Kitap Künyesi
Yazar: Mehmet Bayrakdar
Yayın Evi: Say Yayınları
İSBN: 9786050204926
Sayfa Sayısı: 704
--reklam--
Üç Dinin Tarihi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Dinler tarihi denilince, genellikle tarihin en eski dinlerinden günümüze kadar gelen dinlerin incelenmesi anlaşılsa da, bir veya birkaç din de dinler tarihinin konusu olabilir. Bu sebeple, geçmişte olduğu gibi bugün de insana ve topluma dolaylı ya da doğrudan büyük etkisi olan üç dinin tarihini bilmek, "din" kurumunu ve sistemini anlamakta da yararlı olacaktır. Çünkü bu üç din, uzun tarihi süreçte bazen ayrı bazen ise iç içe geçmiş tek bir din gibi varlığını koruyagelmiştir.
Günümüzde, bu dinlere sahip olan toplumlarda egemen olan din anlayışının, salt Tanrı dininden ziyade onların yorumlanmış şekilleri olduğunu ve bu ayrımı yapabilmek için önce kitaplardaki dini bilmek gerektiğini savunan Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar, önem arz eden üç dini kutsal kitaplarının içerikleri doğrultusunda aktarıyor, yeri geldiğinde de kitaplarda olmayan yorumsal anlayışlara işaret ediyor.
Üç Dinin Tarihi, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam'ı dinler tarihi açısından inceleyen, bu üç dinin kaynaklarını, yalvaçlarını, mezheplerini, iman ilkelerini ve ibadetlerini derinlemesine ele alan bir kitap.
(Tanıtım Bülteninden)
Üç Dinin Tarihi Alıntıları - Sözleri
- Çağlar boyu Yahudilikte Tanah, Talmud ile birlikte dini inançların, hukukun ve ahlakın kaynağı ve temeli olagelmiştir. Bugün İsrail'in bir anayasası yoktur; yönetimde Tanah, Mişna, ve Talmud hükümleri ve ilkeleri esas alınır. Sivil, siyasi ve askeri hayatta bütün yeminler Tanah üzerine yapılır. Mahkemelerde Tanah şeriatı uygulanır. Bu açılardan Tanah üzerinde hiçbir tartışma, tenkit yapılamaz. Okullarda her öğrencinin bir Tevrat'ı vardır. Sınıflarda da başlar örtülerek Tanah okunur. Devlet radyosunda da her akşam 15 dakika Tanah okunur. Tanah ayrıca dil ve edebiyat açısından da önemli görülür; yeni kelimelerin türetiminde kutsal yazılar esas alınır. Yahudilerin tarih anlayışları ve okullardaki tarih dersleri için de Tanah temel kaynak kabul edilir.
- Şabat (Cumartesi), bütün Yahudilerce en kutsal gün kabul edilir. Bunun genel iki nedeni vardır. Birincisi, Tanrı'nın dünyayı altı günde yaratıp yedinci gün, yani cumartesi günü istirahate çekildiğine inanılmasıdır. Tanrı'yı takliden Yahudiler de o gün istirahat ederler. İkincisi, İsraillilerin Mısır esaretinden cumartesi günü kurtulmuş olmalarıdır. Dolayısıyla cumartesinin Yahudilerin kurtuluş günü olmasıdır. Şabat kutlaması, On Emir'den birincisidir. Şabat, cuma günü Güneş'in batış saatinden 45 dakika önce başlar, cumartesi güneşin batış saatine kadar sürer. Cuma Güneş batımında özel dualar okunur ve ibadetler yapılır. Talmud'da belirtilen 39 çeşit işi yapmak yasaktır. Şabat bugün İsrail devletinde resmi bayramdır. Taksicilere ve liman işçilerine ruhsat verilir; bir de radyo ve televizyonlardan Şabat programlarının yayınına izin verilir.
- Ne Hz. Muhammed, ne de onun ilk dört halifesi herhangi bir mezhebe bağlıydı. Onlar Islam'a yani Kuran-ı Kerim ile akıllarına bağlıydılar. Hz. Muhammed bir sorunla karşılaştığında, ya ona yeni bir ayet inerek ne söylemesini ve ne yapılması gerektiğini bildiriyordu ya da o aklına göre karar veriyordu. Dört halife, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali, ortaya çıkan sorunları Kuran-ı Kerim'e Hz. Muhammed'in sünnet ve içtihatlarına, yani akıl yürütmelerine başvurarak çözüm için çıkarımlarda bulunuyorlardı. Müslümanların mezheplere ayrılmasını, Hz. Osman'ın halifeliğinin son altı yılında ortaya çıkan bir kısım olaylar ve özellikle de Hz. Ali'nin hilafeti döneminde ortaya çıkan siyasi olaylar hazırlamıştır.
- Tora'ya göre Tanrı Yahudilerle ilk sözleşmeyi, ataları kabul ettikleri Hz. İbrahim ile yapmıştır; bu sözleşmenin nişanesi ve sembolü olarak da, Yahudilere “Sünnet” olmayı emretmiştir. Hz. İbrahimle yapılan sözleşmede Tanrı, emirlerimi ve sünneti kabul etmenin karşılığı olarak, Mısır Irmağı'ndan (Nil) Fırat'a kadar bütün toprakları sana ve oğullarına vaat ediyorum demiştir ve toprakları tek tek saymıştır. Tora'ya göre, Tanrı Yahudilerle İkinci Sözleşme'yi Hz. Musa ile Sina Dağı'nda yapmıştır. Bu sözleşmeye Hz. Musa ile birlikte İsrailoğulları da taraf olmuştur; Tanrı onların hepsinden tek tek söz almıştır. Bu sözleşmenin içeriğini On Emir teşkil eder. Ancak On Emir'i kendileri için ağır bulan İsrailoğulları, Hz. Musa'yı aracı kılarak bunun hafifletilmesini istemişlerdir. Netice olarak Tanrı, On Emir'in ilk iki emrini bütün İsrailoğullarıyla, 8 emri ise sadece Hz. Musa ile sözleşmiştir. Bu İkinci Sözleşme'nin sembolü de “Şabat”; yani cumartesi günü yasağıdır.
- İslam'a gelince, İslam'ın esas ve birincil kaynağı Kuran'da ne Deccal sözcüğü geçer, ne de Kuran'ın herhangi bir ayetinde Deccale, Mehdi'ye veya Mesih'e inanmaktan bahsedilir. Buna rağmen Müslümanların çoğunluğu bunlara inanır. Gerekçeleri ise bunlardan bahseden hadislerdir. Bu hadislerin sahih hadis olmalarına imkân yoktur. Bu hadisleri ilk rivayet edenlerin kimler olduklarına bakılırsa, çoğunun Zerdüştlükten İslam'a geçmiş olan İranlılar olduğu görülür. Bu konularda bilgi veren bu sözde hadislerin çok farklı bilgiler vermesi, zaman zaman birbirleriyle çelişik olmaları da onların uydurma olduğunu gösterir.
- Ortodokslar, Katolikler ve Protestanların bugünkü teslis inancı ve bu arada ortaya çıkan İkili Tanrı, Üçlü Tanrı ve hatta Dörtlü Tanrı inançları, yine Batılı Hıristiyan çağdaş yazarların da kabul ettiği gibi, genelde Yunan ve Roma asıllı Hıristiyan teologların 2. yüzyıldan itibaren oluşturmaya başladıkları akide şekilleridir ki bunlardan teslis, 325 yılında yapılan İznik Konsili ile Katolik ve Ortodoks olarak nitelenen Batı Hıristiyanlığının resmi dogması olarak kabul edilmiştir.
- Yahudilikte Mesih sözcüğü başlangıçta Yahudi yalvaçları, kralları, kohenler için bir sıfat olarak kullanılıyordu. Çünkü onlar vazifeye başladıkları zaman, yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, kutsal yağ ile mesh edilirlerdi. Tanrı, Musa'ya ve Yahudilere içerisinde zeytinyağı da olan bu kutsal yağın nelerden yapılacağını ve karışıma girecek şeylerin kaçar gram olması gerektiğine varıncaya dek hazırlanışını öğretmiştir. Dolayısıyla Tanah'ta daha sonra ve bugün anlaşıldığı anlamında, yani beklenen kurtarıcı anlamında Mesih inancı yoktur. Ancak MÖ 548 yılındaki Babil sürgününden sonra Mesih sözcüğü, ahir zamanda Tanrı tarafından gönderilecek, Sion'u (Siyon, Ziyon) tekrar inşa edecek ve Yahudileri kurtaracak bir kral veya yalvaç için kullanılmaya başlanmıştır. Bunda doğrudan Zerdüştlüğün bir etkisi olduğu kabul edilir. Özellikle de ortaçağda Yahudi kelamcılarının çalışmalarıyla Mesih'e inanç bir iman ilkesi haline gelmiştir. Bundan sonra Yahudilikte Mesih'in kim olacağı, ne zaman geleceği, alametlerinin neler olduğu gibi konularda çok fazla edebiyat oluşmuştur.
- On ikinci İmam'ın kaybolmasıyla hem devlet başkanlığı hem de din başkanlığı olan imamlık boşalmıştır. Şiiler, On ikinci imamın bir gün Mehdi olarak döneceğine inanırlar. Ancak onun kaybolmasıyla yürütmesi gereken devlet ve din işleri askıda kaldı. Örneğin Şiiler Cuma namazı kılamaz oldu. Bu namaza siyasi bir namaz olarak bakılıyordu ve bunu ancak devlet başkanı imam kıldırabiliyordu. Bilindiği gibi, fran, Şah İsmail'den önce katı Ehl-i Sünnet idi. Şah İsmail Safavi Devleti'ni kurunca hem İran halkını Şiileştirdi, hem de din işlerini yürütecek Velâyet-i Fakih kurumunu kurdu. Bu kurumun esasınu, Mehdi dönünceye kadar, devlet başkanının atayacağı bir Şii din bilgininin On ikinci İmam'a vekâlet ederek din işlerini yürütmesi oluşturuyordu.
- Yahudilikte, İslam'da olduğu gibi nebi ve resul ayırımı yoktur; onlarda sadece nebilik vardır ve bütün yalvaçları nebidir. Yahudilikte nebi kavramı “Nevi" dir ve bu kelimenin kökeninin Akadca “seslenmek, çağırmak” anlamına gelen “Nabus” olduğu genellikle kabul edilir. Yahudilikte nebi, halkı Tanrı'ya çağıran, Tanrı adına insanlara seslenen kişi gibi değil; kendisini Tanrı'nın çağırdığı, kendisine Tanrı'nın seslendiği kişi olarak anlaşılır. Yahudilikte “nebi” sözcüğü ilk defa Hz. İbrahim için kullanılmıştır. Çünkü Yahudiliğe göre Tanrı, doğrudan Yahudi ırkıyla olan ilk ahdini (sözleşmeyi) Hz. İbrahim ile yapmıştır.
- Hz. İsa'nın İsrailli oluşu nedeniyle doğal olarak Havarilerin İsrailli ve Yahudi olduğu gibi ilk Hıristiyanların çoğu da Yahudi'ydiler. Ebiyonitler denilen bu mezhep veya cemaatin hepsi veya büyük bir kısmı da ırken ve Hz. İsa'ya tabi olmadan önce dinen Musevi'ydiler. Bu nedenle Hıristiyan kaynaklarında “Yahudi Hıristiyanlar” olarak da anılırlar. Ebiyonitlerin ortaya çıkışı, Havariler Konsili ile olmuştur. Hz. İsa'nın kardeşi Yakup'un başkanlığında 40-41 veya 48-49 yılında ilk Hıristiyan konsili olan Havariler Konsili yapılmıştır. Bu konsilde ilk Hıristiyanlar, hukuki konularda Yahudi âdetlerine uyulup uyulmayacağını tartışmışlardır. Pavlus ve bazı kimseler Yahudi şeriatına uymanın gereksizliğini savunmuştur; böylece ilk Hıristiyanlar ikiye ayrılmışlardır. Hz. İsa'nın öğretisini kabul edip, aynı zamanda Yahudi şeriatına da uymayı kabul eden grup Ebiyonitler olarak adlandırılmıştır. Hz. İsa'nın kardeşi Yakub'u önderleri kabul ederler.
Üç Dinin Tarihi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitap 3 dinin daha çok tarihi yönünü ele almakla birlikte ibadet biçimlerini ve ahiret anlayışlarını da birçok teolog, din tarihçisi, din felsefecisi, Nietzsche ve Spinoza gibi filozoflarında içinde bulunduğu geniş bir kaynakça kullanarak açıklamaya çalışıyor. Giriş ve Karşılaştırma bölümlerini saymazsak 3 bölüm mevcut. Yapısal açıdan en çok dikkatimi çeken, yazarın Hıristiyanlığı oldukça uzun anlatmış olması (sadece teslis inancı 100 sayfa) ve İslam tarihine buna görece daha kısa yer vermesidir. Ama yazar bu açığı, konuları ‘Müslümanlık’ ideolojisiyle açıklamaya ve Yahudilik tarihinden başlayarak tüm inançları Kuran üzerinden gerekçelendirip temellendirmeyle kapatmış ki bu da kitabı ‘tarihsel’ amacından saptırmış. Yazar ilahiyat fakültesi mezunu olduğundan olacak ki bu yanlı bakış açısının kitabın güvenilirliğini ve nesnelliği kaybettirdiğini söyleyebilirim. YAHUDİLİK Yahudilik hakkında ilk kez bu kitapla bilgi sahibi oldum. Hz.İbrahim’in soyundan geldiğine inanılan Hz.Musa’ya ’10 Emir’in gönderilmesiyle başlayan bu dine mensup kişiler, ahiret inancından ziyade Tanrı tarafından kendilerinin ‘ari ırk’ olacak seçildiğine inanırlar. Günümüze kadar gelen Siyonizm akımının da temeli burada yatıyor. 2 kez inşa edilip yıkılan Süleyman Mabedi’nin Hristiyanlar tarafından 1.yüzyılda tekrar yıkılmasıyla kurban ibadetlerine ara verilmiş ve İbrahim soyundan geldiklerine inanılan İsrailoğulları tarafından Kudüs’e yeni bir mabet inşa edilmesi amaçlanmıştır. Eski Ahit olarak bilinen Tanrı ile yapılan sözleşme ve bizzat Tanrı tarafından gönderildiği düşünülen bozulmamış haliyle ilk Tevrat arayışı devam etmektedir. Günümüzde okunan Tevrat’ın, Hz.Musa’dan sonra gelenlerin din tarihini anlattıkları insan elinden çıkma bir yapıt olduğunu söylüyor yazar. 10 Emir’in ilkelerine baktığımızda günümüze kadar gelen bütün inançların temeliyle aynı olduğu söylenebilir. İnsanı ahlaki açıdan erdem sahibi yapmak ve toplumsal barışı koruma amacı vardır. Sadece 2. Emirde geçen tanrıdan(Yehova) nefret eden babaların cezalarının ondan sonraki nesillere çektireceğini söylemesi bugünkü Allah’a olan inançla ters düşmektedir. Halbuki yazar, Yahudiliğe Tanrı tarafından gönderilen sadece 3-5 sayfalık bu emirler olduğunu söylüyor ki buraya bir açıklama getirilmemiştir(!). Yine Yahudiler açısından Tevrat doğru kabul edilmekle beraber İncil ve Kuran reddedilmiştir. HRİSTİYANLIK Kitabın yarısından çoğu Hristiyanlık üzerine. Tarihini en çok merak etiğim din olduğu için benim açımdan oldukça doyurucu bir okuma oldu. Yazar yine Kuran’ı kaynak göstererek bugünkü 4 temel İncil’in Hz.İsa’dan sonra insan eliyle yazılmış olduğunu vurguluyor. Asıl gönderilen İncil yine 3-5 sayfa olmakla beraber bugüne kadar bulunmamıştır. (Dan Brown’un ‘Kayıp Sembol’ kitabı bu konu üzerinedir.) Hz.İsa’nın aslında Yahudi olduğunu ve Yahudiliği temel alarak yeni bir din oluşturduğunu okuyoruz. Ama başta Katoliklerlerde olmak üzere sadece Hristiyanlığın insanı kurtuluşa götüreceği ve Kuran ile İncil’in sahte olduğu inancı vardır. Yazar da İncil’i Kuran karşısında kabul etmiyor ama İncil’de son mesih olarak Hz.Muhammed’in gönderileceği ibaresini de delil olarak sunuyor(!). Buraya bir açıklık getirilmemiştir. Teslis inancı olan Kutsal Tanrı, Kutsal Oğul ve Kutsal Ruh üçlemesine yaklaşık 100 sayfa ayrılmış ve bu konu teoloji yönünden incelenmiş. Tevhid ve Teslis inancı hala Hristiyanlar tarafından tartışılmaktadır. Müslümanlıktaki gibi bir ahiret inançları yoktur. Hz.İsa’nın tekrar yeryüzüne ineceği , 1000 yıl süreyle dünyaya barışı hakim edeceği ve sonra da kıyametin kopacağına inanılmaktadır. Hz. İsa kısa süreli ömründe sadece yanında bulunan 12 havarisine Hristiyanlığı öğretebilmiştir. Tanrı’nın oğlu olduğu, teslis inancı ve çarmıha gerilişi yine Kuran baz alınarak reddediliyor. İSLAM Hz.Muhammed’in yaşamına oldukça az yer verilmiş. Hz.Ali-Muaviye arasında geçen savaşın İslam’ı zedelediği ve Şiilik olarak ayrılması dolayısıyla da Hz.Ali’ye çok az yer verilmiş. İslam tarihine bakınca en çok savaşın ve insan öldürmenin olduğu görülüyor. Özellikle Hz.Muhammed vefat ettikten sonra gelen halifeler de dahil olmak üzere İslam’ı yayma çalışmaları, dini siyasi bir amaç uğruna dönüştürmüştür ki yazar burada siyasi iktidarların oyununa gelmememiz konusunda uyarıda bulunuyor; harika bir tespit. Öte yandan İslam’ın geleceğinin din adamları veya teologlar tarafından düzene sokulacağını söylüyor yazar. Kuran’da da özellikle geçen ‘dini bilim ile anlama’ ilkesi var ki bugün dünyada bilime en az değer veren din İslam maalesef. 12.yüzyıla kadar İmam Gazali, İbn Rüşd, İbn Haldun gibi İslam felsefecileri dine ve bilime büyük katkılar yapmışlardır ama 13.yüzyıldan itibaren bilimi batıya devredip sadece Kuran’ı ve hadisleri kaynak almışlardır. Bunun sebebi olarak şöyle bir teori ortaya ortaya atabiliriz: Kuran bize evrene ve doğaya bakmamızı, bilimi reddetmemiz gerektiğini söylüyor ama bugünkü bilimin geldiği noktada Antropoloji, Felsefe(özellikle Ontoloji, Septisizm…), Genetik vb. alanındaki çalışmalarla uğraşıldıkça insanoğlu herşeyi daha fazla sorgulamaya başlıyor ve dini yönü köreliyor. Hz.Adem’in dünyaya indirilişi ve bugün bilinen en az 6 çeşit insan türünün olması hala açıklanmamış bir konudur. Dolayısıyla ya Kuran’a inanıp bunu olduğu gibi kabul edeceğiz ya da iyice anlayana kadar sorgulayacağız ki ikisinin birlikte ilerlemesi mümkün değildir. (Ayrıca bkz: Ortaçağ İslam Dünyasında İlmi Çalışma Temposundaki Ağırlaşmanın Bazı Temel Sebepleri/Aydın Sayılı) Kuran baz alınarak öteki dinler reddediliyor ama diğer taraftan da öteki peygamberlere inanılıyor. Kitapta maalesef bu konuyu geçiştirmiş yazar. Dolayısıyla her dine inanan kişi ‘’Başka dinler de var ama bizimki en iyisi’’ anlayışıyla ortak noktada buluşamıyorlar. Başka bir husus ise yazar, iyiliğin Allah’tan geldiği ama kötülüğün insan tarafından olduğunu söyleyip bir örnek veriyor. Deprem, sel gibi doğal felaketlerin Allah takdiri olduğunu ama buna önlem almayan insanların öldüğünü söylüyor ki bu Doğa Bilimleri açısından tutarsızdır. Çünkü bugüne kadar kutsal sayılan mekanlarda ve mescitlerde de doğal açıdan bir sürü hasar meydana gelmiştir ve milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. (Ayrıca bkz: Ortaçağ’da Veba) Her ne kadar kendi milletimizi, insanımızı, dizimizi anlatmak açısından tarafsız olamasak da bir kitabın ‘tarih’ kategorisini alması için bunu yapmak zorundayız. Dolayısıyla Yahudiliği ve Hristiyanlığı ağır bir şekilde eleştirip (Nietzsche’nin Hristiyanlığa hakaret dolu alıntılarını aktarıp) okuyucuya İslam’ın sadece iyi yönlerini aşılama ideolojisiyle yazılmış bir kitap olup isminin hakkını vermediğini düşünüyorum. Müslüman bir okur açısından sıkıntı yok ama tarafsız bir tarih anlayışı isteyen kişilere hitap etmeyecektir. Bugün 1.8 milyar Müslüman olsa bile 2.2 milyar nüfuslu Hristiyanlığı ve hala milyonlarca nüfusu olan Yahudiliği yok sayacak şekilde kendi yorumlarını da katması, tarih açısından kabul edilemezdir. Sonuç olarak bu kaynak güvenilirlik açısından yeterli değildir. Karen Armstrong’un ‘Tanrının Tarihi’ kitabını da okuyup değerlendireceğim. (Ozan K.)
Üç Dinin Tarihi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Mehmet Bayrakdar - Üç Dinin Tarihi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Üç Dinin Tarihi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Mehmet Bayrakdar Kimdir?
1952 yılında Konya‘nın Beyşehir İlçesi’nde doğdu. İlkokul ve lise tahsilinden sonra, 1973 yılında Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi‘nden mezun oldu. 1973-1978 yılları arasında Paris Sarbonne Üniversitesi Felsefe ve İslâm Bölümü‘nde, İslâm Felsefesi dalında mastır ve doktorasını tamamladı. 1985-1986 yılları arasında Georgetowne Üniversitesi‘nde misafir Profesör olarak görev yaptı. 1986-1990 yılları arasında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi‘nde Doçent olarak görev yaptı. 1991-1993 yılları arasında Kualalumpur‘da Uluslar Arası İslâm Düşüncesi Medeniyeti Enstitüsü‘nde, 1995-1996 yılları arasında da Roma Gregoiana Üniversitesi‘nde İslam Felsefesi Profesörü olarak görev yaptı. Halen Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi‘nde Öğretim Üyesi ve Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi olarak görev yapmaktadır.
İslâm Felsefesi‘ne Giriş, İslâm‘da Bilim ve Teknoloji Tarihi, İslâm‘da İbadet Fenomonolojisi, Tasavvuf ve Modern Bilim, İslâm ve Ekoloji, İslâm‘da Evrimci Yaratılış Teorisi, Kayserili Davut, İdris-i Bitlisi, İslâm‘da Düşünce Özgürlüğü, Yunus Emre’de Aşk Felsefesi, Din Felsefesine Giriş, İslâm Düşünce Tarihi adlı Türkçe yayınlanmış eserleri vardır. Prof. Dr. Mehmet Bayraktar‘ın Fransızca, Arapça ve İngilizce olarak yayınlanmış eserleri de bulunmaktadır.
Arapça, Farsça, İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, İngilizce, Latince ve Yunanca bilen Prof. Dr. Mehmet Bayraktar, evli ve iki çocuk babasıdır.
Dünyevileşme; dinin, felsefenin, siyasetin ve sosyolojinin ortak alanına giren bir kavramdır. Kimilerine göre: "Dinin toplumsal hayat ve bireysel bilinçten iradî ve gayri iradî olarak tecrit edilmesidir." Kimilerine göre ise de; "İnsanın kendini Allah’tan bağımsız bir şekilde algılaması sonucunda kendi öz benliğine yabancılaşması" halidir.
Toplumun dinden uzaklaşması, inanç ve eylemlerin ilâhî hedefler yerine dünyevî hedeflere yönelmesi olarak da tarif edilmektedir. Bu kavramın çağrıştırdığı anlamlar çerçevesinde Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Bayraktar ile yaptığımız röpotajı ilgiyle okuyacağınızı ümit ediyoruz.
--reklam--
Mehmet Bayrakdar Kitapları - Eserleri
- İslam'da Bilim ve Teknoloji Tarihi
- İslam Felsefesine Giriş
- İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi
- Pascal Oyunu
- Üç Dinin Tarihi
- Tasavvuf ve Modern Bilim
- Din Felsefesine Giriş
- Yunus Emre ve Aşk Felsefesi
- Yunanistan'da Saka Türkü Üç Filozof
- İslam Bilim Adamları
- İşte Hayat Böyle Birşey
- Medler ve Türkler
- Davud El-Kayseri
- İslam İbadet Fenomenolojisi
- Türkler ve Japonlar
- Bir Hristiyan Dogması Teslis
- Dinlerarası Diyalog ve Başkalaştırılan İslam
- Okul-Çevre İlişkileri
- İslam ve Ekoloji
- Kutlu Müderris İdris- i Bitlisi
- Yunus Emre ve Aşk Felsefesi
- Özal'ın Günah Galerisi
- İslam Düşüncesi Yazıları
- Kürtler Türkler'in Nesi Oluyor?
- İslam Gerçeği Kitabı Üzerine
--reklam--
Mehmet Bayrakdar Alıntıları - Sözleri
- Bil ki, bolluk ve genişliğin, tendeki hâl ve tesirleri ibadet ve zahitlikte de görülmektedir. Sahra veyahut şehir ahalisinden olup da, nefsini açlığa ve dünyanın lezzetlerinden uzaklaştırmaya alıştıranların, diyanete ve kendilerini ibadete vermek hususunda, genişlik ve bolluk içinde yaşayanlara nispetle, daha yüksek bir durumda oldukları ve ibadetlere daha ziyade dayandıkları görülmektedir. Diyanet ehlinden olup da et, katık, ekinler ve bitkilerden yapılan yemekleri çok yiyenlerin kalplerini sıkıntı basmış ve arkası kesilmeyen gafletler içinde bulundukları görülmüştür. Bundan dolayı kendilerini ibadete verenlerin çoğu sahra ahalisinden, az yiyen ve besinleri kıt olanlardır. (İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi)
- Sıkıntı, var olmak yetersizliğimizden veya varlığın aşkınlığından doğar. (Din Felsefesine Giriş)
- Yahudilikte Mesih sözcüğü başlangıçta Yahudi yalvaçları, kralları, kohenler için bir sıfat olarak kullanılıyordu. Çünkü onlar vazifeye başladıkları zaman, yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, kutsal yağ ile mesh edilirlerdi. Tanrı, Musa'ya ve Yahudilere içerisinde zeytinyağı da olan bu kutsal yağın nelerden yapılacağını ve karışıma girecek şeylerin kaçar gram olması gerektiğine varıncaya dek hazırlanışını öğretmiştir. Dolayısıyla Tanah'ta daha sonra ve bugün anlaşıldığı anlamında, yani beklenen kurtarıcı anlamında Mesih inancı yoktur. Ancak MÖ 548 yılındaki Babil sürgününden sonra Mesih sözcüğü, ahir zamanda Tanrı tarafından gönderilecek, Sion'u (Siyon, Ziyon) tekrar inşa edecek ve Yahudileri kurtaracak bir kral veya yalvaç için kullanılmaya başlanmıştır. Bunda doğrudan Zerdüştlüğün bir etkisi olduğu kabul edilir. Özellikle de ortaçağda Yahudi kelamcılarının çalışmalarıyla Mesih'e inanç bir iman ilkesi haline gelmiştir. Bundan sonra Yahudilikte Mesih'in kim olacağı, ne zaman geleceği, alametlerinin neler olduğu gibi konularda çok fazla edebiyat oluşmuştur. (Üç Dinin Tarihi)
- Cabir b. Hayyan, 720'li yıllarda minerallerin, bitkilerin, hayvanların ve insanların suni olarak laboratuvarda üretebileceğini savunmaktaydı... Cabir, bu tezinin yöntemlerini nasıl oluşunu ve işlemlerini eserinde uzun uzadıya anlatmaktadır. (İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi)
- Yunus'a göre aşk tanımlanan değil, tanımlayandır, anlam değil, anlamlandırandır. Aşk, asıl ve öz olması nedeniyle varlık ve duygu planında var olan her şeye, "şey" olma anlamını kazandırmaktadır. İşte kendisi anlamlanan değil, anlamlandıran olması nedeniyle, Yunus'a göre gerçekte aşkı tarife ve tanıma sığdırmak olanaksızdır. (Yunus Emre ve Aşk Felsefesi)
- "Ne varlığa sevinürem ne yokluğa yerinürem Işkunıla avunuram bana seni gerek seni " (Yunus Emre ve Aşk Felsefesi)
- Stoacı filozofların hiçbir eseri Arapçaya çevrilmediğinden, onların İslam felsefesinin oluşumuna ve genelde İslam düşüncesine doğrudan ve sürekli etkilerinden bahsedilemez. Ancak yukarıda isimlerini zikrettigimiz Helenistik devir filozof ve yazarlarının vasıtasıyla dolaylı bir etkileri olmuştur. (İslam Felsefesine Giriş)
- Allah'ı sadece akılla aklileştirmek, O'nu soyutlamak olur; ancak ibadetle O, insanda yaşayan hakikat haline gelir. Ahlâkî veya gayri ahlâkî fiiller, ancak yaşanan bir din ile gerçek değerini kazanır. Dinin duygusal yönü, ancak din yaşanır hale geldiği zaman ortaya çıkar; çünkü fiilin olmadığı yerde duygu olmaz. O halde din, düşünce olduğu kadar pratik bir hayat tarzıdır. (Din Felsefesine Giriş)
- İlk Akıl: Meşşailere göre ve bazı sufilere göre ilk akıl, Bir'den sudur eden, maddeden mücerred ilk varlıktır. Davud el-Kayseri'ye göre ise, Allah'ın Rahman isminin görüntüsü olan Hz. Muhammed'in külli ruhudur. (Davud El-Kayseri)
- Bilindiği gibi, Aristo'nun ilim anlayışına göre birinci derecedeki gerçek ilim, değişmeyenin, yani tanrısal varlığın ilmi, ikinci derecedeki gerçek ilimse tabii varlıkların ilmidir. Aristo'nun bu varlıkların bilgilerine ilim demesi, bu bilgilerin zaman ve mekâna bağlı olmadan değişmezlik arz etmesi ve genel kurallarla ifade edilebilir olmasındandır. Hâlbuki insan gibi bazı tabii varlıkların kendilerinin sebep olduklar olayların bilgileri değişken olduğundan, Aristo, bu bilgilere ilim demez. Mesela, tarih ve sosyoloji bu açıdan Aristo'ya göre ilim değildir. (İslam Felsefesine Giriş)
- Genel olarak İslam hukukuna rey ve kıyası sokan kişi olarak Ebu Hanife (ö. 767) kabul edilir. (İslam Felsefesine Giriş)
- On ikinci İmam'ın kaybolmasıyla hem devlet başkanlığı hem de din başkanlığı olan imamlık boşalmıştır. Şiiler, On ikinci imamın bir gün Mehdi olarak döneceğine inanırlar. Ancak onun kaybolmasıyla yürütmesi gereken devlet ve din işleri askıda kaldı. Örneğin Şiiler Cuma namazı kılamaz oldu. Bu namaza siyasi bir namaz olarak bakılıyordu ve bunu ancak devlet başkanı imam kıldırabiliyordu. Bilindiği gibi, fran, Şah İsmail'den önce katı Ehl-i Sünnet idi. Şah İsmail Safavi Devleti'ni kurunca hem İran halkını Şiileştirdi, hem de din işlerini yürütecek Velâyet-i Fakih kurumunu kurdu. Bu kurumun esasınu, Mehdi dönünceye kadar, devlet başkanının atayacağı bir Şii din bilgininin On ikinci İmam'a vekâlet ederek din işlerini yürütmesi oluşturuyordu. (Üç Dinin Tarihi)
- Ey İsrailoğulları! Rabbimiz Tanrı, tek Rabb'tir" (Bir Hristiyan Dogması Teslis)
- İslam'a gelince, İslam'ın esas ve birincil kaynağı Kuran'da ne Deccal sözcüğü geçer, ne de Kuran'ın herhangi bir ayetinde Deccale, Mehdi'ye veya Mesih'e inanmaktan bahsedilir. Buna rağmen Müslümanların çoğunluğu bunlara inanır. Gerekçeleri ise bunlardan bahseden hadislerdir. Bu hadislerin sahih hadis olmalarına imkân yoktur. Bu hadisleri ilk rivayet edenlerin kimler olduklarına bakılırsa, çoğunun Zerdüştlükten İslam'a geçmiş olan İranlılar olduğu görülür. Bu konularda bilgi veren bu sözde hadislerin çok farklı bilgiler vermesi, zaman zaman birbirleriyle çelişik olmaları da onların uydurma olduğunu gösterir. (Üç Dinin Tarihi)
- "Gelün tanışık idelüm işün kolayın tutalum Sevelüm sevilelüm dünyeye kimse kalmaz" (Yunus Emre ve Aşk Felsefesi)
- Bugün için ihtiyacımız olan şey, geçmişin geleneksel hale getirilmiş şu veya bu anlayışlarını yermek veya takdir etmekle uğraşmak yerine, zihniyetimizi tazeleyip Kuran, sünnet ve akıl üçlüsüyle Islam'ı bütün genişliğiyle anlama, anlamlandırma ve anlatmadır. (Dinlerarası Diyalog ve Başkalaştırılan İslam)
- Mutasavvıflardan bir kısmı, "Beden gibi kalbin de gözü var. İnsan görünen şeyleri baş gözüyle, görünmeyen hakikatleri de kalp gözüyle görür." dediler. Peygamberimiz (s.a.v), "Her insanın kalbinin iki gözü vardır. O gözlerle gaybı kavrayabilir. Allah bir kuluna hayır murad ederse, gözünün görmediği şeyi görebilmesi için kalp gözlerini açar" buyurmuşlardır. (Tasavvuf ve Modern Bilim)
- Acaba, düşünce sahasını geniş tutan bir kimsenin aklı, sadece akıl prensipleri denen kuralların dışına çıkamaz mı? (Tasavvuf ve Modern Bilim)
- "Elimizle göğü biz kurduk; şüphesiz biz genişleticiyiz." (Zariyat Suresi, 47) (Tasavvuf ve Modern Bilim)
- Bizler müslüman olarak Allah'a herkese cennetini nasip etmesi için dua edebiliriz. Ancak cenneti veya cehennemi parselleyerek dağıtamayız. (Dinlerarası Diyalog ve Başkalaştırılan İslam)
Yorumlar
0 yorum