Kitap Künyesi

Yazar: Herta Müller

Çevirmen: Nesrin Oral

Orijinal Adı: Der Fuchs War Damals Shon Der Jager

Yayın Evi: Telos Yayıncılık

İSBN: 9789755451015

Sayfa Sayısı: 228

--reklam--

Tilki Daha O Zaman Avcıydı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Hipnotize edici bir roman, bizi bir kez daha Çavuşesku'nun Romanyasına götürüyor. Klostrofobik bir fabrika, bir çiftçi kasabası, açlık, intihar ve duman çevresinde örgüsünü oluşturuyor. Çingeneler ve gizli polis dışında hiç kimsenin çok fazla bir umuda sahip olmadığı bir "totaliter" kasabada çiftçiler çok yer, çok içerler, çünkü her şeye sahiptiler; az konuşurlar, çünkü çok şey bilmektedirler.Herta Müller "bir" ülkenin maddi ve varoluşsal güçlüklerini şimdiye kadar hiçbir yazarda görülmeyen benzersiz bir şiirsel gerçeklikle yazıya geçirirken çağdaş bir Rabelais'ye dönüşüyor. Herta Müller için "güneş kızgın bir kabak"tır; ele batan "iğnenin anası dünyadaki bütün iğneleri doğurmuş olan en eski iğnedir", kavaklar yeşil bıçaklara benzer, ölüm ise "birkaç günlük"tür. Bürlesk olarak da tanımlayabileceğimiz bir ortamda, dikkatler yavaş yavaş biri öğretmen, öteki mühendis olan iki arkadaş üzerinde yoğunlaşır. Kahramanlardan biri bir polis şefine aşıkken öteki bir çingene müzisyenle olan ilişkisi nedeniyle soruşturmaya uğramaktadır.Eleştirmenlerin de belirttiği gibi "Almanca edebiyatta benzeri bulunmayan" bir yazarın ürünü olan Tilki Daha O Zaman Avcıydı'yı herhangi bir roman türüne sokmak kolay olmasa da onu bir "dedektif romanı" olarak tanımlarsak yanlış yapmış olmayız. Romanın bir başka çarpıcı yanı da yüreğin vuruş temposuna benzeyen yazılış ritmi.Yürekteki Hayvan'dan (Telos Yayıncılık, 1997) sonra Tilki Daha O Zaman Avcıydı ile çağdaş romanın keşfine çıkan okurun önünde roman sanatının yepyeni bir ufku açılıyor...

--reklam--

Tilki Daha O Zaman Avcıydı Alıntıları - Sözleri

  • Karıma döndüm, sesim gözlerime batacak kadar yüksek sesle bağırdım, buraya yanıma gel, kaçamıyorum, yüzemiyorum.
  • Ağızda şarap, midede konyak,beyinde cin,diyor adam.
  • Çok yavaş bir sesle, her insanın ağzında bir kor parçası bulunur, dedi, bu yüzden herkesin diline bakılmadı. Öf­keli bir sözcük, bir solukta, iki ayağın bütün bir yaşam boyunca çiğneyeceğinden daha fazlasını çiğneyebilir, dedi.
  • “Bunu hiç hesaba katmamıştım. Kendime sordum, sen aslında neredesin? En iyisi bavulu tekrar almak ve gitmek, fakat nereye?”
  • Sizi kendi çocuğummuş gibi sevdim, diyordu dikta­törün karısı odaya. O başını sallıyordu, tırnak makasını Adina 'nın elinin yanında masanın üzerinde gördü ve si­yah kürk başlığını alnına çekti. Aynı başlığı bir kaç gün­dür giyiyordu. Sonra kurşunlar ekrandan geçti, bir kış­lanın duvarına saplandı, avlunun en pis çıplak köşesine. Duvar delik deşik ve bomboş duruyordu. İki yaşlı çiftçi yerde yatıyordu, ayakkabılarının ta­banları odaya bakıyordu. Başlarının çevresinde ağır as­ker postalları duruyordu. ipek eşarpları başlarından bo­yunlarına kaymış. Onun siyah kürk başlığı kaymamış. Bu hangisiydi, aynısı, sonuncusu.
  • Liviu'nun elleri titriyor, televizyonu açıyor; Çavuşes­ku konuşmasını yapamamış, diyor, millet onu yuhala­yarak susturmuş, bir koruması onu perdenin arkasına çekmiş. Adina ağlıyor, ekranda taş zarlar ve pencereler belli-belirsiz, merkez komitesi ve önlerinde paltolar bir­birine karışıyor, sıkışmış, binlerce palto bir tarla gibi birbirine karışıyor, Üzerlerinde bir haykırış. Adina'nın yanakları yanıyor, çenesi çözülüyor, elleri ıslak, küçük, bağıran yüzlerden, gözlerden bir yığın, gökyüzüne bakıyorlar. O kaçıyor, diye bağırıyor Liviu, o kaçıyor, o öl­dü, diye bağırıyor Paul, kaçıyorsa öldü demektir. Merkez komitenin balkonunun üzerinde havada bir helikopter asılı. Ufalıyor, kaybolup giden yüzen, gri bir iğne ucu. Ekranda boş, siyah beyaz bir gökyüzü var.
  • Biliyorum diyor Adina , erkeklerin karıları vardı,kadınların çocukları vardı ve çocuklar açtı..
  • Adina elmayı iyice ısırıyor. Tükür, bir kurt, diyor Clara. Kahverengi bir yol elmanın içine gömülüyor. Adina elmayı ve kurdu yutuyor. Bu alt tarafı bir elma kurdu, diyor elmanın içinde büyür, elmanın kendisindendir. Elmanın içinde büyümez, diyor Clara, elmanın içine girer, bir boydan bir boya kadar yer, sonra dışarı çıkar. Onun yolu budur.

--reklam--

Tilki Daha O Zaman Avcıydı İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Nobel Ödülü sahibi Herta Müller’in dilimize sadece dört kitabının çevrilmesi çok büyük bir talihsizlik. Üstelik bu kitaplardan sadece ikisinin baskısının olması da bir o kadar üzücü. Müller yeni bir kitabının çevrilmesini merakla beklediğim yazarların en başında geliyor. Yazar genellikle Çavuşesku rejimi altındaki Romanya hakkında yazıyor. Çevrilen tüm kitaplarında ana tema budur. Romanlarında sürekli depresif ve Kafkavari bir atmosfer tasvir edilir Bu roman da Çavuşesku rejimini eleştiren romanları arasında üçlemenin bir parçasıdır. Bu üçlemenin diğer kitapları “kitap/keske-bugun-kendimle-karsilasmasaydim--31235” ve henüz dilimize çevrilmemiş “Herztier” kitabıdır. Kitap 30 kadar hikâyeden oluşuyor, ancak kitap bir hikâye kitabı değil. Kitabın biçim yönünden biraz farklı olduğunu kabul etmek gerekir çünkü anlatım tekniği daha çok bir senaryonu andırıyor. Kitaptaki anlatımı daha iyi göstermek adına kısa bir paragraf yazayım: “Bir gölge bir kadının arkasında yürüyor, kadın ufak tefek ve çarpık çurpuk, gölge arasındaki uzaklığı koruyor. Kadın otların üzerinden yürüyor ve apartmanın yanındaki bir banka oturuyor. Kadın oturuyor, gölge ayakta kalıyor.” Hikâyedeki geri dönüşler ve bilinç akışı tekniği kafaları biraz karıştırıyor diyebilirim. Yazar genelde kısa cümleler kullanmış ve bu cümleler sanki bir drama oyuncusuna emreder nitelikte. Hikâyelerin çoğunda ortak nokta Çavuşesku rejimidir. Kitabın geneline yayılmış ya da bahsettiğim hikâyelerde işlenen temalar olarak şunları sıralayabilirim: eğitim sorunları (öğrencilerin işçi olarak çalıştırılması) aile içi sorunlar (yalan, alkol, aldatma) ekonomik sorunlar (geçim sıkıntısı, parasızlık) çevresel sorunlar (pis sokaklar, çalışma şartları) cinsel sorunlar (taciz, şehvet, sekse aşırı bir düşkünlük) siyasi sorunlar (rüşvet, yozlaşma) ve sağlık sorunları. Bu romanı da bizi Çavuşesku Romanyası’na götürüyor. Totaliter ve umutsuz bir kasaba, klostrofobik bir fabrika bizi bekliyor. Yazar okuruna Adina (öğretmen, kitabın kahraman figürü) Clara (fabrika işçisi) ve Paul’un(müzisyen) Çavuşesku rejiminin son aylarındaki yaşamlardan bir kesit sunuyor. Paul Clara’nın sevgilisidir ancak içlerinden biri gizli polis için çalışır ve grubun tüm eylemlerini rapor eder. Bu rejimi daha iyi tasvir etmek adına toplumun her kesiminden üyelerin yaşamlarına dokunuyor. Adina hasat zamanında öğrencilerin tarlalarda çalıştırılmasına karşı çıkınca önce okul müdür ardından da gizli polis tarafından tehdit edilir. Bir gün Adrina eve döndüğünde sevdiği tilki postunun kuyruğunun kesildiğini görür, sonraki gün arka ayaklarının ve her seferinde postun bir kısmını kesildiğine şahit olur. Tilki postu burada bir tehlike sembolüdür. Postun zarar gördüğü gibi kendisinin de zarar göreceğine inanır. Polisin kendisini takip ettiğini düşünür. Böylece polis ile Adina arasında bir kedi fare oyunu başlar. Adina polisin kara listesine girmiştir. Adiana her daim takip edildiğini hisseder, özel hayat diye bir şey de kalmamıştır. Zaten bundan sonra Adina’nın başına gelenleri bu dikta rejimi altında yaşamış tüm insanlar için genelleyebiliriz. Burada amaç psikolojik bir baskı oluşturarak, devlet rejimine karşı gelen kişileri intihara sürüklemek ya da onların ülkeyi terk etmesini sağlamaktır. Bu kişiler sürekli bir gözetleme altındadırlar ve her yerde takip edilirler. Zaten diğer romanlarda da gördüğümüz gibi ülkeyi terk etmeye çalışanlar ya Tuna nehrinde boğulur ya da sınır muhafızları tarafından vurularak öldürülür. Hikâye devam ettikçe suçlu ile işbirlikçileri birbirinden ayırmak da zorlaşıyor. Baskı ve yozlaşma o kadar iç içe geçmiş durumdadır ki kimin avcı kimin av konumunda olduğunu kestirmek imkânsız hale geliyor. Totaliter rejim altında insanların yozlaşmış vicdanlarının geniş bir perspektifini görüyoruz böylece. Olayların ciddiyetini daha iyi anlamak adına kitapta adı geçen gizli polis Securitate’dan biraz bahsetmekte yarar var. Bu gizli servis Çavuşesku zamanında Doğu Bloku’nun en büyük polis güçlerinden biriydi. Bu serviste 10 binden fazla ajan ve sayıları yarım milyonu bulan muhbirler bulunuyordu. Böyle baskıcı bir rejim altında insanların psikolojilerini tahmin etmek zor olmasa gerek. Burada aklımıza hemen Nazi Almanyası da gelebilir, çünkü insanların birbirlerini gözetlediği ve fişlediği bir toplumda sağlıklı bir aile yapısından bahsetmek zordur. Zaten yazarın kitaplarına baktığımızda kaybolmaya yüz tutmuş bir aile yapısı hemen göze çarpar. Aileler genelde mutsuzdurlar, insanlar savaş ve yoksulluk altında ezilirler. Üzüntü, acı, ölüm ve yakalanma korkusu hiç eksik olmaz, ahlaki değerler çözülmüş, insanlar tek teselliyi alkolde aramaya başlamıştır. Alkolizm yazarın kitaplarında başlı başına ulusal bir sorundur. Öyle ki o dönemde Romenlerin neredeyse dörtte üçünün alkol bağımlısı olduğunu rahatlıkla söylemek mümkündür. Yazar bu motifi romanlarında defalarca kullanmıştır. Neticede yazarın diğer kitaplarından çok farklı olmayan bir kitapla karşı karşıya olsak da bu kitabı da bence bir alkışı hak ediyor. Yazar, gizli polisin bir ulus hapishanesi yarattığını Komünist Romanyası’nına tüm çıplaklığıyla ve cüretkârlığıyla ışık tutuyor. (N)

Çok severek okudum. Tekrar okuyacağım. Okuması bana kalırsa zor bir kitap kaçırdığım yerleri toparlamam lazım. Sanki şiirin metne dönüştürülmüş hali gibi hissettiriyor. Daha detaylı yazısı bloğumda mevcut. http://hayalimdekikutuphane.blogspot.com.tr/2015/05/tilki-daha-o-zaman-avcyd-herta-muller.html (Tuğba Karakaya)

Başka dünyadan bir kitap: Olayları okura anlatmadan sezdiren, hayatımda hiç okumadığım tarzda yazılmış bir roman. Anlamak için çok dikkatli bir şekilde okumak, dünya ile bağı koparmak lazım. Önerilir. (Ahmet Ozan Keskin)

--reklam--

Tilki Daha O Zaman Avcıydı PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Herta Müller - Tilki Daha O Zaman Avcıydı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Tilki Daha O Zaman Avcıydı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Herta Müller Kimdir?

Herta Müller (d. 17 Ağustos 1953, Timeşvar) Romanya doğumlu roman yazarı ve şair.

Çavuşesku döneminde Romen halkının yaşamını anlattığı eserleri ile tanınmaktadır. Romancı Richard Wagner ile evli olan Müller Romanya'da gizli servisle çalışmayı reddettiği için işinden olmuş ve 1987 yılında Almanya'ya göç etmişti.

Müller'in, 'Tilki Daha O Zaman Avcıydı' ve 'Yürekteki Hayvan' adlı kitapları Türkçede yayınlandı.

İsveç Bilim Akademisi tarafından yapılan açıklamada, Romanya doğumlu Alman yazar Müller'in 2009 Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandığı açıklandı. Müller'in bu ödülü, "şiirin yoğunluğu ve nesirin açıklığını kullanarak yoksulların dünyasını tasviriyle" aldığı kaydedildi.

Müller bu ödülü kazanan 51. kişi oldu

Herta Müller, Banat Swabian çiftçilerinin kızı olarak Niţchidorf (Almanca: Nitzkydorf)'da Banat'ın Almanca konuşulan bir tarihsel kasabasında doğdu. Onun ailesi azınlıkta olan Romanya Almanları'nın bir parçasıydı. Babası, Waffen SS'de askerlik hizmetini yapmıştı ve annesi Sovyetler Birliği GULAG kampında (köle işçi kampı) İkinci Dünya Savaşı sonrası pek çok yıllarını yaşam mücadelesiyle geçirmişti. Dedesi zengin bir çiftliğe sahip ve tüccardı.

--reklam--

Herta Müller Kitapları - Eserleri

  • Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım
  • Tek Bacaklı Yolcu
  • Yürekteki Hayvan
  • Tilki Daha O Zaman Avcıydı
  • Atemschaukel
  • Reisende auf einem Bein

--reklam--

Herta Müller Alıntıları - Sözleri

  • 'Çok nehirlerden geçmişsin bugüne dek.' Güldüm. 'Çok nehirde boğuldum. (Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım)
  • Mutsuzluğu kaldıramıyorum ortadan. Bölüştürebiliyorum sadece. (Tek Bacaklı Yolcu)
  • Müziğin tınısı yorgundu (Tek Bacaklı Yolcu)
  • …çünkü birbirimizi içeriden tanıyorduk. Ötekini neyin yaralayacağını çok iyi biliyorduk. (Yürekteki Hayvan)
  • Sevginin tekrar boy vermesini istiyordum, tıpkı biçilmiş otlar gibi. Başka türlü de boy verebilirdi, çocuk dişi gibi, saç gibi, tırnak gibi. Dilediğince. (Yürekteki Hayvan)
  • Evet ağacın yaprakları var, Çayında suyu Paranın kağıdı. Yüreğin de yanlış yağmış karı. (Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım)
  • Yalnızca tabutta bir başına uyur insan, yakında onun da zamanı gelecek. Gece birlikte uyumalıyız. (Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım)
  • Mutsuzluğu kaldıramıyorum ortadan. Bölüştürebiliyorum sadece, dedi Thomas. (Tek Bacaklı Yolcu)
  • Sizi kendi çocuğummuş gibi sevdim, diyordu dikta­törün karısı odaya. O başını sallıyordu, tırnak makasını Adina 'nın elinin yanında masanın üzerinde gördü ve si­yah kürk başlığını alnına çekti. Aynı başlığı bir kaç gün­dür giyiyordu. Sonra kurşunlar ekrandan geçti, bir kış­lanın duvarına saplandı, avlunun en pis çıplak köşesine. Duvar delik deşik ve bomboş duruyordu. İki yaşlı çiftçi yerde yatıyordu, ayakkabılarının ta­banları odaya bakıyordu. Başlarının çevresinde ağır as­ker postalları duruyordu. ipek eşarpları başlarından bo­yunlarına kaymış. Onun siyah kürk başlığı kaymamış. Bu hangisiydi, aynısı, sonuncusu. (Tilki Daha O Zaman Avcıydı)
  • Kötü olan şu, mutsuzluğum yetmiyor bana. (Tek Bacaklı Yolcu)
  • Karıma döndüm, sesim gözlerime batacak kadar yüksek sesle bağırdım, buraya yanıma gel, kaçamıyorum, yüzemiyorum. (Tilki Daha O Zaman Avcıydı)
  • ...Tabelada bir adam kafa üstü yere düşüyordu.Tabelada şöyle yazoyordu:Boşluğa düşme tehlikesi.İrine tabelayı odasına asmıştı diğer ülkede. (Tek Bacaklı Yolcu)
  • Tıpkı otları ayaklarımızla ezip geçtiğimiz gibi, ağzımızdaki sözcüklerle de ezip geçiyoruz pek çok şeyi. Ama suskunluğumuzla da. (Yürekteki Hayvan)
  • Yüreğim öyle kaskatı oldu ki fırlatıp atsaydım ona çarpıp öldürebilirdi. (Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım)
  • Bir adamı ağzından saç teli toplayacak kadar sevmeli insan... (Tek Bacaklı Yolcu)
  • Çok yavaş bir sesle, her insanın ağzında bir kor parçası bulunur, dedi, bu yüzden herkesin diline bakılmadı. Öf­keli bir sözcük, bir solukta, iki ayağın bütün bir yaşam boyunca çiğneyeceğinden daha fazlasını çiğneyebilir, dedi. (Tilki Daha O Zaman Avcıydı)
  • Mutsuzluğu kaldıramıyorum ortadan. Bölüştürebiliyorum sadece, dedi Thomas. (Tek Bacaklı Yolcu)
  • Kimi şeyeler, ancak konuşulunca kötü olur. (Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım)
  • Önemli değil, dedim. Oysa önemliydi, katlanamadığım, ama değiştiremediğim her şey gibi önemliydi. (Yürekteki Hayvan)
  • ...biz ondan usanacakken bizden usanan dünya değil miydi. (Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım)