Kitap Künyesi
Yazar: John Fante
Çevirmen: Avi Pardo
Yayın Evi: Parantez Yayınları
İSBN: 9789758441723
Sayfa Sayısı: 159
--reklam--
Üzümün Kardeşliği Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Sekiz-dokuzu arka taraftaki yeşil çuha örtülü masada toplanmıştı. Yukardan sarkıtılmış lamba iskambil oynayan beş kişiyi aydınlatıyordu. Diğerleri masanın çevresinde dikilmiş, birbirlerine laf çakıyorlardı. Seyredenlerden biri de babamdı. Huysuz, mendebur, buruk bir sigorta emeklileri grubu; gergin, hırlayıp duran kötü niyetli ihtiyar hergeleler; buruktular ama acımasız zekalarının, bozuk ağızlarının ve paylaştıkları dostluğun deneyiminin derinliğinden konuşan yaşlı bilgeler yoktu. Zamanın tükenmesini beklerken vakit öldüren sıradan yaşlı insanlar sadece. Babam da onlardan biriydi. Şok etkisi yaptı bende bunu hissetmek. Kendi türlerinin arasında görünceye kadar öyle algılamamıştım onu. Etrafındakilerden de yaşlı göründü gözüme birden.
--reklam--
Üzümün Kardeşliği Alıntıları - Sözleri
- "Ama her şey mümkündü hayatta, insan değişebilirdi, Sadece hayatta kalmak için bile olsa..."
- Nasıl yaşar insan babasız? Sabah kalkıp nasıl kendine "Babam artık yok," der ?
- "Düşüş anında gurur terk eder..."
- "Hüzün verici bir işti insanın yüzüne silinmemek üzere kazınan kırışıklıklar..."
- Genç değillerdi artık, geleceğe dair umutlarını tüketmişlerdi.
- Yaşlı bir kadının bile kapris yapma hakkı vardı, özellikle hayatta başka pek bir şeyi kalmayan annemin.
- Nereye kadar, Tanrım, nereye kadar? Bu denli acımasızca cezalandırılmak niye ? Geçmişimi taradım. Paris'teki garson kız yüzünden mi? Napoli'deki üç fahişe mi yoksa? Cezamı çektim Tanrım, sürekli karşıma çıkan kredi kartı borcu öder gibi hem de. Kapat artık şu hesabı. Bir fırsat tanı bana. Biraz huzur ver.
- Zayıflıkların gücün olduğunda, ağlarsın.
- Dostoyevski'nin sarası vardı, benim astımım. İyi yazmak için vahim bir hastalık elzemdi. Ölümle baş etmenin tek yolu.
- Düşüş anında gurur terk eder.
- Nasıl yaşar insan babasız? Sabah kalkıp nasıl kendine "Babam artık yok," der?
- Zayıflıkların gücün olduğunda, ağlarsın.
- Nasıl yaşar insan babasız? Sabah kalkıp nasıl kendine "Babam artık yok," der?
- Fyodor Mikhailoviç Dostoyevski'ydi adı. Babalar oğullar hakkında bu dünyaya gelmiş herkesten çok şey biliyordu; ve kardeşler hakkında, rahipler ve düzenbazlar hakkında, suç ve masumiyet hakkında. Dostoyevski değiştirdi beni.
- Günler artık huzur değil, çirkinlik getiriyordu.
--reklam--
Üzümün Kardeşliği İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Bir aile hikayesi Üzümün Kardeşliği. Amerika'nin ücra bir kasabasında genellikle Italyan ailelerin yaşadığı San Elmo'da geçer olaylar. Sürekli şarap içen, alkolik,70'lik ihtiyarlar topluluğu romanın ana ve yan karakterlerini oluşturuyor. Yazar olan abi Henry Molise, boşanmak üzere olan anne ve babasını görmek için çocukluğunun geçtiği bu kasabaya gelir ve uzun bir süre ayrılamaz. Her ne kadar alkolik ve kaba babasına kızgın olsa da onu bırakamaz. Nihayetinde babasıdır, çünkü. Akdenizlilik burada kendini fazlasıyla gösteriyor. Duygularını uçlarda yaşayan insanlar bunlar. Bizim topluma da benziyor. Anne -baba ne kadar yanlış yaparsa yapsın, onlar anne-babadir. Onları suçlayabilirsin ama bırakamazsın. Charles Bukowski 'nin en sevdiği yazarmış John Fante. Ondan çok etkilenmis. Kitaplarının yıllar sonra tekrar basılmasını sağlamış. Underground edebiyatın öncülerinden John Fante okunmayı hak ediyor. Ancak çok eril bir dili olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim. Bukowski okuyanlar ne demek istedigimi anlamıştır. kitap/uzumun-kardesligi--16391 yazar/John-Fante (Nazan Türk)
John Fante'den Arturo Bandini harici bir karakter görmekteyiz ama dertler aynı. Alkolik ve güçlü bir baba figürü, dindar ve anaç ruhlu bir anne, umursamaz ve kafası çok çalışmayan kardeşler. Baba figürünü tüm psikolojik çözümlemeleriyle en iyi anlatan yazarlardan biridir bana göre Fante. Henry Molise karakterinin yine yazarlık yapma çabası, parasızlık, kuyruğu dik tutma mücadelesi ve bunu aslında yapamadığında bir çocuk gibi mızmızlanması. Tipik bir Fante romanı. Nefisti. Hem kışın tadını, hem tuğla ören babanın toz kokusunu hem de alkolik arkadaşların arasında alkol kokusunu hissediyorsunuz okurken. Çevirmen Avi Pardo'ya büyük saygılarla. (Evren Erarslan)
Hasan Ali Toptaş’ın “Kuşlar Yasına Gider” romanının değerlendirme yazısını yazarken şöyle bir ifade kullanmıştım; “Bir zamanlar babasının otoritesi altında kalmış her erkek çocuk, babasının yaşlanma dönemi sürecinde bu akışı yaşar. O dağ gibi babanın giderek çocuklaşması ve gün gün erimesi iç yakıcı bir süreçtir. Bu süreci az ya da çok kendisinin de yaşayacağını bilen erkek çocuk açısından bu durum aynı zamanda bir gözdağıdır.” John Fante’nin “Üzümün Kardeşliği” romanını okuduğumda da benzer şeyler geçti aklımdan. Yine babasından başka bir memlekette yaşayan bir yazar, yine hayatının son demlerini yaşayan ve eski konforlu, şaşalı günlerinin hayalini kurarak, alışkanlıklarını terk etmekte direnen bir baba figürü var karşımızda. Ama elbette hikâye kurguları, dilleri, işleyişleri çok farklı iki eser. Ama ölüme yaklaşan baba ve o tükenişi hüzünle seyretmek zorunda kalan orta yaşlı oğul figürü sabit. John Fante’yi bir arkadaşımın ısrarlı önerisi ile okuma listeme ekledim. “Bukowski seviyorsan, bunu da okumalısın” demişti. İşin garip tarafı şu ki, ben Charles Bukowski’nin “Ekmek Arası” romanını okumuş ve çok fazla keyif almamıştım. “Kaybedenler” edebiyatı pek bana göre değildi zannedersem. Ama yine de John Fante ismi ve Bukowski’nin “John Fante benim Tanrımdı” sözü merakımı celbetti. Üzerinde çok fazla araştırma yapmadan “Üzümün Kardeşliği” romanını temin ettim. John Fante, Amerika’da İtalyan göçmeni bir ailenin çocuğu ve “Üzümün Kardeşliği” de bu arka plan üzerine kurulmuş. Taş Ustası İtalyan göçmeni bir babanın oğlu olan yazar Henry’nin, babası ile annesinin boşanacağı haberi üzerine yaşadıkları kasabaya gelişi ve babasının, yapacağı son bir taş işçiliği için ondan yardım istemesi üzerine ilerliyor hikâye. Ama elbette, Henry’nin çocukluğundan itibaren babasıyla yaşadığı tüm çekişmeler, geçmişe dönük olarak işleniyor. John Fante’yi özel kılan, gerçekten İtalyan göçmeni bir ailenin çocuğu olması ve kendi hayat çizgisi üzerinden romanlarını kurgulamasından çok, romanlarındaki çekincesiz, filtresiz, hayatın tüm pisliklerine temas eden dili ve anlatımı. Diyalogların tamamı insanın midesini kaldıracak kadar gerçek ve insanların tüm kusurları cam gibi ortada. Kitabın ana çizgisi baba ve oğul hikâyesi gözükse de, arka planda kitaba derinlik katan unsurlar oldukça fazla. İtalyan göçmenlerin Amerika’da kendi yaşam tarzlarını koruma gayreti, İtalyan göçmenlere göre daha yerli sayılan diğer Amerikalıların İtalyanlara gösterdiği tepki, bunun yazar Henry’nin evliliğine yansıyışı, göçmen ailelerin ikinci kuşağının savruluşu gibi etkileri hikayelerin detayında görmek mümkün. Kitabı okudukça ve benzerliklerin üzerinde durdukça, Hasan Ali Toptaş’ın “Kuşlar Yasına Gider” romanı ile John Fante’nin “Üzümün Kardeşliği” romanındaki anne karakterlerinin benzerliği de gözüme çarpmaya başladı.. Ailenin en silik, etkisiz elemanı gibi görünürken, aslında tüm aileyi bir arada tutan yapıştırıcı olduğunu fark ediyorsunuz hikayenin sonuna doğru. Anne ve baba ilişkisindeki, erkek kadın pozisyonlarına bakıldığında da büyük benzerlikler var. Erkek hep başını alıp giden, geceyi nerede geçirdiği bilinmeyen roldeyken, kadın evin her şart ve koşuldaki sabit elemanı pozisyonunda. Kadınların dindarlığı ve batıllığı ise başka bir konu. Bu benzerliğin bana şunu düşündürdüğünü söyleyebilirim. Eğer dinler icat edildi iseler, onu icad eden kesinlikle kadınlardı. Erkekler sonradan dinin siyasal etkilerini fark edip sahiplendiler. Ama ilk günden beri kadınların dinin siyasal gücü ile ilişkileri olmadı. Onlar dinlerinin en saf inanıcıları pozisyonunda oldular hep. Değerlendirmemin başından beridir, “Üzümün Kardeşliği” romanının, Hasan Ali Toptaş’ın “Kuşlar yasına Gider” romanını ile karşılaştırmamın yanlış bir anlamaya vesile olmasını istemem. Konu ve pozisyonlar oldukça evrensel. Yaşamının sonuna gelmiş bir baba ve onun orta yaşlı oğlu ilişkisi de, geleneksel ailelerdeki baba ve anne rolleri dünyanın her yerinde kolaylıkla rastlanabilecek ilişki ve pozisyonlar. Hele ki Akdenizlilik üzerine ortak noktaları olan İtalyan ve Türk ailelerinde bu benzerliğe rastlamak garip değil. Yazar Henry’nin Dostoyevski’ye olan hayranlığı, romandaki sahneleri süsleyen İtalyan yemekleri, yetmişlerin ortasındaki babanın hala devam eden çapkınlık maceraları, hemen hemen her sahnede kendine yer bulan şarap şişeleri ve özellikle yaşlı insanların sohbetleri romanı oldukça keyifli kılıyor. Ortak noktaları şarap olan yaşlı insanları tanımlamak adına romanın adının “Üzümün Kardeşliği” olarak seçilmesi de gayet yerinde bir tercih olmuş. Kitabı okumadan önce, John Fante hakkında yaptığım kısa incelemede, en rağbet gören eserinin “Toza Sor” olduğunu öğrendim. Hatta Bukowski’nin Fante’yi keşfettiği kitabı da oymuş. Gözlem gücü yüksek ve gerçekle bağları bu kadar sıkı olan bir yazarın baş eserini okumamak eksiklik olacak açıkçası. Bu nedenle 2018’de yeni bir John Fante eseri beni bekliyor anlaşılan. Son olarak Bukowski ve Fante arasında bir karşılaştırma yapacak olursam şunu söyleyebilirim; Eğer Fante, romanında babayı başkarakter ve anlatıcı olarak seçseydi, onun tarzının da Bukowski’yle benzer olduğunu söyleyebilirdim. O zaman tam bir “kaybeden” romanı olurdu. Ama Fante’nin başkarakteri ve anlatıcısı oğul yazar, her ne kadar zaman zaman babasının sapkınlığına kayış gösterse de, kesinlikle daha dengeli ve dünya ile bağlarını korumaya özen gösteriyor. Bu anlamıyla bu esere bir “kaybeden edebiyatı” demek zor. Bukowski’nin bu kitabı okurken gözünün ve yüreğinin taş ustası babadan yana olduğuna ise kuşkum yok. (Sinan Tütüncüler)
--reklam--
Üzümün Kardeşliği PDF indirme linki var mı?
--reklam--
John Fante - Üzümün Kardeşliği kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Üzümün Kardeşliği PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı John Fante Kimdir?
John Fante (d. 8 Nisan 1909 - ö. 8 Mayıs 1983) İtalyan asıllı ABD'li romancı, kısa hikâye yazarı, senarist.
Yaşamı
John Fante`nin babası duvar işçisi Nick Fante bir İtalyandı. Yüzyılın başında ABD`ye göç etti. 8 yıl sonra da oğul John dünyaya geldi. Boulder`da yetişti, Colorado Üniversitesi`ne kayıt yaptırdıysa da eğitimini tamamlayamadı, 20 yaşındayken okuldan ayrıldı. 1918`de ABD vatandaşı olan baba Nick Fante, 1929 yılında ailesini terk etti. Babanın da ayrılmasıyla aile gittikçe fakirleşti. John da Kaliforniya`ya gitti, bir balık fabrikasında çalışmaya başladı, kısa bir sonra da annesini de yanına aldırdı.
Balık fabrikasında çalışmaya başlayınca hayatı bir düzene girdi. Boş zamanlarında sürekli okuyan Fante, işçilikten arta kalan zamanlarda sürekli hikâyeler yazmaya başladı. 1933`te ilk romanıLos Angeles Yolunu bitirdi, bu kitapla birlikte aynı zamanda hep başkahraman olarak kalacak Arturo Bandini de doğuyordu. İlk kitabı yayınevlerince provokatif olduğu gerekçesiyle reddedildi. 1938yılında ilk romanı yayımlanabildi, Bahara Dek Bekle, Bandini. 1939 yılında da Charles Bukowski`nin öve öve bitiremediği Toza Sor yayımlandı.
Daha sonra Hollywood`a doğru kaymaya başlayan Bandini, ünlü yönetmenlerle (Orson Welles, Francis Ford Coppola) ahbap oldu. Yazın dünyasından yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı, evlendi. Edebiyat dünyasına Hayat Dolu`yla geri döndü fakat eski hırçın hali biraz geride kalmış gibi görünüyordu. Hayat Dolu`nun senaryosuyla Oscar`a aday oldu. 1955`te şeker hastası olduğunu öğrendi, giderek sağlığı bozuldu, kör oldu ve iki bacağı kesildi. Son romanını karısına söyledi o yazdı : Bunker Tepesi Düşleri (1982). Ertesi yıl da öldü.
Ömrünün son yıllarında Bukowski hep Fante`nin yanında oldu. Black Sparrow Press`e baskı yaparak Fante ölmeden kitaplarının tekrar basılmasını sağladı. Ona adeta tapan Bukowski, zamanında fazla ilgi gösterilmeyen Toza Sor`un en sevdiği kitap olduğunu yineleyip durdu. Arturo Bandini serisinin tekrar popüler olmasını sağladı. 2000`de John Fante biyografisi "Full of Life: The Biography of John Fante" piyasaya çıktı. 2003`de The Fante Reader takip etti, bu kitapta da bazı öyküleri ve mektupları yer alır.
--reklam--
John Fante Kitapları - Eserleri
- Toza Sor
- Bahara Kadar Bekle, Bandini
- Los Angeles Yolu
- 1933 Berbat Bir Yıldı
- Gençliğin Şarabı
- Bunker Tepesi Düşleri
- Üzümün Kardeşliği
- Büyük Açlık
- Roma'nın Batısı
- Hayat Dolu
--reklam--
John Fante Alıntıları - Sözleri
- Yoksul bir adamdı, üç çocuğu vardı; ne makarnanın parası ödenmişti, ne de üç çocuğunun ve makarnanın içinde bulunduğu evin parası. Tanrı köpektir. (Bahara Kadar Bekle, Bandini)
- Ben kavga edemiyorum,” diye hıçkırdı. “Hiçbir zaman edemedim, insanlara vurmayı sevmiyorum (Roma'nın Batısı)
- İnancını yitirince herşeyi yitiriyordun. (Bunker Tepesi Düşleri)
- Büyük yazar, tozlu kitapçıların müdavimi, tozlu dergileri kaldırıp o güzel öyküsünün tozunu üflerdi, satın alırdı dergiyi, kendi öyküsünü, tozlanmasın diye. (Büyük Açlık)
- “O denli yaraladılar ki beni, kitaplara sığındım, içime kapandım, kasabamdan kaçtım,..” (Toza Sor)
- Neydi o kitap? Bilmiyordum, ama onun gözlerinin izlediği satırları izleyebilmek için mutlaka edinmeliydim o kitabı. (Los Angeles Yolu)
- Çünkü Nietzsche’nin kitap kapaklarındaki fotoğrafları geliyordu aklıma. O salak bıyığıyla bir bira içicisine benziyordu ve ben biracılardan nefret ederim. (Los Angeles Yolu)
- Zayıflıkların gücün olduğunda, ağlarsın. (Üzümün Kardeşliği)
- Tuzak bu. Yaparsam yanlış, yapmazsam yine yanlış. (1933 Berbat Bir Yıldı)
- Dünyadaki en büyük sorun ne biliyor musun, Dino? Aile hayatı kalmadı. (Gençliğin Şarabı)
- Cahiller, budalalar ve gerizekalılarla konuşmanın yararı yok. Zeki insan dinleyicilerinin seçimini özenle yapar. (Los Angeles Yolu)
- Genç değillerdi artık, geleceğe dair umutlarını tüketmişlerdi. (Üzümün Kardeşliği)
- Beklentim çok büyüktü belki de; tüyleri ürperten coşkulu bir idrak, yeniden doğuşun baş döndürücü ihtişamı. (Hayat Dolu)
- Ne işim var burada, diye sordum kendime. Nefret ediyorum buradan, bu yalnız kentten nefret ediyorum. Neden beni istenmeyen bir öksüz gibi kendinden uzaklaştırıyordu? Yeterince acı çekmemiş miydim? Canımı dişime takıp çalışmamış mıydım? Neydi benimle alıp veremediği? O fasılasız taşralılık duygusu, başından beri taşıdığım ait olmama inancı mı? (Bunker Tepesi Düşleri)
- Tanrım... Bir işaret ver bana. Hayat yaşamaya değer mi? Her şey yoluna girecek mi? (1933 Berbat Bir Yıldı)
- "Nefret ediyorum senden" dedi. Hissettim nefretini. Kokusunu aldım,duydum hatta, ama sırıttım yine de. (Toza Sor)
- Camilla Lopez adında bir kıza âşık oldum. Bir gece çalıştığı yere gittim ve karşımdaydı ve o günden beri o kızın güzelliğini her düşündüğümde boğulacak gibi olurum, şimdi yazarken bile. (Büyük Açlık)
- Öte hayat hipotezi varsılların yoksulları uyutmak için uydurdukları bir martavaldan ibaret. Ruhun ebediyetine itiraz ediyorum. (Los Angeles Yolu)
- Bu kadar basitti. Her şey için teşekkürler. İzni olmadan onu dünyaya getirdiğim için. Onu savaş, nefret ve bağnazlıkla dolu bir dünyaya zorladığım için. Ona sahtekarlığı, yalanı, önyargıyı ve acımasızlığı öğreten okullara gönderdiğim için. Sırtına hiçbir zaman inanmadığı bir Tanrı yüklediğim için. Bir gün mahvına sebep olabilecek araba tutkusunu aşıladığım için. Çocuk kızla tanışır ve iyi adamlar sonunda hep kazanır türünden korkakça senaryolar yazan bir baba için. Her şey için. "Güle güle, evlat. Arada sırada ara." (Roma'nın Batısı)
- Aşk her şey demek degildi. Kadınlar her şey demek değildi. Bir yazar enerjisini korumak zorundaydı. (Toza Sor)
Yorumlar
0 yorum