Kitap Künyesi

Yazar: Paul Auster

Çevirmen: İlknur Özdemir

Tasarımcı: Ayşe Çelem

Orijinal Adı: Timbuktu

Yayın Evi: Can Yayınları

İSBN: 9789755109510

Sayfa Sayısı: 166

--reklam--

Timbuktu Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Paul Auster'ın yeni romanının iki kahramanı var; biri evsiz-barksız, sarhoş, yarı-deli Willy, öbürü de kendi insanlığımız konusunda ondan pek çok şey öğreneceğimiz bir köpek: Kemik Bey. Bir köpeğin gözünden, onun düşüncelerine girerek dünyayı, yaşamı, insan ilişkilerini işleyen Paul Auster, kimi yerde eğlendirici, kimi yerde de trajik ve hüzünlü bir anlatımla her zamanki dil ustalığıyla, sözcüklere yüklediği enerjiyle, yalın ama yoğun yorumuyla bizi alışılmadık yollardan insanlığımızla yüzyüze getiriyor; yaşamlarımızın, ilkelerimizin kimi zaman nasıl da çürük ve dayanıksız temellere oturduğunu kanıtlarken, belleğimizin derinlerine gömdüğümüz eski ve kalıcı değerleri, günümüzün hızlı ve acımasız akışı içinde nasıl da unuttuğumuzu nostaljik yolculuklarla anımsatıyor. Willy ile Kemik Bey'in, yaşamın son durağı olan Timbuktu'ya doğru çıktıkları yolculuğu, yaşam felsefesini yansıtan bir izlek gibi kullanan Paul Auster, bütün romanlarında yaptığı gibi bu kitabına da katmış kendisini; dahası, Willy'de olduğu kadar, Kemik Bey'de de ondan izler bulmak olası. Yazar, bizi insan türünün çerçevesi dışına çıkararak, kendimize yepyeni bir gözle bakmamızı sağlıyor.

Hangi konuda yazmayı seçerse seçsin, nasıl bir masal uydurursa uydursun, büyüsünü koruyor, bizi de o büyünün içine katıyor.

--reklam--

Timbuktu Alıntıları - Sözleri

  • İnsan kendisine inanan birini bulmazsa bu dünyada asla bir şey başaramaz.
  • Oturup çalışmalıydık, efendim, okumalıydık, bize bahşedilen kısacık zamanda yararlı bir şeyler yapmalıydık. 
  • “Beklemek neye yarardı ki?”
  • “İyi iyiyi doğurur, kötü de kötüyü; iyiliğinize kötülükle karşılık verilse bile aldığınızdan daha iyisini vermeye devam etmekten başka çareniz yoktur.”
  • O gözler, kendini dünya yüzünde yalnız hissetmek ile yalnız hissetmemek arasındaki farkın ta kendisiydi.
  • ..o gün ülkenin içinde bulunduğu durum, yaşanılan atmosferdi. Ülke toplumdışılarla, evden kaçan çocuklarla doluydu; uzun saçlı hayalperestler, beş para etmez anarşistler, uyuşturucu düşkünü uygunsuzlar kol geziyordu ortalıkta…
  • "İnsan kendisine inanan birini bulmazsa bu dünyada asla bir şey başaramaz."
  • Dünyayı bulduğundan daha iyi bir durumda bırakmak.  İnsanın elinden gelecek en iyi şey budur.
  • neden zahmet edip yaşamalı ki?
  • …ama artık pişmanlıkların ve hataların hesabını çıkarmaya zaman yoktu.
  • Daha dikkatli olmayı öğrenmeliyim, diye düşündü, daha az güvenmeliyim herkese, insanlar iyi niyetlerini gösterinceye kadar onlardan her türlü kötülüğü beklemeliyim. Bu acıklı dersi çok daha gençken öğrenmiş olması gerektiğini fark etmişti, kendisini bekleyen güçlüklerle başa çıkabilmesi için daha katı olması ve bunu bir program içinde uygulaması gerekliydi.
  • Öğrenecek o kadar çok şey, özümsenecek, çözümlenecek ve yorumlanacak o kadar çok bilgi vardı ki
  • Bir yerlerde her zaman sevgi bulunabilirdi, bir sevgiyi yitirmek demek bir başkasını bulamayacaksın anlamına gelmiyordu.
  • “hayat bir kumarsa neden rest çekmemeli ki?”
  • …ama beceremiyorum. Havalı sözler, bilgece laflar, veda nutukları filan... benim böyle bir yeteneğim yok. Ne alıcı olabilirim ne de satıcı; iş bilenin kılıç kuşananın. Kafamın içinde kıyametler kopuyor…

--reklam--

Timbuktu İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Bir hayvanın bakış açısından varoluşu sorguluyor Auster Timbuktu’da… Kulağa alışılmışın dışında gelen, ancak aslında farklı yazarlar tarafından daha önce denenen bu tarzı, bir de kendi üslubu ile yorumluyor. Bu, efendisi Willy’ye sadık, sevgi dolu, akıllı ve görmüş-geçirmiş bir köpek olan Bay Kemik’in hikayesi… 7 yıldan beri yanında olduğu sahibinin “iyi yürekli bir deli” olduğunun farkında olan ve elinden geldiğince ona yardım için çabalayan Bay Kemik, daha ilk sayfalarda, tüm sevimliliğiyle sarmalıyor okuyucuyu… Ölüme yaklaşan sahibine can yoldaşı olan, onu kaybettikten sonra aklını kullanıp kendine sıcak bir yuva arayan, ancak Willy’i rüyalarında sürekli ziyaret eden bu sokak köpeğinin düşünceleri üzerinden varoluşu sorguluyor Auster. Akıllı köpek Bay Kemik Willy’i unutamıyor bir türlü. “Deli” Willy’nin kendisine sağladığı sefil, ancak samimi dünyadan çıktıktan sonra attığı her adımda -Auster’ın olmazsa olmazları- “büyük Amerikan rüyası”nı; o ışıltılar altında saklanan“varlık” hırsını, farklılıklara olan tahammülsüzlüğü, anlaşılamamayı, sevgisizliği, tatminsizliği, iki yüzlülüğü ve inancı deneyimliyor. Karşılaştığı her insandan daha fazla insani yetkinliğe ve daha dürüst bir inanca sahip Bay Kemik. Yalnız kaldıktan sonra bulduğu iki ayrı ailenin yanında gerçek dünyayı daha da yakından tanıyor ve özgür iradesi ile Willy’yle “Timbuktu”da, ortak cennetlerinde, buluşabilmek için elinden geleni yapıyor. Auster romanlarında kendi geçmişine ve acılı yazarlık yıllarına göndermeler yapmayı seviyor. Willy’nin; savaş dönemi travmalarını hala taşıyan Yahudi anne-babası ile ilişkisi, edebiyata ilgisinin çevresinde -bir öğretmeni hariç- hiç değer görmemesi, başarısız şiir denemeleri, parasız ve sefil hayatı, bu hayatı seçtiği için deli muamelesi görmesi; Auster’ın 40lı yaşlarına kadar yaşadıklarına benziyor. Bir nevi, Auster’ın “başaramamış” versiyonu gibi Willy; aynı onun gibi defterler dolusu yazıyor ve ölümüne yakın tek amacı, bir hastaneye gidip tedavi olmaktansa, bu yazdıklarını kıymet bilecek birine ulaştırmak oluyor. Bir köpeğin gözü ile insanlığı sorgulamak ilginç bir düşünce; Kafka da “kitap/bir-kopegin-arastirmalari--35511”nda benzerini yapmış ve insanın korkularını, kaygılarını, yalnızlığını bir köpek üzerinden anlatmıştı. Ancak bence Auster Kafka’nın vuruculuğunun çok gerisinde kalıyor ve köpek düşüncesini yazıya dökmenin doğasında var olan, ve özellikle günlük ihtiyaçlar söz konusu olduğunda iyice açığa çıkan o saçmalıktan, Kafka gibi ustaca kurtulamıyor. Bay Kemik’in iç sesi hem çok duygusal, hem de eğlenceli. O yüzden bu kısacık kitabı okuyup bitirmek son derece kolay. Değerler, hayvanseverlik, inanç üzerine sorgulamaları da değerli buluyorum. Yine de Kafka’ya hayranlığından dolayı böyle bir arayışa girdiğini düşündüğüm Auster’ın bu “köpeksi iç sesi”ni bir miktar sahte bulduğumu ve romanı öyle beklediğim kadar derin bulmadığımı da paylaşmalıyım. (AkilliBidik)

Kitabımız  Kemik Bey (köpek) ve sahibi Willy arasındaki ilişkiden hareketle bize köpeklerin iç dünyasını anlatan onların gözünden dünyaya, insanlara bakabilmemizi sağlayan bir kitap. Sahibini kaybeden Kemik Bey bir çok yeni sahip edinir en son edindiği sahibi zengin olmasına rağmen o ilk sahibinin(Willy) yanına gitmek ister onunla geçirdiği çoğu aç günlere ve  kötü koşullara rağmen .Çünkü köpeğimizin sahibinin manevi duygularına, şefkatine, sohbetine daha çok ihtiyacı vardır ve günümüz çoğu insandan da daha sadıktır. Ben okurken zevk aldım tavsiye ederim. Ayrıca şu soğuk kış günlerinde evimizin ya da balkonumuzun önüne korumasız barınaksız canlılarımız için  birer kap su veya yemek koymak bizim için küçük bi detaydir ama onlar için yaşam kaynağıdır belki bilemeyiz. (viyan)

Timbuktu ; Son temiz yer...: Timbuktu’yu sadece “ bir köpek ve adam arasındaki ilişki” ya da “ köpeğin gözünden dünya” olarak algılamanın çok yanlış olduğu düşüncesindeyim. Aslında bunun için öncelikli olarak kitapta bilgisi tam olarak yer almayan,ütopik olarak bahsedilen Timbuktu’yu bilmekte yarar var. Araştırmalarıma göre, Timbuktu 1988 Unesco Dünya Mirası Listesine giren Afrika’da asırlar boyunca ilim ve kültür merkezi olmuş, altın ticaretinin bir zamanlar kalbi olan Müslüman bir kent. Bir afrika atasözüne göre: “ Tuz kuzeyden, altın güneyden, gümüş beyaz adamın ülkesinden gelir. Allah’ın kelamı ve bilgeliğinin hazineleri yalnızca Timbuktu’da bulunur.” . XI. Asır sonlarına doğru kuzey Afrika’da ticaret merkezi olarak kurulan giderek daha mühim bir şehir haline gelen Timbuktu, avrupalılar tarafından yıllarca “ nerede olduğu bilinmeyen” ve “Evleri altından olan şehir” gibi efsanelerle nam salmış. Yeni pazar, yeni kaynak ve ticaret yolları arayan Avrupalı kaşifler ; maksatlarını geliştirmek için dört bir yana ayrılırken , bu isteklerinden biri de Timbuktu’ya varabilmek olmuş. Ancak çok azı hedeflerine ulaşabilmiş. Bu da Avrupalılar tarafından, Timbuktu’ya verilen altın şehir imajı yanına “ uzak ve ulaşılamaz” imajlarını da kazandırmış. Hatta literatürde ingilizceye “to Timbuktu and back” “İt is a long way to Timbuktu” gibi tabirlerin de girmesi bunun göstergesi. Larry Diamond ; “ Timbuktu, son temiz yer, yalıtılmışlığın , saflığın anası burada. ... Cennet gibi cehennem gibi insan kafasında varlığından sık sık kuşku duyulan fakat asla vazgeçilmeyen bir yer Timbuktu. “ diyor. Bu bilgiler ışığında bakarsak Paul Auster’in romanında, ölecek olan Will’in gideceği yer olarak Timbuktu’yu belirlemesi rastlantı değil. Auster “ Bu dünyanın haritasının bittiği yerde, Timbuktu’nun haritası başlar. “(s.50) demesi de bir zamanlar Avrupa insanının hayali olan Timbuktuya yönelik bir gönderme. Amerikalılardan daha çok Avrupalılar tarafından okunması gerçeğini ve kitapta Amerikan rüyasına yaptığı eleştirileri göz önünde bulundurursak, yazarın bu göndermeyi neden yapmış olabileceğini de çözebiliriz. Sarhoş, yarı deli bir Yahudi olan Will’in akıl hastanesi sonrasında ani bir kararla Hristiyan olması , kendisi de Yahudi olan Paul Auster’in gençlik döneminde beş parasız olarak baba evine döndüğü günlerle bağdaşırken, Will’in ölümünden sonra gideceğini düşündüğü yerin “ulaşılamaz” olmanın ötesinde Yüzyıllarca Müslümanların egemenliğinde olan topraklar olması, Auster’in “bu ve öbür dünya “ üzerine dinsel bir eleştiri yaptığını da gözler önüne seriyor. Maddi doygunluk içinde , özgür olunmadan mutlu olunabilir mi? Kişi kader yazgılarını değiştirebilir mi? Gibi soruları Kemik Bey üzerinden okura yönelten Auster kader, irade, alın yazısı,öbür dünya, inanç ve hiçlik gibi olgulara değinirken, aynı zamanda eleştiriyor. Eseri safi bir köpek romanı dışında başka pencerelerden bakarak bir insanlık eleştirisi olarak okumanın ; insana,hayvanlarla empati yapma yeteneği kazandırmasının yanında aslında toplum empatisini de kazandıracağı kanaatindeyim. (şeyma)

--reklam--

Timbuktu PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Paul Auster - Timbuktu kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Timbuktu PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Paul Auster Kimdir?

Paul Auster (3 Şubat 1947, Newark, New Jersey) ABD'li roman yazarı, şair ve senarist.

Paul Auster, 3 Şubat 1947'de New Jersey'de, Polonya'dan ABD'ye göçmüş Yahudi bir ailede doğdu. Annesi bayan Queenie Auster, babası ise hukukçu bay Samuel Auster'dı. South Orange, New Jersey ve Newark'da büyüdü. Columbia Üniversitesi'nde İngiliz, Fransız ve İtalyan edebiyatı üzerine eğitim alan, 1971-1974 yılları arasında Fransa'da yaşadı. İlk evliliğini Amerikalı yazar yazar/Lydia-Davis ile yapan Auster, 1981 yılından beri, bir başka tanınmış Amerikalı yazar yazar/Siri-Hustvedt ile evlidir. Çift yaklaşık 40 yıldır New York'da, Brooklyn'de yaşamaktadır.

Geleneksel kitap konularının dışına yüksek bir başarıyla çıkıp, yaratıcılığın sınırlarını genişletebilmiş olan Auster'in başlıca yapıtları arasında New York Üçlemesi, Yalnızlığın Keşfi, Yanılsamalar Kitabı, Kırmızı Defter, Leviathan, Kehanet Gecesi, Duman, Görünmeyen, Yükseklik Korkusu, Yazı Odasında Yolculuklar, Karanlıktaki Adam bulunuyor. Auster'in yazarlığa ilk başladığı yıllardaki sıkıntılı günlerinde Paul Benjamin imzasıyla yayınladığı bir de polisiye romanı vardır. Bu roman yazarın otobiyografik romanı 'Cebi Delik' in eki olarak yayınlanmıştır. Can Yayınları tarafından yazar/seckin-selvi 'nin çevirisiyle 'Köşeye Kıstırmak' adı ile 2000 yılında Türkçeye kazandırılmıştır.

2006 yılında İspanya'nın saygın ödüllerinden olan Asturias Ödülü'nü edebiyat dalında Paul Auster kazandı. 26'ncısı düzenlenen "Asturias Prensi" ödüllerinde, aralarında yazar/orhan-pamuk 'un da yer aldığı 18 ülkeden 26 yazar edebiyat dalında aday gösterilmişti.

Yazarın Duman (Smoke) ve Surat Mosmor (Blue in the Face) isimli senaryoları ünlü yönetmen Wayne Wang tarafından filme çekilmiştir. Daha sonra Lulu On The Bridge ( Lulu Köprüde) İsimli kitabını da kendisi filme çekmiş, hem senarist hem de yönetmen olarak yapıtın tüm aşamalarında bulunmuştur. Film hakkında yaptığı bir söyleşide kendi yazma biçimi üzerine konuşurken Peter Brook'un bir röportajından alıntı yaparak işlerinde mitlerin uzaklığıyla gündelik yaşamın sadeliğini kaynaştırmaya çalıştığını söylemiştir.

Ödülleri

2006 - 26. Asturias Ödülü - Edebiyat

--reklam--

Paul Auster Kitapları - Eserleri

  • Yanılsamalar Kitabı
  • Şimdi ve Burada: Mektuplar 2008-2011
  • Yükseklik Korkusu
  • Görünmeyen
  • Brooklyn Çılgınlıkları
  • Kış Günlüğü
  • Sunset Park
  • Cam Kent
  • Lulu Köprüde
  • Karanlıktaki Adam
  • Duvar Yazısı
  • Yazı Odasında Yolculuklar
  • New York Üçlemesi
  • Kehanet Gecesi
  • Köşeye Kıstırmak
  • Timbuktu
  • Cebi Delik
  • Duman - Surat Mosmor
  • Yalnızlığın Keşfi
  • Şans Müziği
  • Son Şeyler Ülkesinde
  • Leviathan
  • Kırmızı Defter
  • Ay Sarayı
  • Hayaletler
  • İç Dünyamdan Notlar
  • Kilitli Oda
  • Auggie Wren'in Noel Hikayesi
  • 4 3 2 1
  • Cam Kent (Çizgi Roman)
  • Oracle Night
  • Kaybolmalar

--reklam--

Paul Auster Alıntıları - Sözleri

  • “…insan bir hikayenin içinde, bir hayal dünyasında yaşayabilecek kadar şanslıysa, gerçek dünyanın acıları sona erer. Çünkü hikaye devam ettiği sürece gerçek yoktur.” (Brooklyn Çılgınlıkları)
  • Sonunda, kendini kendi yapma sorumluluğunu yalnızca kendinin taşıdığını anlayacaktır. (Kehanet Gecesi)
  • "En sonunda beni duvarın önüne getirip tüfekleriyle bedenime nişan aldıklarında, onlardan isteyeceğim tek şey, göz bağımı çözmeleri olacak. Beni öldürecek adamları gözlerimle görmek hiç umrumda değil, ama gökyüzüne bir kez daha bakmak istiyorum." (Yazı Odasında Yolculuklar)
  • Yerden yükselip havada durmanın özel bir yetenek istediğine inanmıyorum aslında. Hepimizin içinde olan bir şey bu. Ama kendiniz olmaktan çıkmayı öğrenmelisiniz. (Yükseklik Korkusu)
  • Kimi düşünceler düşünülmeyecek kadar tehlikeli olabilirler ve onları aklınızın ucundan bile geçirmemek gerekir. (Leviathan)
  • Annen belki güzel değildi, belki klasik güzellik tanımına uymuyordu, ama bir salona girdiğinde bütün erkeklerin bakışını üzerine çekecek kadar alımlı ve çekiciydi. (Kış Günlüğü)
  • "Hiç tanımadığınız seyircilerin karşısına dikilip başka bir kişiliğe bürünmek cesur olmayı mı gerektirir, yoksa bu bir zorunluluk, bir seyredilme ihtiyacı mıdır ya da insana o işi yaptıran dürtü kendini tutabilme yetisinden yoksun olmak mıdır?" (Sunset Park)
  • Daha dikkatli olmayı öğrenmeliyim, diye düşündü, daha az güvenmeliyim herkese, insanlar iyi niyetlerini gösterinceye kadar onlardan her türlü kötülüğü beklemeliyim. Bu acıklı dersi çok daha gençken öğrenmiş olması gerektiğini fark etmişti, kendisini bekleyen güçlüklerle başa çıkabilmesi için daha katı olması ve bunu bir program içinde uygulaması gerekliydi. (Timbuktu)
  • Oturup çalışmalıydık, efendim, okumalıydık, bize bahşedilen kısacık zamanda yararlı bir şeyler yapmalıydık.  (Timbuktu)
  • "... dünyayı kafamın içinde döndürerek yeni bir uykusuzluk nöbetiyle boğuşurken karanlıkta tek başınayım." (Karanlıktaki Adam)
  • Ne var ki, tahminlerle gerçekler her zaman örtüşmüyor ve bir şeyin olası görünmemesi hiç olmayacak anlamına gelmiyor. (Görünmeyen)
  • "Tam da palyaçonun dediği gibi, ağlayamadığımdan gülüyorum.." (Yalnızlığın Keşfi)
  • Sonsuza dek barış içindeyken, Tanrı’nın işi kalmayacak yanımızda. (Yalnızlığın Keşfi)
  • Birkaç yüzyıl önce, altmış yaş ihtiyarlık sayılırdı ve bir zamanlar hiçbirimiz otuzumuzu geçmeyi düşünmediğimize göre onun iki katı kadar yaşamak yarısı kadar kötü sayılmaz, öyle değil mi? (Görünmeyen)
  • Yaşam insanı hayal kırıklığına uğratıyor. (Karanlıktaki Adam)
  • Kitapları, yazıldıkları kadar üzerinde kafa yorarak ve kendimizi vererek okumalıyız. (Hayaletler)
  • Çünkü acı gerçek değişmiyor: Dünyada adaletten çok şiir var. (Görünmeyen)
  • Yerin altında kaldıktan sonra bir daha dünyaya asla aynı gözle bakamazsınız. (Yükseklik Korkusu)
  • Her şey olduğundan başka bir anlama geliyor; hiçbir şey taşıması gereken anlamı taşımıyordu. (Köşeye Kıstırmak)
  • Her gün yenidir ve ben, her gün yeniden doğarım. (Cam Kent (Çizgi Roman))