Kitap Künyesi
Yazar: Pınar Selek
Yayın Evi: İletişim Yayınevi
İSBN: 9789750506215
Sayfa Sayısı: 218
--reklam--
Sürüne Sürüne Erkek Olmak Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Teslim olduğum ilk gece ağladım. Özlemden, endişeden! Ama askerlik gerçekten erkekliği pekiştiriyor. Çocukluk durumunu atıyorsun, kendine olan güvenini şey yapıyor. Silahtır milahtır, Allah'tır, vatandır; Allah, Allah nidalarıyla tatbikata çıkıyorsun, Allah Allah ile taarruz veriyorlar. Kendini yere atıyorsun sürünüyorsun. 20 gün sürdü tatbikatımız. 15 gün boyunca üstümüzde kar. Kalkmazdık, yatardık. Bize uyku tulumları verdiler, onların içinde yatardık. O tulumun içinde bir gün kalkacağım ama kalkamıyorum. Yırtılmıyor da. Bağırıyorum koğuş nöbetçisi uyumuş. Zaten altında yatsak, bittin abi sen orda, bittin. Orda paket banyolar kurdular, benzinli sobalarla ısınıyor. Açık olsa banyo yapacaksın. Donarsın, donmazsın... Öyle bir şey yok askerde. Dışarıda banyo yaparsın, yaptık yani daha doğrusu, arabayı devirdik, öyle derlerdi ya, yani şey yapardık banyo yapardık, hiç kesinlikle hasta falan olmazdık. Sonra koğuş nöbetçisini kaldırıncaya kadar fermuar altıma gelmiş. Döne döne fermuar altıma gelmiş. Nöbetçi geldi fermuarı açtı. Tuvalete çıktım. İndik, koğuşçuyu duvara yapıştırdım. Gebertecektim. Dedim sen niye uyuyorsun. Dövecektim, millet araya girdi. Sen burada niye duruyorsun. Biri hasta olur, bir durum olur!"
Askerlik: bir "erkeklik laboratuarı"... "Erkek olarak pişme"nin zorunlu durağı... Her vesileyle kanıtlanması, savunulması, teşhir edilmesi gereken erkek kimliğinin bütün boyutlarıyla sınandığı ve bilendiği bir deneyim... Pınar Selek, farklı sosyal koşullardan çok sayıda erkeğin askerlik deneyimleri hakkındaki anlatımlarına dayanan araştırmasında, bu deneyimin erkek kimliğini inşa edici işlevini yorumluyor.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Sürüne Sürüne Erkek Olmak Alıntıları - Sözleri
- . Türkiye coğrafyasının çeşitli yerlerinden gelmiş insanlar var. .
- [...] çocukluklarından beri dünyanın merkezindeymişler gibi büyütülen erkekler, kamusal hayatta başka merkezlerle karşılaşır.
- Türkiye'de geleneksel olarak kabul gören erkeklik kademesine varmak için dört temel aşamayı geçmek zorunludur: 1. Sünnet, 2. Askerlik, 3. İş bulma, 4. Evlilik.
- "Adamın biri geneleve gitmiş. 'Genç ve güzel bir kadını' yukarı çıkarmış. Aradan beş dakika geçmemiş ki kadın çığlık çığlığa aşağı inmiş. Kendine güvenen başka bir kadın çıkmış yukarı ... Iki dakika sonra 'Bu adam bana ağır... diye bağırarak geri gelmiş. Ardından deneyimli başka bir 'orospu' şansını denemiş, o da dayanamayıp geri dönmüş. Sonunda genelevin görmüş geçirmiş maması işi üstlenmiş, ama o da çığlıklarla teslim olmuş. Adam, 'beni tatmin edecek hiçbir kadın yok,diye söylenirken, genelevin ayak işlerine de bakan 'ibnesi' onunla yukarı çıkmış. Aradan beş dakika geçmiş, on dakika geçmiş ... Ses yok. Sonunda ikisi de mutlu mesut inmişler aşağıya. Kadınlar 'ibneye' 'Nasıl oldu? Nasıl dayandın?' diye sormuşlar. 'Ibne' gururla gülümsemiş: 'Eee, biz erkek adamız...
- "Uyumak, alışmak anlamına da geliyor. Hamur böylece mayalanıyor."
- "İnsan ağlamayı unutursa ne olur? Ağlatır."
- "Herkes o üniformayı giymek ister. Çocukken askeri okulda okumak isterdim. Ama belli yaşı geçtikten sonra askere gitmeye çekiniyorsunuz. Duyduklarımızdan etkileniyoruz, Yok askerde şöyle dayak yedim, böyle dayak yedim... "
- Askerlik adamı erkek yapmaz, olgunlaştırır. Erkeklik insanın ruhunda vardır.
- "Ağlamaması, dişlerini sıkması gerektiğini çocukluğunda öğretmişlerdir ona. Sünnetinde bile gizlemiştir gözyaşlannı. Babası döverken, öğretmeninden şamar yerken, sokakta kavga ederken gözyaşlarını gemlemiş, aksi halde yerin dibine girmiştir. Askerlikte de, akan gözyaşlarına rağmen, ağlamayı unutmaya zorlanır."
- "Erişkin erkek, tıpkı spor gibi, siyasetten de en azından biraz anlamalı, hemcinsleriyle bir araya geldiğinde en azından 'Bunların hepsi şerefsiz,' gibi birkaç söz söyleyebilmelidir."
- "Hınç, zihnin kendi kendini zehirlemesi olarak yaşanıyor."
- "Herkes ezile ezile ezmeyi öğreniyor."
- "Müslüman toplumlarda dinsel bir zorunluluk olarak yerine getirilen sünnet, Türkiye'de aynı zamanda erkekliğe geçiş ritüeli olarak, şenlikle kutlanıyor. Sonra başka ritüeller gelir arka arkaya. Başka şenlikler, başka korkular... Erkekler, bu şenlikli korku içinde öğrenirler erkek olmayı. Erkekler için bastırılan bir korku şenliğidir."
- "Zorluk, stres ve acı yüklü bir takım ritüel etkinliklerinden başarıyla geçmeksizin erkeklerin erkekliği onaylanmaz. 'Gerçek' erkeklik, uğrunda mücadele gereken, eziyetli bir dolu test sonucunda kazanılabilecek bir 'ödül' olarak durur erkeğin karşısında."
- Tayfun Atay da, Türkiye'de "erkeğin mahremiyetine" girilebildikçe "erkek olmak" uğruna ne ölçüde "insan olmak" tan vazgeçildiğini ortaya sermenin mümkün olacağını söylüyor ve bir "erkek" olarak, bu konuda ki eksiklikten yakınıyor.
--reklam--
Sürüne Sürüne Erkek Olmak İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Toplumumuzda erkeklerin, erkek olabilmek için başlarından geçmesi gereken gelenekselleşmiş dört aşaması olduğunu olduğunu anlatıyor sosyolog Pınar Selek. Bu aşamalar; sünnet, askerlik, iş bulma ve evlilik. Kitap sünnet aşamasının üzerinde çok az durmuş. Adını da aldığı askerlik bölümü ağırlıklı olarak anlatılmış, iş bulma ve evlilik bölümlerine, askerlik sonrasında üstünkörü değinilmiş. Askerliğin erkek olmaktaki önemini, Türkiye'nin her bölgesinden ve birçok şehirden konuşulmuş erkeklerin ağzından, kendileriyle yapılmış röportajlarından okuyoruz. Askerliğin erkekler üzerindeki psikolojik ve fizyolojik etkilerini yine farklı bölge ve şehirlerden, farklı eğitim durumlarındaki, farklı dünya görüşlerine sahip konuşmacı erkeklerden dinlerken, sonrasındaki sosyolojik yorumu Pınar Selek yapıyor. Artık var olmadığı söylenen ama yazıldığı zaman diliminde (2008) askerlikte had safhada yaşandığı anlatılan şiddet ve sürünme üzerinde durulmuş ağırlıklı olarak. Keyfi süründürme, ağaçlardan özür diletme olmadık cezalarla insanlara bir nevi eziyet olarak aktarılan askerlik, erkeği süründüre süründüre erkek yapıyor yazarın yaptığı görüşmelere bakınca. 'Bizim toplumumuzda gerçek bir erkek nasıl olunur?' sorusu aslında kitabın örgüsünü oluşturuyor ve bu örgü kitabın başından sonuna kadar cevap aramış. Pınar Selek de kitabı yazmaya, bir bebekten katil yapan zihniyeti sorgulamasıyla başladığını söylüyor kitabın hemen başında. Bu oluşumu ve örgüyü feminist bakış açısıyla değerlendirmiş. Araştırma ve inceleme kategorisi için önemli bir eser. (Ekin)
Sevgili kitap dostlarım, Kitabın konusu günümüzde de çok konuşulan 'Erkek olmak'' veya daha çok kullanılan tabiriyle ''Adam olmak'' ataerkil sistem tarafından sürekli işlenen bir kavram olarak konu edilmiştir. Yazar bu kitabında bizlere “ adam olmak”,, ''bak işte adam oluyorsun.'' Eylemliği içerisinde hayatının çocukluk (pipi gösterme), aşı vurulur ağlamaz, aşık olur ağlamaz gibi eylemlilikle tecrübe ettiren ve bunu sürekli işleyerek erkeğin ''erkekliğini'' sürekli kanıtlamak zorunda bırakıldığını kaleme almıştır. Ayrıca yazar ''erkek olmak'' kavramının yarattığı dayatmacı yaklaşımı ışığında erkeklerin otoriteye saygı duyma, iş bulma, evlenme, çocuk sahibi olma gibi konu başlıklarında yaşanan serüvenleri anlatmış. Ata erkil büyüyen erkeklerin adam olma yolunda yaşadıklarını yazmıştır Burada kişisel görüşümü söylemek istiyorum bu ataerkil yetişme süresinde büyüyen erkek çocuk zamanla kendini her şeyi kazanan, her şeyde hakkı olan ve her şeyde üstün olduğuna inan bir varlık haline geliyor adam olmak yolunda adamlığa ait merhamet adalet paylaşım duyguları ya kaybediyor ya da aşırı kazanıp karşısındakilerine bu aşırı kontrolsüz adam olma duygusuyla zarar vermeye başlamıştır. Bu nedenle bu ataerkil yetiştirme tarzımızı biraz daha normalleştirip cinsiyet kavramından daha çok insan yetiştirme insani insanı duygularını geliştirme derdinde olursak bence adam olmaktan daha çok insan olmak kavramı ön planda olur diye düşünüyorum. Tekrar kitap değerlendirmesine döner isek erkekler olmak üzere toplumumuzdaki her bireyin kitabı okuduktan sonra kendini sorguya çekeceği bir kitap. Toplumun yücelttiği ve güçlü bir duvar olarak gördüğü erkekliğin iç dünyasını, o güçlü duvarın arka yüzündekileri görmeye imkân sağlayan ve arka plan adam olma yolculuğunun yansımalarını görmek isteyenlere kesinlikle öneriyorum. İyi okumalar.. (ANKA misali gezginokur)
Erkeğin ''Erkeklikle'' İmtihanı...: ''Erkek olmak'' veya daha çok kullanılan tabiriyle ''Adam olmak'' ataerkil sistem tarafından sürekli işlenen ve haliyle güncel kalma konusunda sürekli canlı tutulan bir kavram. Güncel tutulmasının nedeni ise sistemin devamlılığından başka bir şey değildir aslında. Bu yüzden bir toplumda erkeklik, adamlık kişiye sunulan bilgileri hazır bir şekilde içselleştirilme yoluyla değil onları kazanmak için eylem halinde olma yoluyla verilir. İşte bu dolayımlı tespit ataerkil zihniyetin toplum üzerindeki etkinliğinin somutlaşan kısmıdır. Sürüne sürüne erkek olmak kitabıyla yazarımız, ataerkilliğin erkek için, kendisine dayatılan ve yaşadığı her zorlukta ''bak işte adam oluyorsun.'' denilerek eylemlilikle tecrübe ettiren ve bunu sürekli işleyerek erkeğin ''erkekliğini'' sürekli kanıtlamak zorunda bırakıldığı bir bakış açısında işlemektedir. Keza bu çok ama çok isabetli bir yaklaşım. Eylemlilikle tecrübe ettirilen şey aslında erkek çocuğun/gencin sosyal çevresinde erkekleri kendisine baz alarak taklit yoluyla elde ettiği kültür yanılsamasıdır. Güncel bir örnek olarak tespih-nargile ikilisi buna en ideal örneklerden biridir. Sosyal alanda karşısındakine sert olmayan, küfretmeyen, hatta belli kıyafetleri giyinmemiş olan hatta ve hatta giyinmesi istenilen kıyafetin açık olacak düğme sayısına uymayan erkekler kadınsı bulunarak aşağı görülür. Burada tamamen kadını aşağılama durumu hasıl olmakta, Ve malesef ''erkeklik'' faktörüyle de en çok erkekler ezilmektedir. Kitabında bu ezber bozan görüşünü ''erkeklik'' olgusu çerçevesinde detaylarıyla irdeleyen yazarımız, otoriteye saygı duyma, iş bulma, evlenme, çocuk sahibi olma gibi konu başlıkları üzerinden ''erkek olmak'' kavramının yarattığı dayatmacı yaklaşımı her yönüyle teşhir ediyor. Okuyunca ne çektik be demeden edemedim.* (Uğur De Molinari)
--reklam--
Sürüne Sürüne Erkek Olmak PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Pınar Selek - Sürüne Sürüne Erkek Olmak kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Sürüne Sürüne Erkek Olmak PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Pınar Selek Kimdir?
Pınar Selek, (d. 8 Ekim 1971, İstanbul), Türk sosyolog, yazar ve düşünür. Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji bölümünde lisans ve yüksek lisans öğrenimi gördü. Azınlıklarla ilgili çalışmalarıyla tanınır.
Yaşamı
Selek, 1971'de İstanbul'da doğdu. Ortaöğretimi Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde tamamladıktan sonra Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nü birincilikle bitirdi. Ardından aynı üniversitede sosyoloji üzerine yüksek lisans yaptı. Ayrıca Fransa'da bulunan Sophiantipolis UDEL Üniversitesi'nde ekonomi-politik dersleri gördü. Günümüzde Strasbourg Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi alanında doktora çalışmasını bitirmiş ve öğretim görevlisi olmuştur.
Pınar Selek transseksüeller, sokak çocukları ve seks işçileri gibi ayrımcılığa uğrayan gruplar hakkında yaptığı araştırma ve çalışmalarıyla tanındı. 1998 yılında PKK üzerine yürüttüğü araştırması nedeniyle terör suçu şüphesi altına alındı. Söz konusu dönemde PKK için propaganda yapmak iddiasıyla tutuklandı ve filistin askısı, elektroşok ve kafatasına elektrik verilmek suretiyle ağır işkence gördü. Berlin’deki Überleben İşkence Kurbanları için Tedavi Merkezi, 2010 yılında, gördüğü işkencenin etkilerini doğrulayan bir rapor hazırladı. İki buçuk yıl sonra salıverilmesinin ardından 2002 ve 2006 yıllarında beraat etti. Mısır Çarşısı'ndaki patlamanın bombadan kaynaklandığı yönünde kesin bilirkişi raporu bulunmamaktadır.
24 Kasım 2010 tarihinde davanın yeniden açılacağı açıklandı.Savcının ömür boyu ağırlaştırılmış müebbet istemiyle açtığı davanın 9 Şubat 2011 tarihli ilk celsesi de beraat kararıyla sonuçlandı; ancak Yargıtay kararı bozup 24 Ocak 2013'te ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırdı. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nde halen Mısır Çarşısı patlamasıyla ilgili olarak yargılanmaktadır. 24 Ocak 2013 tarihinde 12. Ağır Ceza Mahkemesi, sosyolog Pınar Selek'in ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasına karar verdi. Selek 25 Ocak 2013 tarihinde Strazburg'da yaptığı basın toplantısıyla mücadelesine devam edeceğini açıkladı.
Pınar Selek avukat Alp Selek'in kızıdır.
--reklam--
Pınar Selek Kitapları - Eserleri
- Sürüne Sürüne Erkek Olmak
- Yolgeçen Hanı
- Maskeler Süvariler Gacılar
- Cümbüşçü Karıncalar
- Şiddet, Siyaset ve Medenilik
- Su Damlası
- Evden Uzakta
- Barışamadık
--reklam--
Pınar Selek Alıntıları - Sözleri
- Otoriter rejimlerde şiddet genellikle otorite suistimali ve keyfilik olarak ortaya çıkar. Otoriter rejimler, otorite suistimalinin çeşitli tezahürleriyle varlıklarını sürdürürler. Hatta daha genel bir değerlendirmeyle, otorite suistimalinin otoriter rejimlerdeki en yaygın şiddet biçimi olduğu söylenebilir. (Şiddet, Siyaset ve Medenilik)
- . Türkiye coğrafyasının çeşitli yerlerinden gelmiş insanlar var. . (Sürüne Sürüne Erkek Olmak)
- Ancak bu on beş yıllık süreç ötekileştirilen travesti-transeksüellerin gerçekliklerinde özgürlük alanlarını genişletici ciddi bir değişim yaratmadı. On beş yıl önce Ülker Sokak’ta gördüğümüz kâbusu beş yıl önce Eryaman’da, iki yıl önce Şişli’de gördük, bugün Tarlabaşı’nda görüyoruz. Olayların bu derece benzer olması ironik neredeyse. Ancak bu benzerlik ironiden değil toplumsal yaşamın ataerkil-militarist-kapitalist-heteroseksist yapısında on beş yıl içinde hiçbir kırılma olmamasından, aksine bu yapının yarattığı şiddeti her gün başka bir kesime sıçratmaya devam ederek şiddetin meşruluğunu arttırmaya çalışmasından kaynaklanıyor. (Maskeler Süvariler Gacılar)
- Bizim tarihimizde,gitmek de kalmak da ölümdü...Şimdi başka yollar bulunabilir. (Yolgeçen Hanı)
- Tüm dünyaya böyle bir suçun olduğunu söyleyeceksiniz. Böyle bir şeyi asla düşünmemiş kadınların dikkatini bu konuya çekeceksiniz. (Maskeler Süvariler Gacılar)
- "Hınç, zihnin kendi kendini zehirlemesi olarak yaşanıyor." (Sürüne Sürüne Erkek Olmak)
- Bazen gitmek güzel ama bazen dönmek gerek. Bitmediyse devam etmek... (Cümbüşçü Karıncalar)
- "Herkes ezile ezile ezmeyi öğreniyor." (Sürüne Sürüne Erkek Olmak)
- Gökkuşağı olacak bir gün yaşam tüm erkeklerin altından geçtiği. (Maskeler Süvariler Gacılar)
- Aşk pazarı bu.Canlar satılır .Satarsın bu canı. kimse alamaz.dönüp de bakmaz... (Yolgeçen Hanı)
- "Adamın biri geneleve gitmiş. 'Genç ve güzel bir kadını' yukarı çıkarmış. Aradan beş dakika geçmemiş ki kadın çığlık çığlığa aşağı inmiş. Kendine güvenen başka bir kadın çıkmış yukarı ... Iki dakika sonra 'Bu adam bana ağır... diye bağırarak geri gelmiş. Ardından deneyimli başka bir 'orospu' şansını denemiş, o da dayanamayıp geri dönmüş. Sonunda genelevin görmüş geçirmiş maması işi üstlenmiş, ama o da çığlıklarla teslim olmuş. Adam, 'beni tatmin edecek hiçbir kadın yok,diye söylenirken, genelevin ayak işlerine de bakan 'ibnesi' onunla yukarı çıkmış. Aradan beş dakika geçmiş, on dakika geçmiş ... Ses yok. Sonunda ikisi de mutlu mesut inmişler aşağıya. Kadınlar 'ibneye' 'Nasıl oldu? Nasıl dayandın?' diye sormuşlar. 'Ibne' gururla gülümsemiş: 'Eee, biz erkek adamız... (Sürüne Sürüne Erkek Olmak)
- Resmi tarih beyazdır, erkektir, savaşçıdır, mülk sahibidir, hetero- seksüeldir. Beyaz olmayan ırkların, kadınların, ezilenlerin, mülksüzlerin, heteroseksüel olmayanların tarihi, resmi tarihin içinde kaybolur gider. Ancak, ne yaparsanız yapın gerçeği değiştiremezsiniz. Yaşanan hiçbir deneyim, cisimleşmiş hiçbir varlık, boşlukta kaybolmaz, başka bir şeye dönüşerek var eder kendini. Olmamış gibi devam edemezsiniz. Yaksanız da ötekinin külleri gelip bulur sizi. Türkülerle, ağıtlarla, sözle, yazıyla... Dilsizleştirilmeye çalışsanız da yok edemezsiniz dillerini. (Maskeler Süvariler Gacılar)
- Binlerce yıllık insanlık macerası, aynı zamanda da hararetli bir özgürlük yolculuğudur. Ölüm-yaşam kıskacındaki insan kısacık hayatında belirsizlikler ve güç ilişkileri ile boğuşur; kendi akışını, varlığını, arayışını sürdürmek, gürleştirmek ya da kendi durgunluğunu, sabitliğini korumak istenciyle, doğayla bir mücadele yürütürken, genellikle toplumsal varoluş içinde sönümlenir. Çağımızın toplumsal ilişkileri içinde,, belli değerler doğrultusunda yetişen ''birey'', üretim-tüketim-eğitim-eğlence ve özel hayat gibi kategorize ettiği yaşam alanlarında, toplumsal kurumların belirlediği sınırlara göre yaşamaktadır. (...) Bu sınırlar, zorunluluklar, değerler ve görevler içinde, insan, kendi kendini, oluşturduğu uygarlıkla tutsak etmiştir. (Şiddet, Siyaset ve Medenilik)
- "Uyumak, alışmak anlamına da geliyor. Hamur böylece mayalanıyor." (Sürüne Sürüne Erkek Olmak)
- Bürokrasi, iş bölümü ve işleyiş üçgeninde mecburiyete boyun eğen birey, kendi eyleminden sorumlu olmadan, yerine getirdiği görevin sonuçlarına ''kayıtsız'' kalarak büyük sistemin işlemesini sağlar. Bu, kapatılan ve dışlanan insandır. İnsanlar, tahakküm benzetmelerinin, belli görev, üslup ve anlayış duvarlarının arasına kıstırılır; bir süre sonra o duvarların şeklini alır; çeşitli aidiyetlerle ''homojen biz'' yaratılır, ''ötekiler'' ise, dışlanır. (Şiddet, Siyaset ve Medenilik)
- İnsan hep aynı şarkıda kalıyorsa, bir sebebi vardır. Ölülerle helalleşmeden geçilemiyor galiba yeni şarkılara. (Cümbüşçü Karıncalar)
- Anlamadığımız şeyler vardı, bilginin söz geçiremediği. Bu kısacık hayatta, çoğalmak ve büyümek yerine yüzünü varolana dönmeyi, özgür bir kuşla arkadaş olmayı öğrenebilirdi insan. Hüküm kurmadan sevmeyi. Hafiflemeyi. (Cümbüşçü Karıncalar)
- Kamusal otorite arkasına sosyal iktidarı alır, siyasi egemenlik erkeksileşir. Ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal bir süreç olarak örgütlenen militarizmin, kadınlık ve erkekliğin inşasıyla olan ilişkisini görmezsek, toplumsal yaşama, ataerkil ve askeri değerlerin neden giderek daha fazla hakim olduğunu kavramakta zorlanırız. (Şiddet, Siyaset ve Medenilik)
- Bu yüzden kimse dokunmuyordu soluk kaldırımın üstüne konan bu tuhaf ama güzel çiçeğe. (Cümbüşçü Karıncalar)
- Devleti bölen, ülkeyi bölen, toplumu bölen, dini bölen bir iç düşman her zaman bir yerlerde vardır. Eyleme geçmemişe, geçmeye hazırlanıyordur. (Şiddet, Siyaset ve Medenilik)
Yorumlar
0 yorum