Kitap Künyesi

Yazar: Hilmi Yavuz

Yayın Evi: Timaş Yayınları

İSBN: 9786051140032

Sayfa Sayısı: 216

--reklam--

Türkiye'nin Zihin Tarihi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

İslam büyük ve muhteşem bir medeniyetse eğer, Osmanlı da büyük ve muhteşem bir kültürdür. Bu mirasın, her nasılsa, bugün bize yaşayarak kalanı ile yetinsek bile; bu onun büyüklüğünü, sezgisel düzeyde de olsa, idrake yeterlidir. Osmanlı'nın kuşatıcı estetik ve entelektüel mirası üzerine yazılanlar, maalesef, çoğu defa bilineni tekrarlamaktan veya deskriptif olmaktan öteye gitmiyor. Halbuki, onun sistemli, kavramsal ve analitik bağlamda yeniden inşası gerekiyor. Şayet bu yapılmazsa Osmanlı kültürünün büyüklüğünü, sezgisel idrakimize değil, zihinsel idrakimize mâl etmemiz mümkün olamayacaktır.

İşte bu noktada doğan ihtiyaca karşılık Türkiye'nin Zihin Tarihi, Osmanlı kimliği ve kültüründen yola çıkarak Türkiye'nin zihin tarihini; dönemin aydın ve entelektüelleri, edebiyatı, saray ve kent kültürü, Batılılaşma ve Oryantalizmle etkileşimi başlıkları çerçevesinde irdeliyor. "Türk Kültürü Üzerine Kuşatıcı Bir Söylev" alt başlığıyla sunulan çalışma, Osmanlı kültürü ve zihin tarihinin, günümüz Türkiyesinin ve Türk toplumunun oluşumu üzerindeki etkisini Hilmi Yavuz'un engin birikimi ve eşsiz üslubuyla sunuyor. Resmî ideolojinin ve arşiv belgelerinden yapılan okumaların ötesinde bir medeniyetin ruhuna nüfuz ederek onu anlamaya çalışan Yavuz, bambaşka bir Türkiye haritası çiziyor.

(Tanıtım Bülteninden)

--reklam--

Türkiye'nin Zihin Tarihi Alıntıları - Sözleri

  • "Ölmekte olan kişinin yatak odası,serbestçe girilen kamusal bir alan haline gelmektedir." Bedenin kamusallaşması! Beden,ölümle birlikte bir ritüel objesine dönüşüyor.
  • "Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin-olmayış durumundan kurtulup aklını kendisinin kullanmaya başlamasıdır" Immanuel Kant
  • Edgar Morin'in dediği gibi,"Aklilik, harikulade bir araçtır, ama insan zihninde fazla gelen şeyler de vardır.Yaşam, aklileştirilmeyenle akliliğin bir karışımıdır."
  • Foucault,Aydınlanma'nın özgürleştirici yaklaşımının nasıl iç karartıcı ütopya 'ya dönüştüğünü şöyle anlatır:"Aydınlanma insanlar üzerinde iktidar uygulamanın genel bir reçetesini bedenlere düşüncelerin denetimi yoluyla boyun eğdirilmesini sunar."İnsan yaşamı ile bedenin en ufak ayrıntılara kadar denetlenmesi!...
  • İslam büyük bir ve muhteşem bir medeniyetse eğer, Osmanlı da büyük ve muhteşem bir kültürdür.
  • 'Laik' olmanın, zorunlu olarak 'ateist' olmak anlamına gelmediğini 'laikçi' Türk entelijansıyası ne zaman öğrenecek?
  • "Aklilik, harikulâde bir araçtır, ama insan zihnine fazla gelen şeyler de vardır. Yaşam, aklileştirilemeyenle akliliğin bir karışımıdır.
  • Kısaca, Aydınlanma'nın özgürlük vaadi ya da ütopyası, düpedüz bir tahakküm, bir gözetleme ve cezalandırma mekanizması üretmiştir. Amaç, boyun eğdirme yoluyla uysal insanlar(homo docilis) yetiştirmektir: İtaatkar boyun eğmiş insanlar!
  • "Aradaki fark daha şimdiden eski edebiyat ile yeni edebiyat arasındaki ayrılığı gösterir: eski edebiyat, yokluğu (adem), yeni edebiyat varlığı esas alıyor. Eski edebiyat ahrete yönelen bir medeniyetin yeni edebiyat ise dünyaya dönüşün ifadesidir.
  • Tevfik Fikret, yalnız Servet-i Fünun'un değil, bütün bir Türk edebiyatı tarihinin en Aydınlanmacı şairidir.
  • Haydi biraz daha cesurca söyleyeyim: Türkiye'de entelektüelin konumu ile lümpenin konumu arasında çok ince (ama elbette köklü!) bir ayrım vardır, Doğu ile Batı, köy ile şehir, geleneksel ile modern olan arasında sıkışıp kalmışlık, 'ne o ne öteki' olabilmişlik, mesela Tanpınar'da olduğu gibi bir 'trajedi' olarak veya Oğuz Atay'da olduğu gibi bir 'ironi' olarak problematize edilip aşılamıyorsa, düpedüz 'lümpen' bir konumda bulunmak anlamına gelir bana göre.
  • İki yüz yıldır, evet iki yüz yıldır, kendini 'öteki' olarak tanımlamaya başlaması ile doğrulanıyor. Demek ki, Batı bizi 'öteki' olarak zihnen temellük ederken, biz daha ileri gidiyor ve kendimizi 'öteki' olarak temellük etmeye başlıyoruz! Batı bizi nasıl anlıyorsa, biz de kendimizi onların (Batılıların) bizi anladığı gibi, işte tastamam öyle anlamaya çalışıyoruz. Ve elbette bilincin ayniyetinden söz edemiyoruz artık...
  • Geleneksel Osmanlı toplumu, Thesus'un gemisiydi. Ondan bir takım tahtalar söküldü, yerine yenileri yerleştirildi. Koca gemi, gövdesinden küpeştesine, kaptan köşküne kadar tepeden tırnağa, kendisine ait olmayan tahtalarla yenilendi. Yenilendi yenilenmesine de, acaba ne kertede kendisi kalabildi bu değişme ve yenilenme sürecinde? Değişmeden devam edebildi mi?
  • Sorular uzuyor, ama bilinen şu: Osmanlı gemisinin neredeyse bütün tahtaları değişti; değişti ve o, artık Osmanlı gemisi değil! Yeni bir kimliği var ve 'imtidâd(uzama , uzanma)'dan hiç söz edilmiyor. Demek ki, problem değişmenin hangi tahtada durması gerektiği sorusunda düğümleniyor.
  • "Cumhuriyetin resmî ideolojisinin modernleşmeyi köylülük üzerine inşa etmekten öte bir anlama gelmesi söz konusu olmayan bu tavrı, elbette çiftçiyi Topraklandırma Kanunu, Köy Enstitülerinin kurulması ve genelde ' Köylü, efendimizdir!' sloganı ile konsolide edilmişti(desteklenmişti,sağlamlaştırıldı)." dedikten sonra şunları ilave etmiştim: 'Modernleşmenin köylülüğün tasfiyesi ile mümkün olacağının hiç mi hiç düşünülmemiş ol[ması] [...], şehir ve şehirlilik üzerine inşa edilmesi gereken modernleşme projesinin köylülüğü tasfiye etmek şöyle dursun, bizzat köylülük üzerine kurulmak istenmesi, garabetlerin, hiç şüphe yok, en büyüğüdür." Bunları gelirken, size biraz 'uçuk' gelecek ama 'Köy Enstitüleri' değil, 'Kent Enstitüleri' kurmaktı. Olmadı!

--reklam--

Türkiye'nin Zihin Tarihi İncelemesi - Şahsi Yorumlar

son bölümdeki sivil toplum, ADD, jakobenlik tartışmalarını AKP iktidarının 2020 Türkiye'sinde okumak oldukça ilginç. Yazıldığı tarihte yapılmış tartışmaların ülkenin bugün geldiği noktada yeniden düşünülmesi gerekiyor. O gün jakoben olanların yerini bugünün ideolojisinin jakobenlerinin nasıl aldığı açıkca görebilirsiniz. Ceberrut ve Kerim devlet tartışması için de anlamlı bir metin var. Genel olarak kitabı tavsiye ediyorum. (ramazan k.)

Düşünce yazıları okumayı sevenler için ideal kitaplardan birisi. Tespitler yerinde ve ilginç. (zeynep)

--reklam--

Türkiye'nin Zihin Tarihi PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Hilmi Yavuz - Türkiye'nin Zihin Tarihi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Türkiye'nin Zihin Tarihi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Hilmi Yavuz Kimdir?

Hilmi Yavuz 14 Nisan 1936'da İstanbul’da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeki eğitimini yarıda bıraktı. İngiltere'ye gitti. BBC'nin Türkçe bölümünde çalıştı. Londra Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. Türkiye'ye döndükten sonra çeşitli yayınevleri ve ansiklopedilerde görev aldı. Cumhuriyet, Milliyet, Yeni Ortam gazeteleri ve çeşitli dergilerde "Ali Hikmet" imzasıyla inceleme, eleştiri ve denemeler yazdı. Mimar Sinan Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. İlk şiirleri Kabataş Erkek Lisesi'nde edebiyat öğretmeni Behçet Necatigil yönetiminde çıkan "Dönüm" dergisinde yayınlandı. Bu dönemde daha çok İkinci Yeni akımının etkisinde imgeci şiirler yazdı. Sonraki yıllarda gelenekçilikle çağdaş bir bakışı kaynaştıran, biçim ve özün dengelendiği bir düzey sergiledi. İslam mistisizmi, özellikle de tasavvuftan yararlanarak kendine özgü bir sözcük dağarcığı geliştirdi. Halen Zaman gazetesinde kültür yazılarına ve Bilkent Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya devam etmektedir. Ayrıca İpek Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Talat Halman tarafından Şairi Azam sıfatı verilmiştir. BuTalat Halman ve Hilmi Yavuz arasındaki mizahi diyaloğun bir örneğidir.

--reklam--

Hilmi Yavuz Kitapları - Eserleri

  • Büyü'sün Yaz!
  • Hüzün Ve Ben
  • Okuma Biçimleri
  • Üç Anlatı
  • Geçmiş Yaz Defterleri - Bulanık Defterler
  • Lanet Şiirleri
  • İslam'ın Zihin Tarihi
  • Yara Şiirleri
  • Lirik Defterler
  • Hurufi Şiirler
  • Türkiye'nin Zihin Tarihi
  • Alafrangalığın Zihin Tarihi
  • Avrupa'nın Zihin Tarihi
  • Talan Şiirleri
  • Budalalığın Keşfi
  • Okuma Notları
  • Felsefe Yazıları
  • Bedrettin Üzerine Şiirler
  • Doğu Şiirleri
  • Belleğin Kuytularından
  • Erguvan Sözler
  • Edebiyat Ve Sanat Üzerine Yazılar
  • Edebiyat Okumaları
  • Denemeler
  • Yüzler ve İzler
  • Behçet Hoca
  • Kendime, İstanbul'a, Kadınlara Dair
  • Modernleşme, Oryantalizm ve İslam
  • Roman Kavramı ve Türk Romanı
  • Yolculuk Şiirleri
  • Ceviz Sandıktaki Anılar
  • Bu Gece En Hüzünlü Şiirleri Yazabilirim
  • Yazın, Dil Ve Sanat
  • Bedreddin Üzerine Şiirler
  • Yaz Sohbetleri
  • İnsanlar, Mekanlar, Yolculuklar
  • Gülün Ustası Yoktur
  • Çöl Şiirleri
  • Akşam şiirleri
  • Osmanlılık, Kimlik, Kültür
  • Kayboluş Şiirleri
  • Defterler
  • Kara Güneş
  • Söz'ün Gücü
  • Bakış Kuşu
  • Söylen Şiirleri
  • Türk Müslümanlığı ve İslam Üzerine
  • Özel Hayat'tan Küreselleşme'ye
  • Ayna Şiirleri
  • Ah Kadınlar
  • Memleketimin Münevverlerine Dair
  • İslam ve Sivil Toplum Üzerine Yazılar
  • Sanki Her Şey Daha Dün Gibi
  • Şiir Henüz
  • Kuyu
  • Yazın Üzerine
  • Felsefe Üzerine
  • Kültür Üzerine
  • Felsefe ve Ulusal Kültür
  • Çeviri Şiirleri
  • Şairin Zihin Tarihi
  • Gizemli Şiirler
  • Hüzün Ki En Çok Yakışandır Bize
  • Batı Uygarlık Tarihine Teorik Bir Giriş
  • Dilin Dili
  • Zaman Şiirleri
  • Taormina
  • Biz Bu Dünyadan Değil miydik?

--reklam--

Hilmi Yavuz Alıntıları - Sözleri

  • kendi üzerime kurdum yalnızlığımı; kalbim,kalbim bir o kadar belirsiz; bir oluştan Bir-Oluş'a gül akar; âh,gül akar yol olur... yoldur bu,görünmez olur kar.... ya da,sis,siz..... görünsem,geri dönmez miydiniz? (Yolculuk Şiirleri)
  • beklerken işittiğim sesler boğuyor beni, boğuyor... (Yara Şiirleri)
  • Hakk'a makbul olmak ister halka menfur olmadan. "Menfur: Nefret edilen" (Yüzler ve İzler)
  • ama şimdi, nedense, her şeyde ansızın dağılan kelebek tadı (Bedreddin Üzerine Şiirler)
  • ey uçurum gözlü sevgilim! ne zaman baksam aşkların büyük yarlarıyla kuşatılmış görüyorum kendimi (Yara Şiirleri)
  • Rüzgâr agaclarda daha koyu sesler çıkarır, mevsim son yazdan ileriye dogru gittikce... Işte buradayım. Dünyada olmak istediğim yerde. Şimdi gidip denize girmeliyim- ve denizin sesini, guzdur, dinlemeliyim. Denizi ancak dibe, diplere dalarsanız duyabilirsiniz. Çünkü gizlidir denizin sesi. Onu duymak için denizden olmak, denizin kendisi olmak gerekir. (Geçmiş Yaz Defterleri - Bulanık Defterler)
  • Orhan Kemal'in Bereketli Topraklar Üzerinde'si ise Çukurova'nın nesnel tarihsel diyakronosini, Yaşar Kemal'in Yusufçuk Yusuf'unun bıraktığı zamandan başlatır. Bu iki roman, Çukurova'nın toplumsal tarihinin 'geçmiş zaman/ şimdiki zaman/ gelecek zaman' uzanımını, maddeci tarih tipolojisinin kuramsal bağlamı içinde bütünler gibidir. (Roman Kavramı ve Türk Romanı)
  • Var olmanın gücü Söner yangın birazdan Yatışır özlem. Bir gün karşılaşırız Bir gün, bir yarım akşam.. (Akşam şiirleri)
  • “tek başına, ayakta, yas töreni gibiyim…” (Ayna Şiirleri)
  • Sivil toplumun özerk kurumlarına özgü işlere bulaşmak sonradan, geriye dönük olarak uygulanabilecek yaptırımlarla cezalandırma rizikosunu hep taşıyan bir riskti. (Alafrangalığın Zihin Tarihi)
  • hiçbir şey özlenmiyor! gül öldü... (Yara Şiirleri)
  • Şeyh Galip, "Eş'arımı fehmeylememek ayb olmaz" demiş ve şiirini anlamayanlara onu açıklamak gereğini duymamıştı. (Şiir Henüz)
  • bir kuşatma gibiyim şimdi kendi kendime... (Erguvan Sözler)
  • Derunî ve mistik olanı annemle yaşadım. (Hüzün Ve Ben)
  • En iyi satanlar edebi eserler değil, ticari eşyalardır. (Budalalığın Keşfi)
  • Yaşar Kemal, Çukurova'da düzen değişikliğini anlatırken "o iyi atların, o iyi insanları' alıp gittiklerini;ama ne kadar soylu ve insani olsa da bu gidişin kaçınılmaz olduğunu, romanın sonundaki "çürümüş, yıllanmış, kokmuş ağır suyun açılmış toprağı doldurarak akması" simgesiyle ve önemle vurgular. (Roman Kavramı ve Türk Romanı)
  • bir göl güle düşerse göl değil de gül bulanır gurbet sende pamuklarsa gece aya ordan doğar şiir acıya çullanır ilkyaz düşeli beridir giden ben değilim, yoldur dili söyleyen sevdaysa mektubum kalbime yollanır nehir kuşa batsa birden aksa tersine aksa batsa kül, batsa turna ve batsa... ve benim bir yanım ki ferhadsa bir yanım dağdır hasret, külüngü vurduğum yerdir ateş, kül ile dağlanır bir göl güle düşerse göl değil de gül bulanır (Doğu Şiirleri)
  • Aristoteles; dolayısıyla felsefe, "ben her şeyi biliyorum" diye tafra satmamayı, tersine alçakgönüllü olmayı öğretir. (Denemeler)
  • “o herhangi hüzünlerde kalan kalbim bile yok! harflerin ormanında çok çok dolaştı; ağacı,yaprağı,çiçeği aştı;-ama yok! bir karşılık bulamadı melâl’e…” (Hurufi Şiirler)
  • Ayırt edici sınır çizgileri çizmek, analitik düşüncenin olmazsa olmazıdır. Sınır çizgileri çizmek ve onların gereğini yerine getirmek ve bunları karıştırmamak! (Yaz Sohbetleri)