Kitap Künyesi
Yazar: Herta Müller
Çevirmen: Çağlar Tanyeri
Orijinal Adı: Reisende auf einem Bein
Yayın Evi: Siren Yayınları
İSBN: 9786055903435
Sayfa Sayısı: 158
--reklam--
Tek Bacaklı Yolcu Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bu kopuk yaz mevsiminde uyarının ilk kez sahilden ziyade İrene ile alakası vardı. Sarp sahil toprak topaklarından ve kumdan inşa edilmiş, askerler tarafından inşa edilmiş gibiydi, anafor herhangi bir yerden karaya, içeriye sokulmasın diye.
Askerler sarhoş olmuştu akşam vakti. Volta atıyorlardı yine. Şişeler çalılıkların içinde şıngırdıyordu. Bowling hatlarının, barlarda dans eden yazlık elbiselerin uzağında dikiliyordu askerler, radar hunilerinin altında. Işığı yakalıyordu huniler, bir de sudaki renklerin değişimini. Diğer ülkenin sınırına aitti onlar, tıpkı askerlerin diğer ülkenin sınırına ait olduğu gibi.
Tanıtım Bülteni:
Çağdaş edebiyatın en önemli seslerinden Nobel ödüllü yazar Herta Müller'den sorularla dolu ve soru işaretlerinden yoksun bir roman: Tek Bacaklı Yolcu. Müller'in benzersiz dili ve anlatımı eşliğinde sert, soğuk ve müdanasız bir ahir zamanlar portresi. Bir kadın ve üç erkek; bir kadın, birkaç ülke, bir deniz, dört duvar ve bitimsiz kentler... Aştıkça yenileri keşfedilen sınırların üzerinde bir denge mücadelesi, kuşatan korkular, ıssız odalar.
Herta Müller, Romanya'dan Almanya'ya göçtükten sonra yazdığı bu ilk romanda yabancılaşmanın öyküsünü hücresel kesitlerle betimliyor; var olmanın imkânsızlığını, kolektif acıları ve yüreğe çöken yabancıyla düşülen yolları anlatıyor. Yaşam hastalığından iyileşen çıkmıyor; yolcular hep utanç, yalnızlık ve yoksunluk eşliğinde yürüyor. Yaşam illetinin devası, içinde yaşadığımız şu karanlık, suçlu ve suçlayan dünyada, bulunmuyor.
Herta Müller, Tek Bacaklı Yolcu'da yalnızlığı taştan bir duvar gibi örüyor önümüze; taş kadar soğuk, taş kadar somut. Öyle bir yol ki tutulan, yolcuların hepsi ağır yaralı.
Ve diktatörler, işkenceciler, gözlerini dikip her şeyi izleyenler, yalnız ve örselenmiş bedenlerin içinde, her daim nöbette.
Kauçuk mermi, yürekte.
--reklam--
Tek Bacaklı Yolcu Alıntıları - Sözleri
- Mutsuzluğu kaldıramıyorum ortadan. Bölüştürebiliyorum sadece, dedi Thomas.
- Mutsuzluğu kaldıramıyorum ortadan. Bölüştürebiliyorum sadece.
- Bir adamı ağzından saç teli toplayacak kadar sevmeli insan...
- Kötü olan şu, mutsuzluğum yetmiyor bana.
- ...Tabelada bir adam kafa üstü yere düşüyordu.Tabelada şöyle yazoyordu:Boşluğa düşme tehlikesi.İrine tabelayı odasına asmıştı diğer ülkede.
- Duyguları kışkırtan parfüm.Her damla bir ayartma.
- .her sabah mutlaka yanlış bir şey yapacağım diye kalkıyorum.
- Mutsuzluğu kaldıramıyorum ortadan. Bölüştürebiliyorum sadece, dedi Thomas.
- Çantadan bir kartpostal çıkardı ve şöyle yazdı: Bak, bazen bir vitrinden veya bir daldan veya bir köprüden daha yakın olmanı istiyorum. Ne var ki, bunu düşündüğüm esnada seni gittikçe gözden çıkardığımı fark ediyorum
- Müziğin tınısı yorgundu
--reklam--
Tek Bacaklı Yolcu İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Böyle bir romana insan ne yazar? Nereden başlamalı, nerede bitirmeli? Herta Müller insanda kafa bırakmıyor. Saçmalarsam benim suçum değil. Daha önce de yazarın iki romanını okumuştum ve edindiğim izlenimler hiç değişmedi. Kendine has bir tarzı olduğu kesin ve bu kesinlikle benim tarzım değil. Ben böyle bir tarzda yazsaydım belki hoşuma giderdi ama okuyucu açsından resmen bir çile. Şunu anladım ki bu yazarı okumak oldukça zor, anlaması ise daha zor. Sanırım bu tarz yazarın yıllarca Romanya’da diktatörlük rejimi altında yaşamasından ya da öyle bir yaşamın insana neler hissettirdiğini anlatmak istemesiyle alakalı bir şey. Baskıcı bir rejimde insanların söz söyleme hakkı olmadığı gibi sürekli korku içinde, çevreye kapalı bir şekilde yaşamak zorunda kalırlar. Kitaplarındaki cümleler olabildiğince kısa, her türlü duygudan arındırılmış, tek bir fikir ya da düşünce belirtmeyen, soğuk, ruhsuz cümleler... Sanki mekanik bir anlatım var. Yazılanlar sizi kesinlikle bir şey düşün(dür)meye sevk etmiyor hatta bunun önüne geçiyor. Okuyucu da robot gibi hisseder kendini. Cümleler arasında o kadar söylenmesi gereken şeyler var ama her şey eksik. Cümleler zaman ve mekândan bağımsız bir şekilde havada uçuyor resmen. Oldukça deneysel, şiirsel, sürreal bir anlatım. Üstelik anlatım çok yoğun, çünkü gereksiz hiçbir öğeye yer verilmemiş. Olay namına elle tutulabilecek bir şey de yok. Irene isimli orta yaşlı bir kadın sevdiği adamın peşinden Batı Almanya’ya göç eder (burada yazarın hayatıyla bir benzerlik kurulabilir). Kitapta belirtilmemiş olsa da yaşadığı yer Romanya. Almanya’ya göçünden sonra kendini yeni doğmuş bir bebek gibi hisseder. Her şeye yabancıdır . Romanya’da maruz kaldığı travma bir yana, hayatında anlamlı bağlantılar kurma çabası içine girer. Üç farklı adamla olan ilişkisi de pek yürümez. Okumamak size pek bir şey kaybettirmeyecek ancak deneysel bir şeyler okumak isterseniz buyurun efendim. (N)
Garip bir sanat edebiyat! Bir gün karşınıza edebi bir eser çıkıyor ve kendinizi öyle bir kadının zihninde buluyorsunuz ki kaybolup gidiyorsunuz orada. Yazarın şiirsel anlatımına kapılıp akıyorsunuz kitap sayfalarında. Müller’in biyografik öğeler taşıyan roman kahramanı Irene tüm açıklığı ve karmaşıklığıyla karşımızda. Tüm algıları açık, hassas ve yalnız bir kadın Irene. Vatanından sürülmüş, geldiği ülkeyi benimsemeye çalışıyor, aslında artık ülkesi olarak ayağındaki ayakkabıyı görüyor. Belki de var olmaya çalışıyor, ya da var olanları anlamlandırmaya, ya da her şeyi sorgulayıp anlamlandırarak bırakıyor boşluğa. Okuyucunun zihnini allak bullak eden, şiirsel, imgelerle dolu farklı bir anlatımı var yazarın. Cinselliğini anlatırken abartılı tasfire girmeden, süslü erotizmi kullanmadan öylece anlatıyor yazar. Okuyucu bazen düşünüyor bazen utanıyor. Tuhaf işte... Farklı bir kadın, iki şehir, üç erkek, bir roman “Tek Bacaklı Yolcu”... (Muzaffer Akar)
Okuyun, delirin, dünyada akıllılara yer yok.: Kitabın başından sonuna kadar buram buram Yalnızlıktan yaratılan bir anafor gittikçe etrafınızı sarıyor. Nasıl bir duygu devinimi, nasıl yırtıcı sözcükler, bitirene kadar kendimden geçtim. Karşı cinse duyulan cinsellik duygusu bile hiç bu kadar yalnızlık içeren, paylaşımsız, kederli bir hal alamazdı. Bir yandan delici bir kendinden geçme durumu varken diğer yandan kimseye bu durumu hissettirmemek, farklılığını dış dünyanın anlamamasını sağlamamakla; "Yabancılığını göstermemek için çaba sarf ediyordu." anlaşılmama korkusu yansıtırken bir yandan da içsel dünyasında adeta yabancılaşmasının tadını çıkarıyordu. "İrene insansız hayal etti kenti. Suyun ve bir sıradağın yakınlarda olduğunu hissetti. Serindi yakınlık. Kaçış olarak düşünülmemişti. İnsanın adım atmak zorunda olmadığı bir yakınlıktı bu. " Kendi ruh dünyasıyla kalmıyor toplumsal olarak istimlak edilen dünyanın her bir parçasının dekarının içine tükürüyordu. "İşgal edilmiş yerler düşüncelerine o kadar karışıyordu ki, yeni düşünceler için serbest alan kalmıyordu." Bu kitap fazlasıyla toplumsal yıkımdan kendine pay çıkaran, kendi dünyasında normal kalmayan insanların dramı. Bu kitabı okumak tam bir delilik. Okuyun, delirin, dünyada akıllılara yer yok. (eso.okur)
--reklam--
Tek Bacaklı Yolcu PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Herta Müller - Tek Bacaklı Yolcu kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Tek Bacaklı Yolcu PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Herta Müller Kimdir?
Herta Müller (d. 17 Ağustos 1953, Timeşvar) Romanya doğumlu roman yazarı ve şair.
Çavuşesku döneminde Romen halkının yaşamını anlattığı eserleri ile tanınmaktadır. Romancı Richard Wagner ile evli olan Müller Romanya'da gizli servisle çalışmayı reddettiği için işinden olmuş ve 1987 yılında Almanya'ya göç etmişti.
Müller'in, 'Tilki Daha O Zaman Avcıydı' ve 'Yürekteki Hayvan' adlı kitapları Türkçede yayınlandı.
İsveç Bilim Akademisi tarafından yapılan açıklamada, Romanya doğumlu Alman yazar Müller'in 2009 Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandığı açıklandı. Müller'in bu ödülü, "şiirin yoğunluğu ve nesirin açıklığını kullanarak yoksulların dünyasını tasviriyle" aldığı kaydedildi.
Müller bu ödülü kazanan 51. kişi oldu
Herta Müller, Banat Swabian çiftçilerinin kızı olarak Niţchidorf (Almanca: Nitzkydorf)'da Banat'ın Almanca konuşulan bir tarihsel kasabasında doğdu. Onun ailesi azınlıkta olan Romanya Almanları'nın bir parçasıydı. Babası, Waffen SS'de askerlik hizmetini yapmıştı ve annesi Sovyetler Birliği GULAG kampında (köle işçi kampı) İkinci Dünya Savaşı sonrası pek çok yıllarını yaşam mücadelesiyle geçirmişti. Dedesi zengin bir çiftliğe sahip ve tüccardı.
--reklam--
Herta Müller Kitapları - Eserleri
- Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım
- Tek Bacaklı Yolcu
- Yürekteki Hayvan
- Tilki Daha O Zaman Avcıydı
- Atemschaukel
- Reisende auf einem Bein
--reklam--
Herta Müller Alıntıları - Sözleri
- 'Çok nehirlerden geçmişsin bugüne dek.' Güldüm. 'Çok nehirde boğuldum. (Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım)
- Mutsuzluğu kaldıramıyorum ortadan. Bölüştürebiliyorum sadece. (Tek Bacaklı Yolcu)
- Müziğin tınısı yorgundu (Tek Bacaklı Yolcu)
- …çünkü birbirimizi içeriden tanıyorduk. Ötekini neyin yaralayacağını çok iyi biliyorduk. (Yürekteki Hayvan)
- Sevginin tekrar boy vermesini istiyordum, tıpkı biçilmiş otlar gibi. Başka türlü de boy verebilirdi, çocuk dişi gibi, saç gibi, tırnak gibi. Dilediğince. (Yürekteki Hayvan)
- Evet ağacın yaprakları var, Çayında suyu Paranın kağıdı. Yüreğin de yanlış yağmış karı. (Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım)
- Yalnızca tabutta bir başına uyur insan, yakında onun da zamanı gelecek. Gece birlikte uyumalıyız. (Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım)
- Mutsuzluğu kaldıramıyorum ortadan. Bölüştürebiliyorum sadece, dedi Thomas. (Tek Bacaklı Yolcu)
- Sizi kendi çocuğummuş gibi sevdim, diyordu diktatörün karısı odaya. O başını sallıyordu, tırnak makasını Adina 'nın elinin yanında masanın üzerinde gördü ve siyah kürk başlığını alnına çekti. Aynı başlığı bir kaç gündür giyiyordu. Sonra kurşunlar ekrandan geçti, bir kışlanın duvarına saplandı, avlunun en pis çıplak köşesine. Duvar delik deşik ve bomboş duruyordu. İki yaşlı çiftçi yerde yatıyordu, ayakkabılarının tabanları odaya bakıyordu. Başlarının çevresinde ağır asker postalları duruyordu. ipek eşarpları başlarından boyunlarına kaymış. Onun siyah kürk başlığı kaymamış. Bu hangisiydi, aynısı, sonuncusu. (Tilki Daha O Zaman Avcıydı)
- Kötü olan şu, mutsuzluğum yetmiyor bana. (Tek Bacaklı Yolcu)
- Karıma döndüm, sesim gözlerime batacak kadar yüksek sesle bağırdım, buraya yanıma gel, kaçamıyorum, yüzemiyorum. (Tilki Daha O Zaman Avcıydı)
- ...Tabelada bir adam kafa üstü yere düşüyordu.Tabelada şöyle yazoyordu:Boşluğa düşme tehlikesi.İrine tabelayı odasına asmıştı diğer ülkede. (Tek Bacaklı Yolcu)
- Tıpkı otları ayaklarımızla ezip geçtiğimiz gibi, ağzımızdaki sözcüklerle de ezip geçiyoruz pek çok şeyi. Ama suskunluğumuzla da. (Yürekteki Hayvan)
- Yüreğim öyle kaskatı oldu ki fırlatıp atsaydım ona çarpıp öldürebilirdi. (Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım)
- Bir adamı ağzından saç teli toplayacak kadar sevmeli insan... (Tek Bacaklı Yolcu)
- Çok yavaş bir sesle, her insanın ağzında bir kor parçası bulunur, dedi, bu yüzden herkesin diline bakılmadı. Öfkeli bir sözcük, bir solukta, iki ayağın bütün bir yaşam boyunca çiğneyeceğinden daha fazlasını çiğneyebilir, dedi. (Tilki Daha O Zaman Avcıydı)
- Mutsuzluğu kaldıramıyorum ortadan. Bölüştürebiliyorum sadece, dedi Thomas. (Tek Bacaklı Yolcu)
- Kimi şeyeler, ancak konuşulunca kötü olur. (Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım)
- Önemli değil, dedim. Oysa önemliydi, katlanamadığım, ama değiştiremediğim her şey gibi önemliydi. (Yürekteki Hayvan)
- ...biz ondan usanacakken bizden usanan dünya değil miydi. (Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım)
Yorumlar
0 yorum