Kitap Künyesi
Yazar: Ahmed Cevdet Paşa
Yayın Evi: Babıali Kültür Yayıncılığı
İSBN: 9789944118958
Sayfa Sayısı: 296
--reklam--
Sultan Abdülhamid'e Arzlar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Türk tarihinin en önemli kırılma noktalarından biri olan Tanzimat'ın ilanından itibaren 170 yılı geride bırakmamıza rağmen hâlâ aynı tartışmaların içindeyiz.
Günümüz Türkiyesinin sosyo-ekonomik ve siyasi yapısını sağlıklı tahlil edebilmemiz için 1839'la başlayan ve o dönem itibariyle bir açılım olan süreci çok iyi anlamamız gerekmektedir. Bu kitap döneminin en önemli devlet ve siyaset adamı olan ve gelişmelerin içerisinde yer almış Ahmed Cevdet Paşanın gözlemlerine dayanıyor.
Batılılaşma serüveninin ve oluşan muhalefetin iç yüzünün, siyasi çekişmeler ile Türkiye'de darbe ve cunta geleneğinin kurumsallaşmasının ayrıntılarının yer aldığı kitap Yusuf Halaçoğlu'nun sürükleyici sadeleştirmesiyle okuyucuyla buluşuyor.
***
Ahmed Cevdet Paşanın, II. Abdülhamid'in emriyle kaleme aldığı bu eser, aynı zamanda son asır Türk Tarihinin önemli kaynaklarından biri olma özelliğini de taşımaktadır.
1839-1876 yıllan arasındaki tarihî ve siyâsî hâdiselerin hulâsasının yazılmasını isteyen II. Abdülhamid'e sunulması dolayısıyla Sultan Abdülhamid'e Arzlar Marûzât ismini alan eser cüzdanlar halinde bulunmaktadır. Tamamı beş cüzdandan oluşan Marûzât Yıldız evrakı arasında ele geçmiştir fakat birinci cüzdan kaybolmuştur. Bir zamanlar kaybolduğu sanılan, hiç yayınlanmayan ve Ahmed Cevdet Paşanın asıl yazmak istediği devir olan beşinci cüzdan ise bu elinizdeki kitapta yer almaktadır.
Sultan Abdülhamid'e Arzlar, yakın tarihimize önemli ölçüde ışık tutacak bir eserdir.
--reklam--
Sultan Abdülhamid'e Arzlar Alıntıları - Sözleri
- Gâvur Dağı eşkıyasının kökünün kazanması ile Fırka-i Islahiye'nin başlamış olduğu ıslahat tamamlanmıştır. Kozan gibi devlet emirlerini asla tanımayan, Gâvur Dağı ve göçebe aşiretler halkı gibi hırsızlığı hayat tarzı kabul eden bunca halk, hep disiplin altına alınıp, halen hepsi devlete asker ve vergi vermektedirler.
- Kırım muharebesinde Fransız ve İngiliz askerleri İstanbul'a gelince, altınları su gibi akıttılar. İstanbul esnafı bu yüzden çok büyük kazanç elde etti. O sıralarda meydana gelen şehzadelerin sünnet düğünü ve kızlarının evlendirilmeleri sebebiyle çarşı esnafı ve özellikle de kuyumcular, olağanüstü bir şekilde bundan faydalanarak, onlar da kibarane yaşamaya alıştılar ve Boğaziçi'nde yalılar tutmaya kalkıştılar. O zaman Kadıköyü ve Adalar henüz imara açılmamıştı. Kızıltoprağın adı yoktu. İnsanlar kışın İstanbul ile Beyoğlu'nda, yazın ise Boğaziçi'nde otururlardı. Boğaziçi'nde kiralanacak köşe bucak kalmadı. Büyükdere'de dört odalı bir kira evi bulmak büyük saadete kavuşmak gibi bir başarı sayılıyordu.
- Kırım Muharebesi'nden önce İstanbul ve civarında pek çok hırsızlar vardı. Muharebeden sonra hırsızlık ortadan kalktı. Anlaşıldı ki memleketimizde hırsızlığın artması parasızlıktan imiş!
- İstanbul'u birdenbire bir malî sıkıntı sardı. Önceleri emlâkin değeri nasıl birden yükseldiyse, bu defa da aniden gerisin geriye büyük bir düşüş gösterdi. Halbuki daha önce odalarımızda üç yan minder bulunur, yazlık veya kışlıklara naklolacağı zaman bunlar hararlara konur ve Pazar-kayığıyla nakl edilirken, iki yan minder yerine kanepe ve sandalye koymaya alıştık. Nakil esnasında bu kanepe ve sandalyeler kırılıp tamire muhtaç olduğundan masrafımız arttı. Alafranga sofra takımları edindik. Lâkin Ramazan iftarında eski sofra takımlarını da terk edemedik. Bu gibi şeyler de masrafımızı artırmış olduğu halde, aylıklar da verilmeyince halk ne yapacağını şaşırdı. İşte bu gibi durumlar herkesi derinden sarstı.
- Bununla beraber bu durum Osmanlı Devleti'nin benimsemiş olduğu medeniyet anlayışına aykırı düşerek dost-düşman nazarında çirkin bir görüntü vermekteydi. Zamana uygun olarak devlet ileri gelenleri payton ve araba edindikleri gibi, Saray için de mükemmel donanmış araba ile Saraya gerekli eşyalar alınması benimsendi.
- Sultan hanımları ise mutlaka ve tamamiyle vekil hanımlarından üstün olmak üzere hesapsız ölçüde masraf etmeye başlayıp, artık maaşları idare etmez olduğundan borç batağı içine düştüler. Önceleri haremde herşeyden uzak âdeta saklı bir halde oturan Kadın Efendiler de zamana uyarak arabalarla gezmeye başladılar ve tabii olarak şehirdeki emsallerinden daha üstün düzeyde görünmek için israf ve safahata daldılar. Bunun sonucu olarak onlar da borçlandılar ve alışverişlerine aracı olan kahveci ve Baltacılar pek acayip surette yolsuzluklara giriştiler. Mesela bir tüccardan yüzbin kuruşluk mal alırlar ise ellibin kuruş da nakit alıp, ikiyüz elli bine senet verirlerdi. Bu bakımdan Sarayın üç sene içerisinde üç milyon kese akça borcu ortaya çıktı. Bu da yeterli gelmeyerek sultanların ve kadın efendilerin kıymetli takıları Beyoğlu sarraflarının elinde rehin kaldı. Velhasıl Mısır'dan gelenler, İstanbul ahalisinin ahlâkını bozmuş, devlet ve millete büyük zarar vermiştir.
- Reyhaniye aşireti önceden bir müdürlük şeklinde teşkilatlandırılmakla birlikte, ahalisi halen çadırlarda oturmaktaydı. Buranın gerçek anlamda bir kaza haline getirilmesi için masrafları fazla gelirlerden karşılanarak bir hükümet konağı ile diğer kamu binaları yaptırılması ve Reyhaniye müdürlüğünün, Reyhaniye boybeyisi Mürselzâde Mustafa Bey'e verilmesi hususunda durum Halep valiliğine bildirildi.
- Abbas Paşa'nın valiliği döneminde Mısır'dan İstanbul'a pek çok paşalar, beyler ve hanımlar geldiler. Yüksek fiattan konaklar ve yalılar aldılar. Alafıranga ev eşyaları ile evlerini döşediler. Bol bol para harcadılar, israfta bulundular. Safahat kapısını açtılar. Vekiller ve İstanbul eşrafı, bu Mısır döküntüleriyle yarışmaya ve vekil hanımları da Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa'nın kızı Zeynep Hanım'ı taklit ederek israf ve safahata karıştılar. Buna bağlı olarak Ali Paşa'nın hanesinin masrafı aylık üç-dört bin altına ulaştı ve bıyığı yeni terlemiş normal bir delikanlının masrafı, efendiden bir kimsenin evini iyi bir düzeyde idare edebilecek nitelikteydi. Bu nedenle sadrazamlık maaşı yetmez oldu.
- Sultan Abdülmecid Han hazretleri hep borç almaktan çekinir ve malî dengeye dikkat ederdi. Lakin o da bu akıntının önünde sürüklenip gitmeye mecbur olmuştur. 20 Haziran 1855 günü Padişahın maiyyeti ile ilgili bir törende, vekillere hitaben yaptığı konuşmada: "Borç almamak için çok çalıştım. Lâkin durum bizi borç almaya mecbur etti. Bunun ödenmesi gelirin artmasıyla olur. Gelirin artması ise memleketin imarı, yani her devlette olduğu gibi işletmeler kurarak, demiryolları yaparak olur. Artık işletmelere de izin vermeliyiz. Garlar da yapmalı; fakat gelir arttı diye masrafları da arttırmamalı. Yoksa bir fayda sağlamaz. Yine batak yoludur. Beşiktaş Sarayı da pek külfetli ve gösterişli oldu, daha sade olabilirdi" dediğinde, Fethi Paşa ve Kaptanı Derya Halil Paşa: "Efendimize göre bu bir şey değil" demeleri üzerine: "Yok yok. Fazla olduğuna benim kalbim şahadet etti" cevabını verdi. Doğrusu bu yolda pek çok gayret ve himmet etti. Lâkin devrin zorlamalarına karşı durulamamıştır.
- Bundan dolayı Fırka-i Islahiye ile İstanbul'dan çıkarken bize çok şeyler vadedilmiş olduğundan, bu defa dönüşümüzde, Derviş Paşa ile benim sahip olduğumuz ikinci Osmanî rütbe nişanlarımızın birinciye değiştirilmesi kararlaştırılmışken, Avni Paşa, "bu iş, askerin normal olarak yerine getirmesi gereken bir hizmettir" demiş olduğundan, olağanüstü bir hizmet gibi göstermemek için nişan ile taltif edilmemizden de vazgeçildi. Fakat Sultan Abdülaziz Han hazretleri Derviş Paşa ile beni huzuruna getirtip iltifat ederek, kıymetli taşlarla süslü birer kutu verdi. Kozan'da iken benim Şeyhülislamlık makamına getirilmem söz konusu edilmiş, fakat o sırada bulunduğum görevin hassasiyeti ve öneminden bahsedilerek, zamansız İstanbul'a getirilmemin uygun olmayacağı öne sürülmüştü. Ayrıca benim şeyhülislâm olmam bazı önde gelen vekillerin düşüncelerine aykırıymış. Fuad Paşa gönlü bol bir kişi olup, bana karşı da özel bir sevgisi vardı ve değer verirdi. Fakat bir kişi için arkadaşlarından ayrılmazdı. Politika âlemi bir başka âlemdir. Kişi kardeşi olsa feda eder. Kışın Adana'da veya Maraş'ta kışlamayarak, İstanbul'a gelmekle hata işlemiş olduğumuz ortaya çıkmıştır.
- Fırka-i Islahiye iki ateş arasında iken bu olay, Kürt Dağı'nın ele geçmesine ve Kilis yolunun açılmasına sebep olmuştur. Şöyle ki bu olay, diğer nahiye halkına korku vermiş olduğundan, Deli Halil artık Kürt Dağında duramayıp Gâvur Dağının doğu tarafında yer alan Kerkütlü nahiyesinin içerisinde Ulaşlı dağları arasına sokulmuş, çok çetin bir yer olarak bilinen Kayabaşı köyüne geçmiştir. Bunun üzerine Deli Halil'in uygun olmayan davranışları ve kimseyi dinlemeyen tavırlarına gücenmiş olan Kürt Dağı ağaları ordugâha gelip gitmeye başladılar. Bu suretle Kilis üzerinden Haleb yolu açılmış oldu.
- Fransız İmparatoru III. Napolyon, İtalya meselesinden dolayı Avusturya ile savaştığı sırada bir "Milliyetçilik" fikri ortaya attı. Bu ise yıllardan beri yürürlükte olan hakimiyet hukukuna aykırı bir durum ortaya çıkardı. Şöyle ki; öteden beri isyana kalkışan kavimler hakkında hükümetlerin zor kullanarak isyancıları itaat altına almağa hak ve yetkileri olmasına karşılık, Napolyon bu usulü yıkarak, "bir hükümetin kendisini istemeyen bir kavmi terk etmesi lâzım gelir" diye dünyaya yeni bir usul getirdi. "Ve madem ki Avusturya elinde bulunan İtalyanlar onları istemiyorlar, onlar da İtalyanlardan el çekmeliler" dedi ve bu Milliyetçilik usulünü en önce İngiltere kabul etti. Rusya ve Avusturya gibi bazı devletler ise bu usulü kesinlikle red edip, bazı devletler ise tereddütte kaldılar. Ne çare ki, Avusturya mağlup oldu ve İtalya'da ki topraklarından bir kısmını Sardinya'ya bırakmak zorunda kaldı. Sonra Avusturya İtalya'dan tamamiyle çekilmeye mecbur oldu ve İtalya'da ki küçük devletçikler birleşerek İtalya devleti kuruldu. Daha sonra bu usule bağlı olarak Almanya'nın birleşmesi, Fransa'nın mağlubiyeti ve Napolyon'un esir olmasına vesile olmuştur.
- Payas'tan Kilis'e ve Belen'den Maraş'a kadar olan yerler hep isyan halindeydi. Ulaşlı eşkıyası ise haydutluğu kendileri için bir hayat tarzı bilip, Payas tarafına inerek yolcuları soyarlardı. Hükûmet, o bölgelerin bu durumunu yeterince bilmez, ancak Payas yolu hac yolu olduğundan oraya gerekli ilgi gösterilir ve Surre-i Hümayun Adana'dan bin kadar atlı ile Belen'e gönderilirdi.
- Tasarruf ve iyi idare ise, lüzumsuz yere para sarfetmemek demektir. Yoksa tohum parası vermemek, tarlayı boş bırakmak tasarruf usulüne ve iyi idareye tümüyle aykırıdır. Devlet kendi bütçesini düzeltmek için geliri artırmaya muhtaç olup, bu ise memleketin imarı ile olur.
- Hassa kazasının her köyünde usulüne göre muhtarlar seçtirildi ve üç nahiyenin ileri gelenlerinden birer ve Ermeni taifesinden bir ki, toplam dört üyeden meydana gelen kaza meclisi oluşturuldu ve yeterli sayıda zabtiye tertip edilerek kaza müdürü atandı; yardımcı müdür gönderilmesi için İstanbul'a resmen yazı yazıldı.
--reklam--
Sultan Abdülhamid'e Arzlar İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Ma'rûzât: Ahmed Cevdet Paşa Osmanlı Devleti'nin yetiştirdiği ender devlet adamlarından biriydi. İlmiyeden yetişip vezir olan nadide bir şahsiyet. Hukuk tarihine Mecelle gibi muazzam bir kaynak ekledi. Devlet adamı nasıl olunurun bir nevi cevabıydı Ahmed Cevdet Paşa. Mâ'rûzât kitabı Sultan II.Abdülhamid'in tahta geçmesi sonucu Ahmed Cevdet Paşa'nın padişaha sunduğu raporlardan oluşuyor. Normalde 5 defter olan bu raporların 1.defteri kayıp olduğu için kitap 2, 3, 4 ve 5.defterlerden oluşuyor. Ahmed Cevdet Paşa'nın II.Abdülhamid'in baş danışmanlarından birisi olduğunu da ekleyeyim. Kitap Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz dönemlerinden bahsediyor. Özellikle saray çevrelerindeki olayları ele alması çok ilginç olmuş. Bir nevi dedikodu niteliğinde olaylardan bahsedilmiş. Fakat sadece saray çevresi olayları ele alınmıyor. Çoğunlukla Ahmed Cevdet Paşa'nın görev icabı gittiği yerlerdeki olaylar ayrıntılı olarak ele alınmış. Devletin son dönemlerinde nasıl bir durumda olduğunu anlamak için önemli bir kaynak. Paşalar arası çekişmeler, Abdülaziz'in hal' edilmesi için oluşturulan cunta vs. kitapta bulabileceğiniz diğer konular. Kitap günümüz Türkçe'sine sadeleştirilmiş. Gönül isterdi ki orijinal halini okuyabilelim. Fakat Yusuf Halaçoğlu hocanın sadeleştirmesi kitaba daha çok güven vermiş. O yüzden gönül rahatlığıyla okudum. Kitabın II.Abdülhamid döneminden bahsetmediğini bir kez daha ekleyeyim. II.Abdülhamid'in kendinden önceki dönemi anlayabilmek için hazırlanmış bir rapor niteliğinde. İlgi duyan olursa tavsiye ederim. (Ömür Berat ÇALIK)
Sultan Abdülhamid’e Arzlar(münazarat): Sultan Abdülhamid’e arzlar Nasıl başlayayım bilemiyorum. Yazım yanlışlarımı heyecanıma verin. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki kitabın okunma sayısı portalda çok az görünüyor. Bu durum beni Ziyadesiyle üzdü. Ahmet Cevdet Paşa Osmanlı Devleti’nin hiç abartmıyorum yetiştirdiği en nadide en bilgili en donanımlı devlet adamlarından biridir. 1822 yılından vefat ettiği 1895 yılına kadar öyle çok ve önemli eserler vermiş ve öyle önemli görevlerde bulunmuş ki onları burada tek tek maddeler halinde anlatmak ne benim haddime olur ne de buraya sığar. Ahmet Cevdet Paşa genç yaşta kadı olduktan sonra mahkeme Başkanlıkları eğitim bakanlığı adalet bakanlığı, Ordu komutanlıkları, kazasker, valilik, ve nihayet çok defa sadrazamlık görevinde bulunmuştur. 70 küsür yıllık hayatında İkinci Abdülhamit, Sultan abdülaziz ve ikinci abdülhamit han hazretlerine devlet adamlığı ve sadrazamlık yapmış ve bu üç büyük padişahın da en önemli yardımcılarından olmuştur. Devletin neresinde veya hangi biriminde bir kopukluk veya bir zafiyet varsa oradaki sorun Ahmet Cevdet Paşa’nın üstün zekası ve bilgisi ile halledilmeye çalışılmıştır. Oldukça bilgili ve devlet terbiyesi ile donanımlı olduğu için Ahmet cevdet paşa çok defa okullarda ve medreselerde öğretmenlik bile yapmıştır. Eğitim ile ilgili olarak bile Çok sayıda ve fazlasıyla kaliteli eserler bile bırakmıştır. Dini alanda da kendisini çok fazla geliştiren paşa İbni haldun‘un eserini tercüme etmiş ve çok kapsamlı hadis kitapları bile basmıştır.Devlet yönetiminden uzak kaldığı birkaç yılda Osmanlı’nın en önemli hukuki metni olan Mecelle’nin çok büyük bir kısmını kendisi yazmıştır. Ahmet Cevdet Paşa Sultan Abdülhamit’in emriylen önceki iki padişah (ikinci abdülhamit ve sultan abdülaziz) dönemlerinde yaşanan önemli siyasal ve ekonomik gelişmeleri ve olayları kaleme almış ve bu olayları ve gelişmeleri beş cüzdan yani beş ayrı başlık altında toplamıştır. Fakat birinci yüzden maalesef bizlere ulaşmayı başaramamıştır. Ahmet Cevdet Paşa Eserde kendi hayatını da kaleme alırken aslında Osmanlı Devleti’nin gerileme dönemindeki resmini ortaya koymaktadır. Aldığı sayısız görevleri en iyi şekilde yerine getirmeye gayret eden Paşa, görevlden azat edildiği zamanlarda da deneyimini ve bilgisini görev başında olanlara ve padişaha sıklıkla arz etmiş ve sıkıntı yaşanan noktalara çözüm üretmeye gayret etmiştir. Eserde de görüleceği üzere Cevdet Paşa devlet yönetiminde liyakatin ön planda tutulması gerektiğini her zaman savunmuş, Liyakatsiz olanların göreve getirmemesi için çaba sarf etmiş ve padişahların bile kuyularını bu liyakatsiz ve kayırılmış devlet görevlilerinin kazdıklarını eserinde açık açık dile getirmiştir.  Cevdet Paşa devletin ne kadar büyük ve önemli gelirleri olursa olsun harcamaların usulüne uygun ve yerinde yapılması gerektiğini savunmuş, bu israfın ve savurganlığın önüne geçilmesi için padişahlara bile bunu defaaten ifade etmiş, saray hanımlarının harcamalarını kısmalarını ve üst düzey yetkililerin maaşlarının azaltılmasını dile getirmiştir. Esere baktığımızda Ahmet cevdet paşa devletteki çürümeye sebep olan olayları o kadar çok dile getirmiş ki eseri okuduktan sonra Osmanlı Devletini aslında bir ağaç kurdu gibi neyin kemirdiğini o koskoca devleti sultan Süleyman’ın asası gibi neyin devirdiğini anlıyorsunuz. Devlet içinde kümelenmiş ve yuvalanmış öyle önemli yapılar var ki bunlara maalesef padişahın bile gücü yetmemiş. Eseri okuduktan sonra abartmıyorum şöyle düşündüm: Osmanlı devleti çevresindeki leş kargaları güçlü kuvvetli devletlerin saldırıları ve işgalleri ile değil kendi içersindeki ağaç kurtları yüzünden( bunlar içinde padişah hanımları ve cariyeler de var) tarumar olmuş. Cevdet Paşa özellikle iki şeye öyle vurgu yapmış ki bunlara dikkat edilmeden hiçbir ülkenin ayakta kalamayacağını haykırmıştır: 1-liyakat(adam kayırma olmaması). ikincisi ise israf ekonomisin önüne geçmek. 70 küsürlük insan hayatına bu kadar önemli görevler ve bu kadar önemli eserler nasıl sığar? inanın hayretler içersindeyim. Ahmet Cevdet Paşa, devlet yönetiminin nasıl yapılması gerektiğini anlattığı gibi çok önemli insani erdemler ve prensipleri de biz sonraki kuşaklara hediye etmiştir. Şimdiye kadar okumadığım için kendime kızarken sizler için bu satılırları yazarken de minik de olsa bir teselli buluyorum. Okuyun ve bana teşekkür edin, Paşa ya da dua edin böyle bir eseri bize aktardığı için hem de yaşayarak. Özellikle tarihle ilgilenenler İlber Ortaylının bile gıpta ile zikrettiği bu eseri mutlaka ve mutlaka okumalı, tarih öğreticileri olaylara Cevdet Paşa gözüyle ve mantığıyla bakmalıdır. Çok çene çaldım saat de gecenin 2 si oldu. Haydi sağlıcakla. (Okur Gezer)
CEVDET PAŞA VE MARUZAT HAKKINDA BİR İNCELEME: Ahmed Cevdet Paşa’nın Sultan Abdülhamit'e Arzlar (Ma'ruzat) yakın tarihimizi öğrenmek isteyenler açısından en az “Görüp İşittiklerim, Zeytindağı, Suyu Arayan Adam” kadar önemli bir kitaptır. II. Abdulhamid’in isteği üzerine hazırlanan raporun kitaba dönüştürülmüş halidir eser ve aslında “Osmanlı kurtarılabilir mi = Osmanlı Nasıl Kurtulur” kitabıdır. Cevdet Paşa, Abdülhamid baskı rejimi döneminde, oluşturulan paşalar aristokrasisinden biri olduğu gibi, aynı zamanda onun hukuksuzluk ve adaletsizliklerinin destekçilerindendir kendisi. Fakat yine de nispeten aydın ve Osmanlının süreğen meselelerine vakıf bir paşadır. Raporunda da bu konuları açıklıkla dile getirdiği gibi çözüm yollarını da gösterir. Örneğin Sis=Kozan’da yüzyıllardır devam eden Türkmen Boylarının yağma, talan, yurt yeri için birbirlerini kırma hadiselerini “İslahiye Ordusu”nu kurup bu ordunun Kurmay Başkanlığını da yaparak, ister istemez çok acı olaylara sebebiyet vererek ama yine de çok fazla kan dökmeden çözer. Ben kitabı “İslahiye Ordusu ve Sis Zorunlu İskânlarını” araştırmak için almıştım fakat kitapta bunun gibi daha yüzlerce konunun enine boyuna incelendiğini gördüm. Kitap ‘okunsun mu okunmasın mı’ diye tartışılacak bir eser olmayıp mutlaka okunması, belki de tekrar tekrar okunması gereken bir kitaptır. Zira takdir edersiniz ki, tarihi bilmeden bu günü doğru olarak değerlendirmek te mümkün değildir. (Halil Korkmaz)
--reklam--
Sultan Abdülhamid'e Arzlar PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Ahmed Cevdet Paşa - Sultan Abdülhamid'e Arzlar kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Sultan Abdülhamid'e Arzlar PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Ahmed Cevdet Paşa Kimdir?
Ahmed Cevdet Paşa (1822-1895), zamanının büyük devlet adamı, tarihçisi, hukukçusu, dilbilimcisi ve eğitimcisidir. 18. asır Osmanlı’sının siyaset, hukuk, eğitim ve kültür hayatında çok önemli bir yere sahiptir. İlk eğitimini memleketi olan Lofça’da aldıktan sonra, İstanbul’a gelmiştir. Burada çeşitli medreselerde pek çok müderristen ders almış ve eğitimini tamamlayarak müderris olmuştur. Arapça, Farsça ve Fransızca bilen Cevdet Paşa’nın hayatı, Mustafa Reşit Paşa ile tanışmasıyla değişmiştir. Bu dönemde, Mecelle’yi hazırlayan Divan-ı Ahkâm-ı Adliye’yi kurmuş; Adliye Nazırlığı, Dâhiliye Nazırlığı, Maliye Nazırlığı, Evkaf Nazırlığı gibi pek çok idari vazifelerde bulunmuş; Bursa, Halep gibi çeşitli yerlerde valilik yapmıştır. Bu idari görevleri sırasında ilmi çalışmalarını en önemlisi, tam olarak kendi eseri olmasa da, hazırlanmasında büyük katkısı olan Mecelle-i Ahâm-ı Adliye’dir. Mecelle’nin haricinde pek çok kanun, nizamname hazırlamıştır. Tarih alanında Tarih-i Cevdet, Kısas-ı Enbiyâ, Tezâkir, Mârûzâtgibi eserler ortaya koymuştur. Türk dil bilgisi alanında önemli yeri olan Belâgât-ı Osmaniye, Kavâid-i Osmaniye, Kavâid-i Türkiye gibi eserleri telif etmiştir.
--reklam--
Ahmed Cevdet Paşa Kitapları - Eserleri
- Peygamber Efendimiz'in Hayatı
- Dört Büyük Halife Devri
- Son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v)
- Ahmed Cevdet Paşa’dan İslam’la Şereflenenlere Mektuplar
- Hazret-i Ebubekir-i Sıddık (r.a)
- Osmanlı İmparatorluğu Tarihi (2 Cilt)
- Peygamberimiz ve Peygamberler
- Adem İle Havva - Cennet-i Ala ve Şeytan
- Hazreti Ömeru'l-Faruk (r.a.): Adalet Timsali
- Hazret-i Aliyyü’l Murteza (k.v.)
- Hazret-i Osman-ı Zinnureyn (r.a.)
- Sultan Abdülhamid'e Arzlar
- Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa
- Peygamberler Tarihi ve Hz. Muhammed'in Hayatı
- Peygamberler Tarihi
- Mecellenin Özü
- Peygamberler ve Halifeler Tarihi
- Gençlere Faydalı Bilgiler
- Faideli Bilgiler
- Miyar-ı Sedat
- Tezakir
- Hz. Muhammed (s.a.v.)in Hayatı
- Kısas-ı Enbiya
- Belagat-ı Osmaniyye
- A. Cevdet Paşa Eserlerinden Seçmeler
- Herkes İçin Peygamber Efendimiz'in Hayatı
- Peygamber Efendimiz'in Muhtasar Hayatı
- Hz. Muhammed Aleyhisselamın Hayatı
- İki Cihan Güneşi Hz. Muhammed
- Ma'rûzât
- Hatemü'l Enbiya
- Peygamberlerin Hayatları
- İslam'ın İlk Halifesi Hazret-i Ebubekir-i Sıddık (r.a)
- Osmanoğulları
- Medhal-i Kava'id
- Ahmet Cevdet Paşa'dan İki Risale
- Kur’an-ı Kerim’in Kısa Tarihi ve Lügatçesi
- Peygamberimiz ve Peygamberler
- İlmihal
- Gençlere Faydalı Bilgiler
- Kısas-ı Enbiya V
- Kısas-ı Enbiya IV
- Kısas-ı Enbiya III
- Kısas-ı Enbiya II
- Kısas-ı Enbiya
- Takvimü'l Edvar
- Kısas-ı Enbiya VI
- Kava'id-i Osmaniyye
--reklam--
Ahmed Cevdet Paşa Alıntıları - Sözleri
- "İnsan kocadıkca iki haslet tazelenir. Onun biri hırs; diğeri tul-i emeldir." (Belagat-ı Osmaniyye)
- Tasarruf ve iyi idare ise, lüzumsuz yere para sarfetmemek demektir. Yoksa tohum parası vermemek, tarlayı boş bırakmak tasarruf usulüne ve iyi idareye tümüyle aykırıdır. Devlet kendi bütçesini düzeltmek için geliri artırmaya muhtaç olup, bu ise memleketin imarı ile olur. (Sultan Abdülhamid'e Arzlar)
- 2. Cilt, Tezkire No:15 - 1276/1859 - 1860 olayları askeri zabitlerin bir büyükelçi hakkında yapılması gereken işlemleri bilip de icra etmemeleri şaşılacak hallerden ise de çubuk doldururken gördüğümüz bir uşağı yakın zamanda miralay gördüğümüzden şaşırmaz idik ve bu gibi zabitler savaşta işe yaramak şöyle dursun sıradan törenleri bile yapmaya güçleri yetmeyeceğini de bilirdik. (Tezakir)
- Abbas Paşa'nın valiliği döneminde Mısır'dan İstanbul'a pek çok paşalar, beyler ve hanımlar geldiler. Yüksek fiattan konaklar ve yalılar aldılar. Alafıranga ev eşyaları ile evlerini döşediler. Bol bol para harcadılar, israfta bulundular. Safahat kapısını açtılar. Vekiller ve İstanbul eşrafı, bu Mısır döküntüleriyle yarışmaya ve vekil hanımları da Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa'nın kızı Zeynep Hanım'ı taklit ederek israf ve safahata karıştılar. Buna bağlı olarak Ali Paşa'nın hanesinin masrafı aylık üç-dört bin altına ulaştı ve bıyığı yeni terlemiş normal bir delikanlının masrafı, efendiden bir kimsenin evini iyi bir düzeyde idare edebilecek nitelikteydi. Bu nedenle sadrazamlık maaşı yetmez oldu. (Sultan Abdülhamid'e Arzlar)
- Görüldü ki Devlet'in gideri gelirini haylice aşmış. Mâliye işi gerçekten kötüleşmiş. Hazine bir kriz hâline düşmüş. Bak belâya ki kriz kelimesinin Türkçede karşılığı yok. Ona karşılık bir kelime bulmak da bir mesele oldu. Bir gece Fuad Efendi'nin yalısında bulunduk, bu konu gündeme getirildi. Aranınca "buhran" kelimesi bulundu ve krizin tercümesi olmak üzere kabul olundu. Hatta bu konuya dair takdim olunan arz tezkiresinde "Hazine-i maliyenin hâl-i buhranı" diye yazıldı ve ondan sonra crise yerinde buhran kelimesi kullanılır oldu. (Tezakir)
- Fransız İmparatoru III. Napolyon, İtalya meselesinden dolayı Avusturya ile savaştığı sırada bir "Milliyetçilik" fikri ortaya attı. Bu ise yıllardan beri yürürlükte olan hakimiyet hukukuna aykırı bir durum ortaya çıkardı. Şöyle ki; öteden beri isyana kalkışan kavimler hakkında hükümetlerin zor kullanarak isyancıları itaat altına almağa hak ve yetkileri olmasına karşılık, Napolyon bu usulü yıkarak, "bir hükümetin kendisini istemeyen bir kavmi terk etmesi lâzım gelir" diye dünyaya yeni bir usul getirdi. "Ve madem ki Avusturya elinde bulunan İtalyanlar onları istemiyorlar, onlar da İtalyanlardan el çekmeliler" dedi ve bu Milliyetçilik usulünü en önce İngiltere kabul etti. Rusya ve Avusturya gibi bazı devletler ise bu usulü kesinlikle red edip, bazı devletler ise tereddütte kaldılar. Ne çare ki, Avusturya mağlup oldu ve İtalya'da ki topraklarından bir kısmını Sardinya'ya bırakmak zorunda kaldı. Sonra Avusturya İtalya'dan tamamiyle çekilmeye mecbur oldu ve İtalya'da ki küçük devletçikler birleşerek İtalya devleti kuruldu. Daha sonra bu usule bağlı olarak Almanya'nın birleşmesi, Fransa'nın mağlubiyeti ve Napolyon'un esir olmasına vesile olmuştur. (Sultan Abdülhamid'e Arzlar)
- Kâbe'nin hizmetini aslında Hz. İsmail'in evlatları ve torunları yapardı. Sonra bu şerefli hizmet,Cürhüm kabilesine geçmişti. (Peygamber Efendimiz'in Hayatı)
- Ve pek ucuz paha ile Yusuf'u sattılar. (Kısas-ı Enbiya)
- "Korkaklıkta utanç ve ileri gitmekte şeref var. Hâlbuki kişi korkaklık ile kederden kurtulamaz." (Son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v))
- Cevdet Paşa’nın dr. Vahmarhayden’e yazdığı mektup şöyledir: … Şurasını hatırlatmaya mecburum ki İslam dininde Frenkçe clerge denilen ruhbanlık merasimi olmadığından sizin Müslümanlığınız bizim kabulümüze bağlı değildir. Bizim borcumuz, ancak halka nasihat etmek ve bilmedikleri şeyi öğretmektir. Yoksa Müslümanlar doğum, nikah, ibadet ve ölümlerinde ruhanî bir reisin varlığına muhtaç değillerdir. İslam ülkelerinde seyahat eden Avrupalıların çoğu, işin hakikatinden habersiz olduklarından, halktan daha üstün gördükleri ulema sınıfını, piskopos ve papazlarla mukayese ediyorlar. Bu ise fâhiş bir hatadır. (Ahmed Cevdet Paşa’dan İslam’la Şereflenenlere Mektuplar)
- Bundan dolayı Fırka-i Islahiye ile İstanbul'dan çıkarken bize çok şeyler vadedilmiş olduğundan, bu defa dönüşümüzde, Derviş Paşa ile benim sahip olduğumuz ikinci Osmanî rütbe nişanlarımızın birinciye değiştirilmesi kararlaştırılmışken, Avni Paşa, "bu iş, askerin normal olarak yerine getirmesi gereken bir hizmettir" demiş olduğundan, olağanüstü bir hizmet gibi göstermemek için nişan ile taltif edilmemizden de vazgeçildi. Fakat Sultan Abdülaziz Han hazretleri Derviş Paşa ile beni huzuruna getirtip iltifat ederek, kıymetli taşlarla süslü birer kutu verdi. Kozan'da iken benim Şeyhülislamlık makamına getirilmem söz konusu edilmiş, fakat o sırada bulunduğum görevin hassasiyeti ve öneminden bahsedilerek, zamansız İstanbul'a getirilmemin uygun olmayacağı öne sürülmüştü. Ayrıca benim şeyhülislâm olmam bazı önde gelen vekillerin düşüncelerine aykırıymış. Fuad Paşa gönlü bol bir kişi olup, bana karşı da özel bir sevgisi vardı ve değer verirdi. Fakat bir kişi için arkadaşlarından ayrılmazdı. Politika âlemi bir başka âlemdir. Kişi kardeşi olsa feda eder. Kışın Adana'da veya Maraş'ta kışlamayarak, İstanbul'a gelmekle hata işlemiş olduğumuz ortaya çıkmıştır. (Sultan Abdülhamid'e Arzlar)
- İyilik edenler mükafatını görür,kötülük edenler de cezasını bulur. Bunlara bakıp ibret almalı. Gaflet uykusundan uyanıp insan kendine gelmeli . (Peygamberler Tarihi ve Hz. Muhammed'in Hayatı)
- İslâm çağlarının en hayırlısı sahabe zamanıdır. Onların hepsi hidayet yıldızlarıdır. Kur'ân-ı Kerîm'in tefsiri onlardan öğrenildi. Bunca Hadis-i şerifler onlardan işitildi. Dînin hükümleri onlardan alındı. Onlardan öğrendiğimiz din kaidelerini ele alıp da onların hareketlerini muhakeme etmek bizim haddimize mi? (Dört Büyük Halife Devri)
- Akıl, kavramın sadece zatına (özü) bakarak onun hariçteki bir çok şeyle müşterekliğini kabul etmezse, bu kavram tekil (cüz'i)dir. Eğer kabul ederse tümel (küllî) olur. Mesela: Zeyd, tekil, insan ise "tümel"dir. Çünkü Zeyd adında görüp bildiğimiz bir şahsın, zihnimizde meydana gelen sureti, hariçte ancak ona denk olup zihnimiz diğer şahısların ona iştirakini kabul etmez. Fakat insan kavramını düşündüğümüzde zihnimiz, hariçte bütün bireylerin bu kavrama iştirakini kabul eder (mütevatı tümel). (Miyar-ı Sedat)
- Resulullah Efendimiz'e (sav), 'insanlardan en çok sevdiğin kimdir?'diye soruldu. 'Aişe' buyurdular. 'Erkeklerden kimdir?' denildi. 'Aişe'nin babası (Ebubekir)' buyurdular. (Hazret-i Ebubekir-i Sıddık (r.a))
- "Sahabe olma şerefinden mahrum olup da sadece İslam fetihlerinde hizmetleri olanlar, bu fetihleri kendilerine âid bilirlerdi. Lâkin onların faziletli olanları, ilk Müslümanlardan olan sahabeyı' üstün tutarlar ve kadirlerini bilirlerdi. Bir de Hazret-i Muhammed Mustafa’nın Peygamberlik vazifesi, vahyin gönderilisi ve meleklerin gelişi herkese dehset vermiş ve câhiliyye gayretini unutturmustu. Ne zaman ki bu ırmak cekildi, âlemde bircok degisiklikler oldu ve zaman-ı saadetten uzaklasıldı. İşte o zaman rühânî tesirler azaldı" (Hazret-i Osman-ı Zinnureyn (r.a.))
- Elhasıl her dürlü kemal sıfatlarıyla muttasıfdır ve nuksan sıfatlardan münezzehtir. (İlmihal)
- (2. Akebe biatında Ensar Peygamber Efendimiz ﷺ 'i korumakla yaptıkları anlaşmada,) Yani can verip cennet aldılar, pek hayrlı bir alış veriş ettiler ve hemen dönüp Medine’ye gittiler. (Kısas-ı Enbiya)
- Bilindiği gibi bugün kullandığımız 50 liralık banknotların üzerinde Fatma Aliye Hanım'ın resmi bulunmaktadır. İslam'a derinden bağlı, dindar, üstelik tesettür konusunda son derece hassas bir Müslüman hanımın, bir İslam kadınının, aileye özel hususi çekilmiş başı açık fotoğrafını umumi hale getirerek paranın üstüne basmak da hakikaten başka bir gafletin ürünüdür. (Ahmed Cevdet Paşa’dan İslam’la Şereflenenlere Mektuplar)
- İbn-i Sina mantığı bir alet-i kanuniye olarak kabul eder. Ona göre, zihin bir bilgiyi elde ederken iki merhaleden geçer. Biz bir şeyleri ya tasavvur eder veya tasdik ederiz. Bundan dolayı mantık da "TASAVVURAT" ve TASDİKAT diye ikiye ayrılır. İslam kültür dünyasında mantık kitaplarında bu iki bölümde incelenmiştir. (Miyar-ı Sedat)
Yorumlar
0 yorum