Kitap Künyesi
Yazar: Y. Hakan Erdem
Yayın Evi: DOĞAN
İSBN: 6051110622
Sayfa Sayısı: 360
--reklam--
Tarih-Lenk Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Artık, tarih namına bildiklerinizin doğruluğundan kuşkulanmanın zamanı geldi...
II. Abdülhamid’in, Osmanlı’da telgrafın ne zaman kullanılmaya başladığını veya 93 Harbi’nde kendi ülkesinin kimlerle savaştığını dahi bilmediğini biliyor muydunuz?
Gazi Osman Paşa’nın Plevne önlerinde Ruslarca şehit edildiğini duymuş muydunuz? Peki ya İttihatçıların en ünlü sivil önderi Talât Paşa’nın aslında albay olduğunu?
Siz, Allah bilir Sırpsındığı Savaşı’nın bir Osmanlı zaferi olduğunu sanıyorsunuzdur hâlâ…Yoksa II. Varna Savaşı’ndan da mı haberiniz yok?
Tarih ve tarihî coğrafya bilgisi tam da, diller konusundaki bilgisi mi eksiktir Tarih-Lenk’in?
Ne münasebet! Babillilerin Farsça konuştuğunu; “basma” ve “yazma” sözcüklerinin İbraniceden geldiğini bile biliyor.
Öldükten sonra namaz kılan paşa kimdir? 3,5 tonluk bir çantayı hangi insan taşır?
Tarih-Lenk biliyor! Bunları ve daha neleri…Üstelik bu bilgilerin birçoğunun üretildiği ortamı “akademik etik” terazisinde tartıyor da öyle biliyor…Elinizdeki kitaba da adını veren Tarih-Lenk zalimdir. Bir o kadar da tuhaftır. Yine de onun bildiklerini kimseler bilmez…
Sabancı Üniversitesi akdemisyeni Y. Hakan Erdem'in araştırması... (tanıtım yazısı)
--reklam--
Tarih-Lenk Alıntıları - Sözleri
- “Komplo teorileri üretmenin de bir raconu var...”
- Adnan (Adıvar) Bey bir gün bana, “Atatürk haklı biz haksızmışız” dedi. “Bazı şeyler böyle tepeden inme olacak. Mesela Latin harfleri. Onu tepeden inme yapmasaydı, yıllar boyu bunu yerleştiremezdi...”
- “Ya aşırı cehaletten ya aşırı iş bilirlikten ileri gelebilir intihal. Hiç fark etmez. Bilimsel yazılarınızda düzgün referans vermezseniz, nereden ve kimden aldığınızı söylemez, başkasının entelektüel emeğine ve malına gerekli saygıyı göstermeden alıp kullanırsanız zor durumda kalırsınız...”
--reklam--
Tarih-Lenk İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Tarihçi Hakan Erdem, bu kitabıyla tarihçilerin ya da tarihçilik iddiasında bulunanların eserlerinde bulunan bilgi hatalarını, intihalleri, sadeleştirme hatalarını, baskılardaki tutarsızlıkları ve uydurma metinleri örnekleriyle ele alıyor. Özellikle tarih tahsili görmüş ya da görenlere tavsiye edebilirim. (Güngör Hoca)
Kusursuz Yazarlar, Kâğıttan Metinler: TARİH-LENK: Türkiye’de, tarihi metinler üzerinde sistemli bir eleştiri geleneği henüz oluşmadı. Uzman tarihyazıcılığında “yıkıcı” eleştirilerin eksikliği, ortaya çıkan eserlerin hata ve yanlışlardan temizlenip, güçlendirilmesini engelleyen en önemli etkendir. Tarih üzerine yapılan çalışmaların gerçeklik düzeyi, sistemli olup olmadığı, kaynaklarda tahrif ve tahfif yoluna gidilip gidilmediği tarih okurlarının ilgisini çekmiyor. Hakan Erdem’in ifadesiyle, cep telefonun, i-podun, arabanın en iyisini arayan, bir bilene danışan, kılı kırk yaranların, konu tarihe geldiğinde aynı ciddiyeti göstermediğini görüyoruz. Tarihçilerin isimlerine ve duymak istediklerimizi söyleyip söylemediğine dikkat kesiliyoruz. Haliyle adına tarih dediğimiz, fakat masal kitaplarını aratmayan cinsten eserler bu şekilde piyasada yer buluyor. “Okuduklarımızı aklın süzgecinden geçiriyor muyuz? Yoksa meşrebimize göre en yakın kuyumcu dükkânının rafında gördüğümüz ilk bileziği kolumuza takıyor ve haylice bir zaman, belki de ömrümüz boyunca hiç çıkarmıyor muyuz?” sorularını soran Erdem, “Senin aklın sana, benimki de bana” şeklinde cevap verenler üzerinden kitabın çıkış noktasına göndermede bulunarak “İşte bu eleştiri ortamından uzak bir şekilde tarih metinleri üretilirse ortaya çıkabilecek sonucu irdelemek” olduğunu söylüyor. Tarih-Lenk’in giriş bölümünde bahsedilen ve yazma eserlerde yer alan bir ifade var. O ifadenin günümüz eserlerinde yeniden canlanması sanırım çok güç. Ancak eleştiri kültürünün bir zamanlar nasıl işlediğinin güzel bir örneği olarak zikretmeye değer. Abdurrahman Zarirî’ye ait olan Tafsilü’l-Tarîkü’l-Mukarrabîn ve Sebîlü’l-Müttebaîn isimli eserin önsözünden: “İhvan-ı mümininden mercudur ki bu kitâbın sehvine muttali olurlarsa kalem-i nâsıh ile ıslah idüb zeyl-i merhamet ile setr ideler.” (Kitapta yanlış olduğunu gören mümin kardeşlerimiz hatayı düzeltsin ve merhamet eteği ile bu yanlışı örtsünler.) Birinci Bölüm: Sadeleştirme İncileri ve İncelikleri Hakan Erdem, sadeleştirilmesi yapılan metinlerin ne gibi sorunlara yol açabileceğini tartışarak başlıyor. Basit gibi görünen sadeleştirme işinin makul bir sınırının olması gerektiğini vurgulayarak, metni anlaşılır hale getirmek isterken olduğundan farklı bir hale getirme tehlikesine dikkat çekiyor. Ne de olsa “Kayseri tımarlı sipahilerinden Şehsuvar Bey”i “Kayseri tarımsal-askersel işletmeleri yöneticilerinden atlı Bay Şehsuvar” şeklinde sadeleştirmeler görmek ihtimal dâhilinde… Bu şekilde yapılan sadeleştirmeler metni bozduğu gibi okuyucuyu da dönemin havasından uzaklaştıracaktır. Böylece “mülazım-teğmen”, “reis-ül küttab-sekreterlerin başı”, “sadrazam-en büyük göğüs” gibi olmayacak anlamlarla karşılanabilir. Kitaptaki örnekleri görünce, bu kadar da olmaz demekten kendimi alamadım. İkinci Bölüm: Çevriyazı Hoşlukları Hatalı sadeleştirme sorunlarının önüne geçmede alternatif bir çözüm olan çevriyazı, metinlerin olduğu gibi çevrilip, sadeleştirme yoluna gidilmeden yazılması faaliyetidir. Ancak sadeleştirmede yapılan hataların daha beteri çevriyazıda karşımıza çıkıyor. Burada çeviriyi gerçekleştiren kişinin, dile hâkimiyeti söz konusu olduğu için çoğu zaman sorgulama gereği duymayız. Sebebi de muhtemelen çeviriyi yapan kadar dile hâkim olmadığımızı düşünmemizdir. Hakan Erdem, “Çeh”i “haç”, “Vulkoğlu”nu “Velekoğlu”, “sıyub”u “soyub”, “Yanko’yu “Niko”, “cevşen”i, “cûşen”, “süğü”yü, “sekü”, “Lalanız Saruca”yı “Lâlâgöz Saruca”, “döymeyüb”ü “duymayub”, “Malkoçoğlu”nu “Lekomaçoglı” şeklinde okunduğunu naklediyor. Kasıtlı ya da kasıtsız yapılan bu kelime hataları, elimizdeki çevriyazı metinlere şüphe duymamız için yeterli sanırım. Üçüncü Bölüm: Hatalar, Yanlışlar, Bilgisizlik, Bariz Cehalet ve Bilgiçlik Cahillik nedir ve cahil kime derler? Okuma-yazma konusunda cahil olanın şifalı bitkilerde uzman olması, mikro cerrahide uzman olanın tarihte cahil olması gibi durumların izahını cahillikle ilişkilendirebilir miyiz? Hakan Erdem bu durumu şöyle açıklıyor: “Cehalet, öğrenebilecek ve bilebilecek konumda ve durumdayken kendi bildiğini ilan ettiğin konuda bilmemektir…”. Erdem, cahilliğin tanımını bu şekilde yaptıktan sonra, tarihi metinlerde tespit ettiği hataları ortaya koyarak ilerliyor. Vereceğim örnek, ünlü bir tarihçinin, yüzbinlerce satan eserinde bulunan hatalardan yalnızca birisi. Sultan II. Abdülhamid hakkında sorulan genel bir soruya verilen cevapta geçen ifade şöyle: “…, II. Abdülhamid’in azlini gaye edinen bir hareketti.” Hakan Erdem bu cümlede bulunan kritik hatayı şu ifadelerle düzeltmiş: “Muhteremler, Osmanlı Padişahları bir üstleri tarafından bulundukları yere atanmış olmadıkları için azl edilmez hal’ edilir.” Cımbızla çekilmiş bir hata gibi gözükse de dikkatli okurlar dışında bu tarz hatalar kolay kolay fark edilmeden okunuyor ve kabul ediliyor. Üstelik bu hataların, alanında isim yapmış yazarlardan vaki olduğunu düşünürsek meselenin ne kadar can sıkıcı olduğunu anlayabiliriz. Dördüncü Bölüm: Referans Verme ve Referanssız Metinlerin Sorunu Akademik yayınlarda referans göstermek ahlaki bir meseledir. Referans, yazılan metnin kaynağını hem test edilebilir hem de geliştirilebilir hale getirme açısından önem arz eder. Çalışmada şeffaf olmanın bir diğer özelliği ise kullanılan kaynakların, her araştırmacının zihninde farklı yorumlara kapı aralamasından kaynaklanan durumu tespit etmeyi okur açısından mümkün hale getirmektir. Böylece ele alınan metnin geçerliliği tartışılabilir hale getirilir. Referans kullanılmadığı durumlarda ise yazılan metinlerin güvenilirliği kaybolarak, ciddiyetini kaybeder. Üstelik yazdıklarınız bir iddia taşıyorsa durum daha da karışık hale gelir. Bu bölümde referanssız yazılmış eserlerin açtığı sorunlara yer veriliyor. Beşinci Bölüm: Aynı Yazarlar, Değişik Metinler: Muhtelif Edisyonlar Bir eserin düzeltilerek yeniden yayımlanmasına baskı, herhangi bir değişiklik yapılmadan yeniden yayımlanmasına ise basım denir. Ancak ülkemizde bu ayrımın pek dikkate alındığını söyleyemeyiz. Burada bir bilgisizlik söz konusu olabildiği gibi kasıtta söz konusu olabiliyor. Beşinci bölümde örnek verilen hatalar, kasıtlı yapılan durumları kapsıyor. Popüler tarihçilerin satışı yüzbinlere varan eserlerinde görülen bu durum, geldiği nokta itibariyle gerçekten üzücü… Aynı eserlerin farklı yayınevlerinden farklı isim ve kapaklarla tekrar yayımlanmasını nasıl açıklayabiliriz? Okura saygı göstermeden yapılan bu fiiller tamamen ticari maksatlı… Altıncı Bölüm: Söyle Canım ne dersin? Bir İntihal Daha Var “Adına ne dersek diyelim, bilimsel hırsızlık, ilmi sirkat, aşırma, araklama, kaldırma, apartma, kesme ve yapıştırma, haydi telaffuz edelim, intihal, yani başkasının kelimelerini, cümlelerini, makalesini, kitabını, araştırmasını, fikirlerini, teorisini, verisini, kaynaklarını yürütmek dehşetli bir iştir.” İntihalin kibirden, acelecilikten, iş bilmezlikten, acemilikten ya da kasıtsız bir şekilde ortaya çıktığı durumlar olabilir. İntihalin önüne geçmek için çeşitli yöntemler olsa da, en yapıcı yol “yıkıcı” eleştiri kültürünün devam ettirilmesidir. Lâkin kendi aralarında sıkı bağları olan kimi akademik çevrelerin böyle hassasiyetlerle işleri olmadığı gibi gelen tepkilere de verecek bir cevapları olmuyor. Yani vurdumduymazlık gösteriliyor. Tarih-Lenk’in bu bölümünde fütursuzca yapılan intihalleri ve türlerini işleyerek, âdeta vasat bir okumanın nasıl yapılacağını ortaya koyduğunu görüyoruz. Yedinci Bölüm: Uydurma Metinler İntihalin en ilginç yöntemlerinden birisi olan uydurma metinler, okuyucusunu şaşırtmasa da tarihçileri hayli şaşırtmaktadır. Yazarın kendi metninde, kendisinden çalma cümlelere yer vermesini anlamakta güçlük çekiyorum. Düşünün ki bir yazı yazdınız ve yazınızın bir bölümünde kullandığınız cümleleri alıntı yapar gibi tırnak içerisinde gösterdiniz. Yani kendinizi desteklemek için cümleler uydurup, bunu çaktırmadan geçiştirerek yazınızın gücünü artırdınız. Olacak iş değil doğrusu. “Sultan Abdülhamid’in Hatıra Defteri” kitabı bu duruma örnek gösterilebilir. Eser üzerinden ciddi bir tahkik çalışması yürüten Hakan Erdem, bu bölümde bahsi geçen eserin nereden-nereye ve ne şekilde yolculuk yaptığını detaylı bir şekilde ele alarak yıkıcı bir eleştiriye tâbi tutuyor. İlmek ilmek örülen bu uydurma eserlerin hayat hikâyelerini okumak öğretici olduğu kadar hayretimizi de artıyor. http://www.edebifikir.com/kitap/kusursuz-yazarlar-kagittan-metinler-tarih-lenk.html (İbrahim Orhun Kaplan)
--reklam--
Tarih-Lenk PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Y. Hakan Erdem - Tarih-Lenk kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Tarih-Lenk PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Y. Hakan Erdem Kimdir?
Y. Hakan Erdem, Boğaziçi ve Oxford Üniversitelerinde öğrenim gördü. 1993-2002 arasında Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim Üyeliği yaptı. Akademik yaşamını Sabancı Üniversitesi’nde sürdüren Erdem’in yurtdışında 1996’da yayımlanmış Slavery in the Ottoman Empire and its Demise adlı Çalışması, Türkiye’de Osmanlıda Köleliğin Sonu adıyla 2004’te yayımlandı. Yazarın Kitab-ı Duvduvani (2004), Unomastica Alla Turca (2004) ve Zaman Çöktü (2006) adlı üç romanı var.
--reklam--
Y. Hakan Erdem Kitapları - Eserleri
- Tarih-Lenk
- Kitab-ı Duvduvani
- Unomastica Alla Turca
- Sözden Kalanlar
- Zaman Çöktü
- Osmanlıda Köleliğin Sonu 1800-1909
- Gerçek ile Kurmaca Arasında Torosyan'ın Acayip Hikayesi
--reklam--
Y. Hakan Erdem Alıntıları - Sözleri
- Tengere Tardu Tigin ben. Akıp giden bozkırın ve zamanın özgür çocuğuydum! Girdiğim her yarışı kazandım. Yeriti olmadım. Evime hep tam çağında döndüm. Hiç sıçan deliğine girmedim. Ölüm parmaklarını yakama çok geçirdi, ölmedim. Ardımda acun da ısız kalmadı ama ödlek öcünü beni böyle kule iti yaparak aldı. İmdi yürek yırtılır mı? Onu da bilemem. Eşim yok, odum yok, ocağım yok. Kadın diye yoksul bir karavaş tanıdım. O da şimdi tek bir gece koynuna girdiği adamı unutmuş gitmiştir. (Unomastica Alla Turca)
- Yahu, hep geçmişi mi yazıyor bu kitap? Gelecekten bahseder bir yeri yok mudur? (Kitab-ı Duvduvani)
- GEÇ DöNEMDE KÖLELEŞTİRME VE KÖLE EDiNME YöNTEMLERİ O. Patterson, kölelik konusundaki karşılaştırmalı çalışmasında köleleştirme yöntemlerini sekiz başlık altında sınıflandırır: 1. Savaşta tutsak alma 2. Adam kaçırma 3· Haraç ve vergi ödemesi 4· Borç 5· Suçun cezalandırılması 6. Çocukların terk edilmesi ve satılması 7· Kendini köleleştirrne 8. Doğum (Osmanlıda Köleliğin Sonu 1800-1909)
- kanuni dizisinde kanuni’yi oynayan kişi bir padişah gibi konuşmuyor, padişah nasıldır en küçük bir fikri yok, hiç etüt etmemiş hiç çalışmamış yani hürrem’e iltifat etmek gerektiği zaman ona “seni ballara fındıklara katar yerim” diyor bunu bir külhanbeyi ağzı ile söylüyor ki, kavga çıkması lazım, laf atar gibi, tudors’ta böyle göze batan şeyler yok (Sözden Kalanlar)
- bir tane kadın vakanüvis yok osmanlı devleti resmi olarak bir tane bile kadın vakanüvis atamamış mesela belki bir kadın gözüyle tarih yazılmış olsaydı; naima efendinin göremediği başka şeyleri görecekti o (Sözden Kalanlar)
- ruh-u revanım, tende canım, canda cananım. (Kitab-ı Duvduvani)
- Kaçmak, bir kölenin özgürlüğünü yeniden kazanmasının en basit ve doğal yolu olmakla birlikte riskliydi. Osmanlı imparatorluğunun klasik çağında, kaçak kölelerle ilgili meseleler ele alınırken şeriata dayanan hayli sıkı ve genel bir düzenlemeden yararlanılmıştı. Bir kaçak köle (abd·i abık) yakalandığında, yerel kadıya tesliın ediliyordu. Kaçak köleyi yakalamıış olan kişilere, bu çabaları karşılığında bir ücret ödeniyordu. Kadı, genellikle üç ay olan belirli bir süre boyunca köleyi gözaltında tutuyordu. Kölenin efendisi ortaya çıktığı takdirde giderleri ödedikten sonra kölesine yeniden sahip olmakta özgürdü. Aksi takdirde, kadı köleyi açık arttırmayla satışa çıkarıyor ve parayı, devlet hazinesine aktarmadan önce bir süre daha elinde tutııyordu. Kanun, diğer köleci toplumlarda olduğu gibi, efendilerin haklarından yanaydı. Geç Osmanlı İınparatorluğunda da efendilerin yetkililerden kaçak kölelerin iadesini talep etme hakkı vardı, çoğu da bu hakkı talep ederdi. Ne var ki gelenek, farklı bir düzlenmde, kölelerin kaçışını "düzenleyen" ve kendine özgü merasimleri olan başka bir uygulamanın ortaya çıkmasına neden olmuştu. Tugay şuna işaret ediyor: Köleler efendilerinden hoşnut olmadıklarında yeniden satışa çıkarılmayı talep edebiliyor, bu istekleri geri çevrildiğinde kaçmaları kanuna aykırı sayılmıyordu. Ancak, tayin edilen kölelik süresi dolmadan ne özgürlük talebinde bulunabiliyor, ne de kaçarak bunu elde edebiliyorlardı. O zaman, cinsiyetlerine göre kadın veya erkek köle satıcılarına başvuruyorlar ve bu satıcılar efendilerine haber vererek onları başka evlere yerleştirme işini üstleniyorlardı. (Osmanlıda Köleliğin Sonu 1800-1909)
- Adnan (Adıvar) Bey bir gün bana, “Atatürk haklı biz haksızmışız” dedi. “Bazı şeyler böyle tepeden inme olacak. Mesela Latin harfleri. Onu tepeden inme yapmasaydı, yıllar boyu bunu yerleştiremezdi...” (Tarih-Lenk)
- Yıldırımın düştüğü yerlerde bulunan, “Anka yumurtası” denen doğal bir çelikten yapılmaydı. (Kitab-ı Duvduvani)
- eskiden topkapı sarayı’nın haremi yok; harem eski sarayda var ancak kanuni sultan süleyman’ın saltanatında harem topkapı’ya taşınıyor yani hürrem zamanında bir harem var ve gittikçe her sultan bir tarafını inşa ederek burayı büyütüyor (Sözden Kalanlar)
- Zaten beni anlamak demek, evrensele ulaşmak demektir... (Kitab-ı Duvduvani)
- - anlattıkları arasında hiç mi doğru yok? + kendi adı ve soyadı doğru (Sözden Kalanlar)
- adam oturmuş, osmanlı’ya sığınan mülteciler üzerine bir çalışma yapmış, beri tarafta diğeri “ben şimdi bunu niye okuyayım ki?” diyor ama konu şöyle olsaydı; “osmanlı’ya sığınan dönmeler ülke içinde nerelere geldi?”, bu tonda yazılmış olsaydı, o zaman okurdu insanlar işte bu tonda yazılmış eserler maalesef ciddi araştırmaların önünü kesiyor (Sözden Kalanlar)
- osmanlılar ne melaikedir, ne evliyadır bizim gibi insanlardır, hataları vardır, sevapları vardır, o kadar böyle sağlıklı bir şekilde bakmak yerine bir grup “ecdadımız hiç kötü bir şey yapmaz” diyerek onları yüceltirken, başka bir grup yerin dibine sokmaya çalışıyor (Sözden Kalanlar)
- Beyaz köle, birçok durumda gönüllü bir kurbandır. Bir Türk paşasının ya da beyinin haremine girrnek Çerkes ve Gürcü kızların en büyük arzusudur. Türkler bu kızları edinmek için büyük bir istek duydukları gibi bu kızlar da gitmeye heveslidir. Aileler ise bunun bir onur olduğunu düşünerek çocuklarını verirler. Bunda sağlam parasal çıkarları vardır. Öyle ki, hiçbir mekanizmanın harekete geçirilmesi bu ticaretin sürmesine engel olamaz ... (Osmanlıda Köleliğin Sonu 1800-1909)
- B. Lewis, Ortadoğu'da kölelik konusundaki çalışmasında bu varsayımına bağlı kalır ve "[Afrika'daki] ticarette, daha kuzeydeki olaylar nedeniyle bir büyüme" olduğunu düşünür. Lewis şöyle yazmaktadır: Rusların 1801- 1828 dolaylarında Kafkas topraklanın ilhak etmesinden sonra İslam dünyasının elinde kalan son beyaz köle kaynağı da küçülerek sonunda kesildi. Gürcü ve Çerkeslerden yoksun kalan Müslüman devletler başka yerlere yöneldiler. Bunun üzerine kara Afrika köleciliğinde geniş çaplı bir canlanma oldu. Bu, Mısırlıların Nil' in yukarılarına ilerlemesiyle birlikte iyice gelişti... (Osmanlıda Köleliğin Sonu 1800-1909)
- Kim okur tamamen yararsız uyduruk bir romanı? (Kitab-ı Duvduvani)
- diğer konularda okuduğumda çabuk sıkılırdım ama tarihte bir sonsuzluk ve ne de olsa bir kesinlikle bilinemezlik unsuru var okunan her tarih kitabı bir yaklaşım sunuyor size “böyle olmuş olabilir!” diyorsunuz (Sözden Kalanlar)
- plagiarism yapma... pila... what? (Kitab-ı Duvduvani)
- Seni seviyorum... (Kitab-ı Duvduvani)
Yorumlar
0 yorum