Kitap Künyesi

Yazar: Peyami Safa

Yayın Evi: Ötüken Neşriyat

İSBN: 9789754370010

Sayfa Sayısı: 202

Türk İnkılabına Bakışlar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Türk İnkılâbı'nın temellerini erken bir dönemde hiçbir tartışmaya mahal vermeyecek açıklıkla aşikâr kılan bir eserdir. "Türk İnkılâbına Bakışların iki özelliği vardır. Birincisi inkılâp öncesi fikir cereyanlarını en gerçek kaynaklarıyla ortaya koymaya çalışmış olmasıdır. Kitaptaki vesikalardan, Atatürk inkılâbının İkinci Meşrutiyette ortaya çıkan ve müdafaası yapılan Avrupalılaşma hareketinden aynen ilham aldığı görülür. Eserin ikinci özelliği, Türk İnkılâbının tarih felsefesi, medeniyetlerin mukayesesi, Şark (Doğu) ve Garp (Batı) mefhumlarının tahlili, İslâm Türk ve Batı düşünceleri arasındaki kaynakların müşterek oluşunu izah bakımından ilk deneme oluşudur.

Türk İnkılabına Bakışlar Alıntıları - Sözleri

  • “Siz Türklüğü ikiye bölüyorsunuz: Birisi Osmanlılık tarihiyle başlayan Türklük, diğeri ise Osmanlı tarihinden evvel yaşamış veyahut Osmanlılığın haricinde bulunan Türkler. Siz bu ikinci kısmı tamamen atıyor, onlardan bahsetmekten nefret ediyorsunuz. Dünyada bir Arap, bir Acem, bir Fransız, bir İngiliz, bir Alman bulamazsınız ki kendi milliyetini ikiye bölsün ve birini kabul, diğerini reddetsin.”
  • Ziya Gökalp yazıyor: "Türklerin milliyeti Türklük, beynelmileliyeti İslâmlıktır. "
  • Terakkimize mâni olan İslâmiyet değil, bize öğretilen Müslümanlıktır: Yanlış an'aneler ve hurafelerdir.
  • İnsanları fikirlerden ziyade duygular birbirlerinden ayırır.
  • Bugün bizim için muasırlaşmak demek, Avrupalılar gibi dridnavtlar, otomobiller, tayyareler yapıp kullanabilmek demektir; muasırlaşmak, şekilce ve maişetce Avrupalılara benzemek değildir.
  • Atatürk inkılabının değişmez iki prensibi vardır: Milliyetçilik,medeniyetçilik. Bugüne kadar gerçekleşmiş hiçbir inkılâb hareketi yoktur ki bu iki kaynaktan fışkırmamış olsun.
  • Vatan hür ve muhterem olarak yaşanılan yerdir.
  • Türkçülük populaire olduğu kadar da universitaire bir cereyan olarak yaşadı ve Garbcılık, sadece, dağınık bir güzideler âleminin sistemsiz özleyişi halinde kaldı.
  • Zira İslâmiyeti anlamak ve takdir etmek için onun zuhur ettiği muhiti bilmek ve anlamak şarttır.
  • Yalnız Almanya ve Fransa'da Kemalizme dair yazılan eserlerin bizdekilerden daha çok olması, yerli düşüncenin kıtlığı ve yoksulluğu bakımından ne utandırıcı bir nisbettir.
  • Tanzimat, "asrî" bir hareket olduğu için İslâmcıları, "gayrımilli" bir hareket olduğu için de Türkçüleri kaybetmişti.
  • Elimizde kalan Türk topraklarını ve onun üstündeki büyük Türk ekseriyetini galip İtilâf devletlerinin imha kararından ancak milliyetçi bir irade kurtarabilirdi.
  • Ne mutlu bana Türk yaratıldım, Gönlümün en yüksek gururudur bu; Ne esir edildim, ne de satıldım, Türk benliği, Türklük şuurudur bu.
  • Atatürk inkılabının değişmez iki prensibi vardır: Milliyetçilik, medeniyetçilik. Bugüne kadar gerçekleşmiş hiçbir inkılap hareketi yoktur ki bu iki kaynaktan fışkırmamış olsun.
  • "Diyorlar k: Türkler medeniyetsizdir. Bu, yalandır, Türklerin büyük bir mazileri vardır. Orta Asya'ya bakınız. Şarkta, garbda, medeniyet teessüs etmeden evvel Türkler orada medeniyet kurmuşlardır. Başka milletlerin çoğu okuma yazma bilmezlerken Türkler ilk yazıyı ihdas etmişlerdir."

Türk İnkılabına Bakışlar İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Türk inkılabının gerçekleştirilmesindeki sebep ve motivasyonları anlamak açısından çok önemli bir eser.Bir diğer yandan medeniyet dediğimiz kavramın hangi şartlarda geliştiğini ve neden dünyanın bir kısmına mal edilemeyeceğini anlamak açısından çok iyi bir kitap.Atatürk'ün hayatı ve düşünce yapısı üzerinde okumalar yapan arkadaşların kesinlikle gözden geçirmesi gerek. (Anıl)

Peyami Safa’yı Türk edebiyatına ve Türk düşünce hayatına atan sebep ne ise ona minnet duyuyorum. Çok güçlü bir kalem Safa. Türk İnkılabına Bakışlar ise öyle bir günde sindirilecek bir kitap değil. Hayran olduğum kısımlar çok fazla ama ben Garp ve Şark medeniyetlerini incelerken aslında İslam’ın ve Türklerin Avrupa kafasını oluşturup sonra tam tersi istikamete yol almasına değindiği kısımlara ayrı bir özen gösterdim. Buralar hem felsefe hem de sosyoloji alanları için kıymetlidir. Herkesin gözden kaçırdığı ayrıntıları, Fatalizm’den tutun, Hristiyanlığın mistisizmine kadar kitaba öyle bir yerleştirmiş ki az lafla çok iş diye buna denilir. Türk İnkılabına duyduğu o eşsiz güven ve Alman-İtalya olduğu iddia edilen sistemimizi açıklayışı o kadar güzel ki başa lafa lüzum kalmıyor. Enver Paşa’nın tabu haline geldiği şu dönemde okuyacaklar görecektir ki, Mısır fethi diye giderken Arabistan’ı da kaybettiğimizi, Sarıkamış’ın askeri bir başarısızlık ve felaket olduğunu da yüze vurmaktan kaçınmamış. Ayrıca Osmanlı’nın son dönemlerinde kopan üç büyük cereyanı sebepleriyle, kendi ağızlardan kaideleriyle açıklamış. Türkçülük, İslamcılık ve Garpçılık hakkında fikir sahibi olmak isteyenler için gayet güzel bir eser bu. Efendim, Peyami Safa, romanlarıyla dertten derde sürüklese de fikriyatıyla bir parça yüzümüzü güldürdü. ^^ (Sezgi)

Peyami Safa: Edebi Terennümün, Manevi Tereddüdün, Siyasi Tahakkümün Sesi: Peyami Safa, edebi terennümün, manevi tereddüdün ve siyasi tahakkümün sesi olmuştu. 1910 1961 yılları arasında başını ellerinin arasına alarak düşünce denizlerinde yüzen münzevi bir ruh, mütecessis bir akıl ve mütefekkir bir duruş... Peyami Safa için ne diyorsak diyelim. Tanım için hiç bir kelime yetmez! Burada bir başlangıç ile iki kısma ayırarak değinmek istediğim bu metinde: birincisi Peyami Safa’nın kişiliği, ikincisi ise “Türk İnkılaplarına Bakışlar” eseri olacaktır. İsmail Safa’nın iki oğlundan en küçüğü olan Peyami Safa, İstanbul’da 1889 yılında dünyaya geldi. Kalem ustası olacak bu adam, küçük yaşta ailesi Sivas’a sürgün edilerek fakirlik içinde yaşaması, akabinde babasını kaybetmesi kişiliğinde derin acılar/izler yaratmıştır. Aile sürgünü ve babanın ölümü konusuna değinmişken ifade etmek isterim ki Safa’nın II. Abdülhamid ve onun istibdat dönemine olan nefreti bundan kaynaklanıyor. Keza Safa’nın çocuk ve gençlik yılları II. Abdülhamid’in ülkeyi yönetme dönemine denk gelmektedir. Bu dönemde ki aile sürgünü ile gelen zorlukları II. Abdülhamid’in yönetimine bağlar. Bu zorluklar Safa’nın kişiliğinde çok derin izler bırakmıştır. Yirmilisinde okul çevresine göz attığımızda: Yusuf Ziya Ortaç, Ekrem Hakkı Ayverdi, Hasan Ali Yücel gibi simalar göreceğiz. Asıl kıvılcımları, genç Safa’nın ilk eserleri karşısında onu alkışlayan Yakup Kadri, Yahya Kemal, M. Şekip Tunç olduğunu göreceğiz. Ve dahası başka öncü edebi-entelektüel şahsiyetlerin kucak açmasıyla, genç Safa’nın yıldızı pırıl pırıl parlayacak, ebedi sahada kendini arayacaktır. Bu arayışla Necip Fazıl, Nazım Hikmet ile dostluğu –ve düşmanlığı- da yaşam öyküsünde önemli yer tutacaktır. Batı’nın Aklı, Doğu’nun Ruhu: Peyami Safa Yirmili yaşlarda olan genç Safa, Sözde Kızlar ile başlayan Mahşer, Bir Akşamdı, Canan tefrika ettiği romanlarıyla kendisinden söz ettirir. 1930’lara geldiğimizde Safa, edebi bir patlama yaşar ve en verimli döneminde: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Attila, Fatih-Harbiye, Bir Tereddüdün Romanı art arta gündemi sarsar. Cingöz Recai serisi, Arsen Lüpen polisiyesi ve devamında aşk romanları çok ilgiyle karşılanır. Safa’nın kalemin ucundaki edebi eserleri böyle iken, kalemin diğer ucunda ise dönemin en hareketli polemik adamının, fikir kitapları vardır. Kıvrak zekası ile sivri diliyle polemik kavgaların merkezinde olmuştur. Hamdullah Suphi, Ahmet Haşim, Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Aziz Nesin ve daha niceleriyle kalem kavgasına giren Safa, bazen çok çirkinleşen –bir yandan da insanı güldüren- birçok umumi seyre acık dövüşü olmuştur. Safa, böyle çeşitli ortamlarda olması, farklı kutuplardaki simalarla münakaşalarda bulunması kaleminin güçlü olduğunun net bir kanıtıdır. Safa’yı kesin hatlarla haritasını çıkartmaya çalıştığımızda cetvellerin kırıldığını, çizimlerin yetersiz olduğunu göreceğiz. Keza, bu adam(Safa) dönemin ateşli/şiddetli, sırlarla gizlenmiş arka kapılardaki olayları bulup analiz ve fikir üretirken göreceğiz. Safa, yeninin içinde eski adam olurken, eskinin içinde de yeninin adamı olan bir garp kafalı, şark ruhlu olmayı da başarmıştır. Safa’nın “Türk İnkılaplarına Bakışlar” eseri ile genişliğiyle derin perspektifli siyasi, kültürel, sosyal ve düşünce konularına değindiğini görüyoruz. Tanzimat, meşrutiyetin ilanı, birinci dünya savaşı, milli mücadelenin ruhu ana hatlarıyla fikri cereyanların kıvılcımlarını önemli siyasi olayların yapı taşlarını ustalıkla yerleştirdiğini göreceğiz. Bir virgülden sonrasına atladığımızda Safa’nın Garp(Batı) ile Şark(Doğu) medeniyetlerinin oluşum evrelerinden coğrafi sınırlarını çizdiğini göreceğiz. Eserin son noktasına vesile olan kelime ise Türk İnkılapları olacaktır. İnkılabın getirisi ile götürüsü ne olduğunu, artısı ile eksisini tartıp ölçtüğünü göreceğiz. Türk İnkılaplarına Bakışlar kitabın inkılap öncesinin fikir hareketlerini ince hatlarla çizerken, inkılabın tarih felsefesinin nasıl oluştuğuna cevap veriyor. Safa, bu kitabının oluşumu Cumhuriyet gazetesinde yazdığı ve 1925’ten 1940’a kadarki dönemi kapsar. Bu dönemde yeni bir ülkenin kurulma ve oluşum felsefesinin olgunlaşması içerisindedir. Ancak Safa inkılap kadrosu içinde olduğu bu dönemde yapılan inkılaplara eleştirel bir gözle bakar. İnkılapların faaliyetlerini tamamıyla kabul etmemektedir. Türk inkılapları, meşrutiyetin ilanından önce fikri olarak gerçekleşmişti. Sadece hayata geçirme evresi kalmıştı. Birinci dünya savaşıyla Osmanlı’nın fiilen yıkılması ile inkılapları gerçekleştirme ortamı oluşmuştu. Mustafa Kemal ve kadrosu bu inkılabın taşıyıcısı ve hayata geçirme kısmını tamamladılar. Dönemin aydın kişileri toplumunda bir farklılık/değişim konusunda hem fikirdiler. Safa’da toplumun huzur ve saadeti için bu yeni inkılaplara umut bağlamıştı. Sonuç olarak inkılapların beklentileri yerine getirdiği gibi beklentileri yerine getirmediği şeylerde oldu. Safa’nın düşünceli/endişeli olduğu mevzulardan biride Harf İnkılâbı olmuştur. Keza Harf İnkılâbı, kuşaklar arasında kültürel kopukluğa neden olabileceği endişesini yaşıyordu. Bununla beraber Harf İnkılâbını tamamlar nitelikte ki dil kurultaylarına katılmaktan da geri durmadı. Safa, Türk İnkılaplarına Bakışlar kitabında Garp ile Şark’ın düşünce/fikirlere tahlil teknikleriyle konunun tarihine/güncelliğine çizimler yapar. Bu çizimlerin başka bir tekniğini de edebi tarzda çizer. O edebi çizim ise Fatih-Harbiye romanıdır. Her iki farklı yolla ele aldığı konu Batı ile Doğu Medeniyetlerinin çıkış noktaları, yapı taşları, ayrı oldukları noktaları anlatmaktadır. Safa’nın Şark hakkındaki eleştirel tespiti aydınlatıcı/yol acıcıdır. Şark nereden gelip nereye gittiğinin farkında değildir. Derin, esrarlı ve düşünceli Asya, birkaç prensiyle birkaç şairin ruhundadır, halkın hiçbir şeyden haberi yoktur. Bu şark, kendini zamansız bir dünya içinde edebi sanır, faniyi beğenmez ve anın menfaatlerini teper. Şimdiki zamana bağlı şeylere karşı alakasızdır ve kendi gözünde bunların bir ehemmiyet kazanabilmesi için mazi olmalarını bekler. Çok vakti olduğu için naziktir. Sessizlikten ve düşüncenin gizli konserlerinden hoşlanır. Safa Doğu’yu durgun bir göl gibi görür. Batı’yı ise şiddetli akan bir nehir gibi görür ve devam eder. İnce bir sezişe sahip olduğu için garbın şiddetini lüzumsuz bulur. Avrupa’nın hâkimiyet hırsına çocukça bir iştah telakki eder. Vedaların telkini altında insanı kelimelerden başka hakiki bilgilerden ayıran bir şey olmadığına inandığı için sessizliğine sadıktır ve hakikatleri sukutun tılsımı içinde arar. (s.132-133) Safa, şarkın dindar olduğunu, fakat filozof olmadığını tezini savunur. Yani şark, fikir hayatından ve zekâdan bahsetmek mümkün olmadığını belirtir. Eğer, fikir ve zekâ olmuş olsaydı. Bunun sonucunda ilim ve teknikte olacağını belirtiyor. Safa’nın Türk İnkılaplarına Bakışlar eserinde referans aldığı geniş bir kaynak vardır. Ziya Gökalp, Ahmet Ağaoğlu, Süleyman Nazif, Abdullah Cevdet, Yusuf Akçura, Yunus Nabi, Rıza Tevfik gibi isimlerle kitabın ilk kısımlarında siyasi, edebi konularda düşünce akımları hakkında referans yapar. Şark ve Garp konularında ise Hz. Muhammed(sav), Mustafa Şekip Tunç’un yanında Müslüman olmuş; Paul Valery, Leon Abensour, Rene Guenon, Roger Garaudy gibi şahsiyetlere başvurmaktan da geri kalmamıştır. Okur, 1925’ten 1940’a kadar ki dönem içerisinde Safa’nın yazılarından toplanan bu kitabı okuduklarında; Türk İnkılaplarının öncesinde yaşanan fikir akımlarına, doğu ile batı kelimelerinin manalarının derinliklerini idrak edecekler. Bu eserin sahibi hakkında çok şey saklıdır. Okura, yolunu çizmek ve yol almak düşüyor. Peyami Safa, Türk İnkılaplarına Bakışlar, Ötüken, Aralık 2013, İstanbul, Düşünce, 217 sahife. 15 Mart 2017 Çarşamba/23:27:25/Aydın. Yunus ÖZDEMİR. Saygılar... (Yunus Özdemir)

Kitabın Yazarı Peyami Safa Kimdir?

Peyami Safa (d. 1899, İstanbul - ö. 15 Haziran 1961), Türk hikâye ve romancısı. Server Bedi takma ismini de kullanan yazar romanlarının yanı sıra, düşünsel yapıtları, polemikleri, köşe yazarlığı ve gazeteciliği ile de tanınır.

Servet-i Fünun dönemi şairlerinden İsmail Safa'nın oğludur. Sivas'a sürgüne gönderilen babasının orada ölmesi üzerine 1901 yılında iki yaşında yetim kalmış, bu yüzden "Yetim-i Safa" adıyla anılmıştır. Babasız büyümenin acılarının yanı sıra, sekiz dokuz yaşlarında yakalandığı bir kemik hastalığı dolayısıyla 17 yaşına kadar, bu hastalığın fiziksel ve ruhsal bunalımlarını yaşamıştır. Doktorlar kolunun kesilmesinde karar kılmış, fakat Safa bunu kabul etmemiştir. Daha sonraları bu günlerdeki tecrübelerini "9. Hariciye Koğuşu" adlı romanında okurlarıyla paylaşır. Hastalık ve savaşın yol açtığı maddi sıkıntılar dolayısıyla öğrenimini sürdürememiş, 13 yaşında hayatını kazanmak ve annesine bakmak için Vefa İdadisi'ndeki öğrenimini yarıda bırakmıştır. Karton Matbaası'nda bir süre çalışan Peyami Safa, Posta - Telgraf Nezareti'ne girmiş, I. Dünya Savaşı'nın başlamasına kadar orada çalışmıştır (1914). Daha sonra Boğaziçi'ndeki Rehber-i İttihat Mektebi'nde öğretmenlik yapmaya başlamıştır. Dört yıl çalıştığı bu okulda, hem öğretmiş, hem de kendi çabasıyla Fransızca'sını ilerletmiştir. Buradaki izlenim ve deneyimlerini "Biz İnsanlar" adlı eserinde kullanmıştır 1918 yılında ağabeyi İlhami Safa'nın isteğine uyarak öğretmenlikten ayrılmış ve birlikte çıkardıkları "20. Asır" adlı akşam gazetesinde "Asrın Hikâyeleri" başlığı altında yazdığı öykülerle gazetecilik yaşamına başlamıştır. İmzasız olarak yazdığı bu hikâyelerin tutulması üzerine Server Bedi takma adını kullanmaya başlayan Peyami Safa, daha sonra 1921'de Son Telgraf gazetesinde yazmış, oradan da Tasvir-i Efkâr'a geçmiştir. Daha sonra Cumhuriyet gazetesine geçmiş, 1940 yılına kadar bu gazetede fıkra ve makalelerinin yanı sıra, roman da tefrika etmiştir. 1960'lı yıllara kadar başta Milliyet olmak üzere birçok gazete ve dergide yazan Peyami Safa 27 Mayıs'tan sonra Son Havadis gazetesinde yazmaya başlamıştır (1961). Aynı yıl Erzurum'da yedek subaylığını yapmakta olan oğlu Merve'nin ölümü üzerine büyük bir sarsıntı geçiren Peyami Safa, iki üç ay sonra İstanbul'da vefat etmiştir.

Edebî hayatı

İlk romanlarında sola yakın görüşler taşıyan Peyami Safa, bir hastanın psikolojisini anlattığı otobiyografik romanı Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nu (1931) Nazım Hikmet'e ithaf etmişti. Bu roman hariç, 1922-1939 yılları arasında yazdığı Mahşer (1924), Şimşek (1928), Fatih-Harbiye (1931) ve Biz İnsanlar (1939) adlı romanlarında Doğu-Batı sorunsalını karakterlerde somutlaştırarak işledi. Safa, bu romanlarında, ruh hallerini çözümlemede, kurguda, dilinin kıvraklığında, anlatım tekniklerindeki denemelerde başarılı bulunurken romanlarında düşünceyi öne çıkarması dolayısıyla eleştiriler aldı. II. Dünya Savaşı sırasında Nasyonal Sosyalistlere yakınlaşmasıyla dikkat çeken Safa'nın gerçekçi roman çizgisi Matmazel Noraliya'nın Koltuğu (1949) ile mistisizme yöneldi. İlk uzun hikâyesi "Gençliğimiz"i 1922 yılında neşreden Peyami Safa, para kazanmak amacıyla yazdığı kitaplarında, ilk defa ağabeyi İlhami Safa'nın takma ad olarak kullandığı, annesi Server Bedia Hanım'ın adından uyarladığı Server Bedi müstear adını kullanmış, bu takma adla yüzlerce eser vermiştir. Bunlar arasında en sevilenler Cingöz Recai macera romanları ile Cumbadan Rumbaya adlı romanı olmuştur. Peyami Safa, Türk kültür yaşamında yayımlandığı yıllarda hayli etkili olmuş Hafta, Kültür Haftası (1936, 21 sayı) ve Türk Düşüncesi (1953-1960, 63 sayı) dergilerini çıkarmıştır. Asıl ününü romancı olarak yapan Peyami Safa, bazı uzun öyküleri ile de dikkati çekmiş, yazar Batılı kaynakların bir "Zalim" olarak tanıttıkları hun hükümdarı Attila'yı aklamak amacıyla aynı adda bir de tarihsel roman yazmıştır. Tüm bu üretkenliğine rağmen yeterince tanınmamış ve tanıtılmamıştır.

Hakkında yapılan çalışmalar

Prof. Dr. Mehmet Tekin, Doç Dr. Mehmet Önal ve Dr. Nan a Lee Peyami Safa hakkında birer doktora tezi vermişlerdir. Beşir Ayvazoğlu'nun yazar (Peyami Safa) hakkında Ötüken Yayınları'ndan çıkmış, biyografik bir eseri bulunmaktadır. Zülfikar Uğur Yıkan, 2004 yılında Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde "Peyami Safa'nın Server Bedi İmzalı Romanları" konulu Yüksek Lisans tezini hazırlamıştır. Yazar-çevirmen Sabri Kaliç 2011 yılında Peyami Safa'nın "Dokuzuncu Hariciye Koğuşu" romanını "Exterior Diseases - Ward: 9" adıyla İngilizceye çevirmiştir.

Ayrıca internet üzerinde Peyami Safa hakkındaki bilgilere ulaşabilceğiniz " www.peyamisafa.biz " şeklinde bir internet adresi mevcuttur.

Peyami Safa Kitapları - Eserleri

  • Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
  • Fatih Harbiye
  • Yalnızız
  • Sözde Kızlar
  • Matmazel Noraliya'nın Koltuğu
  • Bir Tereddüdün Romanı

  • Cânân
  • Selma ve Gölgesi
  • Biz İnsanlar
  • Mahşer
  • Şimşek
  • Bir Akşamdı
  • Cingöz Recai - Esrarlı Köşk

  • Attila
  • Cumbadan Rumbaya
  • Cingöz Recai - Arsen Lüpen İstanbul'da
  • Cingöz Recai - Elmaslar İçinde
  • Cingöz Recai - Mişon'un Definesi
  • Eğitim - Gençlik - Üniversite
  • Cingöz Recai - Zeyrek Cinayeti

  • Cingöz Recai - Cingöz Kafeste
  • Cingöz Recai - Tiyatro Baskını
  • Cingöz Recai - Cingöz'ün Esrarı
  • Havaya Uçan At
  • Cingöz Recai - Sherlock Holmes İstanbul'da
  • Cingöz Recai - Şeytani Tuzak
  • Türk İnkılabına Bakışlar

  • Cingöz Recai - Kral Faruk'un Elmasları
  • Cingöz Recai - Kaybolan Adam
  • Cingöz Recai - Sultan Aziz'in Mücevherleri
  • Kadın, Aşk, Aile
  • Din, İnkılap, İrtica
  • Osmanlıca, Türkçe, Uydurmaca
  • Sosyalizm, Marksizm, Komünizm

  • İstanbul Hikayeleri
  • Cingöz Recai - Cingöz Recai'nin Harikulade Sergüzeştleri
  • Kartal Pençesinde
  • Amerika'da Bir Türk Çocuğu
  • Ah Minel Aşk
  • Deli Gönlüm
  • Kağıthane Faciası

  • Göztepe Soygunu
  • Cingöz Recai - Kibar Serseri
  • Sanat, Edebiyat, Tenkit
  • Cingöz Recai - Kral Faruk'un Elmasları 2
  • 20. Asır Avrupa ve Biz
  • Yazarlar, Sanatçılar, Meşhurlar
  • Sherlock Holmes'e Karşı Cingöz Recai

  • Son Şarkı
  • Cingöz Recai - Sağdan Üçüncü Söğüt
  • Cesur Çocuklar
  • Hikayeler
  • Kızıl Çocuğa Mektuplar
  • Cingöz Recai - Cingöz Recai'nin Harikalı Sergüzeştleri
  • Bir Varmış Bir Yokmuş

  • Gün Doğuyor
  • Nasyonalizm Sosyalizm Mistisizm
  • Polis Hafiyesi Kartal İhsan’ın Maceraları
  • Seçmeler
  • Tilki Leman'ın Harikulade Maceraları
  • Mistisizm
  • Cingöz Recai - Beyaz Cehennem

  • Doğu Batı Sentezi
  • Çekirge Zehra'nın Harikaları
  • Millet ve İnsan
  • Milli Mücadele'nin Üç Kahramanı 1
  • Korkuyorum
  • Küçük Alp'in Yıldızı
  • Kızlar ve Yıldızlar

  • Zıpçıktılar
  • Bir Akşamdı
  • Cingöz Recai - Madam Çiviciyan'ın Gerdanlığı
  • Kavga Yazıları
  • Milli Mücadele'nin Üç Kahramanı 2
  • Gençliğimiz
  • Deniz Kızı

  • İki Öksüz Arkadaş
  • Cingöz Merih’te
  • Zümrüdüanka Kuşu
  • Sosyalizm
  • Milli Mücadele'nin Üç Kahramanı 3
  • Ramazan Geceleri
  • Allo... Allo... Yetişiniz!

  • Edebi Akımlar ve Fikir Cereyanları
  • Karım ve Metresim
  • Mahutlar
  • Çılgın Akşamlar
  • Kavga Yazıları
  • Şeytana Uyanlar
  • İçimdeki Yangın

  • BİZ İNSANLAR
  • Paşa Kızı ile Köylü Çocuğu
  • Yürekli Çocuklar

Peyami Safa Alıntıları - Sözleri

  • Protoplazmadan insan şuuruna ve oradan da medeniyetlerin tarihine çıkınca önümüzde yığılan harikalar, Allah’a inanmayı bırakıp da tesadüf maymununa iman etmeyi maskara edecek bir zenginliğe varıyor. Hemen ilave edeyim: Allah’ın ispatı bu kadar kolay değil.Fakat,bu kadarcık bir düşünme bile, Allah’ın mevcut olmadığını ispat etmenin imkansız derecede zor olduğunu hissettirmeye kafi. Aziz okuyucular,bu dar sütundan daha fazlasını beklemezler sanırım. Şu kısa okuyucu mektubu göründüğü kadar ehemmiyetsiz değildir: “Koca Peyami, Şu Allah, Allahçı lafları senin ağzına yakışmıyor.Çünkü kafan işliyor ve mantığın sağlamdır. Yoksa sende de mi öte dünya korkuları başladı?..” İmza yerinde de şu cümle " Komünist filan değil.Sadece Allahsız:Sahir kafalı bir okuyucun” Diyen koca kafalı, dünyanın Eflatun'dan,Farabi'ye, İbn-i Sina'ya, Mevlana'ya,Newton'a,Hegel'e,Einstein'a,Bergson'a ve bugün hayatta bulunan doğulu, batılı meşhur ilim adamları ve filozoflara varıncaya kadar “Kafası işleyen” ve “Mantıkları sağlam” yüzbinlerce dahi ve mütefekkir Allah’a inanırlar. Kafası dalavereden başka bir şeye işlemeyen karaborsacılar,vurguncular,düzenbazlar ve çeşit çeşit günahkarlar arasında Allah’a inanmayanlar pek çoktur. Allah’ı körü körüne inkar etmek kolaydır ve çok kârlı görünür: İnsanı hesap vermekten,mes’uliyetten,vicdan azabından,ceza korkusundan kurtarır.Fakat Allah’ı metafizik felsefi ve ilmi delillerle inkâr etmek, ispat etmekten daha zordur.Allah fikri öyle bir güneştir ki,onsuz her izah karanlıkta kalır. Allahsız filozoflar bile hedefini şaşırmayan karanlık bir tabiat şuuruna inanmışlardır.Arada,bir kelime ve derece farkından başka bir şey kalmaz.Mahiyet aynıdır. Ben Allah’a öteki dünya düşüncesinden en uzak olduğum çocukluk çağımda inanmaya başladım.Bütün ömrüm bu inancımı kontrol etmekle geçti.Mizacım bakımından,inanmaktan ziyade şüphe etmeye meylim vardır.Boşuna inanmaktan ve boşuna şüphe etmekten çok sakınırım.Bence şüphe edilecek şeyden şüphe etmek,ahmaklıktır.Benim imanım şüpheye karşı adım adım kazanılmış bir dikkat,inceleme,tenkid ve bilgi zaferidir. Allah,kendisini kabul ettirmek için insana yeter derecede bilgi imkanı vermiştir.Fakat gizli bir varlığın (hele Allah’ın) yokluğunu isbat etmek için her şeyi bilmek lazımdır.Hiç kimse bu külli bilgiye sahip olduğunu iddia edemez.Allah’a inanmak değil,inanmamak insanın boyunu aşar.Unutma ki insanlar arasında Allah’a inanan dehalar ve büyük zekâlar pek çoktur,eşekler arasında hiç yoktur!” :) 22 Eylül 1958 Milliyet (Kavga Yazıları)
  • — Odur, o melun! Demek hâlâ yalının etrafında dolaşıyormuş! Ah, edepsiz, rezil... (Cingöz Recai - Mişon'un Definesi)
  • Hakikaten, insan sevdiklerinin kadrini yokluklarında anlıyor. (Sözde Kızlar)
  • Sherlock Holmes çok az konuşan, çok az gülen, daime düşünen ve tetkik eden bir adam olduğu malûmdu. (Cingöz Recai - Kaybolan Adam)
  • Bana evlenmekten bahsetme, hayatımda yangından, zelzeleden, fırtınadan, yıldırımdan, hastalıktan ziyade evlenmekten korkarım. (İstanbul Hikayeleri)
  • Biri size: "Niçin böyle düşünüyorsunuz?" diye sorsa verilecek hiçbir cevap bulamaz, fakat öyle düşünmekten de kendinizi alamazsınız. (Cingöz Recai - Arsen Lüpen İstanbul'da)

  • Tecrübe ile hasıl olmuş bir istikşaf, bir seziş hassam vardır. (Korkuyorum)
  • Devrimbazın inkılâptan ve medeniyetten hiçbir şey anlamadığı, 36 senedenberi bu mefhumları hiçbir derlitoplu eserle anlatmaya çalışmamasından bellidir. (Doğu Batı Sentezi)
  • Allahtan korkmayanların hükümettten, kanundan, nizamdan korkacaklarını sanmak boşunadır. Onların iblis zekası en belli ahlak suçunu bile kitaba uydurmasını bilir. (Kavga Yazıları)
  • Canın sıkıldıkça kitaplara sarıl. (Cingöz Recai - Cingöz'ün Esrarı)
  • Erkeklere galebe eden insan, kadınlara mağlûb olur. (Attila)
  • Anlaşılmayan ruhlara deli demek adettir, (Selma ve Gölgesi)
  • İki millet döğüşmezse, bu, onların seviştiğini değil, fakat birinin ötekini yeneceğinden emin olmadığını gösterir. (Nasyonalizm Sosyalizm Mistisizm)

  • "Zira, para kolay kazanılır ama hayat insana iki defa gelmez " (Cingöz Recai - Elmaslar İçinde)
  • “ Önü çirkin ve arkası güzel bir mahluk gibi yalan, başkasından bize doğru geldiği zaman iğrenç, bizden başkasına gittiği zaman sevimli bir şeydi. “ (Bir Akşamdı)
  • "İstanbul'da 'sosyete' dedikleri şeyin bir lâhana turşusu gibi karışık olduğunu bilmiyordu." (Mahşer)
  • Hakikati aramak günah değildir... (Cingöz Recai - Sultan Aziz'in Mücevherleri)
  • " Uykuyu taklit edelim.. " . (Attila)
  • İnsan yaptığını çeker, bunu bilesin.. (Yalnızız)
  • “Bir insanı tamamıyla tanımak için bazen asırlar bile yetişmez; kâfi derecede tanımak için bazen bir an bile yetişir.” (Bir Tereddüdün Romanı)