farklılık olması degil, farklılık beklediğimiz yerde bir aynılık olmasıdır (Zizek'ten Nükteler)
- “Giorgio Agamben bir röportajında, ‘düşünce, umutsuz olma cesaretidir,’ demişti... En kötümser teşhisin dahi, şu meşhur tünelin sonundaki ışığı ima edip moral vererek sözünü noktaladığı tarihsel anımız için bilhassa geçerlidir bu içgörü.'' (Umutsuz Olma Cesareti)
- Huri kelimesini kullanan Kur'an, tatlı niyetine yenen ''beyaz kuru üzüm'' anlamına gelen Aramice hur kelimesini kullanan ilk Hristiyan metinlere yaslanmıştı. Önderinin vaadini sözcüğü sözcüğüne yorumladığından dolayı intihar bombası patlatıp şehit olmaya karar veren genç bir adamın neyi sözcüğü sözcüğüne yorumladığına bakalım: ''Cennet'in kapıları sizler için açılmıştır. Bal ırmaklarının kıyılarında sizleri bekleyen siyah gözlü bakireler vardır.'' ''Kendini kankalarıyla dolup taşan bir cennette bulan'' bu genç adamın ''yetmiş huri yerine bir avuç dolusu beyaz kuru üzüm geldiği'' zaman yüzünde nasıl bir ifadenin uyanacağını hayal edelim. (Zizek'ten Nükteler)
- Titanik gerçekten de bir felaketi, geminin buzdağına çarpmasını anlatan bir film mi? Tam felaket ânına dikkat edersek: Felaket tam olarak, iki genç aşığın (Leonardo di Caprio ve Kate Winslett), aşklarını cinsel ilişkiyle eksiksiz hale getirmelerinin hemen ardından, geminin güvertesine çıktıkları anda gerçekleşir. Ancak hepsi bu kadar değil: Eğer hepsi bu kadar olsaydı, felaket basitçe ikili ihlale (gayrimeşru cinsel ilişki; sınıfsal ayrımları aşmak) karşı verilmiş Kaderin cezası olurdu. Ayrıca, güverteye çıktıklarında Kate sevgilisine, tutkuyla, ertesi sabah New York’a vardıklarında, gerçek aşkıyla birlikte yaşayacağı yoksul bir hayatı, zenginlerin arasında yaşayacağı yoz bir hayata tercih edip gemiyi onunla birlikte terk edeceğini söyler. Tam da bu anda gemi, şüphesiz ki gerçek bir felaket olacak olan çiftin New York’taki birlikteliğini engellemek için buzdağına çarpar - gündelik hayatın sefaletinin aşklarının sonunu getireceğini tahmin etmek çok da zor değildir. Dolayısıyla felaket, onların aşklarını korumak için, “sonsuza dek mutlu” yaşayacakları illüzyonunu sürdürebilmek için gerçekleşir... (İdeolojinin Aile Miti)
- Birçok tuhaf ve harika şey var, Ama hiçbir şey insandan daha tuhaf bir biçimde harika değil. İnsan konuşmayı ve rüzgâr hızında düşünmeyi öğretti kendine.. (Antigone'nin Üç Yaşamı)
- Canavarsı devrim teması, yani devrimin canavar olarak resmedilmesi, muhafazakar bir unsurdur ve romanın formu (ana karakterin ölüm anındaki iti rafı) belirgin bir biçimde, Shelley’nin zamanında popüler olan muhafazakar türle ilgilidir. Ve bu za manda, tövbekar radikaller, reform önerilerinden vazgeçmelerinin ardından, evrensel özgürlük ve kardeşlik hayallerinin felakete varan sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kaldılar. (İdeolojinin Aile Miti)
- Yüce ile gülünç arasında sadece bir adımlık mesafe bulunur. (Zizek'ten Nükteler)
- 68 sonrasının kapitalizmi özgül bir iktisadi, toplumsal ve kültürel bütünlük yarattığı ölçüde, bu bütünlüğün kendisi “postmodemizm” adını haklı çıkarır. (Mimari Paralaks)
- Umarım ki, her şey yoluna girdiğinde, her şey normale döndüğünde, normallik eskisinden farklı bir anlam taşıyor olsun. (Zaten Yoktular)
- En büyük korkunuz? —Öldükten sonra dirilmek. Canınızı ne sıkar? —Aptalları mutlu görmek. Aşk nasıl bir şeydir? —Büyük bir talihsizlik. Hayatınızın aşkı? —Felsefe. Geçmişinizi değiştirebiliyor olsaydınız, neyi değiştirirdiniz? —Doğumumu. Sofokles’le aynı fikirdeyim: En büyük şans doğmamış olmaktır. Hayatın size öğrettiği en büyük ders? —Hayat, size öğretecek hiçbir şeyi olmayan aptal ve anlamsız bir şeydir. (Zaten Yoktular)
Yorumlar
0 yorum