Kitap Künyesi
Yazar: Yusuf Akçura
Yayın Evi: Ötüken Neşriyat
İSBN: 9786051553962
Sayfa Sayısı: 208
--reklam--
Suriye ve Filistin Mektupları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Yusuf Akçura, 1913'te Suriye ve Filistin'i gezdikten sonra Hicaz'a giderek hacı olmuştur. Akçura'nın 1913'te çıktığı Hicaz yolculuğundan Orenburg'daki Vakit gazetesine gönderdiği mektuplar, Nisan ve Ekim ayları arasındaki çeşitli sayılarda neşredilmiştir. Türk fikir hayatının önde gelen şahsiyetlerinden Yusuf Akçura'nın Kazan Muhbiri, Ahbar, Vakit, Tercüman gazetelerinde ve Şura dergisinde çok sayıda makalesi neşredilmiş, ancak bu dergi ve gazetelerin nüshaları Türkiye'deki kütüphanelerde bulunmadığından, Akçura'nın bu makaleleri şimdiye kadar araştırmacılar tarafından görülememişti. Yüz yıldır hâlâ gündemde olan Suriye ve Filistin'in âdeta 1913'teki fotoğrafını çeken bu yazılar, dikkatli bir gözle okunmayı hak ediyor, zira Akçura'nın o gün dile getirdikleri, bugün bu coğrafyada yaşananları daha iyi anlamamız için büyük bir önem arz ediyor. Suriye ve Filistin Mektupları, coğrafyayı vatan kılacak unsurların neler olduğuna temas etmesi bakımından da Yusuf Akçura'nın bütün eserleri içerisinde müstesna bir yerde duruyor.
--reklam--
Suriye ve Filistin Mektupları Alıntıları - Sözleri
- Biz Türkler çoğunlukla günlük ömür sürmekte olan halkız, maziyi de istikbali de asla aklımıza getirmiyoruz. İstikbali düşünmemek maziyi unutturur; maziyi unutma istikbali hatırdan çıkarmaktır.
- 'Türk memleketini, Türk akçesini sevmiyorsunuz, lâkin kendiniz her taraftan buraya geliyorsunuz, nasıl olsa da buraya yerleşmeye çalışıyorsunuz, keyfinize gelmiyorsa, sizi buraya çağıran yok."
- İslâm milliyete bağlı değildir.
- YUSUF AKÇURA ülkemizde belki de hakkında en az araştırma yapılan aydınlardan biridir. Şimdiye kadar onun hakkında yazılanların bibliyografyası bir sayfayı geçmez ve çoğu da birbirinin tekrarıdır. Solcular milliyetçi olduğu için, sağcılar sebepsiz yere sevmez, İslamcılar hiç hazzetmez ve Niyazi Berkes'in tabiriyle unutulur gider.
- Niye sadece siyasetle uğraşıyorsunuz? Niçin biraz daha ciddi, faydalı şeyler yazmıyorsunuz? Halkınıza bu siyasi kavga ve dalaşmadan fayda nedir?
- Yahûdilerin fakirliğini, yardımsızlığını, zayıflığını anlattıktan sonra, Arapların medeniyete hizmette bulunamayacaklarını, bu yerleri imar edemeyeceklerini, onlardan umumî menfaatlere katkıda bulunma hissinin hâlâ doğmadığını, fakat çoğunun şahsî menfaatleri için çalışmakta olduklarını anlattı. Araplar ile Yahûdiler, İbrahim peygamberin birbiriyle anlaşamayan iki hanımından doğan bu iki kavim, binlerce yıldan beri kavga ediyorlar. Yahûdiler, Arapları küçümsemek için İsmail'in köleden dünyaya geldiğini iddia etmişler. Araplar da iyi öç almışlar, meselâ bir dönemde onları bütün Arabistan'dan kovup çıkarmışlar. Şimdi artık Yahûdiler Avrupa medeniyetinden aldıkları silahlarla Arapları yenmeyi hesaplıyorlar. [27.06.1913]
- Halkı unutmuşa benziyorsunuz, sadece idari ıslahattan çok netice alabilir misiniz?
- Büyümesine hazırlanan toprak olmasa, fitne tohumu serpildiği yerde kuruyup ya da çürüyüp biter.
- Önceden beri Suriye halkının ahlâkının kötü olduğunu işitiyordum. Bunlara aldatıcı, dolandırıcı, hilleci diyorlar. Seyahate gidenlere, insanı suya batırmayan, ateşte yakmayan dualıklar kadar gerekli bir kitap, “seyahat rehberi”nde bu konuda şöyle yazıyor: Kalabalık yerlerde cüzdanınıza sahip olunuz, bir şey satın alırken pazarlık yapın, geri verilen paranın doğru olduğuna, sahte olmadığına dikkat edin... Ve başka şeyler yazmakta.
- Islahattan çok şeyler bekleyen genç Araplar, meşrutiyetten çok şey bekleyen Genç Türklere benziyorlar
--reklam--
Suriye ve Filistin Mektupları İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Dine,güzel sanatlar temelli bakış açısı yazarda; müslümanlardan yüksek beklenti içine girmek gerektiği algısı oluşturmuş.Türkçülük ile yola çıktığını düşünüyor ama bence bizlere ve bizlerin yaptığı her işe karşı bir önyargısı var.. Hep olumsuz, hep kibirli... Neden kişilerin suçunu dinlerine ve ırklarına atalım ki... (selenkasema)
" Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig adlı eserinde, «Memleketi alan kılıç ile almıştır, memleketi tutan kalem ile tutmuştur.» diyordu. İşbu kitapta kılıç ile alınan memleketin kalem ile nasıl tutulamadığı göreceksiniz. " KitapSuuru (Ali Dayıcık)
*İBRET ALINMAYAN TARİH TEKERRÜR EDER*: Yusuf Akçura 1913 yılının Suriye ve Filistin'ini objektif bir şekilde, zamanın siyasi olaylarının gelişimini de dikkate alarak Orenburg'daki Vakit gazetesine gönderdiği mektuplar aracılığıyla bize sunmuş. Genel olarak bakınca Yusuf Akçura ideolojik görüşlerini bir tarafa bırakarak bize o dönemin bir panoramasını anlatmış. Bazı önemli noktalar üzerinde durmakta fayda var. 1) O dönemde Osmanlı Devleti'nin yönetimindeki aksaklıkların sosyal hayata yansımalarını görebiliyoruz. Devlet memurlarının ahlaksızlıkları ve umursamazlıkları, artan yolsuzluklar, devletin vatan haline gelememesi ve bu durumun yarattığı ikilemleri çok net bir şekilde görüyoruz. 2) Birinci maddede yer alan sorunlardan istifade edip tabir-i cazise özerklik(otonomi) kuran, günümüzde sık sık kullanılan bir tabirle devlet içerisinde yeni bir devlet oluşturmuş bazı guruplar var. Oportinüst bir yaklaşımla kendi devletlerini kurmaları ve genellikle Müslümanların bu gurupları kendilerinden üstün görmeleri ve bunun sonucunda kurtuluşu ya da muasır medeniyetler seviyesine çıkmanın yolunun bu grupların daha da nüfuzu hale gelmelerinde görmeleri. Aslında haksız da sayılmazlar. Devletin yetersizlikleri ortada. Acaba liberalliğin fazlası zararlı mı? 3) Yukarıda bahsettiğim olayların günümüzde Ortadoğuda yaşanan olayların temellerini oluşturması tarihten ibret alınmadığının bir göstergesi. 1913 yılında Fransızların, Yahudilerin o bölgede nüfuz sahibi olmaları günümüzde yaşanan olayları kaçınılmaz hale getirmiş. Genel olarak bakınca şu söz bütün bu olayları gayet net bir şekilde özetleyebilir. YEMEYENİN MALINI YERLER. Ve tabii ki ibret alınmayan tarih tekerrürden ibaret kalır. Son olarak bu kitabı kütüphaneme eklememe vesile olan KitapSuuru ailesine ve yazar/i26456 beye teşekkür ederim. Tarihten ibret almak ve tekerrür eden tarihi, nesne olarak değil dönüştüren bir özne olarak değiştirebilmek umuduyla. (Fazıl KURT)
--reklam--
Suriye ve Filistin Mektupları PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Yusuf Akçura - Suriye ve Filistin Mektupları kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Suriye ve Filistin Mektupları PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Yusuf Akçura Kimdir?
Yusuf Akçora, Kazanlı Yusuf Akçora (Tatarca: Yosıf Aqçura; d. 2 Aralık 1879[1] Ulyanovsk, Simbir - ö. 11 Mart 1935 İstanbul), Türkçülük akımının önde gelen temsilcilerinden olan Tatar yazar ve siyaset adamı.
Türk Tarih Kurumu’nun kurucu üyelerindendir. TBMM'de 2, 3 ve 4. dönem İstanbul milletvekili, 5. dönemde 1935'te Kars milletvekili olarak mecliste yer almıştır. 1904 yılında yayımladığı Üç Tarzı Siyaset adlı makalesi Türkçülük akımının manifestosu kabul edilir.
Akçora’nın Türkçü düşünce tarihindeki yeri, çağdaşı olan Ziya Gökalp'in gölgesinde kalmıştır fakat Mustafa Kemal Atatürk’ün çalışma arkadaşı olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin kültürel yapısının oluşmasında katkıları olmuştur.
Yusuf Akçora'nın Türkçü fikirleri, Sovyetlerin çökmesi ve Orta Asya'daki Türk Devletleri'nin bağımsızlıklarına kavuşmalarıyla yeniden güncellik kazanmıştır.
--reklam--
Yusuf Akçura Kitapları - Eserleri
- Üç Tarzı Siyaset
- Türkçülüğün Tarihi
- Suriye ve Filistin Mektupları
- Osmanlı Devleti'nin Dağılma Devri
- Siyaset ve İktisat
- Muasır Avrupa'da Siyasi ve İctimai Fikirler ve Fikri Cereyanlar
- Şark Meselesine Dair
- Türk Devriminin Programı
- Hatıralarım
- Cengiz Han
- Darülhilafet Mektupları
- Türk Yılı 1928
- Tarih-i Siyasi
- Damolla Âlimcan el-Barudî
- Zamanımız Avrupa Siyasi Tarihi
- Mektuplarla Suriye-Filistin-Kudüs Seyahati ve Siyonizm Meselesi
- Aydınlara Düşen Vazife
- Birinci Dünya Savaşı Sonrası Rusya’da Esaret yılları
- Yeni Türk Devletlerinin Öncüleri
- Türk Cermen ve İslavların Münasebat-ı Tarihiyeleri
--reklam--
Yusuf Akçura Alıntıları - Sözleri
- XIX. asır iptidasından başlatmak doğru olur. Bu dağılmanın birçok amilleri vardır; bu amillerin bizce en mühimleri şunlardır: 1. - Garp müverrihlerinin Reformation ve Renaissance dedikleri fikri hareketin, XV. ve XVI. asırlarda, Garpta zuhur edip yayıldığı zaman, medeniyetçe Hıristiyan Garba mütefevvik bulunan İslam Şarkın ve onun aksamından bulunan Osmanlı müslüman camiasının başka dillerle konuşup başka mezheplere tabi bulunmasından dolayı, bu harekete iştirak etmemiş olması; 2. - Garp kavimlerinin geniş denizlere seferler tertip edip, müstemlekeler elde ederek servet ve marifetlerini arttırdıkları XVI. asırda, Osmanlıların bu Avrupa hareketine tamamen iştirak edememeleri; 3. - Rönesansın, Reformasiyonun, denizaşırı kıt'alara yayılmanın, elhasıl yeni kurunu orta kurundan ayıran bellibaşlı hareketlerin Avrupa hıristiyan halkında husule getirdiği fikri ve ilmi intibah ile servet artmasından neş'et eden maddi ve manevi tefevvuka umumiyetle İslam Şarkın, hususile Osmalı aleminin muvaffakıyetle karşı koyacak vasıtalardan mahrum kalması; 4. - Büyük devletlerin cümlesi gibi muhtelif dinlere, mezheplere inanan, muhtelif dillerle konuşan birçok kavim lere hakim Osmanlı İmparatorluğunun tebaasını, maddi, manevi tesirlerle uzlaştırarak birleştirmeğe muvaffak olamaması; 5. - İmparatorluğun çok geniş sahaya yayılmış bulunması, merkezi kuvvetin bütün memleketlere kat'i bir kontrol yapmasını, o zamanki muhabere ve muvasala vasıtalarına nazaran imkan haricine çıkardığından, iyi ve muntazam bir idarenin kabil olamaması; 6. - Türklerde tabii bir haslet olan istila ve tevessü arzusunu, ihtişam ve azamet emelini tatmin ve gittikçe genişliyen memleketin mu'dil idaresini temin için, o zamanki usullerle dahilden toplanan varidatın kifayet etmemesinden naşi, harp ve istilaların bir varidat membaı sayılarak. sonu gelmiyen harplere girişilmesi; 7. - Bu mütemadi harplerin devlet bünyesini zafa uğrattıktan başka, sulh devirlerinde idare ve intizamın bozulmasına bir sebep teşkil etmesi; 8. - XVII. asır ortalarından sonra, harplerin varidat membaı olmaktan ziyade büyük masrafları mucip olması; 9. - XVII. asır sonlarındaki Viyana ricatinden itibaren harp ve sulh inisiyativi artık Osmanlı Devletinin elinden çıkmış olduğundan komşu devletin ardı arası kesilmiyen taarruzlarına mukabele etmek için hazırlanmak zarureti hasıl olan orduların, edilmek lazımgelen harplerin hemen hiç bir varidat temin etmeksizin ancak devletin askeri ve iktısadi membalarını çok daraltmağa sebep olması; 10. - XVII. ve XVIII. asırların muvaffakıyetsiz harplerile, Devletin mühim varidat temin eden ve ahalisinin ekserisi hıristiyan olan eyaletlerinden bir kısmı elden çıkmakla beraber, devletin kudret, nüfuz, şeref ve sultasının da çok rahnedar olması; 11. -- Kanuni Süleyman zamanında temeli atılıp, Mahmut 1. devrinde vazih ve kat'i bir şekil alan Kapitülasyonlar, Osmanlı Devletinin harici ticaretinde Osmanlı tebaasının çok zarar görmelerini bais olduğu gibi, Şark sularında Fransız sancağına daha sonraları Felemenklilere, Venediklilere ve İngilizlere verilen imtiyazların da Osmanlı tüccar gemilerinin inkişafına engel teşkil etmesi; 12. - Kapitülasyonlarla gayri müslim Osmanlı tebaasının bir nevi himayesine hak kazandıklarını iddia eden ecnebi devletlerin tesirlerile, muhtelif mezheplere mensup hıristiyan tebaasının hükumet tarafından idaresinde birtakım müşkülatın yüz göstermesi; 15. - Osmanlı Devletinin zayıflamasından fırsat bulan ecnebi devletlerinin Kapitülasyonlarda münderiç bazı maddeleri fazla serbest tefsire başlıyarak, Osmanlı tebaası hıristiyanları himayeye kalkışıp onları metbu devletlerine karşı itaatsizliğe teşvik etmeleri; 14. - Fatih zamanında İstanbul Rum Patrikliğine bahş ve ihsan olunan imtiyazları, Rum Patrikhanesinin mütemadiyen tevsie çalışması ve hıristiyan tebaanın, herhangi cins ve mezhepten olursa olsun, cümlesi üzerine pek geniş olan sultası ile de iktifa etmiyerek, adli, idari ve hatta siyasi hususlarda daha geniş iddialara kalkışması; 15. - Rum Patrikhanesinin gölgesi altında üreyip artan Fenerli Rum Beylerinin, çok defa Osmanlı Devletinin harici siyasetinde ve mali işlerinde mühim mevkiler tutarak, bu kudret ve nüfuzlarını bazan Osmanlı menafiine münafi bir surette kullanmaları; 16. - Harplerin mağlubiyetle kapanmasından dolayı, iktısaden alettevali zararlara uğrıyan Osmanlı içtimai heyetinde husule gelen hoşnutsuzluk ve tezebzübün ve idarei hükumette iktısadi sıkıntılardan naşi, gittikçe artan suiistimallerin neticesi olarak, hükumetle ahali arasında imtizaç ve ahengin eksilmesi; alelhusus hıristiyan tebaanın gerek dahili sıkıntılar, gerekse harici propagandalar tesirile Osmanlı camiasından ayrılmak emel ve arzularının kuvvetlenmesi, nihayet bunların fili hareketlere bile kalkışmaları; 17. - Osmanlı devletinin siyasi, adli ve idari teşkilatının esaslarından biri olan İslam şeriatinin zaman ve mekana göre terakki ve tekamül ettirilememesinden naşi, devleti ve içinde bulunan kavimleri idareden aciz kalması; 18. - Gerek merkezde, gerekse vilayetlerde adaleti tevzi ve saltanatı temsil eden makamların şeriata ve kanuna muğayir keyfi hareketlerinin artması ve binnetice zulmün, irti kap ve irtişanın meydan alması; 19. - Şeriat esaslarına göre tanzim olunan mektep ve medreselerin, XVII. asırdan itibaren garpta inkişaf eden serbest ulumu benimsiyemediğinden dolayı, müslüman Osmanlıların medeni tekamüllerine kafi derecede hizmet edememesi, hatta bu mektep ve medreselerin XV. ve XVI. asırlarda bulunduğu seviyeden aşağı düşerek ilim ve marifetçe Osmanlıların garbe nazaran geri kalmalarına sebep olması; 20. - Garpte Rönesanstan sonra, üniversiteler, yani medreseler mütemadi terakki ve inkişaf ettikten ve dini alakalar dan yavaş yavaş sıyrılmağa yüz tuttuktan başka, ayrıca ihtisas mektepleri, mesela barbin usul ve kaidelerini, gemilerin inşasını, top ve tüfek imal ve istimalini, istihkam hafir ve tanzimini öğreten mektepler açılmış iken Osmanlı memleketlerinde ve umumiyetle şarkta, XVIII. asır sonlarına kadar böyle teşebbüslerin hemen hiç vaki olmaması; 21. - Harplerde muvaffakıyetsizliklerin, idarede tezebzüplerin, maliyede sıkıntıların, adliyede adaletsizliklerin, hükümdarlarda zaf ve aczin, ulum ve maarifte inhitatın tabii bir neticesi olmak üzere cehil ve taassubun hakim mevkie geçmesi ve her nevi teceddüt ve terakkiye mümanaat edebilecek bir kuvvete malik olması; 22. - XVIII. asırda buhar kuvvetinin ve buharlı makineler, imalinin garpte keşfolunarak XIX. asır başlarından itibaren Oarpte servetin tezayüt ve temerküze başlaması ve bu suretle Garbin Şarka karşı korkunç bir iktısadi tefevvuk kazanması; nihayet garpte büyük sanayi sermayesinin ve buharlı büyük sanayiin mütemadiyen inkişafı esnasında, şarkın küçük sermaye ve sanayi seviyesinden yükselemiyerek, sermaye ve sanayi sahasında, yani siyasi ve içtimai hayatın ruhu demek olan bir sahada, şarkın garpten çok geriye kalması. (Osmanlı Devleti'nin Dağılma Devri)
- Emperyalistlerin “ Doğu meselesi” adını verdikleri mesele , O’na ( Yusuf Akçura’ya) göre, Mazlumlar Dünyasından bakıldığı zaman “ Batı Meselesi” idi. (Türk Devriminin Programı)
- Cengiz, Türklerin en güzîde bir sıfatı olan tab’-ı selîme [doğru/sağlam karaktere], kavrayışlı nazara kemâlen mâliktir. (Cengiz Han)
- Kadîm ve köhne bir medeniyet sâhibi olan İranîler gürültülü cenkten çekilip fikrî uğraşılarla ve malî ve ticarî işlerle meşgul oluyorlar, Sâmî asıllı Araplar ise akıllara hayret veren ilk genişlemeleri ile kazandıkları servet ve refahtan zevkyâb olmayı harb ve darb ile iştigale tercih ediyorlardı. Sanatı askerlik olan Türk’e gelince, o, kavgadan hiç bıkmıyordu. (Şark Meselesine Dair)
- Arap genci ile benim İslâm’ı algılamamız arasında çok büyük bir fark vardır. O, İslam’ı, Yahudilik gibi milli bir din olarak düşünmekte, bense umumi, cihanşümul (beşerî) bir din olarak anlıyorum. Arap da İslâm’ın tüm insanlığa yayılmasını çok istiyor; ancak, aynı zamanda “ Araplık da Yayılsın!...” diyor; “ Müslüman olan herkes Arap olsun, bütün İslâm dünyası bir Arap imparatorluğuna bağlansın “ diyor. (Mektuplarla Suriye-Filistin-Kudüs Seyahati ve Siyonizm Meselesi)
- ‘’Hanımlar, Efendiler! İçinde yaşadığımız büyük tarihi devreyi kişiliğinde cisimleştiren Büyük Adam’ın emir ve kumandası altında birleşen harp erleri, Türk milletinin hayatını muhafaza içgüdüsünü dahiyane idare ederek, şahidi olduğumuz askeri zaferleri temin ettiler. O Büyük adamın etrafına toplanan tam şuurlu, açık kanaatli aydınlar da, yine milletin hayatını muhafaza içgüdüsüne dayanarak çağdaş Türk devletini kurabilirler. Türk aydınlarının bugünkü vazifesi, işte bu muazzam işe el birliğiyle, dağılmaksızın sarılmak ve yan çizmelere kapılmaksızın birlik halinde çalışmaktır.’’ (Aydınlara Düşen Vazife)
- Driyo diyor ki: "16. asır Türklerin büyük asrıdır. Adriyatik Denizi'nden Ganj'a, Bengale Körfezi'ne, cenubi Rusya isteplerinden, Türkistan'dan Arabistan ve Sahra kumluklarına kadar muhtelif Türk kabileleri kendilerine Garp İmparatorluğu'ndan da, Makedonya İmparatorluğu'ndan da vasi bir İmparatorluk kurdular." (Şark Meselesine Dair)
- Önceden beri Suriye halkının ahlâkının kötü olduğunu işitiyordum. Bunlara aldatıcı, dolandırıcı, hilleci diyorlar. Seyahate gidenlere, insanı suya batırmayan, ateşte yakmayan dualıklar kadar gerekli bir kitap, “seyahat rehberi”nde bu konuda şöyle yazıyor: Kalabalık yerlerde cüzdanınıza sahip olunuz, bir şey satın alırken pazarlık yapın, geri verilen paranın doğru olduğuna, sahte olmadığına dikkat edin... Ve başka şeyler yazmakta. (Suriye ve Filistin Mektupları)
- Türklerin büyük çoğunluğu geçmişlerini unutmuşlardır. Bu nedenledir ki, her şeyden önce bir ulusal bilinç uyandırmak ve yaratmak gerekecektir. (Üç Tarzı Siyaset)
- Bugün de olduğu üzere, küçük çocukları evlerinden büyükçe bir kişi refakatinde mektebe götürüp getirmek, medresede aynı yaştaki çocukların istirahat ve oyunlarına, birbirlerine olan davranışlarına dikkat ve nezaret etmek, nihayet ders sonunda evlerine iletip teslim etmek gibi nizamlar tabii o zamanlar hiç yoktu. (Damolla Âlimcan el-Barudî)
- İnsan, gerçek kitap olan tabiat ve eşyayı okuyup ondan ilmi keşfedebilmeli; yazıya, söze bağlanıp esir kalmamalı, kısaca her kişinin ideali bizzat kaşif olmak, insaniyete faydalı bir fikir veya şey icat etmek olmalıdır. (Damolla Âlimcan el-Barudî)
- hayat zaten zindan değil mi!.. (Hatıralarım)
- "Muharebelerde taraflar birbirine hiç acımaz; muharebeye aşure dağıtmak için gidilmez." (Cengiz Han)
- Seccadeyle alnım arası yazılan tüm dilekçeler cevapsız kaldı. (Hatıralarım)
- Karadeniz ve Kafkas dağlarının şimalinde, ya doğrudan doğruya saltanat merkezinden idare olunan yahut Osmanlı sultanlığına tâbi Kırım Hanlığı ülkesinden sayılan kıt'alar, XVIII. asrın sonlarına değin vaziyetlerini muhafaza ettiler. (Osmanlı Devleti'nin Dağılma Devri)
- Her hayat,ancak diğer hayatları bitirmekle ancak devam edebilir.İşte bu "tenazû-ı bekâ","cidal-i hayat" gibi muhtelif suretlerle lisanımıza geçen "Struggle for life" kanun-ı azîm-i tabi'yyesidir. (Şark Meselesine Dair)
- İnsan zaten neyi ararsa çoğunlukla onu bulur! (Türk Devriminin Programı)
- İnsan zaten neyi ararsa çoğunlukla onu bulur! (Türk Devriminin Programı)
- "Birtakım kûteh nazarların(kısa görüşlerin) işbu beyânâtıma bir nazar-ı hayretle bakacaklarını iyi biliyorum;fakat zaman bu sözleri şerh ve tefsîr edince,erbâb-ı zekâ (zeka sahipleri), şu sözlerin ne kadar doğru olduğunu elbette tasdîk edecektir." (Türkçülüğün Tarihi)
- Darbe-i devlet, bir devlette mevcut kuvvetlerden birisinin, meselâ: hükümdârın, ya da millet meclisinin (yâhut ordunun ve sâir) yasanın kendisine verdiği hukukun dışına çıkıp, bir harekette bulunmasına denir. (Darülhilafet Mektupları)
Yorumlar
0 yorum