Kitap Künyesi

Yazar: Hacı Bektaş Veli

Yayın Evi: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları

İSBN: 9789753894906

Sayfa Sayısı: 671

--reklam--

Velayetname Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Bu eser, bugüne kadar Sefer Aytekin ve Abdülbaki Gölpınarlının 1034 tarihli Velâyetnâme yazmasını esas olarak gerçekleştirdikleri neşirler ile Erich Gross tarafından Almancaya yapılan tercümesi ve Bedri Noyanın manzum nüsha yayını dolayısıyla müstakil olarak ele alınmıştır. Ne var ki velayetname üzerindeki eserlerden hiçbiri ilmi usüllerle hazırlanmış bir neşre dayanmamaktadır. Biz yaptığımız çalışmayla bu eksikliği gidermek, böylece Hacı Bektâş Velâyetnâmesi üzerinde gelecekte yapılacak araştırmalara sağlam bir zemin hazırlamak istedik ve doktora tezimizi "Hacı Bektâş-ı Velinin Velâyetnâmesi ve Velâyetnâmede Geçen Keramet Motifleri" olarak tespit ettik. 1995 yılında tamamladığımız tez, erken tarihli üç nüshanın edisyon kritikli metniyle bir incelemeden meydana gelmektedir.

Bu yeni çalışmamızda, Ali Emiri Efendi Kütüphanesinde bulunan 1035 tarihli nüshayı-nüsha farklarını kaldırıp- yeni yazıya aktardıktan sonra, geniş bir kitle tarafından faydalanılmasını sağlamak üzere günümüz Türkçesine çevirdik. Bu çalışmayı yaparken doktora tezimizden de istifade ettik.

Çalışmamız, Türk kültüründe velâyetnâme geleneği, Hacı Bektâş-ı Veli Velayetnâmesi ve erken nüshaların tavsifi ve eserin hazırlanışında takip edilen yol hakkında toplu bilgilerin verildiği Giriş ile iki bölümden meydana gelmektedir.

Birinci bölümde Hacı Bektâş-ı Velinin tarihi ve menkabevi hayatı ve eserleri hakkında mevcut kaynaklardan faydalanılarak bilgi verilmiştir. Birinci Bölümün sonuna, doğrudan faydalandığımız eserleri ihtiva eden bir Bibliyografya eklenmiştir.

İkinci bölümde ise, Hacı Bektâş-ı Veli Velâyetnâmesinin orijinal metni ile yeni yazıya günümüz Türkçesine aktarılmış metni yer almaktadır. Bu bölümün başında metinde mevcut konu başlıklarının bir dökümü verilmiştir.

(Tanıtım Bülteninden)

--reklam--

Velayetname Alıntıları - Sözleri

  • Hacı Bektaş Veli Diyor ki… *Mü’min’in gönlü Hakk’ın Kâbesi’dir. Gönül ile Hakk Tealâ arasında hicap yoktur. *İslâm’ın temeli güzel ahlâk; ahlâkın özü bilgi; bilginin özü akıldır . *Kur’ân senin içinde olup; sen onun dışında kalmayasın. *Aşkın ateşinde yananlar; bir daha yanmazlar. Hacı Bektâş-ı Velî Ten ölümü cân yitirmekle, gönül ölümü ise imân yitirmekledir… “Ölürse tenler ölür, canlar ölesi değil. ” demiş Hünkâr Pirimiz Hacı Bektaş Veli ! İman ve itikatınızı yitirmeyin, inancınıza sahip çıkın, Pirlerinizi ve Mürşitlerinizi asla terk etmeyin, O yüce mübarekler bizi Ehlibeyt'e ulaştıran erenlerdir… Kusur bulmak için bakma birine, Bulmak için bakarsan bulursun, Kusuru örtmeyi marifet edin, İşte o zaman kusursuz olursun… Hikmet arar isen Özüne bir bak, Arapta, Acemde, Rumda arama. Hakikât Nurunun aslı hakikât, Aynada yansıyan Nurda arama… Helâl kaynamayan Aş, aştan sayılmaz. Hâk için Akmayan yaş, yaştan sayılmaz. Ayağa kalkarsan hizmet amacıyla kalk, Eğer konuşacaksan, hikmet ile konuş, Ve oturacağın zaman, saygı ile otur!“ Kendisini arıtmayan, başkasını da arıtamaz. *** Hacı Bektaş Veli Diyor ki… “Ey canlar! Birbirinizi seviniz, sayınız; biri birinize yardım ediniz. Bilim, hoşgörü, iyilik, konukseverlik, doğruluk, dürüstlük ve sevgi sahibi olunuz. Gönül kırmayın, öfkenizi yenin. İyiliğe iyilik ‘her kişinin’ işi, kötülüğe iyilik ise 'er kişinin’ işidir. Her çeşit düşünceye ve inanca saygı duyun. İyi şeylerle sevinç duyun, sıkıntıları da güler yüzle, sabırla göğüsleyin. Nefsinizle savaşmak, en büyük savaştır. Bilerek, bilmeyerek bir günah (suç) işlemişseniz, o suçtan pişmanlık duyarak, bir daha işlemeyeceğinize söz verirseniz, kendinizi arıtmış olursunuz. Tövbesiz adam, yularsın mal gibidir. İnanç ve ikrârınızda direnmeli, sonunu düşünerek yalandan ve düzenden ırak durmalısınız. Elinize sahip olup, hırsızlık yapmayın; dilinize sahip olup gönül kırmayın; kötü söz söylemeyin; belinize sahip olup başkalarının namusuna kötü gözle bakmayın. En kutsal ibadet çalışmak, doğruluk ve insan sevgisidir. Gündüz istekle dünya işine, gece de âşkla ahiret işine bakınız. Büyüklüğe kapılmayınız. İçiniz ve dışınız bir ve temiz olsun. Hakkınız olmayan şeyleri değil istemek, el bile sürmeyiniz. Gözünüzle görmediğinizi ve kulağınızla duymadığınızı söylemeyiniz. Dahası; gördüğünüzü örtün, görmediğinizi söylemeyin! KENDİSİNİ ARITMAYAN, BAŞKASINI DA ARITAMAZ!..”
  • Hz Hünkar "Türkistan ilinde, Horasan (diyarından) geldik, aslımız Muhammed oğullarındandır. Babam İbrahim-i Sani diye meşhur Seyyid Muhammed'dir. Mûsâyü's-Sani' nin oğludur. İbrahimü'l-Mücâb, Hz. İmam Mûsa-yı Kâzım' ın oğludur. Mürşidim doksan dokuz bin Türkistan pirinin başı Sultan Hoca Ahmed-i Yesevi'dir. Meşrebim, Muhammed Ali'den, nasibim Hüdâ'dandır. " dedi.
  • “Bir sözün yüz yüzü vardır” dedi Pir Hacı Bektaş. Peki insanın kaç yüzü vardır Hünkarım? Pir, “çar darp” yapardı. Yani; kaşları, saçları, sakalları traşlıydı. Gür bıyıkları vardı. Üstünde yarım-yamalak, eski kıyafetlerle gezerdi. Oysa zamane ehli onu farklı surette resmediyorlar. Çünkü onlara göre öyle olmalı… Zaten suretperestler insanın özüne değil, cismine ehemmiyet verirler. Mevlana’nın “Herkes kendi zannınca benim dostum oldu ama kimse içimdeki sırları araştırmadı.” Demesi bu sebeple boşuna değildir. Hünkar’ın döneminde de insanlar aynı olmalı ki; O, Hace Ahmed Yesevi’nin yanına girdiğinde, Hace “işte geldi mülk sahibi” deyince, cemaatin yarısı kalkıp gitmişti. Üstü başı yırtık pırtık bir garibin, Hace Ahmed Yesevi’nin böyle büyük izzetine layık görülmesi onlara ağır geldi. Sonra Anadolu'ya geldi Hünkar. Anadolu erenlerine niyetinin güzelliğini göstermek için, güvercin şekline girerek karşıladı onları. Ham erenlerden biri de bunu fırsat bildi, doğan oldu da Hünkarı yakalamak istedi. Kendi şekline döndü pir, doğanın boğazını yakalayıp dedi ki; “ben kuşların en barışçısı olan güvercin şeklinde geldim. Sen beni doğan kılığında karşılıyorsun. Bu doğru mu?” Oysa Hünkar, isteseydi o meydan ejderha olur girerdi. Ama özünde kötülük yoktu. Pir’in gayesi insanlara iyilik etmekti. İnsana değer vermede geldiği seviye, tüm beşeri hukukların üstündedir. “Okunacak en büyük kitap insandır” sözünü söylemek de işte böyle babayiğitlerin harcıdır. İnsanlar da o ve onun gibileri öylesine sevmişlerdi ki, Anadolu insanı pirlere baba demeyi uygun gördüler. Birisi cesetlerinin babasıydı, diğeri ruhlarının. Anadolu’da yıllarca gezdi Pir… Bir gün çevresini saranlar ona; “Eğer sahib-i sır iseniz, nişanınız nerede?” diye sordular. Hünkar elinin ayası ve alnında ki iki yeşil beni gösterdi. Hakikat ehli olduğunu ispat etti. Herkes hayrete düştü. Bu öyle bir hayretti ki, bugün bile Türküsü söylenir: “Yüzünde yeşil ben aşikar olmuş Çekilmiş gaşların zülfikar olmuş Gözlerin aleme hükümdar olmuş Mihri Süleymandan güzelsin güzel” İşte Pir, böyle güzel böyle özel bir adamdı. O ve selefleri, bu topraklardayken barıştan, insanlıktan, adaletten bahsederdi. Sonra onlar gitti, yerine yenileri gelmedi. O günlerde insanlar “gelin canlar bir olalım!” derlerdi… Bugünlerde “senin canını alırım!” diyorlar. Başka da bir şey değişmedi… Velayetnamemiz; Hünkar’a ait olduğu düşünülen ve onun ölümünden sonra toplanan sözlerinin derlemesidir. Toplanmaya başladığı tarih ile, Hünkarın ölümü arasında uzun yıllar olduğu için salahiyetinden emin olmak mümkün değildir. Tarihsel olarak Hünkar hakkında bilgi pek azdır. Tarihçiler gariplerden ziyade sultanlara daha düşkündür. Oysa bizce gönül sultanları daha büyüktür.
  • Ben ve bizden vazgeç ki Hakk'a yakınlaşasın. Yoksa ben ve biz dersen halk içinde kalırsın.
  • Ten kafestir. Bu can kuşu Kafes kırılınca hemen uçar İsmail bizim öldüğümüzü sanma, Biz az çok şeklimizi değiştiririz.
  • Bir kemer köprüdür, gelen geçer Yahut bir güvercin evidir, konan göçer. Bu cihan fanidir. Ahiret ise bakidir. Veliler ölmez şekil değiştirir. Erin cesedini görüp öldü sanmayın. İnsan ruhu ölmez, ruh nasıl ölsün? Ehad olan Allâh'ın ruhudur.
  • "Artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin"

--reklam--

Velayetname İncelemesi - Şahsi Yorumlar

“Bir sözün yüz yüzü vardır” dedi Pir Hacı Bektaş. Peki insanın kaç yüzü vardır Hünkarım? Pir, “çar darp” yapardı. Yani; kaşları, saçları, sakalları traşlıydı. Gür bıyıkları vardı. Üstünde yarım-yamalak, eski kıyafetlerle gezerdi. Oysa zamane ehli onu farklı surette resmediyorlar. Çünkü onlara göre öyle olmalı… Zaten suretperestler insanın özüne değil, cismine ehemmiyet verirler. Mevlana’nın “Herkes kendi zannınca benim dostum oldu ama kimse içimdeki sırları araştırmadı.” Demesi bu sebeple boşuna değildir. Hünkar’ın döneminde de insanlar aynı olmalı ki; O, Hace Ahmed Yesevi’nin yanına girdiğinde, Hace “işte geldi mülk sahibi” deyince, cemaatin yarısı kalkıp gitmişti. Üstü başı yırtık pırtık bir garibin, Hace Ahmed Yesevi’nin böyle büyük izzetine layık görülmesi onlara ağır geldi. Sonra Anadolu'ya geldi Hünkar. Anadolu erenlerine niyetinin güzelliğini göstermek için, güvercin şekline girerek karşıladı onları. Ham erenlerden biri de bunu fırsat bildi, doğan oldu da Hünkarı yakalamak istedi. Kendi şekline döndü pir, doğanın boğazını yakalayıp dedi ki; “ben kuşların en barışçısı olan güvercin şeklinde geldim. Sen beni doğan kılığında karşılıyorsun. Bu doğru mu?” Oysa Hünkar, isteseydi o meydan ejderha olur girerdi. Ama özünde kötülük yoktu. Pir’in gayesi insanlara iyilik etmekti. İnsana değer vermede geldiği seviye, tüm beşeri hukukların üstündedir. “Okunacak en büyük kitap insandır” sözünü söylemek de işte böyle babayiğitlerin harcıdır. İnsanlar da o ve onun gibileri öylesine sevmişlerdi ki, Anadolu insanı pirlere baba demeyi uygun gördüler. Birisi cesetlerinin babasıydı, diğeri ruhlarının. Anadolu’da yıllarca gezdi Pir… Bir gün çevresini saranlar ona; “Eğer sahib-i sır iseniz, nişanınız nerede?” diye sordular. Hünkar elinin ayası ve alnında ki iki yeşil beni gösterdi. Hakikat ehli olduğunu ispat etti. Herkes hayrete düştü. Bu öyle bir hayretti ki, bugün bile Türküsü söylenir: “Yüzünde yeşil ben aşikar olmuş Çekilmiş gaşların zülfikar olmuş Gözlerin aleme hükümdar olmuş Mihri Süleymandan güzelsin güzel” İşte Pir, böyle güzel böyle özel bir adamdı. O ve selefleri, bu topraklardayken barıştan, insanlıktan, adaletten bahsederdi. Sonra onlar gitti, yerine yenileri gelmedi. O günlerde insanlar “gelin canlar bir olalım!” derlerdi… Bugünlerde “senin canını alırım!” diyorlar. Başka da bir şey değişmedi… Velayetnamemiz; Hünkar’a ait olduğu düşünülen ve onun ölümünden sonra toplanan sözlerinin derlemesidir. Toplanmaya başladığı tarih ile, Hünkarın ölümü arasında uzun yıllar olduğu için salahiyetinden emin olmak mümkün değildir. Tarihsel olarak Hünkar hakkında bilgi pek azdır. Tarihçiler gariplerden ziyade sultanlara daha düşkündür. Oysa bizce gönül sultanları daha büyüktür. Keyifli okumalar dilerim canlar. (Gökhan)

Anadolu'nun kendine has itikat geleneği var ve bunu anlamanın yolu Anadolu erenlerinden geçmekte. Yeniçeri ocağının içerisinde kılıç tutan, ilim yolu gözeten, şiir yazıp türkü söyleyen Horasan erenlerinin coğrafyadaki varlığını anlamamıza yardımcı olabilecek bir derleme. Derlemedir çünkü söylenilenin aksine Bektaşi erenlerinin Hacı Bektaş'dan sonra bu eseri derlediği daha sonraları yapılan araştırmalarda ortaya koyulmuştur. (Abıdan)

--reklam--

Velayetname PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Hacı Bektaş Veli - Velayetname kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Velayetname PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Hacı Bektaş Veli Kimdir?

Horasan Melametîliğinin önde gelen temsilcilerinden Yusuf Hemedani'nin öğrencisi Hoca Ahmed Yesevi tarafından kurulmuş olan Yesevîlik tarikâtının Anadolu'daki en fa'al uygulayıcısı konumunda 13. yüzyıl Anadolu'sunun İslâmlaşma sürecine önemli katkılarda bulunarak adını “Horasan Erenleri” olarak anılan şahsiyetler arasına yazdıran, 16. yüzyılda ise Balım Sultan önderliğinde 14. ile 15. yüzyıl Azerbaycan ve Anadolu'sunda yaygınlaşmış olan Hurûfîlik akımının etkisi altında kalınmak suretiyle ibahilik, teslis (üçleme), tenasüh, ve hülul anlayışlarını da bünyesine alarak kurumsallaşan Bektaşîlik tarikâtının isim babası, Kalenderî / Haydarî şeyhi, islam mutasavvıfı.

Lokman Parende'den ilk eğitimi almış ve Hoca Ahmed Yesevî (1103-1165)'nin öğretilerini takip etmişti. Bundan dolayı Yesevi'nin halifesi olarak kabul edilmektedir. Anadolu'ya geldikten sonra kısa zamanda tanınarak kıymetli talebeler yetiştirdi. Hacı Bektâş-ı Velî kendisinin de bağlı olduğu "Ahilik Teşkilâtı" ile, Osmanlı Devleti'nin kuruluş devrinde Anadolu'da sosyal yapının gelişmesinde önemli katkılarda bulunmuştur.

Hayatının büyük bir kısmını Sulucakarahöyük’te (Hacıbektaş) geçiren Hacı Bektâş-ı Veli, ömrünü de burada tamamlamıştır. Mezarı, Nevşehir iline bağlı Hacıbektaş ilçesinde bulunmaktadır.

--reklam--

Hacı Bektaş Veli Kitapları - Eserleri

  • Makalat
  • Vilayetname
  • Velayetname
  • Besmele Tefsiri
  • Her Ne Arar İsen Kendinde Ara
  • Makalat
  • Fatiha Tefsiri Hacı Bektaş Veli
  • Okunacak En Büyük Kitap insandır

--reklam--

Hacı Bektaş Veli Alıntıları - Sözleri

  • Hangi mülkiyet, sevgiden daha büyük olabilir? Neye sahip olmak, sevmek ve sevilmek kadar insanı mutlu ve huzurlu kılabilir? (Her Ne Arar İsen Kendinde Ara)
  • Ben ve bizden vazgeç ki Hakk'a yakınlaşasın. Yoksa ben ve biz dersen halk içinde kalırsın. (Velayetname)
  • Bir yolu karanlık görüyorsan, belki perde gözündedir, yolda değil! (Her Ne Arar İsen Kendinde Ara)
  • Bir kemer köprüdür, gelen geçer Yahut bir güvercin evidir, konan göçer. Bu cihan fanidir. Ahiret ise bakidir. Veliler ölmez şekil değiştirir. Erin cesedini görüp öldü sanmayın. İnsan ruhu ölmez, ruh nasıl ölsün? Ehad olan Allâh'ın ruhudur. (Velayetname)
  • "Besmelede seksensekiz yanlışı Gidip fetvâneye mânâ beğenmez" (Besmele Tefsiri)
  • Yaşadığım sürece İmam Hüseyin gibi, dünyanın Yezitlerine karşı savaşacağıma zulmün karşısında yer alacağıma söz verdim.. (Her Ne Arar İsen Kendinde Ara)
  • "Tenleri ölüp canları ölmeyenler de aşıklardır." (Makalat)
  • "Artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin" (Velayetname)
  • Gerçek dünya olan ahiret yaşamında da mutlu olmak için güzel ahlak şarttır. (Her Ne Arar İsen Kendinde Ara)
  • "Bu dünya derin bir deniz gibidir. İnsanların çoğu bu denizde boğulurlar." (Makalat)
  • "Her kim ki imanın tende (bedende) yada canda (gönülde) olduğunu söylerse hata etmiş olur. Bilmek gerekir ki; ariflerin nazarında iman akıldadır. Ancak imanın herkesçe bilineni dil ve gönülde olmasıdır (dil ile ikrar, kalp ile tasdik). Hasılı Allah'ı gönülden kabul etmeyen mutlak kafirdir. " (Makalat)
  • Ten kafestir. Bu can kuşu Kafes kırılınca hemen uçar İsmail bizim öldüğümüzü sanma, Biz az çok şeklimizi değiştiririz. (Velayetname)
  • İman tek başına tanımlanabilecek ya da amenna ( inandık ) demekle bitecek bir kavram değildir. Akılla sorgulanmalı, ilimle taçlandırılmalı ve cömertlik, edep, korku gibi ahlaki faziletlerle yaşanmamlıdır ki anlamını bulsun. (Okunacak En Büyük Kitap insandır)
  • "İncinsen de incitme!'' (Makalat)
  • Ey hiç yoktan varlığımı Bir balçıktan var edenim Nimetine şükürlerle Binlerce kez hamd ederim Ey başıma bir taç gibi Muhammedi yâr edenim Huzurunda günahımdan Utanırım ar ederim Evvel Allah ahir Allah Bismillah Kimsenin önünde eğilmez başımız Senden başka Yâr olmaz kimse bize Senden başka Ey dünün ve bu vaktin sahibi Ey sahibi bir hesap gününün Bir tek Sana eğilir secde ederiz Kulluklar bilmeyiz başkaca Bâtın Allah Zâhir Allah Bismillah Sabit kadem kıl bizi Müstakim yolda Kaybolmamış insanlar grubunda Bir olsun eylemimiz sözümüz (Kurnaz) (Besmele Tefsiri)
  • Hangi mülkiyet, sevgiden daha büyük olabilir? Neye sahip olmak, sevmek ve sevilmek kadar insanı mutlu ve huzurlu kılabilir? (Her Ne Arar İsen Kendinde Ara)
  • Güneş peygamberdir. Ay eren.. (Vilayetname)
  • “Bir sözün yüz yüzü vardır” dedi Pir Hacı Bektaş. Peki insanın kaç yüzü vardır Hünkarım? Pir, “çar darp” yapardı. Yani; kaşları, saçları, sakalları traşlıydı. Gür bıyıkları vardı. Üstünde yarım-yamalak, eski kıyafetlerle gezerdi. Oysa zamane ehli onu farklı surette resmediyorlar. Çünkü onlara göre öyle olmalı… Zaten suretperestler insanın özüne değil, cismine ehemmiyet verirler. Mevlana’nın “Herkes kendi zannınca benim dostum oldu ama kimse içimdeki sırları araştırmadı.” Demesi bu sebeple boşuna değildir. Hünkar’ın döneminde de insanlar aynı olmalı ki; O, Hace Ahmed Yesevi’nin yanına girdiğinde, Hace “işte geldi mülk sahibi” deyince, cemaatin yarısı kalkıp gitmişti. Üstü başı yırtık pırtık bir garibin, Hace Ahmed Yesevi’nin böyle büyük izzetine layık görülmesi onlara ağır geldi. Sonra Anadolu'ya geldi Hünkar. Anadolu erenlerine niyetinin güzelliğini göstermek için, güvercin şekline girerek karşıladı onları. Ham erenlerden biri de bunu fırsat bildi, doğan oldu da Hünkarı yakalamak istedi. Kendi şekline döndü pir, doğanın boğazını yakalayıp dedi ki; “ben kuşların en barışçısı olan güvercin şeklinde geldim. Sen beni doğan kılığında karşılıyorsun. Bu doğru mu?” Oysa Hünkar, isteseydi o meydan ejderha olur girerdi. Ama özünde kötülük yoktu. Pir’in gayesi insanlara iyilik etmekti. İnsana değer vermede geldiği seviye, tüm beşeri hukukların üstündedir. “Okunacak en büyük kitap insandır” sözünü söylemek de işte böyle babayiğitlerin harcıdır. İnsanlar da o ve onun gibileri öylesine sevmişlerdi ki, Anadolu insanı pirlere baba demeyi uygun gördüler. Birisi cesetlerinin babasıydı, diğeri ruhlarının. Anadolu’da yıllarca gezdi Pir… Bir gün çevresini saranlar ona; “Eğer sahib-i sır iseniz, nişanınız nerede?” diye sordular. Hünkar elinin ayası ve alnında ki iki yeşil beni gösterdi. Hakikat ehli olduğunu ispat etti. Herkes hayrete düştü. Bu öyle bir hayretti ki, bugün bile Türküsü söylenir: “Yüzünde yeşil ben aşikar olmuş Çekilmiş gaşların zülfikar olmuş Gözlerin aleme hükümdar olmuş Mihri Süleymandan güzelsin güzel” İşte Pir, böyle güzel böyle özel bir adamdı. O ve selefleri, bu topraklardayken barıştan, insanlıktan, adaletten bahsederdi. Sonra onlar gitti, yerine yenileri gelmedi. O günlerde insanlar “gelin canlar bir olalım!” derlerdi… Bugünlerde “senin canını alırım!” diyorlar. Başka da bir şey değişmedi… Velayetnamemiz; Hünkar’a ait olduğu düşünülen ve onun ölümünden sonra toplanan sözlerinin derlemesidir. Toplanmaya başladığı tarih ile, Hünkarın ölümü arasında uzun yıllar olduğu için salahiyetinden emin olmak mümkün değildir. Tarihsel olarak Hünkar hakkında bilgi pek azdır. Tarihçiler gariplerden ziyade sultanlara daha düşkündür. Oysa bizce gönül sultanları daha büyüktür. (Velayetname)
  • Hz Hünkar "Türkistan ilinde, Horasan (diyarından) geldik, aslımız Muhammed oğullarındandır. Babam İbrahim-i Sani diye meşhur Seyyid Muhammed'dir. Mûsâyü's-Sani' nin oğludur. İbrahimü'l-Mücâb, Hz. İmam Mûsa-yı Kâzım' ın oğludur. Mürşidim doksan dokuz bin Türkistan pirinin başı Sultan Hoca Ahmed-i Yesevi'dir. Meşrebim, Muhammed Ali'den, nasibim Hüdâ'dandır. " dedi. (Velayetname)
  • "Korkusuz yürümek imana noksan getirir." (Makalat)