Kitap Künyesi
Yazar: Dino Buzzati
Çevirmen: Rekin Teksoy
Orijinal Adı: La Boutique Del Mistero
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750726415
Sayfa Sayısı: 192
--reklam--
Tanrı'yı Gören Köpek Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Çağdaş İtalyan edebiyatının en önemli yazarlarından Dino Buzzati, roman, oyun, şiir de yazmış olmakla birlikte, asıl öyküleriyle ünlü. Saniy toplumunun güzünmüz insanı üstüne bir karabasan gibi çöken baskısını, zaman zaman gerçeküstücü, zaman zaman soyut bir yaklaşımla işleyen bu öykülerin kaynaklarını, eleştirmenler bir yandan Poe ile Kafka'ya bir yandan da Dostoyevski'ye bağlıyorlar...
--reklam--
Tanrı'yı Gören Köpek Alıntıları - Sözleri
- Trenler, ne çok benziyordu yaşamın kendisine!
- . Bir çocuğun ağlaması, dünyayı zehirlemeye yeter. .
- İstemeyenler için, Tanrı'nın varlığı dayanılmaz bir yüktü.
- Çayırın kıyısı kısa sürede sararmış, tam bir çöplüğe dönüşmüştü; ama yine de pisliklerin arasından küçük bitkiler, otlar başlarını dikey bir biçimde, güneşin ve yaşamın yönüne doğrultarak direnmeyi sürdürüyorlardı.
- "Yaşam bir garip artık. Karşı çıkamamak, çare arayamamak, açıklama getirememek ruhları çözüyor."
- "Bir zamanlar benim de olan dünya ile arta kalan tek bağsın sen."
- Yalnızca el ele tutuşacağız, ağır ağır yürüyeceğiz, anlamsız, aptalca ama önemli şeyler söyleyerek.
- Bir çocuğun ağlaması dünyayı zehirlemeye yeter.
- “İkindi vaktiydi daha, oldukça güneşliydi hava. Sokakta biriyle karşılaştım. “Günaydın” dedim. Baktı bana ve “İyi akşamlar” cevabını verdi.”
- Doğruydu. Düşünceme destek versin vermesin artık bambaşka duyuyordum kendimi: özgürdüm ve kendime oldukça güven besliyordum.
- "Kendini kurnaz sananların işleri bitik artık!"
--reklam--
Tanrı'yı Gören Köpek İncelemesi - Şahsi Yorumlar
HIZIR GİBİ: İç çekişine şahit olduğum arkadaşım kara kara düşünürken, elindeki el yazması eskice bir kitabı bana uzatınca, içimde öteden beri baş gösteren o merak duygusu yine kabarıyor. Kalp atışlarım hızlanıyor.İster istemez yüzümde hafif bir gülümse ile gözlerime çakılmış nal gibi bakışlarım kitabın üzerine çivilenmiş durumda, önümdeki el yazması'nın sayfaları arasına giden parmaklarım ise eserekli bir hal alıyor. Eski kitapların, ki bu kitap en az iki yüzyıllık çoğunun başına geldiği gibi bu kitabın da kapak sayfası kopuk durumda, üzerinde Latin alfabesi ile anlaşılması güç sözcükler dizini var. Başımı kaldırmadan kitabın sayfaları arasında gezinirken sormadan edemiyorum; +Bu kitabı nerden buldun ? -Bu elyazmasını yıllarca önce, Ferrare’de yaşlı bir antikacıda bulmuştum, adamcağızın önemsediği yoktu yapıtı. Kitabın, on yedinci yüzyılda yayılmaya başlayan “gizli yazıtlar”ın bir örneği olduğunu uzmanın biri anlattı bana. Falcıların dediğine bakılırsa, gizli yazıtların metni bir ermişlik meyvesi idi. Sakladığı sır şuradaydı: Anlam taşımayan sonu gelmez ve yavan sözcükler dizininin bir yerinde, görünüşte ötekilere benzer büyülü bir formül yer alıyordu. Sözgelişi geleceği haber vermek, ya da başkalarının düşüncesini çözmek gibi insanüstü niteliklere erişmek için o formülü yüksek sesle bir kez okumak elverirdi, işin zorluğu, o sonsuz kargaşalık ortasında bu formülü bulabilmekti. + Benden ne istiyorsun .Tabi ki bu büyülü formülü her gece okuyup insanüstü niteliklere sahip olmamızı... iyi de insan olmayı başarabildik mi ki?bir de üstü niteliklerine erişebilelim... -Allah aşkına yine başlama.El yazmasını kayıt ettim. Ben her gece rastgele yüksek sesle okuyorum.Kitap sende kalsın sen de her gece açıp okursun diyerek kitabı bana bırakıp çekip gidiyor. Kitapla ve arkadaşımın bana kitlediği hesapla başbaşa kalıyorum. Koltuğumun altına sıkıştırdığım kitap ile evin yolunu tutmuşken aklımdan binbir türlü şeyler geçiyordu.Eğer ki böyle bir şey var ise yapacağım şeylerin listesi istemsizce gözlerimin önüne seriliyordu.Bir tiyatro sahnesinde canlandırılan oyundan farksızdı Ve oyun sonsuz perdede ve ışık hızıyla zihnime mühürlenir hale geliyordu. Bütün bunların ne kadar budalaca olduğunu düşünürken kendi kendime maskenin altından gülüyordum.Rahattım maskenin altında gülen gözlerime şahit olan dikkatli gözlerin dışında beni ele veren bir şey yoktu.Sonuçta durup dururken yolda yürüyen bir adamın bir şeyler mırıldanip gülmesi toplum tarafından pek hoş karşılanmiyordu.Deli herhalde deyip geçiyorlardı etrafta silik siluetleriyle insancıklar....Donmuş, ruhsuz,asık suratlar... Oysa ki zihnimde oynayan oyunlardan bihaberlerdi. Her gece yatmadan önce kitabı elime alıyor üç beş sayfa okumaya gayret ediyordum Liste aklima geldikçe daha çok okuma yapıyor büyük bir iştahla devam ediyordum.Bir işaret bekliyordum.Değişen bir şey olmayınca öfkeyle kitabı kenara atıp, sonra hafif bir pişmanlık ile attığım yerden kaldırıp kitapliğima yerleştiriyordum. Giderek seyrekleşen okunmalarim sonuç vermeyince, haliyle bir süre sonra son bulacağını zannederken bu akşama kadar tam da sizler bu yazıyı okurken başıma neler geldi bir bilseniz inanamayacaksınız. Akşam yine yarım kalan kitabımı alıp okuyayım derken bu eskice kitap gözüme çarptı elime istemsizce alıp herhangi bir sayfaya göz geçirince birdenbire bedenimde hafifleme ile değişik duygular baş gösterdi ve aradığım kitabı diğer odada unutmuş olduğumu hatırladım bunu aklımdan geçirir geçirmez diğer odadaydim.Sırtımdan hafif bir ter süzüldü.Bir yerden bir yere ışığınkini aşan bir hızla sahiden ulaşabileceğimin kanıtıydı bu. Ve beni hiçbir engel durdurmuyordu.Bir ülkeden başka bir ülkeye sıçrayabilirdim, en gizli ve yasak yerlere girebilirdim, bankaların kasa dairelerine, günün kudretli kişilerinin evine, dünyanın en güzel kadınlarının odalarına sızabilirdim. Bir çok yere gittim böylelikle sıkılınca evimde olmak isterdim demem yetiyor aniden odamda oluyordum.Bir çok siyasetçinin evini ziyaret ettim.Sarayda olmak isterdim deyince bir kaç koltuğu kendime siper ediyor konuşulanları dinliyor hemen oradan topukluyordum. Aşk ve uçarılık istiyordum daha çok. Erkekleri ne kadar küçümserse küçümsesin, hiçbir kadın kurtulamazdı artık elimden. Durun bakayım! Denemesini ne diye yapmayayım hemen? Aklımdan şunu geçirdim: " X"ile bir yatakta olmak isterim (adını vermiyorum, kibar adamım ne de olsa). İnanınki bana bir yatakta idim .Tek başına uyuyordu. Oda karanlıktı, bir sokak lambasının ışığı pencere aralıklarından içeri sızıyordu. O anda farkına vardım ki tepeden tırnağa giyiniktim hâlâ, ayaklarımda pabuçlarımla ve her şeyimle. Güzel bir kadının yatağında ayakta pabuçlarımla! Yapmakta olduğum çılgınlığın derecesini ölçüyordum. Tam o sırada hatun uykusunda dönerken çarpıverdi bana. Uyanıp da yanında birini görünce müthiş bir çığlık attı. Aklımdan şu geçti hemen: Eve dön, yallah! Hemen bana kitabı veren arkadaşımı aramaya karar verdim derken aklıma onun yanında, Dino buzzati'nin yanında olmak isterdim demek geldi ve kendimi Dino'nun çalışma odasında buldum. Dino , üzerinde beyaz gömlek kravat ve siyah bir yelek ile daktilosu'nun başında bir eli yanağında düşünceli şekilde bir şeyler yazmaya niyetliydiy ki beni karşısında görünce gözleri yerinden fırlayacak gibi olup ayağa fırladı ve arkasında duran kitaplığa sırtını yaslayıp, kollarını iki yana açınca, sarsıntıdan rafta kitaplarının önünde duran radyo yere düştü.Kitabi elimde görünce dino işin sırrını çözüyor ve az önceki şaşkınlık ve korku yerini sevinç çığlıklarına bırakıyordu.Dino'ya gizli sözcükleri okutuyorum aynı benim gibi oluyor.Kudret sahibi olarak bir çok şey yapıyoruz. Fakat eninde sonunda iş üstündeyken bizi enseleyecekler diye bu tükenmez hazineyi artık harciyamiyoruz. Uslu duracağız bu yüzden: Kimseyi rahatsız etmeyeceğiz, güzel kadınları uykularından uyandırmayacağız, yeryüzünün büyüklerini göz hapsine almayacağız, burnumuzu sokmayacağız hiçbir eve, sanki bir şey olmamış gibi davranacağız. Özür dileriz, sayın okurlar, kendimizi tehlikeye sokmamayı tercih ediyoruz. "HIZIR GİBİ"yiz ama artık hiçbir şeye yetişemiyoruz.. Fonda çalan müzik: https://youtu.be/0PWHbkpQ4aA (Özgürruh)
Herkese merhaba! Kitaba ismini veren Tanrı'yı Gören Köpek hikayesi dahil toplamda 22 kısa öyküden oluşan bu kitap, Buzzati ile aynı zamanda da tanışma kitabım. Akıcı dili, hikayelerin kurgusu ve teması bir araya gelince çok güzel bir tanışma oldu diyebilirim. Favori öykülerim Yedi Kat ve de kitaba ismini veren öykü oldu. Tanrı'yı Gören Köpek, sonu tahmin edilebilir olmasına rağmen toplumsal çöküşü ve ahlak değerlerini konu alan bir öykü olması açısından çok hoşuma gitti. Yedi Kat için ise kısaca muazzam diyebilirim. Sırada Tatar Çölü var, bakalım onun vakti ne zaman gelecek? Bu kitabı tüm öykü severlere kesinlikle tavsiye ediyorum. Öyküye mesafeli olanların da keyif alarak okuyacağını düşünüyorum. Rekin Teksoy'un akıcı çevirisiyle. Kitaplarla kalın! (Özgürlük Kurdu)
Yazarın okuduğum ikinci kitabı. İlki Tatar Çölü’ydü. Bu seferki eser öykü türünde. 22 tane öyküden oluşuyor. En beğendiğim hikayeler başta kitaba adını veren Tanrı’yı gören köpek, Yedi kat ve Fareler. Diğer hikayeler de güzel idare eder tarzda. güzel bir kitap okunması tavsiye edilir. Herkese iyi okumalar... (Gizemm)
--reklam--
Tanrı'yı Gören Köpek PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Dino Buzzati - Tanrı'yı Gören Köpek kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Tanrı'yı Gören Köpek PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Dino Buzzati Kimdir?
Dino Buzatti, 16 Ekim 1906 tarihinde İtalya'da San Pellegrino'da doğdu. Ailesi sonradan Milano'ya yerleşti. Buzzati, hukuk fakültesini bitirdikten sonra, Corriera della sera gazetesinde çalışmaya başladı. Onu sonraki yazarlık yaşamına hazırlayan üç tutkusu vardı: Dağ, resim, şiir. İlk romanı olan Barnabo delle Montagne'yi 1935'te yazdı. Başyapıtı sayılan Tatar Çölü'nü 1940'da yayınladı. 1939'da Corriera della sera adıans avaş muhabiri olarak Addis Ababa'ya gitti ve gözlemci olarak da olsa, katıldığı çarpışmaları yazdı. Buzzatı'nin ayrıca Il Segreto del Bosco, Vecchio, I sette messaggeri, Paula alla Scala, Il gtande ritratto, Sessanta racconti Il Colombre gibi yapıtları yanında tiyatroya uyarlanmış çalışmaları ve resimleri de vardır.
Üslubu, birçok bakımdan Kafka'ya benzetilen Buzzati değeri geç anlaşılmış bir yazardır. Hatta önce kendi memleketi olan İtalya'da değil, Fransa'da ilgi görmüştür.
28 Ocak 1972'de Milano'da ölmüştür.
--reklam--
Dino Buzzati Kitapları - Eserleri
- Tatar Çölü
- Tanrı'yı Gören Köpek
- Bir Aşk
- Yaşlı Ormanın Gizemi
- Dağların Adamı Barnabo
- Colombre
- Yedi Ulak
- Tam O Anda
- Ayıların Meşhur Sicilya Baskını
- K. Balığı
- Büyülü Öyküler
- Fırçanın Ucundaki Hikayeler
- Büyücü
- Catastrophe
--reklam--
Dino Buzzati Alıntıları - Sözleri
- N'aparsın? Böyleyiz biz işte, günahkârız Tanrı'nın bağışlamasına gereksinme duyan zavallı günahkâr böcekleriz. (Büyülü Öyküler)
- Her şey eskisi gibi. Gerçekten hiçbir şey olmadı. (Dağların Adamı Barnabo)
- Ama bir başka aydınlık pencereden bildik bir tıkırtı geliyor. Daktilo. Sanki soluklanmak için verdiği küçük esler dışında coşkuyla tıkırdıyor, hiç durmuyor, tereddüt etmiyor... Hangi acıya doğru koşuyor? Bana bazı geceleri anımsatıyor, ah yıllar önceydi, ne çok zaman geçti. (Tam O Anda)
- "O yaşlı görünümüyle çekişen hafif, hızlı adımlarla, sadece yirmi yaşlarındaki mutlu insanlara özgü bir neşeyle yürüyordu." (Yedi Ulak)
- Tanrı aşkına umuyorum bize bu avuntu bırakılır. Sonunda elimizde kalacak somut şey, yapmayı başardıklarımızdır. (Tam O Anda)
- Fazlasıyla bir öncekine benzeyen günler artık birbirine karışıyordu. (Yedi Ulak)
- Büyük bir engeldir büyümek. Genellikle insanın başına uykusunda gelir. (Yaşlı Ormanın Gizemi)
- Yitirdiğin savaşların madalyalarıyla süslüsün; yarınki savaşta talih senden yana olacaktı ama tam o gün ölüverdin. (Colombre)
- "Doğanın yüce bir gösterisi karşısında bizim ruhsal coşkumuz sadece kendimizi ilgilendirse ve başka bir varlığa doğru yayılamasa ne kadar acıklı olurdu." (Bir Aşk)
- Ruhların ve nesnelerin birbirine benzeyen sesleri ve ışıkları arasındaki çöküşte apartmanların kasvetli gölgesinde, beton ve kireç duvarlar arasında, dizginlenemeyen yalnızlık içinde bir tür çiçekti o. (Bir Aşk)
- Sadece yalanın uydurulmaya ihtiyacı vardır. (Yaşlı Ormanın Gizemi)
- intikam alma ihtiyacını gerçekten hissetmiyor. O alçaklık anı artık uzaklarda kalan bir olay. (Dağların Adamı Barnabo)
- Her sabah uyandığımda kendime şunu sorarım: bugün, o gün olacak mı? Her akşam yatağa yeni bir hayal kırıklığı ile girerim. Ve hayat gelip geçer. Güneşten mahrumiyet nedeniyle solan yüzlerimizde derin çizgiler belirir. (Tam O Anda)
- “İkindi vaktiydi daha, oldukça güneşliydi hava. Sokakta biriyle karşılaştım. “Günaydın” dedim. Baktı bana ve “İyi akşamlar” cevabını verdi.” (Tanrı'yı Gören Köpek)
- “Sıkmayın canınızı. Artık çok geç. Umut ışığı kalmadı bizim için.” (Büyülü Öyküler)
- "Senin gibiler cehennemi çocukluklarından beri içlerinde taşır." (Colombre)
- "Sen başkalarının kederlerini ödünç aldın." (Colombre)
- Gene de içimde her şeyin yeniden başlayabileceğine ilişkin hiç dinmeyen bir duygu var. (Tam O Anda)
- Elbette, doğan güneşten ya da görkemli dolunaydan farklı olarak cömert ve dokunaklı yıldızlar, insanı dünyanın mutluluklarını değil, tam aksine nadir görülen şeylerini sevmeye teşvik ediyorlar ve aslında ihtiyaçlarımıza daha çok karşılık veriyor gibi görünüyorlardı. (Yedi Ulak)
- "Henüz dibe vurmadım; küçük bir pay daha kaldı oraya ve umarım onun tadını alabilirim." (Colombre)
Yorumlar
0 yorum