Kitap Künyesi
Yazar: Hasan Ali Toptaş
Yayın Evi: Everest Yayınları
İSBN: 9786051850689
Sayfa Sayısı: 216
--reklam--
Sonsuzluğa Nokta Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Metinlerini varoluş ve yokoluş üzerine kurarak varoluşçuluğu taşraya taşımasıyla özgünlük kazanan, sade dilinden yükselen müzikle giderek hayatı yazıya, yazıyı ise büyülü bir hayata benzeten bir yazar...
Yazma serüvenini 'hayatı kelime kelime genişletmek' olarak adlandıran Hasan Ali Toptaş, metinlerini birer senfoniye de dönüştürerek, dışarıyla içerinin, görünenle iç dünyanın, gerçeklikle rüyaların, somutla soyutun çarpışmasından doğan tekinsiz bir atmosfere çağırıyor okurunu. Tam bir yazı ustalığıyla, Türkçenin imkâlarını sonuna kadar zorlayarak, edebiyatın büyülü dünyasına kapılar açarak...
'İnsan, ne denli çaba gösterirse göstersin ve kaçınılmazlığına ne denli inanırsa inansın, ayrılığa hiçbir zaman hazırlanamıyor çünkü. Hazırım, dediği anda bile içinde ele geçiremediği bir nokta kalıyor sürekli; ayrılığa alıştıramayacağı, sızlanışlarını durduramayacağı bir nokta kalıyor. Acıyı yüklenip çoğaltacak bir nokta...'
Sonsuzluğa Nokta'yı bir 'kara' romana çeviren, kendine özgü dehşetini yaratan, ne kazadır ne sakatlanma, ne ölüm; 21. yüzyıl arifesindeki insanlık trajedisini, kimliksizliğini dile getirmesidir.
Erendiz Atasü
--reklam--
Sonsuzluğa Nokta Alıntıları - Sözleri
- "Bir insanı tanıyabilmenin hiç mi hiç mümkün olmadığını düşünüyorum."
- "Sevginin, çiçek dediğimiz otlarla ifade edilmesi şart mı yani?”
- "Telaşlanıyorum kimi zaman, ne yapacağımı bilemiyor ve yüzümü yastıklara gömüp derin uykulara dalıyorum. Kaçış uykularına. Uyuduğum sürece yaşam duracak ve yürüyen ne varsa benim uyanmamı bekleyecekmiş gibi geliyor çünkü bana. Uçan kuşlar donacak, güneş bulunduğu noktaya çivilenip kalacak, sesler katılaşacak ve ışıklar, ampullerden sarkıp sarkıp kalacakmış gibi... Oysa, her şey bir akıntıya kapılmış sürükleniyor; dallar, taşlar, yıldızlar, bulutlar, hatta ölüler bile. Hiçbir şey hiçbir şeyi beklemiyor."
- "İnsanlar isterlerse her şeyi, ama hemen her şeyi bir tür silaha dönüştürebilirlerdi... En çok da sevgiyi..."
- “ Bir sınırın hangi şartlarda ve nasıl geçildiği, ne düşlenir, ne anlatılır, ne de anlaşılır; onu, ancak ve ancak yaşayan bilir. Onlar da anlatmaktan kaçınırlar, kaçınmasalar da anlatamazlar ya da anlattıkları bir düştür yalnızca, gerçeğin kokusuyla tatlandırılmış, gerçeğin rüzgarıyla biçimlendirilmiş, imkansız bir düştür."
- "Bildiğim tek şey, ne yaparsa yapsın, insanın birkaç saniyeye bile söz geçiremeyişi..."
- "Hangisi zor? Hangisi daha acı? Toprağın altındaki ölüm mü, üstündeki ölüm mü?"
- İnsan, ne denli çaba gösterirse göstersin ve kaçınılmazlığına ne denli inanırsa inansın, ayrılığa hiçbir zaman hazırlanamıyor.
- Yeryüzündeki bütün kaçışlar bulaşıcıdır.
- "Üstelik, insana kendi yaşamı bile büyük geliyor kimi zaman; ne yapsa, kimi sevse, kimlerce sevilse, hangi işlerle uğraşsa ve nerelerde gezip dolaşsa, bir türlü dolduramıyor. Her şeye karşın, ele geçirilemeyen derin boşluklar kalıyor önümüzde arkamızda."
- Belki insanlar koskoca yaşamları boyunca yalnızca bir süre için farklı olmaya katlanabilir, sonra da yavaş yavaş öteki insanların davranışlarına, düşüncelerine ve duygularına bürünerek, durup dinlenmeden kendini tekrarlayan uçsuz bucaksız bir benzerlikler denizinde kaybolup gidiyorlardı.
- "Kimi zaman kendimden birkaç adım uzaklaşarak kendimi izleme arzusuna kapılıyordum. Bu mümkün değildi tabii, herkes gibi kendimi kendi içimden izlemeye mahkumdum."
--reklam--
Sonsuzluğa Nokta İncelemesi - Şahsi Yorumlar
SEVMEDİM. Söze neden 10 üzerinden 1 puanı uygun gördüğümle başlamak, sanırım en iyisi olacak. Bu puan, yazarın tabi ki yeteneğine değil, çünkü bu zaten komik olur. Bu puan, bu kitabın bana ne kadar hitap ettiğine verildi, yani hiç ETMEDİ. Beni rahatsız eden hususları sonlara doğru değinmek üzere bir kenara itip, kalan konularla ilgili birkaç kelam edeyim. Toptaş betimleme ve aktarma konusunda çok başarılı bir yazar. Eğer yanılmıyorsam bu ilk kitabı ve hiç de ilk kitap gibi değil. Cümleleri oldukça usta kurulmuştu. Bazı yazarlar, betimleme konusunda kalemi o kadar abartılı kullanıyor ki, anlatmak istediklerini zihinde canlandırmak bu abartıdan dolayı imkansızlaşıyor. Aşırı ayrıntılar canlandırılan sahneyle uymuyor, tam ‘’evet sanırım şöyle’’ derken tekrar bir tasvir yapılıyor, ‘’hobaaa o zaman şurası şöyle değil burası böyle değil’’ derken pat! sahneden çıkıyoruz. Fakat Toptaş’ın kalemi en azından bu kitap için böyle değil. Kalemle çizer gibi sözcüklerden resim yapıyor, hem de üç boyutlu. Duyguyu aktarma konusunda da betimleme ile aynı yetenek söz konusu. Endişeyi, yılgınlığı, karamsarlığı, merakı her şeyi hissettiriyor. Bedran karakteri taksiye mi bindi, bir anda köyünü mü düşünmeye başladı, hoop köydeyiz. Köye gittik, sabah oldu, zorla uyandığı sahne, o an uykunuz yok fakat o uyanmayı size yaşatıyor. Babadan korktu, ellerini gördü, kaçmak istedi, uzaklaşmak istedi ama kaçamadı derken evine geldi yatakta, birden hoop öğrenci evine gidiyoruz, öğrenci evinden sevgilisinin evine derken, ordan oraya gide gele gide gele yolculuğu beleşe getiriyorsunuz. Aktarma ve anlatma konusunda bu kadar yetenekli bir yazarla yıldızımızın barışmadığı nokta nedir? Ben Bedran deneni sevmedim. Özellikle rahatsız olduğum sapıksı şeyleri dışında, karakter çok sıkıcıydı. Sürekli bir arabesk mi desem nasıl desem bilmiyorum, itici, insanın kalbini daraltan, sürekli karanlık bir havası vardı. Karanlığı da açmak lazım, ona buna kötülük yapan ya da psikopat anlamında değil. Derin derin düşüne düşüne bir hal oldu. Hayır düşündüğü de ‘’essahtan bir şey olsa’’ gam yemeyeceğim. Onu sıkıcılıktan başka bir kelimeyle ifade edemem herhalde. İç dünyasını hiç mi hiç merak etmeyeceğim, renksiz bir tip. Ciddi ama ciddiyetinde zerre saygınlık uyandıracak bir taraf yoktu BENİM İÇİN. Gelelim dananın kuyruğunun koptuğu yere. Hepimizin değer yargıları var, kimisi ortak kimisi oldukça farklı. Bu sözüme bir parantez açmazsam yanlış anlaşılmaya oldukça müsait. Bu kitabı beğenen okurlardan bu incelemeyi okuyan olursa, lütfen benim düşüncelerimi kişiselleştirmesin. Sitede özellikle rahatsız olduğum bir husus var. Ben bir kitabı çok sevmişsem ve o kitapla ilgili çok saçma sapan bir değerlendirme değil de sevilmemiş, beğenilmemiş olduğuna dair bir inceleme okursam, hemen yorum atıp o kişinin fikrini değiştirmeye kalkmam. Olabilir yani beğenmek zorunda değil. Burada bir kalıp içindeki hamur değiliz. Çoğunluk azınlık olaylarına da girmem. Çünkü zaten her türlü yoruma/incelemeye denk gelme şansımız var. Tabi bazen çekinceler gölgesinde söylemek istediklerimizden daha azını söyleme durumunda kalabiliyoruz. Bırakalım yapsınlar, bırakalım söylesinler. Az liberal takılalım :P Bir de HER TÜRDEN İNSAN OLDUĞU İÇİN, SÖZÜMÜZ SÖYLEDİĞİMİZ DEĞİL ANLAŞILDIĞI KADARDIR. Fakat beni anlayacak ve benimle aynı düşünecek 3 kişi bile olsa bana yeter. Benden farklı düşünlere saygısızlık etmek istemediğimi tekrar belirterek ilgilenmediğimi de söylemek zorundayım. Zaten bu kitapla ilgili yazılan ne var ne yok okudum ben. Olumlu görüşler için incelemeyi burada kesiniz. Daha önce kitap/gecenin-sonuna-yolculuk--11718 adlı eseri okumuş ve bazı göğüs ve zihin deşici ifadeler/ durumlardan ötürü zorlanmış ve yer yer rahatsız olmuştum. Fakat şu an hiç rahatsız değilim aksine daha beteri daha kötüsünü görünce öp başına koy sözünü anlamış bulunuyorum. Orda rahatsız olduğum konulardan biri, Bardamu denenin bir arkadaşının nişanlısı ile birlikte olması, bunu defalarca tekrarlaması, sonra bunların bir araya gelip o arkadaşını gerizekalı yerine koyması, üstelik adamın kör olması ve bunu böyle çok da tın bir havada anlatmasıydı. Ben kalleşliğe ve gevşekliğe gelemiyorum kardeşim. Burdakiyse bambaşkanın da başkası. Tu Allah belanızı versin dediğim iki sahne oldu. (Şu an bu satırları paylaşıp paylaşmama konusundaki rahatsızlığım baş ağrısı gibi şakaklarımda zonk zonk zonkluyor. Yani şu satırları yazıp, burdaki hiç kimseyle yüzcek tanışmak istemiyorum, öyle utanıyorum edepsizlik benim hatam olmasa da. Fakat benim kitabımda az dürüstlük yoktur, açarsam kartları sonuna kadar gitmeliyim.) Burdaki konu çoklu birliktelik. Fakat bunu da açmak gerek. Bedran denen, sevgilisinin evinde, sevgilisinin arkadaşı, sarışın, beyaz bacaklı, küçük bilmem ne’li, şuh bakışlı Figen ve sevgilisinin ablası otururlarken kapı çalar, ablagibiablanın bir erkek arkadaşı gelir. Yeterli erkek sayısı sağlanamayınca banyoda Bedran, Figen ve Bedran denenin sevgilisi; diğer odada ablagibiablayla onun arkadaşı zeybek oynarlar. Ben zeybek diyim, siz başka şeyler anlayın. İlk önce Bedran denenin sevgilisi gelir, ona ablagibiablayla onun yanındaki herifin halının üstünde üryan zeybek oynayışını gülerek gösterir. Yahu bu na-na-na-na-na-na-sıl bir sahneeeeeeeee. Ya bu nasıl bir gevşeklik. Sonra diğer iki insan kız banyoya geçerler, elektrik gider ve Bedran denenden mum isterler, derken olaylar hızla gelişir, folklorük figürler eşliğinde zeybek başlar. Kitabın sonunda da yine başka bir birliktelik, sahneye çıkar. İlk önce her normal insan gibi iki kişi, yani Bedran ile başka bir kız, sevilen parçalardan biri olan Gangnam Style eşliğinde raks ederler; pis, boş pencereleri naylon bir evde –demek ki yankısı iyiymiş- sonra kapıda bir gölge belirir, aaa bunlar şok yine bir ablagibiabladır. Hadi der o da üryan kalır ve üç kişi yumruk yaptığı ellerini çapraz üst üste koyup sallamak suretiyle takılırlar. OLMAZ OLSUN BAĞĞĞZZZI ŞEYLER. Ben Kübra. Sırf biraz sempatik bir dil kullanarak, aslında aşağılamanın bin türlüsünü yapmak istediğim fakat frene bastığım bu incelemede asla ama asla bu kitabı önermiyorum. Rezillik. Başka hiçbir şey değil. Başka kitaplarına bakacağım. Fakat denk geldiğim ilk ahlaksızlıkta o kitabı okumayı bırakacağım. O kadar şaşkın ve üzgünüm ki. Okuyanı şair eden bu yazar, bu kitabında edebi yeteneğini, fantezi dünyasına çok başarılı bir şekilde meze etmiş… Umarım o çok beğenilen kitaplarında bu iğrenç eğilimi bırakmıştır. Ama bendeki fikrini kıramayacağını düşünüyorum. Beğensem dahi artık onu tertemiz bir sevgiyle takdir edemem. Tabi ki yazarın çok da umrunda olmayacak. Fakat görüşlerimi açıkça belirtmezsem de ben başımdan aşağıya çatlardım. Hala kendimi yeterince kusmuş hissedemeyerek kitap/yalnizliklar--7252 'a doğru gidiyorum. Hadi eyvallah. (Kübra)
Toptaş'ın kalemini ilk okuduğum kitabı olan Gölgesizler'den beri severim. Sanat eserininse sanatçıya değil, o elden çıktıktan sonra artık sanata ait olduğuna inanırım. Toptaş okurken gerçek mânâda rahatsız oluyorum. Kelimeler arasında öyle konulara yer veriyor ki, ne anlatıyor bu adam, deye sorulsa anlatılamaz. Ancak okunarak hissedilebilir -belki-. Bu kitaptan aldığım temel iletiye gelince: Anadolu'da dünyaya getirdikleri çocukların her türlü hakkının kendisine ait olduğunu sanan babaların ne çeşit insanlar yetiştirebileceği. Onurunu zedele, özgüvenini kır ve izle kendinden bir tane daha meydana gelişini. Karakter tam olarak böyle bir tıp. Toptaş diğer kitaplarında da bu şekilde toplumsal ve -kültürel- sorunlara değiniyor. Ama basit bir şekilde değil. Peyniri poğaçanın ortasına koymuyor da hamuruna karıştırıp yoğuruyor. Rahatsız edici bir kitap. Kötü yazıldığı için değil, iyi yazıldığı için (Çiğdem)
Toptaş, ahlaksızlığı sebebiyle bu yıl edebiyat dünyasından arındırıldı. Bu kitapta kafasındaki cinsellik sorununu açıkça görüyoruz. Kitapta grup ilişkiyi edebileştirmenin zorlama olduğunu, bunun açıkça sapıklık olduğunu düşünüyorum. Dahası kadın bedenini tamamen meta olarak değerlendiren bir kitap. (Aykutalp Avşar)
--reklam--
Sonsuzluğa Nokta PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Hasan Ali Toptaş - Sonsuzluğa Nokta kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Sonsuzluğa Nokta PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Hasan Ali Toptaş Kimdir?
Hasan Ali Toptaş, 1958 yılında Denizli’nin Çal ilçesinde doğdu. İlk öykü kitabı "Bir Gülüşün Kimliği" 1987’de, ikinci öykü kitabı "Yoklar Fısıltısı" 1990’da yayımlandı. "Ölü Zaman Gezginleri" adlı öykü dosyasıyla 1992 yılında Çankaya Belediyesi ile Damar edebiyat dergisinin düzenlediği yarışmada birincilik ödülü aldı. Aynı yıl "Sonsuzluğa Nokta" adlı yayımlanmamış romanıyla Kültür Bakanlığı’nın düzenlediği yarışmada mansiyon aldı ve Sonsuzluğa Nokta Kültür Bakanlığı tarafından yayımlandı. 1994’te "Gölgesizler" adlı yayımlanmamış romanıyla Yunus Nadi Roman Ödülü’nü, 2013'te ''Heba'' romanıyla Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nü 2016'da ''Kuşlar Yasına Gider'' Romanıyla Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülü'nü aldı. "Bin Hüzünlü Haz" adlı romanı ise 1999 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü. Yazarın ayrıca "Yalnızlıklar" adlı şiirsel metinlerden oluşan bir kitabı, "Kayıp Hayaller Kitabı" adlı bir romanı, "Ben Bir Gürgen Dalıyım" adlı bir çocuk romanı vardır.
--reklam--
Hasan Ali Toptaş Kitapları - Eserleri
- Harfler ve Notalar
- Kayıp Hayaller Kitabı
- Gölgesizler
- Ben Bir Gürgen Dalıyım
- Sonsuzluğa Nokta
- Uykuların Doğusu
- Yalnızlıklar
- Bin Hüzünlü Haz
- Ölü Zaman Gezginleri
- Heba
- Başlarken Yalnızsın, Bitirdiğinde Daha da Yalnız
- Geçmiş Şimdi Gelecek
- Kuşlar Yasına Gider
- Bir Gülüşün Kimliği
- Yoklar Fısıltısı
- Gecenin Gecesi
- Absürd Öyküler
- Beni Kör Kuyularda
--reklam--
Hasan Ali Toptaş Alıntıları - Sözleri
- "Hem konuşmaktan fenâ hâlde korkuyor, hem de hararetli bir şekilde hiç durmadan konuşuyormuş gibi susmuşlar." (Uykuların Doğusu)
- ...bu akraba meselesi içinden çıkılmaz bir şeydir. Bazen için kopar dışın bağlı kalır mesela, bazen de için bağlı kalır ama dışın kopar. (Heba)
- Ortalığı, kaybolan şeylerin varlığını hatırlatan derin bir sessizlik kapladı. (Kuşlar Yasına Gider)
- "Sen diyorsun ki, kötüler gelip bize kötülük edinceye kadar iyidirler, başımızın üstünde yerleri vardır." (Beni Kör Kuyularda)
- ''...içindeki öykünün içindesin,” (Ölü Zaman Gezginleri)
- ...ağrısı sızısı gamı kasaveti olmayanlar uyudu.. içimden geçen şeyi izah etseydim şimdi.. (Beni Kör Kuyularda)
--reklam--
- "Şu yeryüzünde kötüler bazen iyilerden daha iyi görünebiliyorlar Ziya Bey." (Heba)
- Kendim giderim ben, herkes gibi! (Bir Gülüşün Kimliği)
- "Şunu da unutma ki, yeryüzünde gecikmişliğin ilacı yoktur." (Gölgesizler)
- İşte böyle her şeye benzeye benzeye tıpkı bir mıknatıs gibi her şeyin ruhunu ruhunda toplarmış da, zaman zaman hiçbir şeye benzemezmiş tabii. (Uykuların Doğusu)
- Keşke insan istediği zaman başka bir yaratığa dönüşebilse... (Kayıp Hayaller Kitabı)
- Kendimi herhangi bir yere ait hissetmiyorum. Ne bir şehre, ne bir ülkeye, ne de dünyaya. Yeryüzüne susmaya gelenler sınıfındanım. (Başlarken Yalnızsın, Bitirdiğinde Daha da Yalnız)
- ''Kendimi herhangi bir yere ait hissetmiyorum. Ne bir şehre, ne bir ülkeye, ne de bir dünyaya. Yeryüzüne susmaya gelenler sınıfındayım.'' Hasan Ali Toptaş (Gölgesizler)
--reklam--
- Kuralsızlığı örtmek için kurallardan daha kalın bir örtü bulamazsın. (Heba)
- içim hüzünler evi. (Bir Gülüşün Kimliği)
- "İçinde bulunduğum dünyanın çeşitli köşelerine, işarete benzemeyen çeşitli işaretler gönderen uzak ve esrarengiz bir dünyanın fotoğrafına bakar gibi bakıyordum." (Uykuların Doğusu)
- Sesler azalıyordu artık içimde. (Bir Gülüşün Kimliği)
- Yalnızlık alıp karşına kendini, öteki kendinlerle konuşmaktır. (Yalnızlıklar)
- Bazı canlıları yara öldürmüyor, muhatapsız kalmak öldürüyor. (Kuşlar Yasına Gider)
- "Bir insanı tanıyabilmenin hiç mi hiç mümkün olmadığını düşünüyorum." (Sonsuzluğa Nokta)
Yorumlar
0 yorum