Kitap Künyesi

Yazar: Theodor W. Adorno

Yazar: Max Horkheimer

Çevirmen: Adnan Gümüş

Yayın Evi: Bilgesu Yayıncılık

İSBN: 9789944795319

Sayfa Sayısı: 224

--reklam--

Sosyolojik Açılımlar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

"Hiçbir Almanca sosyoloji 'metin kitabı' beklendiği gibi bir kılavuz değildir, hele hele bir giriş kitabı hiç olamaz; son yıllarda böylesi savlarla ortaya çıkan kitaplar da bir yana bırakılmalıdır.

Bu kitaplarda ne modern toplumun çürümüş kuramlarından vazgeçilmekte ne de bugünkü sosyolojik araştırmaların önemli alt alanlarına güvenilir bir bakış sağlanmaktadır; sistematiklerinde materyalin bütünlüğüne çok az dikkat edilmekte ve malzemeyle ilişkilendirilmesi tesadüflere bırakılmakta, bu doğal olarak sununun oluşumuna da yansımaktadır.

Tekil kavram ve özel alanlarla ilişkili sunulan materyal ve değerlendirmeler, kendi bünyelerinde bütün için ancak kısmi bir görüş oluşturabilmektedir."

Yazarları her ne kadar bunun bir "sosolojiye giriş" kitabı olmadığını söylüyorlarsa da, duyarlı sosyoloji arayışlarına ve sosyolojik duyarlılığa, sosyal bilimler anlayışına ve sosyal bilimleri anlamamıza, Frankfurt anlayışına ve Frankfurt Eleştirel Düşünürlerini anlamamıza katkı sağlamaktadırlar.

(Tanıtım Bülteninden)

--reklam--

Sosyolojik Açılımlar Alıntıları - Sözleri

  • İdeolojiden ne zaman söz edilse hemen akla gelen bu tür güdüler, geleneksel felsefe ile karşıtlık içinde, onu ele alan kavramlara ve sosyolojiye sahiptir.
  • İdeoloji, onun provokasyonel formülasyonuyla, zoo­lojinin bir alt disiplini olmalıdır.
  • “Birey çok yeni bir şey ve yeniyi yaratandır, biraz mutlaktır, tüm eylemleri tamamıyla kendi kendisinindir. -Willen zur Macht
  • Her nerede kavram maddeyi kurgulayamazsa, kendisi metalaşmaktadır.
  • İdeoloji, artık bir örtü değil, dünyayı tehdit eden yüzdür. ... İdeoloji ve gerçeklik öylesine birbirine benzer hareket etmektedirler ki, gerçeklik diğer her tür inanılan ideolojinin eksikliğini kendisine de öylesine mal etmektedirler.
  • Kitleler, gerçeklikten ko­parılmakta ve bir reklamın oluşturabileceğinden çok daha şaş­kınlık yaratıcı biçimler alabilen bu gösterilerle kesin bir sevgi saygı yaratılmaktadır.
  • Demagoglar psi­kolojik konumlanma yüzünden psikolojik araçlarla çalışırlar.
  • Hatip, meydanın en küçük noktasından en uç noktasına avazının çıktığı kadar bağırıyor. Diyor ki: 'Bütün bunların hepsinin suçlusu kitleleşmedir'. Fırtına halinde alkışlar."
  • Sosyoloji sözcüğü, yani toplum bilimi, yarısı Latince yarısı da Yunanca kırma bir bileşimdir. Kurucusu da Aguste Comte’dir.
  • Tecrübelerimiz, ahlak ve politikanın hemen bütün soruları­ nın akılla değil, güçle belirlendiğini göstermektedir.
  • Kültür sos­yolojisi, toplumun bilinçsiz tarih yazımının bir aracı olan sa­natı, deşifre etmek zorundaymış.
  • Mükemmelliğe doğru yücel­tilmiş, kolektifleştirilmiş ben-ideali, özgürleştirilen benin şey­ tanca bir oyunudur.
  • Teknik insanların yalnızca bün­yelerine değil, tinlerine de sahip oluyor.
  • İnsanla­rın çok az muktedir olabildikleri ekonomik yasaların egemen olduğu bir dünyada, sosyal fenomenleri ilkesel olarak "mana yükü" olarak görmek istemek, bir illüzyon olsa gerektir.
  • Totaliter ideolojile­rin bir kesitini veren antropolojik değişimler, toplumun yapı değişimlerini izlemekte olup, ancak bu yüzden -yoksa içerik olarak ne söylediklerine bağlı olarak değil- tözseldirler.

--reklam--

Sosyolojik Açılımlar İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Adorno ve Horkheimer’in birlikte kaleme aldığı bir eser. Yazarlar sosyoloji alanında verdikleri bu eser de; öncelikle Sosyolojinin tanımını yaparak, bu alanın nasıl ortaya çıktığını, sınırlılarının neler olduğunu çeşitli bilimler açısından ele alarak tartışmaktadır. Eserde ayrıca birey ve toplum üzerinde durarak bireylerin kapitalist sistemde nasıl sömürüldüğünü anlatmaktadır. Topluma yönelik ise kitle psikolojisinin önemi ve etkisi üzerinde durulmaktadır. Eserde bir sorun belirmektedir. Okurken iki yazara ait eserin hangi konuları kime ait diye sorguladığınızda bir ayrımın olmadığı görülmektedir. Yani; hangi başlığın Horkheimer, hangisinin Adorno'ya ait oldu­ ğu kitabın orijinalinde de belirtilmemiş olup, Adomo'ya ait gibi gözüken bazı metinlerin Horkheimer veya Horkheimer'a aitmiş gibi gözüken bazı bölümlerin de Adomo tarafmdan dillendi­ rilmiş olması olasıdır. Örneğin kitle konusuyla normalde Adorno çok ilgili olmakla birlikte, sanki ona göre daha çok Horkheimer'm izleri bulunmakta gibidir. Sosyoloji üzerine güzel bir eser, okumanızı öneririm... (Hikmet)

--reklam--

Sosyolojik Açılımlar PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Theodor W. Adorno - Sosyolojik Açılımlar kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Sosyolojik Açılımlar PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Theodor W. Adorno Kimdir?

Theodor W. Adorno (Theodor Ludwig Wiesengrund-Adorno), 11 Eylül 1903 yılında Frankfurt am Main'de doğmuş ve 6 Ağustos 1969'da İsviçre Visp, Visp, Valais, İsviçre'de bir klinikte hayata gözlerini yummuş Alman felsefeci, toplumbilimci, bestekâr ve müzikbilimci.

Adorno, sosyoloji ve felsefe profesörüydü. Aynı zamanda kompozitörlük de yapan bir müzikolog ve eleştirmendi. Düşüncelerinin ağırlık noktası toplumsal kritiğin bütününü oluşturduğundan bir toplum bilimci olarak da anılır. Nesnel olanın özdeşleşmesindeki "düşüncenin ilk ortaya çıkış formu" onun ideoloji kritiğinin diyalektini temsil ederken aracı olmaya çalışarak paylaştığı görünen dolaysızlığın ki bütün aşamalarında yine kendine dağılan değişkenliği, doğru düzleminde aracısız olarak varlığını kabullenmeliydi. Sanki kendi içinde, mantık sınırlarını aşmadan gelinen felsefik bir kritik noktada istençle yoğrulmuş, geriye bakmadan objektif verilerle beslenerek sakinleştirici özellik taşıyan bir denemeyi, düşüncenin asıl çıktığı yerin dışına taşırmak gibi

Bir filozof ve toplum bilimci olarak Adorno'nun, Institut für Sozialforschung (Sosyal Araştırmalar Enstitüsü Frankfurt Okulu) 1950'lerdeki totaliter antisemitizm ve üniversite öğrenci hareketinin kültürel kimliği ve kritiği bağlamında bütün nesnelliğinde objektifleştrmeye çalıştığı "Vatandaşlığın körleşen birlikteliği"ndeki değerlendirmesi günümüzde önemini hâlâ yitirmemiş olması açısından önemlidir.

Diyalektik der Aufklärung (Aydınlanmanın Diyalektiği), Philosophische Fragmente (Felsefik Parçalar), 1947, Max Horkheimer ile beraber yapılmış, kültür endüstrisi üzerine başlık taşır, Minima Moralia Reflexionen aus dem beschädigten Leben 1951 (Asgari Etik, hasar görmüş yaşamdan yansımalar), Ästhetische Theorie (Estetik Teorisi) 1970 posthum, Modern Müziğin Felsefesi 1949, Otoriter Kişilik, (Adorno yönetiminde bir çalışma grubu tarafından 1950'de hazırlanmıştır), Negative Dialektik (Negatif Diyalektik) 1966'da yayınlanmış başlıca eserleridir.

--reklam--

Theodor W. Adorno Kitapları - Eserleri

  • Kültür Endüstrisi - Kültür Yönetimi
  • Aydınlanmanın Diyalektiği
  • Sosyolojik Açılımlar
  • Teori ve Pratik Üzerine Bir Tartışma (1956)
  • Minima Moralia
  • Ahlak Felsefesinin Sorunları
  • Sahicilik Jargonu
  • Otoritaryen Kişilik Üstüne
  • Toplum Üzerine Yazılar
  • Edebiyat Yazıları
  • Walter Benjamin Üzerine
  • Ernst Bloch’la Söyleşiler
  • Rüya Kayıtları
  • Estetik ve Politika
  • Negatif Diyalektik
  • Metafizik - Kavram ve Sorunlar
  • Müzik Yazıları
  • Yeni Sağ Radikalizmin Veçheleri
  • The Culture Industry

--reklam--

Theodor W. Adorno Alıntıları - Sözleri

  • İlgi duyduğu şeyden mahrum bırakılmış kişi kızgınlıkla kendini ilgilendirmeyen işlere karışır; herhangi bir dahli olmaması gereken konulara dair malumatla haset içinde mest olur. (Sahicilik Jargonu)
  • Psikoloji, felaketleri düşleyenin onları arzuladığını bilir. Ama niye o kadar açgözlü bir hevesle gelip onu buluyorlardır? (Minima Moralia)
  • Ay geceleri, insan her şeyi o kadar karanlık görmesin diye parlar. (Ahlak Felsefesinin Sorunları)
  • .. müphemlik en sevdiği felsefe tarafından lanetlenen bir dilsel tavrın aracıdır. (Sahicilik Jargonu)
  • Propaganda yoluyla olan her şey belirsiz ve kuşkuludur. (Yeni Sağ Radikalizmin Veçheleri)
  • Şurası muhakkak ki, nasyonal sosyalizmin kararlı düşmanları olup bitenlerden ta başından beri kesinlikle haberdardılar. (Yeni Sağ Radikalizmin Veçheleri)
  • “Aşağıya doğru otorite, yukarıya doğru sorumluluk." (Toplum Üzerine Yazılar)
  • Nazi Almanyası’nda şu yorum sık sık işitilmekteydi: “ Führer bu yapılanları bilmiyor” -toplama kampları söz konusu olduğunda bile. (Otoritaryen Kişilik Üstüne)
  • İlk olarak doğanın determinizminin bütüncül olduğunu, yani doğadaki her şeyin yasalara uygun olarak neden-sonuç tarafından belirlendiğini varsayalım. Bu durumda Kant'ın ahlak yasasının bir veri, bir buyruk, kendini bize karşı konmaz biçimde dayatan bir şey olduğu iddiasının kendisi — bu aynı formülle dile getirmeme izin verecek olursanız— derinden ahlakdışı olacaktır. Ahlakdışı olacaktır çünkü insanlardan, ampirik varlıklar oldukları için muhtemelen karşılayamayacakları taleplerde bulunacaktır. Burada Kant, psikolojik paralojizmlere yönelik eleştirisinde ruhun temel belirleyenlerini ampirik-olmayan bir şeye dönüştürecek rasyonel bir ruh teorisi önermek yerine, ruhun, zaman ve mekân dünyasına gömülü olduğu sürece ampirik bir fenomen olduğunda ısrar etmiştir. Platon'un tersine Kant ruhun bir parçasının doğal dünyanın parçası olmaksızın var olabileceğini kabul etmemiştir. Bilimsel yöntemin bir savunucusu olarak Kant ruhun bilime, dolayısıyla da psikolojiye ve neden-sonuç yasalarına tabi olmayan herhangi bir parçası olabileceğini kabul edemezdi. Örneğin, varsayalım ki Kant bir düşünce psikolojisi gibi bir şey kurmak, yani öznenin en üst mantıksal davranış tarzlarını (bu davranış tarzları da insan öznesinin dış dünyaya verdiği gerçek tepkileri içerir) koşullayan psikolojik etkenleri incelemek istemiş olsun. Bu durumda ruhun bir yetisini veya gücünü pozitif olarak verili ve dünyada mevcut bir şey olarak tanımlayıp onu yine de kavranabilir dünyaya aitmiş gibi göstermeyi reddederdi. Eğer bu iki alemin birbirlerine uzlaştırılamaz şekilde karşıt oldukları doğruysa, o zaman ahlak yasasını bir veri olarak koyutlayarak insanlığa talepleri daha en baştan onun gücünün ötesinde olacak bir yük yüklemiş olurdu. Bu aşırı talebin bizatihi Kant için etiğin tepe noktası, (yunanca kelime) ; olan şeyle, yani aklın kendisiyle pek de bağdaşmayan bir tür akıldışılık olacağını da eklemek isterim. (Ahlak Felsefesinin Sorunları)
  • "Bir zamanlar miadını doldurmuş gibi görünen felsefe bugün hâlâ yaşıyor çünkü onu gerçekleştirme fırsatı kaçırıldı." (Negatif Diyalektik)
  • İsimlerden söz etmek, sorunlardan söz etmekten daha kolaydır. (Otoritaryen Kişilik Üstüne)
  • "Her yerde benzerlikler görmek, her şeyi aynı kılmak, zayıf gözlerin işaretidir."*** (Toplum Üzerine Yazılar)
  • Bir şeyin keyfini sürmek bir putlaştır­mayı da ele verir: keyif insanın kendisini bir Ötekine teslim etmesidir. Aslında doğa keyfin ne olduğunu bilmez: o bir şeyi gereksinimlerin gi­derilmesinden öteye götürmez. Yüceltilmemiş duygulanımlar yüceltil­mişlerden daha az olmamak üzere, her tür haz toplumsal bir nitelik taşır. Hazlann kökeni yabancılaşmadır. Bir yasağı bilmeden çiğneme­nin verdiği keyif bile uygarlıktan, katı düzenden kaynaklanır; ancak böyle bir düzenin içinde var olan keyif doğaya karşı kendisini koru­yan düzenden doğaya geri dönmeyi özler. Keyfin büyüsü ancak, bir düş insanı çalışma cebrinden ya da bireyin belirli bir toplumsal işleve ve sonunda bir benliğe bağlılığından koparıp; egemenliğin ve terbiye etmenin olmadığı tarihöncesine götürdüğünde duyumsanır. (Aydınlanmanın Diyalektiği)
  • Eğlence, özel sektör tarafından ödenen reklam sloganlarından da çok tekrarlayarak kitlelerin zihninden sildiği yüksek değerlerin yerini alır ve idealler arasında kendine bir yer açar. (Kültür Endüstrisi - Kültür Yönetimi)
  • Modern faşizm bir kitle tabanı olmaksızın düşünülemeyeceğinden, onun gelecekteki muhtemel izleyicilerinin iç dokusu hala can alıcı önemini korur ve aslında sorunun öznel yönünü dikkate almayan hiçbir savunma “gerçekçi” olmaz. (Otoritaryen Kişilik Üstüne)
  • "Bir gün gelecek, kültür endüstrisinin yarattığı çöp yığınına ve daha ciddi endüstrilerin sunduğu o acınası 'yüksek kaliteli' mallara insanların ihtiyacı olmadığı anlaşılıverecek." (Edebiyat Yazıları)
  • Kant'ı ahlaki olanın apaçık olduğunu söylüyormuş gibi yorumlamak da mümkündür. Kant'ın Fichte'nin bilgi teorisine gösterdiği bütün dirence rağmen, Fichte'nin öğretisinin bu veçhesine itirazı yoktu bence. Zaten tarihsel bir olgu olarak böyle bir itirazda bulunmuş olduğunu da görmedim, duymadım. Bilgi ile erdemin bu özdeşliğinin sorunlu yanı — bunu "yüreğin soyluluğuna" bağlamak gibi bir niyetim olmasa da bunu ifade etmek gerekli bana kalırsa— ahlaki eylemdeki tayin edici bir unsurun ortadan kalkmasıdır kuşkusuz. Bu unsur da ahlaki bilinçten ahlaki eyleme geçiştir. Nitekim ahlakın akılla özdeşleştirilmesine yönelik esaslı itirazlardan biri, doğru bilince sahip olmamın hiçbir biçimde bu doğru bilince uyumlu olarak davranmamı gerektirmediğidir. Üstelik, toplumda belli bireylerin çıkar ve amaçları ile bir bütün olarak toplumun çıkar ve amaçları arasında bir antagonizma geliştikçe böyle dolaysız bir özdeşlik varsaymak da güçleşir. (Ahlak Felsefesinin Sorunları)
  • doğal değil, toplumsal olarak üretilen ve pekiştirilen bir niteliktir aptallık. (Minima Moralia)
  • Mutluluğu sadece somut iktidarın bir ifadesi olarak anlamlandırabilenler, diğerlerinin tümüyle soyut olan özgürleşme hakkını esirgerler. (Yeni Sağ Radikalizmin Veçheleri)
  • düşüncelerimi öyle düzenlemeliyim ki, önce en basit ve bilinmesi en kolay nesnelerden başlayıp adım adım, deyim yerindeyse kerteli bir şekilde ilerleyerek daha karmaşık ve bileşik olanlara yükseleyim (Edebiyat Yazıları)