Kitap Künyesi
Yazar: Gürsel Korat
Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
İSBN: 9789750836343
Sayfa Sayısı: 280
--reklam--
Unutkan Ayna Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
“Bir olay yazılınca zaman kaybolur ve canlanmak için okuyanın bakışını bekler...”
12 Haziran 1915 günü Nevşehir’de, bir bozkır sabahı: İğde kokuları içindeyiz, serinlikten ürpererek gözlerimizi ovuşturuyoruz. Yaşam olağan akışındadır, ölüm bu dünyaya yakışmaz görünmektedir. Oysa her şey koşup gelecek birazdan. On gün içinde devran değişecek. Hiç kimse o sabahtan sonra eskisi gibi olamayacak.
Gürsel Korat Unutkan Ayna’da insanlığın soluğunu tuttuğu ve bakışlarını Anadolu’ya diktiği bir zaman parçasını anlatıyor:
“Unutmanın” bazen “her şeyi eksiksiz görmek” anlamına geldiğini söyler gibi.
“Bana bak” dedi Mayreni, iyice kızmıştı, “Önümüzde kaç gün
var, onu bile bilmiyoruz. Belki mezarımız bile olmayacak. Belki bu çocuklar birbirinden muradını alamayacak.” Mayreni’nin gözleri, ne söylediğini o an anlamış birinin şaşkınlığıyla doldu, yüzü dehşetle gerildi, sesi giderek boğuklaştı: “Belki en sevdiklerimizin ölüsünü elimize alacağız.”
--reklam--
Unutkan Ayna Alıntıları - Sözleri
- "Birbirlerine söyleyecek hiç bir iyi sözü kalmaz bazılarının."
- Çünkü insan ölümle karşılaştığında kaçamıyorsa,yapacak bir şey kalmadığını biliyordur.
- “Boğos çoktan öldü. En az beş saat olmuştur. Bunu kimse bilmiyor, nereden bilsin… Havanın mavi mavi parlayışı, bulutların top top kümelenişi bir kesinlik fısıldıyor: Yaşam her zamanki gibidir, hiçbir şey değişmeyecektir, Boğos geldi gelecektir.”
- “Bir kere,” demişti, “o evde kadınlar siyaset konuşuyor, kitap okuyordu! Nerede görülmüş bu? Sonra da “Olmaz öyle şey!” denmiş gibi, “Yoo!” diyerek eklemişti: “Sezar’ın hakkı Sezar’a; Ermeni kadını iyi eğitiliyor.”
- Ölüm geldiğiyle kalmıyor, anıları da öldürüyordu.
- "De ki aynaya bakmışız, orada resmimiz kalmış! Unutmuş ayna bizi."
- Birbirine söyleyecek hiçbir iyi sözü kalmaz bazılarının.
- Çevredeki insanlar, kadının bilinçaltı duvarıdır;
- beklerken genişler zaman
- Siranuş ölmeden büyümeyi diledi, bu dileğin onu koruyacağından emindi.
- Fakat insan böyleydi işte: Felaket geçer geçmez aklı karışır, acıları unutur, yaşadığı basit can sıkıntılarını büyük bir şeymiş gibi dert ederdi.
- …keder neşeden daha güçlüydü ve tez bulaşıyordu.
- Evimizde uyuyup uyandık, ne mutluluk...
- Savaş yürekleri ezmişti;
- Çünkü herkes incinmiştir bir yerinden.
--reklam--
Unutkan Ayna İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Unutkan Ayna: Unutkan Ayna, bir ödev icabı ikinci kere okuduğum, oldukça nitelikli ve kararında, 2017 Orhan Kemal Roman ödülüne değer bulunmuş bir roman. Roman diyorum ama ben eseri bir roman olarak değil de,bir anlatı izlenimi ile okudum. Yazarımız, her ne kadar anlatılanların kurgu mu yoksa gerçek mi olduğu konusunda net bir beyanda bulunmasa da, ben bu eserin yaşanmış tarihimizin bir kesitini yansıttığı inancındayım. Aslen Yozgatlı olan yazarımız bu eserinde, 1915 yılının tehcir arefesindeki Nevşehir'inden seslenmiş bize.12 Haziran 1915 / 22 Haziran 1915 tarihleri arasındaki 10 günlük zaman diliminde yaşananlar, olay örgüsünü oluşturuyor. Bu vesile ile anlıyoruz ki; zaman kavramı Gürsel Korat için bir araç değil,amaç... Eser benim için çok etkileyici ve vurucuydu. "Nevşehir'in tek çerçisi Boğos'u sabaha karşı vurdular "...Evet böylesine derin ve manidar bir cümle ile başlayan, yöresel ağızlara, şivelere, atasözlerine, türkülere, ağıtlara ve yazıtlara genişçe yer veren bir eserin can yakmaması, bam telime dokunmaması zaten olanaksızdı... Dili, dini, ırkı, mezhebi ve tebaası ne olursa olsun, ezilen halkı ve buna karşın oluşturulmuş direniş çığlıklarını anlatan hikayeleri oldum olası büyük bir merak ve beğeni ile okurum. Unutkan Ayna da, toplumumuzun büyük bir kısmı ve şimdiye dek süregelen, hatta bir nevi devir daim yapan devlet erkânımız tarafından görmezden gelinen, örtbas edilmeye çalışılan bir konuya parmak basmış. Ne olursa olsun, ulusal ve dini kimliklerimizi bir kenara bırakarak, salt insan olarak düşünüp, tartmalı ve bu doğrultuda çıkarımlar yapmamız gerektiği kanısındayım. Zira ülkemiz gerçekten bir acılar coğrafyası. Korat'ın da dediği gibi, herkesin acılı olduğu yerde acı sıradanlaşıyor ve insan düşünmeden edemiyor; "Bunca etnik kökenli insan onca zaman kardeş gibi içiçe yaşarken ne oldu? Kim ekti mifak tohumlarını? Kim kin aşıladı yüreklerine? Kim katlettirdi kardeşi kardeşe?" Halkların kardeşliği temasının dışında, dostluk, sevgi, özgürlük, zaman gibi kavramlar da oldukça başarılı bir şekilde okura aksettirilmiş. Karakterler aracılığıyla, kadınlık ve kadın olmanın önemi üzerinde br hayli durmuş yazar. "Özgürlük, kadının yalnızca kendi özgürlüğü olduğu zaman değerliydi, erkeklere mutluluk verdiği zaman değil." "Kadınlar, kötülük görmedikçe erkekler hakkında kötü laf etmezler. Vicdan, kadına çok yaraşır." Karakter kadrosu olarak da dolu dolu bir kitap Unutkan Ayna..Türkler, Ermeniler, Rumlar...Ancak bu kalabalık asla okuru yormuyor ve bir karışıklığa sebebiyet vermiyor. Benim favori karakterlerim Zabel Minasyan ve Çoban Muharrem'di. Zabel son derece güçlü bir kadın portresi çizmiş eserde. Baştan sona kadar saf Anadolu köylüsü misyonunu üstlenmiş olan Muharrem ise, altın vuruşunu finalde yapıyor... İyi ve kötünün iç içe geçtiği eserde, İttihat ve Terakkicilerin gözünü kan ve kin bürümüş ele başlarından Miralay Ziya, Kolağası Hurşit, Hacı Nuri ve Bilal öğretmen kötüleri sembolize eden bireylerdir ve tehcir gerçekleşmeden, azınlıkların menkul ve gayrımenkullerine, hatta daha da ileri giderek kadın ve kızlarına göz dikip, aralarında paylaşmışlardır bile. İyiler safında ise karşımıza, yukarıda bahsettiğim isimler dışında Binbaşı Fuat Hilmi, Berber Mehmet ve "Ben hiçbir Ermeni'nin ülkemize zarar verdiğini görmedim. Fikirler ayrı olabilir, başıbozuklar her yerde var." diyen Müftü çıkıyor. Fotoğraf çekme ve bu çekimin kağıda aktarılması olayına aklı bir türlü ermeyen Muharrem'e, fotoğrafçı Dikran'ın söylediği şu cümleler ise, kitaba ismini veren detaylar olarak göze çarpıyor: "Seni çektiğim şu makinenin içinde ayna var, göz açıp kapayıncaya kadar seni görüyor ve içinde unutuyor...De ki aynaya bakmışız, orada resmimiz kalmış! Unutmuş ayna bizi. İşte ben o aynadaki resmi alıyorum. Bunları leğene koyuyorum ve Allah'ın işine bak ki, aynada unutulan o resim kağıda çıkıyor.” Velhasılıkelam, Gürsel Korat gerek dil, gerek üslup, gerek teknik, gerekse içerik açısından çok ama çok iyi bir iş çıkarmış. Okumanız ve okutmanız önemle rica olunur... (Seda Bera)
Nereden duyup okuyup aklıma kazındığını hatırlamasam da Anadolu insanına yakıştırılan mozaik kelimesini reddedip bunun yerine ebruyu koymuşlardı. “Biz mozaik gibi keskin sınırları, çizgileri olan ayrı renkler değiliz, iç içeyiz.” deniliyordu. Ne kadar da doğru. Rumu, Ermenisi, Türkü yıllarca nasıl bir olup siz biz ayrımına girmeden karışmışlar birbirlerine ve nasıl güzel bir kurguyla, zaman çarpıcılığıyla yansıtmış bunu yazar. Oldukça başarılı... (Demet Ertaş)
Spoiler İçerebilir: ** Not: Önyargılı bir insansanız bu kitaba dair bildikleriniz bununla sınırlı kalsın.Teşekkürler :) Öncelikle bu romanın daha çok okunmasına vesile olmayı kendime borç bilerek yazıyorum bu incelemeyi. Roman 1915 yılında 10 günlük bir sürede yaşanan olayları,Ermeni tehcirini anlatıyor. 46.Orhan Kemal Roman Armağanı ödülünü almış olan kitap,"Nevşehir'in tek çerçisi Boğos'u sabaha karşı vurdular" cümlesiyle başlıyor. "Belki en sevdiklerinizin ölüsünü elimize alacağız" diye de ekleniyor kitapta. Ermeniler,Rumlar,Türklerden.. oluşan karakter örgüsü var. Kitapta kardeşlik,dostluk, aşk çok güzel bir şekilde anlatılmış.Romanı okurken etkilenmemek elde değil.Karakterlerin birbiri ile bağını not alarak okumak zorunda kalsam da bazen bu değerinden eksiltmedi. Her karakterin yerine kendimi koyarak, Allah'ım ne zor şartlar o yıllar diyerek okudum.Kitapta beni en çok şaşırtan Çoban Muharrem oldu kuşkusuz.Çok detay vermek istemiyorum, okumanızı öneriyorum ama şu cümleyi unutmayarak; İnsan olmak mühim değil,insan kalabilmek meziyet.. (..Berna)
--reklam--
Unutkan Ayna PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Gürsel Korat - Unutkan Ayna kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Unutkan Ayna PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Gürsel Korat Kimdir?
1960'ta doğdu. Nüfus cüzdanına göre adı, Gürsel Sağlamöz'dür. Çocukluğu ve ilk gençliği Kayseri'de geçti. Öğrenimini 1985 yılında Ankara Üniversitesi'nde tamamladı. Bu yıldan itibaren de yazı hayatı başladı: 1984 yılından bu yana pek çok yayın organında yazıları yayımlanan Gürsel Korat'ın ilk kitabı 1994 yılında basıldı. Senaryo yazarlığı, film yapımcılığı, felsefe öğretmenliği, serbest gazetecilik gibi işler yapan yazar, İstanbul ve Ankara'daki bazı üniversitelerde edebiyat-iletişim ve dramatürji ekseninde öğretim görevlisi olarak çalıştı. İlk yazısı 1984 yılında Ankara'da Yarın Dergisi'nde yayımlanan Gürsel Korat, Mayıs 1986-87, Edebiyat Dostları 1987-89, Edebiyat ve Eleştiri dergilerinde 1990-94 yılları arasında yazdı. Doksanlı yıllarda peş peşe kitapları yayımlanan yazar, kısa bir dönem serbest gazetecilik yaptığı 1999-2003 yılları dışında dergi etkinliklerine girmedi. YKY Kitaplık, Sözcükler, Adam Sanat, Varlık gibi dergilerde zaman zaman yazılar yayımlayan Gürsel Korat, Ankara'da yaşamını sürdürmektedir.
Edebi Dünyası
Gürsel Korat'ın roman, öykü, inceleme, oyun ve senaryo gibi alanlarda yaptığı çalışmalar, yazarın sanatı kavrayışındaki çeşitliliğin işaretidir. Bu kavrayış zenginliği, geçmiş dünyayı ve günümüzü kavramada da kendisini gösterir; yazarın başka bir dil kurarak yazdığı Kalenderiye romanında onaltıncı yüzyıl Türkçesiyle konuşan bir Orta Anadolulu anlatıcı, üçüncü ve son bölümü bir dil şöleni haline getirerek noktalar. Böyle bir dilsel denemenin Türkçe edebiyatta benzeri yoktur. Gürsel Korat'ın yazarlığında Kapadokya coğrafyası önem taşır. "Kapadokya'yı estetik bir varlık olarak yeni bir biçime dönüştürmek" amacı taşıdığı söylenmelidir. Fakat yerel bir bakışla kendini sınırlamayan yazarın, merkeze ait olduğunu düşündüğü dilden ve mekandan uzak durduğu, bu nedenle Kapadokya'yı sembolize ettiği, kendisiyle yapılan röportajlardan anlaşılmaktadır.
Yazar, edebi yapıtlarında ölüm, acı, tutku, aşk, din, metafizik, yoksulluk, eşitlik, korku, saplantı gibi konulara ve klasik edebiyatlara özgü trajik unsurlara, modern sonrası dönemin eğilimleriyle yaklaşır; ayrıca zaman kavramını irdeler. Deyim yerindeyse "açıklayan" ve "anlatan" bir edebi yapı kurmakla ilgilenmez, o daha çok "yeniden kuran" bir izleğin peşindedir.
Gürsel Korat'ın romanlarında temel olarak şu temel noktalar öne çıkar:
1. Tarihsel zaman: Yazara göre romancı tarihsel zamana uygun davransa da tarihsel olayları açıklamak veya kanıtlamakla uğraşamaz. Romancının görevi tarihi açıklamak değil, olabilir olandan hareketle insanda bilinmeyen bir hakikati ortaya çıkarmaktır.
2. Zaman: Bu felsefi kavramı, edebi kavram olarak derinleştiren yazar, kahramanlarının zamanla ilgili açmazlarında ve düşüncelerinde yeni bir estetik olanak arar.
3. Mekân: Gürsel Korat özellikle Zaman Yeli'yle başlattığı dörtlemesinin yazılmış üç romanında (Zaman Yeli- Güvercine Ağıt- Kalenderiye) Kapadokya'nın çeşit çeşit görünümleri üzerinde düşünür, onun dilini eğip büker, yeni bir edebi dilin olanaklarını işte bu "periferik çeper"de arar.
4. Özgün deyişler: Gürsel Korat'ın yapıtlarında görülen deyişlerin, atasözlerinin, şiirlerin veya metinlerin -bilinen bir iki tarihsel örnek dışında-tamamı yazar tarafından yazılmıştır. Bunun nedeni romanın kurmaca özelliğinin gerektirdiği sözün, alıntı yapıldığı takdirde özünü yitireceği düşüncesidir. Çünkü romanda başka şairlerden, yazıtlardan veya metinlerden yapılan alıntılar, yazara göre o edebi yapıtı pastiş (yapıştırma) haline getirir ve onu edebi yapıt olmaktan uzaklaştırır.
5. Haz: Yazar düşünce edebiyatına yakın duran metinlerinde heyecan ve acı arasında salınan bir anlatım yeğler. Edebiyatın düşünsel ve tensel hazların estetik imkânlarıyla kurulduğunu belirten yazar; edebiyattan düşünce çıkarmanın yazarın değil, okurun işi olduğu görüşündedir.
--reklam--
Gürsel Korat Kitapları - Eserleri
- Unutkan Ayna
- Zaman Yeli
- Güvercine Ağıt
- Rüya Körü
- Kalenderiye
- Yine Doğdu Tanyıldızı
- Ay Şarkısı
- Çizgili Sarı Defter
- Kunday - Gölgeler Çağı
- Kapadokya
- Dalgın Dağlar / Çizgili Sarı Defter, Gölgenin Canı
- Gölgenin Canı
- Sokakların Ölümü
- Pof Kuyruk
- Bir Ayı Ne İster
- Taş Kapıdan Taçkapıya Kapadokya
- Kristal Bahçe
- Dil, Edebiyat ve İletişim
- Gözlüklü Karga
- Ayaşan Kem Gözler Çağı
- Yün Sultan ve Yedi İbiş
- Ay Şarkısı
--reklam--
Gürsel Korat Alıntıları - Sözleri
- Geçmişin ve geleceğin değmediği anlar, hiçlikten ibaretti. Beden zevklerini “Ah, şu anı yaşamaktan güzel ne var” diyerek yüceltmek, yalnızca belleğe ihanettir. Bütün zamanları avuçlayan bellek çalışmadan, birini süreğen olarak sevemezdik; şimdiyi yücelterek aşk övgüsü yapmak ahmaklıktı. (Rüya Körü)
- Sen, ellerinle eski zamanı getiren, yüzüme bakıp beni tanıyamayan bir belleksin. Her bellek gibi acımasız, açık sözlü ve tarafsızsın . (Dalgın Dağlar / Çizgili Sarı Defter, Gölgenin Canı)
- "insan, ruhundaki eksikliği görüyor ama onu neyin dolduracağını bilemiyorsa azaptadır." (Yine Doğdu Tanyıldızı)
- “İnsan yaşlandıkça çocukluğu gözünün önüne mi gelir, yoksa çocukluğumuz içimizde saklı duran bir cevher midir?” (Zaman Yeli)
- Düşünce Suçlarını İzleme Komiteleri veya Sovyet Yazarlar Birliği artık yok; ama korkarım neyin yazılacağını söyleyen bir piyasamız ve yayınevlerimiz var. (Kristal Bahçe)
- Aşk için ölmek hiçbir zaman aşk uğruna ölmek değildir. O bir benlik çılgınlığıdır. Tanrı, insanları, benliğini her şeyin önüne koyan aşıklardan korusun. (Kalenderiye)
- Çünkü edebiyat, her insanın deneylediği şeyin, yazarlar tarafından farkına varılmasına dayanır. Edebiyat, tüm insanlığın deneyimlerini bir duygu estetiği içinde paylaşmaktır. Bu, şüphesiz yüksek nitelikli ve özel bir iletişim yoludur ve bir iletim halini gerektirir. (Dil, Edebiyat ve İletişim)
- Aşkın amacı yalnızca kendisidir. Aşk sorumsuzdur, sorumluluk anımsanınca aşkın sonu gelir. (Dalgın Dağlar / Çizgili Sarı Defter, Gölgenin Canı)
- "Bir bütün olarak kişiliğimizin, dilimizin ve hatta aksanlınızın oluştuğu bir toprak parçasında “bizi biz yapan değerler” olarak sunulan ve kurmaca bir ideolojik tasniften öte bir şey olmayan “millî, dinî ve ahlâkî şuur”dan başka şeyler olduğunu görebilmek için kesinlikle ayrı bir “frekans ayarı”nda durmak şarttır. Bu ülkenin içtenlikle tutkunu olan bir insan olmak yeterli değildir; bu ülkenin insanlarının kültürel oluşumunu bütün insanlara değer veren bir enternasyonalizmle kavramak da gerekir. İnsanı insan olarak kavram ak için nasıl doğa bilim lerinin nesnelliği gerekiyorsa, kentleri ve uygarlıkları da dinin, ırkın ve ulusun dışında kalan bir nesnellikle gözleyebilmeliyiz. " (Sokakların Ölümü)
- Çünkü insan bir gerçeği anladığında, aynı şeyi geçmiş zamanda da anladığını sanarak yanılır. Olayları geçmiş ışığında anlamak başkadır, geçmişte anlamak başkadır. Çünkü bir şeyi geçmiş zamanda anlayan kişinin, gelecekte anlamasına gerek kalmaz. (Rüya Körü)
- Gördüğü düşü kendisinin sanması için hiçbir neden yok. Çünkü bu şehir, ''başkalarının'' düşüdür. (Sokakların Ölümü)
- ... insan aşık olduğu zaman, içindeki gerilimi birisine anlatmak ister, bu yüzden saklı kalmış tek aşk yoktur. (Dalgın Dağlar / Çizgili Sarı Defter, Gölgenin Canı)
- Saruca’ya göre müzik, insanın farkına varmadığı özü, o anda oluşan hakikati gösterirdi. (Güvercine Ağıt)
- "Bilmiyor musun, aşk hep hemen şimdi der. Ya şimdi, ya hiç." (Gölgenin Canı)
- Bir aşk engelleri oraninda büyür. (Dalgın Dağlar / Çizgili Sarı Defter, Gölgenin Canı)
- "Çılgın gimi bir aşka düşdün," didi, "bu aşkın kılıncı seni ikiye biçdi, şimdi bir olmak senin iyçün olmaz görünür. Ayrılığı sınamaktasıñ. Bu aşkdır. Bak herif, pişmanlık çok yakın, bırak şu katır meşrebinde durmayı, he diyip çık işiñ içinden." (Kalenderiye)
- "İnsan, ruhundaki eksikliği görüyor ama onu neyin dolduracağını bilemiyorsa azaptadır." (Yine Doğdu Tanyıldızı)
- "Biz" neydik? Biz tarih boyunca önüne gelen bütün surları yıkıp yerine sosyal konut yapan insanlar mıydık? (Sokakların Ölümü)
- Dünya benim için,yalnızca bir resim. (Zaman Yeli)
- Ne büyük bir yenilgiydi bu! Yoksa aşk böyle bir şey miydi? (Güvercine Ağıt)
Yorumlar
0 yorum