Kitap Künyesi

Yazar: Vladimir İlyiç Lenin

Çevirmen: Muzaffer İlhan Erdost

Yayın Evi: Sol Yayinlari

İSBN: 9789757399247

Sayfa Sayısı: 239

--reklam--

Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

İçindekiler - RSDİP’nin Ulusal Programı - Ulusal Sorun Üzerine Eleştirel Notlar - Diller Sorununda Liberaller ve Demokratlar - "Ulusal Kültür" - "Ulusal Özümleme" Umacısı - "Ulusal Kültür Özerkliği" - Ulusların Eşitliği ve Ulusal Azınlığın Hakları - Merkezileşme ve Özerklik - Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Etme Hakkı - Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Etmesi Nedir? - Sorunun Somut Tarihsel Konumu - Rusya’da Ulusal Sorunun Somut Özellikleri ve Bu Ülkede Burjuva Demokratik Dönüşüm - Ulusal Sorunda "Pratik Olma" - Ulusal Sorunda Liberal Burjuvazi ve Sosyalist Oportünistler - Norveç’in İsveç’ten Ayrılması - Uluslararası Londra Kongresi (1896) Kararı - Ütopyacı Karl Marx ve Pratik Rosa Luxemburg - 1903 Programı ve Programın Likidatörleri - Sonuç - Büyük-Rus Ulusal Gururu Üzerine - Ulusal Politika Üzerine - Sosyalist Devrim ve Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı (Tezler) - Emperyalizm, Sosyalizm ve Ezilen Ulusların Kurtuluşu - Sosyalist Devrim ve Demokrasi Uğruna Savaşım - Ulusların Kaderlerini Tayin Etme Hakkının Önemi ve Bu Hakkın Federasyon ile İlgisi Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı Sorununun Proleter Devrimci Sunuluşu - Ulusal Sorunda Marksist ve Prudoncu Görüş - Ulusların Kaderlerini Tayin Etme Hakkı Bakımından Üç Tip Ülke - Sosyal-Şovenizm ve Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı - Önümüzdeki Günlerde Proletaryanın Somut Görevleri - Rus ve Polonyalı Sosyal-Demokratların ve II. Enternasyonalin Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı İlkesindeki Tutumu - Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı Üzerine Bir Tartışmanın Özeti - Sosyalizm ve Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı - Emperyalizm Çağında Demokrasinin "Gerçekleşmesi Olanağı" Var mıdır? - İlhak Nedir? - İlhaklardan Yana mı, Yoksa İlhaklara Karşı mı? - Sosyal-Demokrasi Niçin İlhaklara Karşıdır? - Bu Sorunda "Avrupa’yı" Sömürgelerle Kıyaslamak Doğru mudur? - Marksizm mi, Prudonculuk mu? - Hollanda ve Polonya Sosyal-Demokrat Enternasyonalistlerinin Tutumunda Özel ve Genel - Engels’in Kautsky’ye Mektubu - 1916 İrlanda Ayaklanması - Sonuç - Ulusal Sorun Üzerine Söylev - Ulusal Sorun ve Sömürgeler Sorunu Üzerine Tezlerin İlk Tasarısı - Uluslar ve Sömürgeler Komisyonunun Raporu - ["Özerkleştirme" Üzerine Notlar] - Ulusal-Topluluklar ya da "Özerkleştirme" Sorunu - Ulusal-Topluluklar ya da "Özerkleştirme" Sorunu (Devamı) - Notlara Devam - Açıklayıcı Notlar - Adlar Dizini

--reklam--

Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı Alıntıları - Sözleri

  • "Ezen ulusun ayrıcalıklarına ve zulmüne karşı savaşırız, ama ezilen ulusun burjuvazisi, kendi öz burjuva milliyetçiliğinin çıkarlarını savunuyorsa, biz ona karşıyız, destek olmayız."
  • "Her ulusal kültür, gelişmiş olmasa bile, demokratik ve sosyalist bir kültürün öğelerini içerir, çünkü her ulusta, yaşam koşulları zorunlu olarak demokratik ve sosyalist bir ideolojiyi doğuran, sömürülen bir emekçi yığını vardır."
  • Kim proletaryaya hizmet etmek istiyorsa, bütün ulusların işçilerini birleştirmeli ve "kendisinin" olsun, başkalarının olsun, milliyetçiliğe karşı kesin savaşıma girişmelidir.
  • Genel olarak siyasette, kin, en aşağılık şeydir.
  • Devrimci proletaryanın öğretmenleri, 19. yüzyıl demokrasisinin tutarlı en büyük temsilcileri Marx ve Engels, "başka ulusları ezen bir ulus, özgür olamaz" dediler.
  • "Ulusların kaderlerini tayin hakkı", demokratik bir düzeni zorunlu kılar, öyle ki, bu düzende yalnızca genel olarak demokrasi ile yetinilmez, burada, özel olarak ayrılma sorununu demokratik olmayan yoldan çözüme bağlamak olanaklı değildir."
  • "Burjuva demokratlar için, teoride bile, zorunlu olmayan bu istem, sosyal-demokratlar olarak bizim için zorunludur. Eğer biz bunu unutursak, ya da Rus yurttaşlarımızın ulusal önyargılarını yaralamak korkusuyla, bunu söylemeye cesaret edemezsek, uluslararası sosyal-demokrasinin birlik çığlığı olan 'bütün ülkelerin proleterleri birleşiniz! sloganı, bizim ağzımızda utanmazca bir yalan haline gelirdi.
  • Bir kimse köle doğdu diye suçlanamaz; ama özgürlük uğruna savaşımdan kaçmakla kalmayıp köleliğini haklı bulan ve onu öven bir köle (...), haklı olarak, öfke, tiksinti ve nefret duyguları uyandıran bir aşağılık parazit, bayağının bayağısı bir köledir.
  • Kim ulusların ve dillerin eşitliğini tanımıyor ve savunmuyorsa, kim her türlü ulusal baskı ya da eşitsizliğe karşı savaşmıyorsa, o, Marksist değildir.
  • Boşanma serbestliğini savunan bir kimseyi aile bağlarını yıkmak istemekle suçlamak ne kadar ahmakça ve ne kadar ikiyüzlüce bir davranışsa, ulusların kendi kaderlerini tayin etme özgürlüğünü savunanları da, yani ayrılma özgürlüğünü savunanları da, ayrılmaya isteklendirmeyle suçlamak, o ölçüde ahmakça ve ikiyüzlüce bir davranıştır.
  • Eğer sosyalizme ihanet etmek istemiyorsak, başlıca düşmanımız olan büyük devletlerin burjuvazisine karşı her türlü ayaklanmayı desteklemeliyiz, yeter ki, bu ayaklanma, gerici sınıfın bir hareketi olmasın.
  • "Ulusların kaderlerini tayin hakkı", demokratik bir düzeni zorunlu kılar, öyle ki, bu düzende yalnızca genel olarak demokrasi ile yetinilmez, burada, özel olarak ayrılma sorununu demokratik olmayan yoldan çözüme bağlamak olanaklı değildir. Demokrasi, genel anlamıyla, savaşçı ve ezici bir milliyetçilikle bağdaşabilir. Proletarya, bir ulusun bir devlet sınırları içinde zorla tutulmasını olanaksız kılan bir demokrasiden yanadır. Bu yüzden, "ulusların kaderlerini tayin hakkını ihlal etmemek için", pek akıllı bay Semkovski'nin sandığı gibi, "oylarımızı ayrılma lehine vermek" değil, ayrılan bölgenin sorunlarını bizzat kendisinin çözüme bağlayabilmesine izin verilmesi amacıyla kullanmak zorundayız.
  • Burjuvazi,her yerde büyük toprak sahipleriyle ve papazlarla birlik halindedir.
  • Her ulusun kendi kaderini tayin etme hakkı vardır. Ama bu hak, olayların, olguların gelişimi ile çevrelenir. Sosyalizme hizmet ediyorsa desteklenir, Emperyalizme hizmet ediyorsa ezilir..
  • "...geniş bir devlette tek bir ortak dilin bulunmasının zorunlu olduğunu ve bu dilinde ancak Rusça olabileceğini yadsıyamaz." Mantığı tersine işletelim! Küçük Isviçre, ortak tek bir devlet dili yerine, üç resmî dilin (Almanca, Fransızca ve İtalyanca) bulunmasından hiçbir zarar görmemekte, tersine yararlanmaktadır.

--reklam--

Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Dil, ulusal kültür, federalizm, ulusların kendi kaderini tayin hakkı gibi konularda güzel analizler var. Her konuda sermayeye, gericilere, milliyetçilik adı altında rant elde edenlere karşı olan ama söz konusu en ufak bir aykırı görüş olunca hepsinden daha fazla milliyetçi, ulusalcı olan, hakim ideolojinin ağzıyla konuşan orta yolcu solcular özellikle okumalı. Bu kitabı okuyunca, neden belli dönemlerde farklı ideolojilerin ortak paydada buluşup azınlık olana çullandığını iyi anladım. İrlanda'nın İngiltere'den ayrılma isteği, Norveç ile İsveç'in ayrılması, Rosa Luxemburg'un Polonya'nın ayrılma isteğine karşı olmasına eleştiri gibi konular da var. Elbette her ülkenin farklı geçmişi, farklı yapısı var ama değişmeyen tek şey var: Bir ülkede milli kültür 2'ye ayrılır: Sermayenin, zamanla hakim ideoloji haline gelen kültürü, bir de ezilenlerin demokratik kültürü. Siz siz olun her millilik ve yerlilik diyen herkese aldanmayın. O millikten, ulusal kültürden kasıt birilerinin cebini doldurmak için kullandıkları paravan olabilir. Bizim savunmamız gereken %1'in hamasi sloganları değil; enternasyonalizmdir. Eşitlik kelimesinin bile maske olabileceğini unutmamalıyız. O eşitlikten kasıt, birilerinin eşitsizliği gizleyip sınıf ayrımını silikleştirmesi anlamına gelebileceğini unutmamalıyız. Ha bir de her azınlık hareketinin peşine de takılmak da hayal kırıklığı yaratabilir. Çünkü gerici unsurların istekleri değil ilerici istekler önemlidir. Büyük ülkelerin ileri karakolu gibi davranan Çeklerin ayrılma hakkına karşı takınılan tavır gibi. Lenin'in dediği gibi: '''Ezen ulusun ayrıcalıklarına ve zulmüne karşı savaşırız, ama ezilen ulusun kendisi için ayrıcalıklar sağlama yolundaki çabalarına destek olmayız.'' Kızmanız gereken şu veya bu ülke değil; onların sermayedarları. İyi okumalar. (Yorgun demokrat)

Lenin’in 1914 yılından başlayarak 1922 yılına dek gerçekleşen gelişmelerden ve fikir ayrılıklarından yola çıkarak kaleme aldığı self determinasyon (kendi kaderini tayin) ilkesi proleteryanın ezilen ulusların bağımsızlık mücadelesiyle ilgili olarak ne yapması gerektiği üzerine yazdığı broşürlerden oluşmaktadır. Sol düşüncenin de üzerinde mutabık olamadığı bu konuda Lenin'in ele aldığı kavramların önemini anlamanın meseleyi kavramamızı kolaylaştıracağını düşündüğüm için incelememi, kitapta üzerinde sıkça durulan konu başlıkları üzerinde durarak gerçekleştireceğim. Bahsettiğim fikir ayrılıklarından (Polonyalı sosyalistlerin görüşleri, ve özellikle Rosa Luxemburg'un fikirleri) spesifik olarak bahsetmeyeceğim, meselenin özünü kavramanın daha mühim olduğu düşüncesi içerisindeyim. Dolayısıyla ele almaya çalışacağım konu başlıkları bu tartışmaları kapsamayacaktır. LENİN - ULUSLARIN KADERLERİNİ TAYİN HAKKI / VE SOSYALİST PROLETERYANIN BU HAKKA KARŞI BENİMSEYECEĞİ TUTUM ÜZERİNE, Kendi kaderini tayin hakkını ele alırken, ezen uluslar kadar ezilen uluslar için de ''Ulusal Kültür'' meselesi oldukça büyük bir öneme sahip, ulusal kültür bilinci her ne kadar ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkının istemine gerekçe oluştursa da bir burjuva ideolojisi olan ulusal kültür sloganı ile Enternasyonal’in proleteryanın kapitalist düzene karşı birleşmesinin önünü açacak ve büyük kucaklaşmanın temelini güçlendirecek olan self seterminasyon ilkesinin desteklediği ulusal kültür süreci farklıdır. Lenin bu konuda ‘’Demokratizmin ve dünya işçi hareketinin enternasyonal kültürü sloganını öne sürerken, biz her ulusal kültürden yalnızca demokratik ve sosyalist öğeleri alıyoruz ve bunları, yalnızca ve kesin olarak burjuva kültürüne, her ulusun burjuva milliyetçiliğine karşı olduğumuz için alıyoruz.’’ vurgusunu yapmaktadır. (shf 21, Sol yayınları) Burada önemli olan kısım burjuvazinin ulusal kültürünün ‘’gerçek’’ olmasıdır, gerçeklikle altı çizilen bu kültür işçileri düşünme olanaklarından yoksun bırakan, onları bölen militan burjuva milliyetçiliğidir. Dolayısıyla ‘’Ulusal Kültür’’ dediğimizde ulusların kaderlerini tayin hakkı ile vahşi milliyetçilik duyguları arasındaki ayrımı bilmek bu sürecin en nihayetinde proleterya enternasyonaline hizmet etmesinin önünü açmak adına kritik bir öneme sahiptir. Bugünlerin ezen uluslarının kendilerini inşa ettikleri burjuva devrimlerine baktığımızda, temelde yatan sebebin meta üretiminin tam zaferini sağlamak amacıyla yurt-içi pazarı oluşturma gereksinimini fark etmesi olduğunu görüyoruz, işte bu aşamada Lenin, dilin önemine değinmektedir. Lenin burada aynı dili konuşan halkların yaşadığı bölgeleri siyasal bakımdan birleştirme zorunda olması ile pazarın devamlılığı arasındaki ilişkiyi belirtir. Burjuva için bu ortak dilin gelişmesini ve yazınsal olarak ortaya konulmasını etkileyecek olan ‘’bütün engellere’’ karşı girişilen mücadelenin temelinde yatan da sermaye sınıflarının bu amansız çıkarlarıdır. Dil birliği ve dilin engelsiz gelişiminin burjuva için önemi, o artık değeri oluşturuyorken bölünmüşlük ve farklılığın sürece ket vurmasının işine gelmemesinden kaynaklanır çünkü burjuva dil birliğinin pazar aktörlerini bir arada tutmak için eşsiz bir alan oluşturduğu bilgisine sahip olmuştur. Bu sürecin ‘’Ulusal Kültür’’ adı altında oluşturulup dil farklılıklarının bölücü nitelikteymişçesine gösterilip pazarlanması buna dayanır. Dolayısıyla Ulus-devlet’i anlamaya çalışırken dil ve kültür ilişkisinin et ile tırnak beraberliğine benzetilmesi, ulus bilincinin temelini oluşturduğunu esas olarak ele aldığımız her noktada, egemen sınıfların bu süreçten sağladıkları çıkarları da göz önünde bulundurmamız gerekmektedir. (shf 53, Sol yayınları) Bu kısımdan biraz geriye giderek kapitalizmin dünya sahnesine çıkışına vurgu yapmak, ulus bilincinin oluşturulma sürecini anlamamıza yardımcı olabilir. Kapitalizm gelişimi esnasında ulusal hareketlerin uyandırılması ve uyarılmasına bağlı bir yol izlemişti bunu gerçekleştirirken ulus-devlet mekanizmasının ortaya çıkarıldığını görmüştük, bunun yanı sıra ‘’ilerici’’ bir hareket olarak burjuva devrimi, oluşturulan bu uluslar arasındaki ticaretin yanı sıra, ulusal çitlerin yıkılmasının ve sermaye hareketinin, pazarın dışsallaştırılması gerekliliğinden dolayı, genel olarak iktisadi yaşamın, siyasetin ve enternasyonal birliğin yaratılmasının da önünü açmaktadır. Kapitalizm rahminde sosyalizmi taşımaktadır denilen nokta işte budur, bu eğilim olgunlaşmış olan kapitalizmin sınıfsız topluma dönüşümü sağlayacak olan antitezin gebeliğini yapmaktadır. Bu gebelik sürecinde self-determinasyon ilkesi içeren, ezen ülkelerin işçilerinin enternasyonalist eğitimi, ezilen ulusların özgürlüğü ve ayrılma ilkesinin zorunluluğunu içermektedir. Bu ilkenin ‘’ulusal boyunduruğa’’ karşı bir savaş olduğu altı çizilmesi gereken önemli bir detaydır. Self-determinasyon hakkının Marksizm’de bulduğu destek her türlü ulusal gelişim amacıyla ‘’ulusal kültür’’ uğruna yapılan savaşa verilen bir destek değildir. Bu küçük-burjuvanın yanında yer almak, dolayısıyla gerici-milliyetçi bir tavır almak ile sonuçlanmaktadır. Tam olarak burada Lenin'in milliyetçiliğe karşı altını ısrarla çizdiği bu farkın sebebi ise, milliyetçiliğin ciddi ve derin her siyasal sorunda gruplaşmanın sınıflara göre olduğu gerçeğinin üstünü kapatan bir pelerin olmasıdır. Ulusal kültür ve milliyetçilik ile ulus eşitliğinin arasındaki farka, dil faktörüne ve yurt-içi pazar oluşumuna değindik. Şimdi değinmek istediğim kısım Lenin’in de yazılarında sıkça vurguladığı önemli bir başka nokta olan milliyetçilik ve bunun sınıf bilincinin oluşumuna, örgütlenmesine olan etkisi. Bu kısım oldukça önemlidir. Sınıf bilincinin göz ardı edilmesini sağlayan milliyetçilik, sınıflar arası savaşımın tüm etkilerine rağmen güçlü ve engin gözüken parolalarla kitleleri sınıfsız bir toplumda yaşıyormuşuzcasına ayrılmaz bir bütünün yegane parçalarıymış gibi aldatır. Ulus-devlet politik gücünü dünya pazarındaki konumundan ve sermaye birikiminin yaptırımından, dolayısıyla emek-ücret sömürüsünden almasına rağmen, gücünün kaynağını korumak ve görünmez (invisible) kılmak için milliyetçi parolalara başvurmak zorundadır (*Bahsettiğimiz milliyetçi kodlar oluşturulurken kültürel normlar ve dilin kutsallığı kullanılabilir, egemen sınıfların yazımında olan tarih de bu süreç içerisinde değişmez yerini alır. Sermaye sahiplerinin piyonu olmaktan öteye gidemeyen ve bir kandırmacadan ibaret olan, kapitalist sistemde yer aldığı müddetçe Plütokrasi olmaktan öteye gidemeyecek olan ''demokrasi'' de gizleme sürecinin bir parçası olarak kullanılır.*) Aksi takdirde gerçekleştirdiği devasa sömürünün hesabını vermek durumunda kalacaktır. Enternasyonalin milliyetçi ideolojiye karşı giriştiği amansız mücadelenin bir diğer sebebi de budur. Dolayısıyla, ulus-devletin kapitalist üretim ilişkilerinin örgütlenmesi için kaçınılmaz bir mekanizma olduğu bilinciyle hareket eden bir Marksist ‘’öyleyse ben niçin bir başka ulusun bu süreci gerçekleştirmesi için destek vermeliyim?’’ diye sorabilir. Burada asla unutulmaması gereken fark halihazırda ‘’ezen’’ statüsünde olan devletin kendi ulusu için ayrıcalıklar ya da özel üstünlüklere sahip olmasıdır, bu ‘’pratik olmak’’ olarak nitelendirilir, burjuvazi için belirli bir istemin pratik olup olmaması önemliyken, proleterya için mühim olan kendi sınıfını, burjuvaziye karşı güçlendirmek ve yığınları tutarlı demokrasi ve sosyalizm anlayışı içinde eğitmek olmalıdır, bu yüzdendir ki proleteryanın buradaki vazifesi her türlü ayrıcalığa ve istisnai duruma karşı mücadele etmek olmalıdır, diye belirtir Lenin ve şöyle ekler: ‘’Burjuvazi, her zaman kendi ulusal istemlerini ön plana çıkarır. Bunları kesinlikle ileri sürer. Ama proleterya için bu istemler, sınıf savaşımının çıkarlarına bağımlıdır. Teorik bakımdan, belirli bir ulusun başka bir ulustan ayrılmasının ya da bu ulusun bir başka ulusla eşitliğinin, burjuva demokratik devrimi tamamlayıp tamamlayamayacağını önceden kestirmek olanaksızdır. Her iki halde de proleterya için önemli olan şey, kendi sınıfının gelişmesini güvence altına almaktır. Burjuvazi için önemli olan şey, bu gelişmeyi baltalamak ve ‘’kendi’’ ulusunun amaçlarını proleteryanınkilerden öne almaktır. Bu nedenle proleterya, kendi kaderini tayin etme hakkının tanınması isteminin, deyim uygun düşerse, ‘’olumsuz’’ yönüyle yetinir ve hiçbir ulusa başka bir ulusun sırtından üstünlükler vermeye, bu konuda taahhütlerde bulunmaya kalkışmaz.’’ (shf 68, Sol yayınları) . İşçilerin self-determinasyona dair ele almaları gereken elzem tutumu vurgulayan devrimci proleteryanın esaslı öğretmenleri Marx ve Engels de ‘’Başka ulusları ezen bir ulus özgür olamaz’’ diyerek proleteryanın vazifesini özetlerler. (F.Engels, Emigre Literature - I. Polonya Bildirisi) Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkının ulus eşitliğinin sağlanması konusundaki önemine değinmiştik, burada akla gelen bir diğer soru doğal olarak ‘’Ulusal eşitliğin talebi ulusal ayrılmayı da beraberinde getirir mi?’’ oluyor, Lenin bu konuda Norveç’in İsveç’ten ayrılması (1905) örneğini veriyor ve ekliyor: ‘’İsveçli işçilerin, Norveçlilerin ayrılma hakkını tanımış olmaları, Norveçli ve İsveçli işçilerin kardeşçe sınıf dayanışmasının ve birliğinin güçlenmesine yardım etmiştir. Çünkü bu davranış, Norveçli işçileri, İsveç işçilerinin İsveç milliyetçiliğine kapılmadıklarını, Norveçli proleterlerle kardeşliği İsveç burjuvazisinin ve aristokrasinin ayrıcalıklarının üzerinde tuttuklarına inandırmıştır’’ Böylelikle Lenin’in self -determinasyon ilkesinden yola çıkarak bütün ulusların tam hak eşitliğini tanımakla yetinmemek, aynı zamanda bağımsız devlet kurmada da hak eşitliğinin tanınması anlamını çıkarmamız mümkün. ‘’Bütün uluslar için tam hak eşitliği; ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkı; bütün ülkelerin işçilerinin birleşmesi…’’ (shf 117- Sol yayınları) Sosyalizm ile ulusal eşitliğin kaçınılmaz bağına tekrar dönecek olursak, self-determinasyon ilkesinin önemini bir kere daha anlayabiliriz. Burada Marx’ı anmak faydalı olacaktır, Marx, Gotha Programının eleştirisinde daha önce de değindiğimiz, kapitalizm var olduğu müddetçe sosyalizm de var olacaktır, çünkü sosyalizm kapitalizmin eleştirisidir, onun rahminden doğmaktadır’ı inceler ve kapitalist toplumdan komünist topluma geçiş döneminin varlığına değinir bu geçiş döneminde devlet, prolteryanın devrimci diktatörlüğünün ta kendisi olacaktır. (shf 152, Sol yayınları ve Gotha-Erfurt programlarının eleştirisi, Sol Yayınları, shf 41) İşte tam da bu noktada, kapitalizmi sosyalizm biçimine sokmakta, proleterya ulusal baskıyı ortadan kaldırmanın olanağına erişir, bu olanağın süreci baltalamaması ve ilerici olmasının koşulu halkın ‘’sempatilerine’’ uygun olarak, devlet sınırlarının çizilmesini de içermekle beraber, tam ayrılma özgürlüğü ve tam demokrasinin her alanda mevcut olmasıdır. Burada henüz ayrılan ulusların düşmanlıklarının çabucak yok olmalarını düşlemek de hayalperestlik olacaktır, ezilen ulusun, kendisini ezen ulusa karşı düşmanlığı bir zaman sürecektir, bu düşmanlığın sona ermesi uluslar arasında tam olarak oluşturulması gereken demokratik ilişkilerin kesin olarak kurulmasından sonraya kalacaktır. Bu süreç de herhangi bir kapitalist düzende gerçekleşemeyeceğinden, baskının ortadan kalkması için, bütün sınıfların ortadan kaldırılmasını zorunlu kılar, yani ancak sosyalizmin varlığıyla gerçekleşebilmektedir. (shf 155, Sol yayınları) Ulusal öfkeden bahsetmişken sosyalist devrime ve değişimlere vurgu yapmak yerinde olacaktır diye düşünüyorum. Devrim, bütün ezilenlerin ve hoşnutsuz olanların patlak veren yığın savaşıdır. Toplumsal devrimin, sömürgelerde ve Avrupa’da, Asya’da ayaklanmalar olmadan, henüz sınıf bilincine sahip olmayan proleter, yarı-proleter yığınların kısıtlama ve gerici hareketlere (toprak ağalığı, din, burjuva reformizmi vb.) karşı bilinçlenip örgütlenmedikçe gerçekleşeceğini düşünmek, devrim hareketini reddetmekle eş değer oluyor. Dolayısıyla toplumsal devrimlerin herhangi bir çatlama olmadan oluşmaya başlayacağı düşüncesi ‘’değişim’’ düşüncesini anlamamaktan ileri gelmektedir. Bu tür gelişmelerden yoksun ''nato kafa nato mermer'' bir devrim beklemek, değiştirmenin, devirmenin ve hareketin ne demek olduğunu bilmemektir. Lenin bu konuya değinirken: ‘’Saf bir toplumsal devrim bekleyen kimsenin ömrü, bunu görmeye yetmeyecektir. Böylesi, gerçek bir devrimin ne olduğunu hiç anlamayan sözde-devrimcidir’’ diyerek bahseder. (shf 189- Sol yayınları) ... ... Demem o ki Lenin’in ulusların kaderini tayin hakkı yazıları, sosyalist devrime gidecek olan yolda self-determinasyon ilkesinin önemini kavramak ve burjuvaziye karşı verilen mücadelede sınıf savaşımının kolunu güçlendirmek için ne kadar büyük bir öneme sahip olduğunu anlamak adına başvurulabilecek yegane eser olmanın eşsizliğini taşıyor. Tüm bunların yanı sıra Lenin’in argümanlarının Wilson prensiplerinde yer alan ‘’ulusların kaderlerini tayin hakkından’’ önce evrensel ulus eşitliği adına dile getirilmiş olması da tuzu kuru liberalleri pazar arayışları adına küçük ulusların milliyetçi duygularından nasıl yararlandıklarını da gözler önüne seriyor. Konuyu daha kapsamlı ele almak isteyenler adına önerebileceğim birkaç okuma: Benedict Anderson – Imagined Communities Miroslav Hroch – Avrupa’da Milli Uyanış V.I. Lenin – Emperyalizm Taner Timur – Türk Devrimi ve Sonrası (Türk Devrimi ve Sovyetler arasındaki ilişkiyi ve bir kod olarak halkçılık ilkesinin kullanımına dair) III. Komintern: https://ozgurlukdunyasi.org/arsiv/336-sayi-096/1241-80-kurulus-yildonumunde-komunist-enternasyonal Konuyu tarihsel vakalarla incelemek ve yorumlamak isteyenler için ise birkaç önemli örnek: İrlanda’nın bağımsızlığı sorunu üzerine Norveç’in İsveç’ten ayrılması Polonya’nın 20. yy başlarındaki durumu Avrupa’da Alsace sorunu, Fransa ve Almanya’nın durumu (Ilayda D. Caner)

Bu kitapta marksizmin ulusların kaderlerini tayin hakkı ilkesine ayrıntılı bir biçimde değinilmiştir.Ancak bu ilke her durumda geçerli değildir durumlara göre değişkendir bu yüzden bazı ülkelerden örnekler verilmiştir ve o ülkedeki sosyalist partilerin tutumları eleştirilmiştir.Bu kitap bizi türkiyedeki kürt meselesiyle ilgili aydınlatır. (Arda Çolakoğlu)

--reklam--

Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Vladimir İlyiç Lenin - Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Vladimir İlyiç Lenin Kimdir?

Vladimir İlyiç Ulyanov, bilinen adıyla Lenin (22 Nisan 1870, Simbirsk - 21 Ocak 1924, Moskova), Rus sosyalist devrimci, Ekim Devrimi'nin lideri, Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin öncülü olan Rus Komünist Partisi/Bolşevik lideridir.

Lenin aynı zamanda Marksist teorik ve felsefi yazıların yazarı olarak bilimsel sosyalizmin Marx ve Engels sonrası geliştiricilerindendir. Lenin'in en büyük amacı; kapitalizmin uzlaşmaz sınıf çelişkilerinden proleter bir dünya devrimi oluşturup toplumsal sınıf karşıtlıklarının olmadığı insan toplumunun tarihsel oluşumuna öncülük etmekti.[2]

Kendisi, Marksizm üzerine kurulmuş politik ve ekonomik bir teori olan Leninizm'in de kurucusudur. Leninizm, Marksizmin çağın gereklerine göre hem kuramsal hem politik hem de ekonomik alanda, temel ilkelere bağlı kalarak yeniden uyarlanması olarak anlaşılır. Leninizm kavramı, yeni olgular ve yeni bilimsel gelişmeler doğrultusunda Marksizmin yeniden üretilmesi gereği üzerinden değerlendirilir ve Marksizmin devrimci ve bilimsel özüne uygun olarak geliştirilmesi olarak anlaşılır.

Çocukluğu ve gençliği

Rusya İmparatorluğu zamanında adı Simbirsk olan Ulyanovsk'ta doğan Lenin demokrasi ve özgür eğitim için mücadele veren devlet memuru İlya Nikolayeviç Ulyanov (1831-1886) ile liberal görüşlere sahip Maria Aleksandrovna Ulyanov'un (1835-1916) oğludur. Ailenin etnik yapısı çeşitlilik gösterir. "Lenin'in ataları Rus, Kalmuk (Oyrat), Tatar, Yahudi, Alman, İsveçli ve muhtemelen diğer birkaç halka daha mensuptur." [5] Lenin Rus Ortodoks Kilisesi'nde vaftiz edilmiştir.

Yaşamının ilk yıllarında iki trajedi ile karşı karşıya kalmıştır. Bunlardan birincisi 1886 yılında babasının beyin kanamasından ölümü, ikincisi de Mayıs 1887'de ağabeyi Aleksandr İlyiç Ulyanov'un Rus çarı III. Aleksandr'ın hayatına kasteden bir bombalama eylemine katılması nedeniyle asılmasıdır. Aleksandr tutuklandığı sırada yanında bulunan kızkardeşi Anna, Karzan yakınlarındaki küçük Kokuchkino kasabasına sürülmüştür.

Resmî Sovyet biyografilerinde, devrimci eylemlerinin temelinin bu olaylarda yattığı söylenir. Sovyet ders kitabında basılan Beluzov'un ünlü resmi genç Lenin'i ve annesini Aleksandr'ın kaybı için yas tutarken gösterir. "Farklı bir yol izleyeceğiz" cümlesi Lenin'in halk devrimi için anarşist ve bireysel yöntemler yerine Marksist bir yaklaşım seçtiği anlamına gelmektedir. Lenin Marksizm ile ilgilenmeye başladıktan sonra öğrenci gösterilerine katıldı ve sonunda tutuklandı. Kazan Üniversitesi'nden atıldıktan sonra bağımsız olarak çalışmalarına devam etti ve 1891 yılında avukatlık yapmak için lisans aldı.

Latince ve Yunanca konusunda kendini gösteren Lenin aynı zamanda Almanca, Fransızca ve İngilizce de öğrendi. Ancak Fransızca ve Almanca bilgileri yetersizdi. 1917'de Inessa Armand'ın yardımıyla Fransızca ve İngilizce ile yazılan makaleleri çevirmiş ve aynı yıl Cenevre'de S.N. Raviç'e Benim Fransızca ile ders verme kabiliyetim yok. demiştir.

Devrimcilik dönemi

Lenin Samara’da birkaç yıl çalıştıktan sonra 1893 yılında St. Petersburg’a yerleşti. Kariyer yapmak yerine devrimci propaganda ile uğraşmayı tercih etti ve Marksizm üzerine çalıştı. 7 Aralık 1895'te tutuklandı. 14 ay tutulduktan sonra Sibirya’daki Shushenskoye köyüne sürgüne gönderildi.

Temmuz 1898’de bir sosyalist eylemci olan Nadejda Krupskaya ile evlendi. Nisan 1899'da Razvitiye kapitalizma v Rossi (Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi - Geniş-Çaplı Sanayi İçin Bir İçpazarın Oluşma Süreci) yayımlandı.

1900 yılında cezasının sona ermesinin ardından Rusya’da ve Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde çalıştı. Zürih, Cenevre, Münih, Prag, Viyana, Manchester ve Londra’da bulundu. Sürgünde iken, sonraları önde gelen rakiplerinden olacak olan Julius Martov ile Iskra gazetesini kurdu. Devrimci hareket üzerine çeşitli makaleler ve kitaplar yazdı. Bu dönemde çeşitli mahlaslar kullandıktan sonra sonunda Lenin mahlasını kullanmaya karar verdi.

Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi'nde (RSDİP; Rusça: РСДРП ) etkin görev aldı. 1903 yılında yazdığı Çto delat? kitapçığının kısmen etkilemesiyle ortaya çıkan parti içi bölünmede Menşeviklere karşı Bolşeviklere önderlik etti. Bu kitapçığın devrim öncesi Rusya’sında en etkili kitapçıklardan biri olduğu söylenir. 1906 yılında RSDİP’nin başkanlığına seçildi ve güvenlik nedeniyle 1907 yılında Finlandiya’ya geçti.

Avrupa'daki seyahatlerine devam ederek 1912’de Prag Parti Konferansı ve 1915’de Zimmerwald Konferansı gibi birçok sosyalist toplantıya ve etkinliğe katıldı. Lenin Zimmerwald Solu'nun en önemli lideriydi. Inessa Armand Rusya’yı terkedip Paris'e yerleştikten sonra sürgünde yaşayan Lenin ve diğer Bolşevikler'le karşılaştı. Armand'ın bu dönemde Lenin'in sevgilisi olduğuna inanılır. Lenin daha sonra İsviçre’ye geçti.

1914 yılında I. Dünya Savaşı başladığında, o zamanlar kendilerini Marksist diye tanımlayan Avrupa'nın Sosyal Demokrat partileri kendi ülkelerinin savaş için harcadığı çabayı destekledi. Lenin, Alman Sosyal Demokratları'nın savaşı desteklediğine ilk başlarda inanmamıştı, bu olaylar neticesinde savaşı destekleyen partilerden oluşan İkinci Enternasyonal’den ayrıldı. Lenin “emperyalist savaş” olarak nitelediği bu durumun sınıflar arası savaşa dönmesi gerektiğini savunuyordu.

Ekim Devrimi

Ana madde: Ekim Devrimi

8 Kasım’da Lenin, Rus Sovyet Kongresi tarafından "Halk Komiserleri Konsey Başkanı" (hükümet başkanı) seçildi.

"Komünizm Sovyet iktidarı ile tüm ülkeye elektriğin ulaştırılmasıdır" diyen Lenin, Rusya’nın her yerine elektrik götürülmesinin ve tarım ile sanayinin modernize edilmesinin önemini vurgulamıştır. "Sanayinin modern ve ileri teknoloji üzerinde örgütlenmesinin ve kent ile kırsal arasında bağlantı sağlayacak olan elektriğin yaygınlaştırılmasının kent ile kırsal arasındaki ayrımı ortadan kaldıracağını, kırsaldaki kültür düzeyini yükseltmeye olanak sağlayacağını ve ülkenin en ücra köşelerinde bile geri kalmışlığı, cehaleti, yoksulluğu, hastalığı ve barbarlığı yok edeceğini köylülere göstermeliyiz." Herkes için ücretsiz evrensel bir sağlık sistemi kurmak, kadınlara haklarını iade etmek ve okur yazar olmayan Rus halkına okuma yazma öğretmek konularında çok hevesliydi. Ama Bolşevik hükümetinin öncelikli eylemi Rusya’yı I. Dünya Savaşı’ndan çekip kurtarmaktı.

Yaşamının son yılları

Ana maddeler: Gürcistan Olayı ve Lenin'in Vasiyeti

Lenin'in sağlığı, devrim ve savaşın getirdiği gerginlik sonucu oldukça zarar görmüş, suikast girişiminde aldığı yaralar sağlık durumunu daha da kötüye götürmüştü. Kurşun hâlâ boynunda idi ve omuriliğe yakın durduğu için, o günün tıp tekniğiyle çıkarılması mümkün değildi. 1922 Mayıs’ında ilk defa felç geçirerek sağ tarafı kısmen felçli kalan Lenin’in hükümetteki rolü giderek azaldı. Aynı yılın Aralık ayında geçirdiği ikinci felçten sonra aktif politikadan çekildi. 1923 Mart’ında geçirdiği üçüncü felcin sonrasında konuşma yeteneğini de yitirerek ölene kadar yatağa bağımlı kaldı.

İlk kez felç geçirdikten sonra, hükümet ile ilgili bazı yazıları eşine dikte ettirdi. Bunların arasında en ünlüsü Lenin'in Vasiyeti’dir. Bu vasiyette, başta Stalin olmak üzere önde gelen komünistleri eleştiriyordu. 1922 Nisan ayından itibaren Komünist Parti’nin genel sekreteri olan Stalin'in eline sınırsız bir otoritenin geçtiğini söylemiş ve yoldaşların Stalin’i bu görevden uzaklaştırmak için bir yol aramalarını önermiştir.

Lenin’in ölümünden sonra eşi, 1924 Mayıs’ındaki 13. Parti Kongresi’nde okunmak üzere vasiyeti Merkez Komite Sekretaryasına teslim eder. Vasiyet o dönemde partiyi yöneten Grigori Zinoviev, Lev Kamenev ve Josef Stalin'i zor durumda bırakır. Partide Lenin'in büyük otoritesi ve saygınlığı metnin örtbas edilmesi ihtimalini imkânsız kılıyordu. Ancak Leon Troçki'ye karşı iktidar mücadelesi veren Zinoviev, Kamenev ve Stalin ellerini zayıflatmak da istemiyorlardı. Bu durumda Merkez Komite toplanacak[29] ve metnin 13. Kongre delegelerine not tutmamaları ve metinden kongrede bahsetmemeleri şartıyla okutulmasına karar verilir. Lenin'in eşi Krupskaya karara karşı çıksa da sonuç değişmez. Metin delegeler tarafından ayrı ayrı okunur ve Lenin'in beklediği iddia edilen etkiyi yaratmaz. Stalin Genel Sekreterliğe devam eder. Vasiyetin bır kısmı ilk olarak 1926 yılında Max Eastman tarafından Amerika Birleşik Devletleri’nde yayımlandı. Troçki ise partiden tasfiye edilip sürgüne gittiği dönem içerisinde 1934 yılında metni basacaktır.

Lenin 21 Ocak 1924 günü, 53 yaşında öldü. Lenin’in ölüm sebebi için yapılan resmî açıklama serebral arteriyoskleroz ya da dördüncü bir inme idi. Ancak Lenin’i tedavi etmeye çalışan 27 doktorun yalnız sekizi otopsi raporunda bu sonuca vardığı için, ölümü ile ilgili başka teoriler de ortaya atıldı. Tarihçilerin büyük çoğunluğu ölüm sebebinin, suikast neticesi boynunda kalan kurşunun neden olduğu bir felç olduğu konusunda hemfikirdir.

Lenin’in ölümünden üç gün sonra Petrograd şehrinin adı Leningrad olarak değiştirildi. Sovyetler Birliği, 1991 yılında dağıldıktan sonra şehrin adı Sankt Petersburg oldu. Leonid Krasin'in önerisiyle mumyalanan naaşı 27 Ocak 1924 tarihinde Moskova’da Lenin’in Mozolesi’nde daimî istirahatgâhına kondu.

--reklam--

Vladimir İlyiç Lenin Kitapları - Eserleri

  • Halkın Dostları Kimlerdir
  • Rusyada Kapitalizmin Gelişmesi
  • Ne Yapmalı?
  • Bir Adım İleri İki Adım Geri
  • Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin İki Taktiği
  • Materyalizm ve Ampiryokritisizm
  • Emperyalizm
  • Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi
  • "Sol" Komünizm
  • Sosyalizm ve Savaş
  • Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı
  • Ulusal Sorun ve Ulusal Kurtuluş Savaşları
  • Emperyalist Ekonomizm
  • İşçi Sınıfı ve Köylülük
  • Gençlik Üzerine
  • Tasfiyecilik Üzerine
  • Burjuva Demokrasisi ve Proletarya Diktatörlüğü
  • Örgütlenme
  • Proleter Devrimi ve Dönek Kautsky
  • Kadın ve Aile
  • Ekim Devrimi Dosyası
  • Tarımda Kapitalizm
  • Komün Dersleri
  • Marx Engels Marksizm
  • Devrimci Maceracılık
  • Yönetmeyi Nasıl Öğrendik?
  • Karl Marx ve Marksizm Üzerine
  • Devlet ve Devrim
  • Din ve Devrim
  • Din Üzerine
  • Proleter Devrim ve Dönek Kautsky
  • Son Yazılar Son Mektuplar
  • Marksist Öğreti
  • Halkın Devlet Yönetimine Katılımı Üzerine
  • Edebiyat ve Sanat Üzerine
  • Sosyalizm ve Anarşizm
  • Devlet Üzerine
  • Karl Marx ve Doktrini
  • Partileşme Süreci
  • Kadın ve Marksizm
  • Marksizm ve Ulusal Sorun
  • Kır Yoksullarına
  • Eğitim Politikası ve Pedagoji Üzerine
  • Seçme Yazılar - Devrim, Demokrasi, Sosyalizm
  • Ne Yapmalı?
  • Marksizmin Üç Kaynağı
  • Lenin'in Son Kavgası
  • Karl Marx
  • Sanat ve Edebiyat
  • Halk Eğitimi Üzerine
  • Ütopik ve Bilimsel Sosyalizm
  • Ulusal Kimlik ve Etnik Açılım
  • Marksist Felsefe Yazıları
  • Rusya'da Sosyal Demokrasinin Tutumu
  • Yenilgicilik ve Enternasyonalizm
  • Plehanov'a Mektuplar
  • Sendikalar Bugünkü Durum ve Troçki'nin Hataları Üzerine
  • Lenin Seçme Eserler Cilt: 1
  • Lenin Seçme Eserler Cilt: 2
  • Lenin Seçme Eserler Cilt: 3
  • Lenin Seçme Eserler Cilt: 4
  • Lenin Seçme Eserler Cilt: 5
  • Lenin Seçme Eserler Cilt: 6
  • Lenin Seçme Eserler Cilt: 7
  • Lenin Seçme Eserler Cilt: 8
  • Lenin Seçme Eserler Cilt: 9
  • Lenin Seçme Eserler Cilt: 10
  • Lenin Seçme Eserler Cilt: 11
  • Lenin Seçme Eserler Cilt: 12
  • Felsefe Defterleri
  • Felsefe Defterleri
  • Emperyalist Savaş Üzerine
  • 1917
  • Proletarya Diktatörlüğü Üzerine
  • Bolşevikler ve Proleterya Diktatörlüğü
  • Rusya'da Kapitalizmin Gelişmesi
  • İşçi Sınıfı Partisi Üzerine
  • Mektuplar
  • Uzaktan Mektuplar
  • Nereden Başlamalı
  • Köy Yoksullarına: Sosyalistler Ne İster?
  • Yaklaşan Felaket
  • Sovyet İktidarı ve Dünya Devrimi
  • Kronstadt'tan Parti İçi Muhalefete
  • Devrimci Proletaryanın 1 Mayıs Eylemi
  • Friedrich Engels
  • Boykot Üzerine
  • Kadınların Kurtuluşu
  • Lenin 2017
  • Revizyonizm Üzerine
  • Dewlet
  • Türkiye Üzerine
  • Emperyalizm
  • Proletarya Kültürü
  • Marksizm Devlet Üzerine / Devlet ve İhtilal İçin Hazırlık Materyali
  • Imperialism, the Highest Stage of Capitalism
  • Bolşevikler İktidarı Ellerinde Tutabilecekler mi?
  • Proletarya Partisi Üzerine
  • Anarşizm ve Anarko Sendikalizm
  • Devrime Doğru
  • Sosyalist Parti ve Partisiz Devrimcilik
  • Barış İçinde Birarada Yaşama
  • Komintern Dünya Devriminin Partisi
  • Gerilla Savaşı
  • Toplumda Kadının Rolü Üzerine
  • Sosyalizmin İnşasında Sorunlar
  • İşçi Köylü İttifakı
  • Seçme Yazılar 1
  • Seçme Yazılar 2
  • Seçme Yazılar 3
  • Seçme Yazılar 4
  • Seçme Yazılar 5
  • Kültür ve Kültür İhtilali Üzerine
  • Kapitalizmin Son Aşaması: Emperyalizm
  • Bütün İktidar Sovyetlere
  • Bolşevikler Devrime Gidiyor
  • Ulusların Kaderlerini Kendilerinin Tayin Hakkı
  • Ulusal Siyaset ve Proleter Enternasyonalizm Sorunları
  • Kronstadt
  • Ulusal Sorun ve Kültürel Özerklik
  • Lenin ve Leon Tolstoy
  • Örgütlenme Üzerine
  • Gotha Programının Eleştirisi
  • Partizan Savaşı
  • Paris Komünü 150
  • Doğu'da Ulusal Kurtuluş Hareketleri
  • Vladimir İlyiç, Lenin
  • 1905 Devrimi Üzerine Yazılar
  • Toprak Meseleleri

--reklam--

Vladimir İlyiç Lenin Alıntıları - Sözleri

  • Din halkın afyonudur; Marx'ın bu yargısı, din konusundaki Marksist yaklaşımın köşe taşıdır. Marksizm tüm modern dinleri ve kiliseleri, her türlü dini örgütlenmeyi, daima, burjuva gericiliğin sömürüyü savunmaya ve işçi sınıfını sersemletmeye hizmet eden araçları olarak görmüştür. (Marksist Öğreti)
  • Zenginler iktidara sahip oldukları sürece, yoksulları şu yA da bu biçimde sürekli ezecekler. (Kır Yoksullarına)
  • Marx'ın felsefesi, tüm insanlığa, özellikle de işçi sınıfına yüce bir bilgi silahı sunan, tamamlanmış felsefi materyalizmdir. (Karl Marx ve Marksizm Üzerine)
  • Siyasal özgürlük olmadığı müddetçe, milyonlarca insan birleşemez. (Köy Yoksullarına: Sosyalistler Ne İster?)
  • Bir devrimin başarısı kadınların ona hangi ölçüde katıldığına bağlıdır.. (Kadın ve Aile)
  • Sosyalizmi bir ütopyadan bilime ilk dönüştüren , bu bilim için sağlam bir temel koyan, ve bütün yanlarıyla onu daha da geliştirmede ve yetkinleştirmede izlenmesi gereken yolu gösteren ilk teori, Marksizm olmuştur. (Marx Engels Marksizm)
  • Dinsel inançları yüzünden yurttaşlar arasında fark gözetmek hiç hoş görülemez. Bir yurttaşın dininin resmi belgelerde yalnızca belirtilmesine bile tartışmasız son verilmesi gerekir. (Din Üzerine)
  • İşte bizim sloganımız! Ezilen cinse özgürlük ve eşitlik! işçilere ve emekçi köylülere özgürlük ve eşitlik! Ezenlere, kapitalistlere ve vurguncu kulaklara karşı mücadele! Budur bizim savaş sloganımız. Budur bizim proleter gerçeğimiz. Herkes için özgürlük ve eşitlik hakkındaki ballandırılmış, ikiyüzlü ve görkemli deyimleriyle sermaye dünyasının yüzüne çarptığımız gerçeğimiz. (Kadınların Kurtuluşu)
  • Sınıf mücadelesi devam etmektedir. Değişen şey mücadelenin biçimidir. (Proletarya Kültürü)
  • Ve, sınıf savaşımı ve sınıf egemenliğinin temelleri özel mülkiyet ve anarşik toplumsal üretim- kayboluncaya dek bu sürecektir. (Marksizmin Üç Kaynağı)
  • Dinin devletle bir bağı olmamalı ve dinsel cemaatlerin yönetim otoriteleriyle hiçbir bağlantısı bulunmamalıdır. (Din Üzerine)
  • Hammadde kaynaklarının tamamını ya da büyük kısmını ele geçirmek olanaklı olduğu zaman, kartellerin oluşumu ve tekellerin kuruluşu da çok kolay olmaktadır.. (Emperyalizm)
  • “ Akıllı adam, yanlış yapmayan adam değildir. Böylesi yoktur ve olamaz. Akıllı adam odur ki, pek ağır olmayan yanlışlar yapar ve onları kolayca ve çabuk düzeltir.” (Sosyalizm ve Anarşizm)
  • Hareket noktası insanlığın ve sınıfların dışındaki kavramlar üzerinde temellenen her türlü ahlakı reddediyoruz. Bütün bunların, yalnızca toprak sahipleri ve kapitalistlerin çıkarına hizmet eden yalanlar, aldatmacalar, işçi ve köylülerin beyinlerini yıkamaya yarayan propaganda olduğunu söylüyoruz. (Proletarya Kültürü)
  • "Diyalektik felsefe için son, kesin, kutsal diye bir şey yoktur. Diyalektik felsefe için her şey, ama her şey geçicidir; sonsuz bir doğuş- yok oluş ve sonsuzcasına aşağıdan yukarı tırmanış süreci dışında hiçbir şey yoktur. Diyalektik felsefenin kendisi de, bu sürecin düşünen beyindeki basit bir yansısından başka bir şey değildir." (Karl Marx ve Marksizm Üzerine)
  • Ayaklanma için elverişli koşullar hükümetin dağıtılmasıyla ajitasyonumuzla ve örgütümüzle yaratılır (Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin İki Taktiği)
  • Dünyanın hiç bir yerinde prolteryanın gelişmesi sendikalar olmadan. Sendikaların ve işçi sınıfının partisinin karşılıklı eylemi olmadan gerçekleşmemiştir ve gercekleşemez. ("Sol" Komünizm)
  • Əgər qiyamlar sadəcə olaraq məzlum adamların üsyanı idisə, müntəzəm tətillər – sinfi mübarizənin rüşeymini, lakin məhz ancaq rüşeymini ifadə edirdi. Özlüyündə götürülən bu tətillər tred-yunionist mübarizəsi idi, lakin hələ sosial-demokrat mübarizəsi deyildi, bunlar fəhlələrlə sahibkarlar arasında antaqonizmin oyandığını göstərirdi, lakin fəhlələr öz mənafeləri ilə bütün müasir siyasi və ictimai quruluş arasında barışmaz əkslik olduğunu dərk etmirdilər, yəni onlarda sosial-demokrat şüuru yox idi və ola da bilməzdi. Bu mənada 90-cı illərin tətilləri “qiyamlara” nisbətən çox böyük bir tərəqqi olduğuna baxmayaraq, xalis kortəbii bir hərəkat olub qalmaqda idi. (Kapitalizmin Son Aşaması: Emperyalizm)
  • Kafaların doldurulmasına değil, her öğrencinin kafasının temel olguların bilgisiyle geliştirilip yetkinleştirilmesine ihtiyacımız var. (Sanat ve Edebiyat)
  • Her ulusun kendi kaderini tayin etme hakkı vardır. Ama bu hak, olayların, olguların gelişimi ile çevrelenir. Sosyalizme hizmet ediyorsa desteklenir, Emperyalizme hizmet ediyorsa ezilir.. (Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı)