Kitap Künyesi
Yazar: Daniel Pennac
Çevirmen: Selda Arkan
Orijinal Adı: La Fee Carabine
Yayın Evi: Metis Yayıncılık
İSBN: 9789753422321
Sayfa Sayısı: 212
--reklam--
Silahlı Peri Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Yoksulların ve Afrikalılar'ın, kendilerine sorulmadan içine atıldıkları bu dünyadan çıkarak başka bir hayat aramalarını anlatıyor; üstelik kahramanlarının her şeye rağmen süren canlılığını ve neşesini kitabına başarıyla taşıyarak...
Silahlı Peri'de neler yok ki? Yaşlı kadınlara musallat olan bir katil, sert görünmeye çalışan polisler, uyuşturucu ticareti, Paris'in banliyösü Belleville ve dünyanın dört bir yanından gelen insanlar... Bu arada bir polis şefi, kenti parselleyen bir mimar-müteahhit ve bir müsteşar hiç de tekin olmayan işlerle uğraşıyorlar. Hikâye bir yerlerden tanıdık geliyor, acaba nereden?
(Tanıtım Yazısından)
--reklam--
Silahlı Peri Alıntıları - Sözleri
- Kalbim kanıyor Thérése, yara bandı ya da başka bir şey yok mu?
- Beni niçin sevsinler ki? Niçin başkası değil de ben? Ben olduğumu anladığım her sefer benim için mucize!
- Felaketlerin yıktığı insanlar vardır. Felaketten sonra hayallere dalanlar vardır. Mezarın başında ölüden bile değil, şundan bundan, günlük işlerden bahsedenler vardır; sonradan intihar edecek olanlar vardır ve yüzlerinden bunu yapacakları belli olmaz; çok ağlayıp yaraları çabuk kapananlar vardır; döktükleri gözyaşlarında boğulanlar vardır; birinden kurtulduklarına sevinenler vardır; ölen insanı artık göremeyenler vardır, görmek isterler ama yapamazlar, ölen kişi görüntüsünü de beraberinde götürmüştür; her yerde ölen kişiyi görenler vardır, onu silmek isterler, eşyalarını satarlar, fotoğraflarını yakarlar, taşınırlar, kıta değiştirirler, bir canlıyla birlikte olurlar ama yapacak bir şey yoktur, ölü her zaman d ikiz aynasındadır; mezarlıklarda piknik yapanlar ve kafalarında kazılmış bir mezar olduğu için mezarlığın uzağından geçenler vardır; yemek yemeyi bırakanlar vardır; içmeye başlayanlar vardır; kederlerinin gerçek mi yapma mı olduğunu merak edenler vardır; kendilerini ölesiye işe verenler ve nihayet tatile çıkanlar vardır; ölümü kepaze bulanlar vardır ve onu yaş yüzünden, belli nedenlere bağlı olarak, savaş yüzünden, hastalık yüzünden, motosiklet yüzünden, araba yüzünden, yaşadığımız çağ yüzünden, hayat şartları yüzünden doğal bulanlar vardır; ölümün hayatın kendisi olduğunu düşünenler vardır. Ve saçma sapan şeyler yapanlar vardır.
- "Kalbim kanıyor Thérèse, bir yara bandı ya da başka bir şey yok mu?"
- Hedefi olmaksızın koşan bir insanı hiçbir şey durduramaz
- "Kalbim kanıyor Therese, bir yara bandı ya da başka bir şey yok mu?"
- İşte korktuğun buydu.. burada da kimseyi tanımıyorum..
- Öyle ki , okumak düzene karşı bir eylemdi.
--reklam--
Silahlı Peri İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Belleville'de bir kış günü, buz tabakasının üzerinde, buzu da sayarsak altı kişi hatta saralı köpekle beraber yedi kişi. Afrika tabakasına benzeyen bir buz tabakası üzerinde yürüyen yaşlı bir kadından hiç de beklenmeyecek bir hareket doğuyor. Malaussen, Pennac'ın bir önceki kitabı olan Gulyabaniler Cenneti kitabının günah keçisi. Silahlı Peri'de de Malaussen'in maceraları devam ediyor. Gulyabaniler Cenneti'nden tanıdık gelen bu isimden sonra, kitabın bir üçleme olduğunu öğreniyorum. Şansıma bu defa kasıtsız olarak doğru sıralama ile okumuşum. Bu da bizi üçüncü kitaba yöneltiyor. Alır, bulur, tedarik eder Malaussen'i kaldığı yerden okurum. Bu kitapta cinayetler, uyuşturucu satıcıları, intiharlar, gizemli vakalar ile karşılaşacaksınız. Polisiye romanların içine Daniel Pennac'ı da ekleyince daha farklı bir tat alacağınıza eminim. Tabii üçleme olduğunu unutmamak gerek. (Sîdar Ronahî)
--reklam--
Silahlı Peri PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Daniel Pennac - Silahlı Peri kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Silahlı Peri PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Daniel Pennac Kimdir?
1944 yılında Kazablanka'da dünyaya gelen Daniel Pennacchioni, Korsikalı ve Provençal bir ailenin dördüncü ve son oğludur. Çocukluğu general rütbesinden emekli olan asker babasının görevi nedeniyle, Afrika'da (Cibuti, Etiyopya, Cezayir, Ekvator Afrikası), Güneydoğu Asya (Çinhindi) ve Fransa (La Colle-sur-Loup) gibi ülkelerde geçti.
Babasının şiir sevgisi onda kitaplara karşı bir ilgi oluşturdu ve okumaya yöneldi. Nice'de okuduktan sonra öğretmen oldu. Bir günah keçisi olan Benjamin Malaussène ve ailesinin Paris, Belleville'deki hikayesini anlatan "La Saga Malaussène" dizisi de dahil olmak üzere çocuklar için yazmaya başladı.
Yazma stili, "La Saga Malaussène"deki gibi mizahi ve yaratıcı ve "Comme un roman" makalesinde örneklendiği gibi bilimsel sayılabilir.
1990 yılında Pennac, "La petite trade de prose" ile "Prix du Livre Inter" ödülünü kazandı. 1984 tarihli romanı "L'œil du loup", Sarah Adams - daha sonra Sarah Ardizzone olarak bilinir - tarafından İngilizceye "Eye of the Wolf " (Kurtun Gözü) olarak çevrildi ve 2002'de Walker Books tarafından yayınlandı. Adams bu çalışmasıyla iki yılda bir verilen 2005 İngiliz Marsh Çocuk Edebiyatı Çeviri Ödülü'nü kazandı. 2002 yılında Grinzane Cavour Ödülü'nü kazanan Pennac ayrıca tüm çalışmalarından dolayı 2008 yılında "Grand Prix Metropolis bleu" ödülünü kazandı.
Kitapları Fransa'da büyük ilgi gören Pennac, 2012 yılında Okul Sıkıntısı adlı kitabıyla Renaudot Ödülü'nü kazandı. Ayrıca 2013 yılında Bologna Üniversitesi'nden pedagoji alanında fahri derece aldı.
--reklam--
Daniel Pennac Kitapları - Eserleri
- Roman Gibi
- Okul Sıkıntısı
- Teşekkür Ederim
- Bedenin Güncesi
- Silahlı Peri
- Gulyabaniler Cenneti
- Küçük Yazı Satıcısı
- Kurdun Gözü
- Ayıcık Ernest İle Farecik Celestine'in Romanı
- Delidolu Arkadaşım
- Kuçukuçu
- Red Kit - Pinkerton'a Karşı
- Red Kit - Yalnız Atlı
- Kamo ve Asrın Fikri
- Kamo'nun Kaçışı
- Kamo ve Babil Ajansı
- Kamo ve Ben
--reklam--
Daniel Pennac Alıntıları - Sözleri
- Kulakların dünyasını kapatın, hoşuma gider. Gözlerimi kapatın, ölürüm. (Gulyabaniler Cenneti)
- "Bazen alçakgönüllülüğümüzdür bizi sessiz kılan..." (Roman Gibi)
- - "Resim yapıyorum çünkü çizer olmak istiyorum! Boyamakta istiyorum!.." - "Bize sanatçı lazım değil küçük aptal! Bize dişçi lazım!.." (Ayıcık Ernest İle Farecik Celestine'in Romanı)
- Uyanıyoruz. Bir ayağımızla gerçeğe basıyoruz.. (Okul Sıkıntısı)
- Tüm korkularımı tekrar düşününce duyumlarımın bir listesini oluşturdum: boşluk korkusu taşaklarımı eziyor, darbe alma korkusu beni felç ediyor, korkma korkusu gün boyu kaygıya sebep oluyor, kaygı korku veriyor, heyecan (tatlı olanı bile) tüylerimi ürpertiyor, nostalji (babamı düşünmek gibi mesela) gözlerimi yaşartıyor, beklenmedik olaylar beni sıçratıyor (çarpan bir kapı olsa bile), panik hali beni işetebiliyor, en ufak üzüntü beni ağlatabiliyor, hiddet soluğumu kesiyor, utanç beni küçük düşürüyor. Bedenim her şeye tepki veriyor. Ama her zaman nasıl tepki vereceğini tam olarak bilemiyorum. İyice düşündüm. Eğer hissettiğim her şeyi olduğu gibi yazarsam günlüğüm, bedenim ile ruhum arasında, bir elçi gibi olur. Duygularımın tercümanı olur. (Bedenin Güncesi)
- Ayıyla fare arkadaş ha? Hayatta olmaz! Rezalete bak! Kesinlikle yasak! " Anlaşıldı mı Célestine?" " Ernest, anlaşıldı mı?" Oysa kimse Ernest ile Célestine'in dünyanın en iyi iki arkadaşı olmalarını engelleyemeyecekti. Hem de hiç kimse, anladınız mı? (Ayıcık Ernest İle Farecik Celestine'in Romanı)
- Canlı varlıkların ayırıcı vasfı, ikinci dereceden bir denklem görünümünde de olsa hayatı sevdirmektir, fakat canlılık okullarının programına hiçbir zaman konulmamıştır. Görev burada. Hayat başka yerde. Okumak, okulda öğrenilir Okumayı sevmekse... (Roman Gibi)
- Okumanın "insanı insan ettiği" düşüncesi, birkaç olumsuz istisnası olsa da, bütünü içinde doğrudur. (Roman Gibi)
- Tembellik demek ki bu muymuş? Kendi içine gömülmek mi? Peki ya çalışmak neydi? (Okul Sıkıntısı)
- Hayır, önemli olan sizin hayali yeteneklerinizdir; gerçekle hiçbir ilişkisi olmayan, kendinize bile bile yakıştırdıklarınızda ve işte bu yetenekleri ödüllendirmek gerekir. (Teşekkür Ederim)
- Kitabın ağırlığı, can sıkıntısının ağırlığı, bir sona varmayan çabanın çekilmez yükü. (Roman Gibi)
- "insan dünyayı değiştiremiyorsa, dekoru değiştirmeli" (Küçük Yazı Satıcısı)
- İnadına yapmıyorum. (Okul Sıkıntısı)
- "Nedir o her şey?" "Beni bunaltan her şey!" (Okul Sıkıntısı)
- Çünkü iyi davrandığımızda sizin önemsiz, yani tehlikesiz biri olduğunuzu düşünüyorlar. (Okul Sıkıntısı)
- Öyle tabii, minnettarlığın ifade edilmesi uzun sürer ve hayır işlemeye benzer: Kimse unutulmamalıdır. Ama birileri hep unutulur. Biri mutlaka atlanır. Ve emin olun, o kişi -bir milyon insan içinde tek unutulan da olsa- kendisine teşekkür etmediğiniz için size sitem edecektir. (Teşekkür Ederim)
- Okuma vaktini nereden bulacağız? Çok önemli mesele. Başlı başına mesele. Okuma vakti mesele ediliyorsa, ortada okuma arzusu yok demektir; çünkü aslına bakılırsa, kimsenin hiçbir zaman okumaya vakti yoktur. Ne küçüklerin ne gençlerin ne de büyüklerin. Hayat, okumaya vurulan sürekli bir köstektir. "Okumak? İsterim tabii ki, ama iş, ev, çocuklar, zamanım kalmıyor..." "Okumaya vaktiniz olmasına ne kadar imreniyorum!" Nasıl oluyor da, çalışan, alışveriş yapan, çocuklarını yetiştiren, arabasını süren, üç erkeği seven, dişçiye sık sık giden, evini taşıyan şu kadın okumaya vakit buluyor da, mazbut bir hayat süren mirasyedi bekar bulamıyor? Okuma vakti her zaman çalınmış vakittir. (Tıpkı yazma vakti veya sevme vakti gibi.) Neyden çalınmış? Yaşama görevinden çalınmış mesela. ... Okuma vakti, sevme vakti gibi, yaşama vaktini genişletir. Zaman çizelgemiz açısından düşünülecek olsaydı, kimse aşık olmaya kalkışmazdı. Kimin vakti vardır aşık olmaya? Ama kendine sevme vakti tanımayan bir aşık gördünüz mü hiç? Okumaya vaktim hiç olmadı ama hiçbir şey, beni sevdiğim bir romanı bitirmekten alıkoyamadı. Okuma toplumsal zamanın örgütlenmesine bağlı değildir; o, aşk gibi bir varolma tarzıdır. Mesele okumaya vaktim olup olmadığı değil (kaldı ki bu vakti bana kimse vermez), bir okur olma zevkini kendime tanıyıp tanımamamdır. (Roman Gibi)
- Gidip yatsak ve berbat bir uykuya dalsak nasıl olurdu? (Okul Sıkıntısı)
- 1. Okumama hakkı. 2. Sayfa atlama hakkı. 3. Bir kitabı bitirmeme hakkı. 4. Tekrar okuma hakkı. 5. Canının istediğini okuma hakkı. 6. "Bovarizm" hakkı. 7. Canının istediği yerde okuma hakkı. 8. Çöplenme hakkı. 9. Yüksek sesle okuma hakkı. 10. Susma hakkı. (Roman Gibi)
- Doğum günüm son mumumuza kadar peşimizde sürüklediğimiz çocukça bir deyimdir. (Bedenin Güncesi)
Yorumlar
0 yorum