Kitap Künyesi
Yazar: Marcel Proust
Çevirmen: Roza Hakmen
Editör: Orçun Türkay
Tasarımcı: Nahide Dikel
Orijinal Adı: Le Temps Retrouve - A la recherche du temps perdu #7
Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
İSBN: 9789750803299
Sayfa Sayısı: 352
--reklam--
Yakalanan Zaman Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Kayıp Zamanın İzinde tamamlandı. Marcel Proust'un dev yapıtının tümü, yedi kitap halinde, hepsi Roza Hakmen'in çevirisiyle sonunda Türkçede. Zaman'ın peşi sıra sürdürülen yolculuğun son halkası, Yakalanan Zaman, diğer tüm halkalarla, Swann'ların Tarafı'yla, Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde'yle, Guermantes Tarafı'yla, Sodom ve Gomorra'yla, Mahpus ve birlikte Yapı Kredi Yayınları Edebiyat Dizisi'nden çıktı. "Kayıp Zamanın İzinde tamamlandı." Yalnızca bu cümle bile, yirminci yüzyıla modern romanın başyapıtlarından biri olarak damgasını vuran bu yapıt üzerine Proust'a artık yabancı olmayan Türk okurunda bir heyecan uyandırabilir. "Dev" tanımlaması kadar uygun düşecek başka bir tanım yok herhalde Kayıp Zamanın İzinde üzerine. Yedinci kitap, Yakalanan Zaman, belki bilinçli, belki de hiç farkında olmadan Proust'un, edebiyat öncesi hatıralarıyla, yazarın şimdiki zamanının ve Zaman'ın dışına taşan düşlerinin son kesişme noktası. Bir elveda Guermantes'lara, Swann ve Odette'in anısına, Saint-Loup'ya, Gilberte'e, davetlere, savaş sırası ve savaş sonrası Paris'inde, Marcel Proust'un her şeye rağmen harikulade Paris'inde. Bir elveda bir kez daha Albertine'e. Ama o vedalardan başka, bir yapıtın doğuşunun, Yakalanan Zaman ve dolayısıyla Kayıp Zamanın İzinde'nin doğuşunun da hikâyesi. Zaman'ın kapılarını bu uzun yolculuk, bu uzun inşa süreci boyunca Proust'a aralayan madlen, farklı yükseklikteki döşeme taşları, Combray'deki akşamüstleri, Swann'ı uğurlayan çıngırağın sesi ve tüm o "ulaşılmaz" kişiler, Yakalanan Zaman'da koca gövdeleriyle yerlerine oturuyor ve yapıt kendi içinde, Zaman içinde sürekli bir devinim, inanılmaz bir döngü kazanıyor. Artık yaşlanmış, ancak bunu bir zamanlar, gençliklerinden tanıdığı kişilerin yüzlerinde yılların bıraktığı izleri görünce farkeden bir zihnin, yaşamını, o büyüleyici belleğini doğrulamak istercesine sarıldığı bir yapıt. Zaman'ın izinde yılların birbirlerine eklendiğini farketmeden, yıllarla git gide uzayan, çan kulelerini aşan "sırıklar" üzerinde koşmaktan yorgun düşmüş Proust, günlük yaşantısına dair son görevlerinden arınmanın ve kendini bütünüyle yapıtına verebilmenin mücadelesini vermekte Yakalanan Zaman'da. Kayıp Zamanın İzinde tamamlanırken, başlanmasına karar verilir yaşanmışlıklara ölümsüz bir anlam yükleyebilmek için. "Böyle bir kitabı yazmayı başaran kişi ne kadar mutlu olurdu!"
--reklam--
Yakalanan Zaman Alıntıları - Sözleri
- Ne yazık ki onları kendi içimde aramak zorundaydım, çünkü insanları değiştiren zaman, onların içimizde sakladığımız suretlerini değiştirmez. _____
- “…büyük bir yazarın o temel kitabı, tek gerçek kitabı kelimenin yaygın kullanımıyla icat etmesi gerekmediğini, bu kitap zaten her birimizin içinde var olduğundan, onu tercüme etmesi gerektiğini fark ediyordum. Bir yazarın görevi ve işlevi tercümanlıktır.”
- “Keder kalpte taşınır.”
- “… tıpkı ölüm döşeğindeki adamın işinin bittiğini hissetmesi gibi, bir ordu da galibiyetini içinde hisseder.”
- … tekrar tekrar yazar/la-bruyere’in şu cümlesini okur: “İnsanlar çoğunlukla sevmek ister, ama bunu nasıl yapacaklarını bilmezler; yenilgi peşinde koşar, ama bulamazlar; deyim yerindeyse, özgürlüğe mecbur olurlar.”
- Ne yazık ki onları kendi içimde aramak zorundaydım, çünkü insanları değiştiren zaman, onların içimizde sakladığımız suretlerini değiştirmez.
- “Öldükten sonra, Zaman bedenden çekilir”
- Hayat kendisine çeşitli zamanlarda güzel roller sunmuştu gerçi, ama o, bu rolleri oynamayı beceremiyordu.
- ...bir kitap, çoğu mezar taşının üstündeki isimlerin artık okunamadığı büyük bir mezarlıktır. Bazen de aksine, ismi gayet iyi hatırlar, ama ismin sahibinden, kitabın sayfalarında bir iz kalıp kalmadığını bilemeyiz.
- “Dışarıda sadece iki saat geçirmiştim, ama eve döndüğümde ne hafızam, ne düşünme yetim, ne gücüm, ne de bir varlığım kalmıştı.”
- “…düşüncelerimizin her zaman sözlerimizle uyuşmadığını çoktandır biliyordum…”
- “… keder bazı fikirlerin içimize nüfuz etmek üzere büründüğü şekildir sadece.”
- ...gerçek kitaplar, aydınlığın ve sohbetin değil, karanlığın ve sessizliğin ürünü olmalıdır.
- “Ayrıca, aşkta bile, iki kişinin birbirlerine ilişkin hatıraları ortak değildir.”
- Çünkü sanatçılar eserlerinin takdir edilmesini, kadınlar da güzelliklerinin hatırlanmasını incelik olarak adlandırırlar.
--reklam--
Yakalanan Zaman İncelemesi - Şahsi Yorumlar
‘Zaman ve Proust’: KAYIP ZAMANIN İZİNDE - MARCEL PROUST YAKALANAN ZAMAN "Ne içindeyim zamanın Ne de büsbütün dışında Yekpare geniş bir anın Parçalanmaz akışında." Kayıp Zamanın İzinde serisi boyunca Proust'un zaman algısını kavramaya çalışırken her kitapta sık sık geliyordu aklıma bu dizeler. Edebiyatımızda zaman kavramından söz edince akla gelen ilk isimlerden biri Ahmet Hamdi Tanpınar'dır. Yazarın felsefi açıdan Henri Bergson'dan, romanlarında estetik ve edebi açıdan Marcel Proust'tan etkilendiğini biliyoruz. Sayfalar arasında gezinirken iki yazar arasında bağlantılar kurmak oldukça keyifliydi. Yakalanan Zaman, yazarın seri boyunca peşine düştüğü birçok soruya cevap bulduğu ve Proust'u anlamaya en çok yaklaştığımız kitaptır. En çok yaklaştığımız, diyorum zira Proust su gibi... Tam avuçlarımıza doldurup kavradık, derken yeni anlamlara doğru sızıyor ellerimizden; Proust'u anlamak, onun zaman algısı gibi döngüsel ve sonu olmayan bir uğraş. Marcel Proust, çağdaşı James Joyce gibi 20. yüzyılın başında modern romana öncülük etmiş ve birçok yazarı etkilemiştir. (Virginia Woolf, bir aralar içine gömüldüğü Proust'un yanında kendini solda sıfır hissettiğini; Walter Benjamin, artık Proust'tan bir şey okumak istemediğini, aksi halde kendi üretimini engelleyecek bir bağımlılığa kapılacağını söyler.) Kayıp Zamanın İzinde serisi dönemin hem roman tekniğini hem sanata bakış açısını değiştiren özellikler taşıyor. Yazar, klasik kurgu tekniğinin dışına çıkıyor, oluşturduğu karakterler Proust'un zaman algısına paralel bir süreklilik gösteriyor. Her kitapta aynı kişiler, koşullara göre değişerek, farklı bir karaktere bürünerek yeniden karşımıza çıkıyor. O dairesel zaman zinciri hiç kopmuyor hatta son kitap ilk kitaba dönüştür. Diyebiliriz ki yazar son kitapta kurguya ve yazma biçimine karar veriyor sonra dönüp birinci kitabı yazıyor. Yazarın iç monologlar ve geriye dönüşlerle kurguladığı eser, geçmişten bugüne gelen kronolojik-otobiyografik bir roman değil geçmişi yeniden yapılandırdığı bir anlatıdır adeta. Samuel Beckett'in dediği gibi, Proustyen denklem karmaşıktır ama yazar sonsuz geri dönüşle bu karmaşadan bir düzen yaratarak eseri tamamlar. Proust'un durağan ve girift yapıdaki anlatımı zaman zaman bunaltıcı gelse de okuru peşinden sürüklüyor; okur ile kitap arasında oluşan duygusal bağın nedenlerinden biri de budur bana göre. Seri boyunca gözlemlediğimiz bu özellikler son kitapta yazarın sanata, okura, sanatçıya dair düşüncelerini açıklamasıyla netlik kazanıyor. Proust'a göre sanatın çok fazla "beyanat" a ihtiyacı yoktur: "İçinde kuramlar bulunan bir sanat eseri, fiyat etiketi üstünde bırakılmış eşyaya benzer. Üstelik etiket sadece bir değer belirtisiyken edebiyatta aksine, mantıksal akıl yürütme değeri düşürür. Bir izlenimin ifade edilmesiyle ilgili aşamaları sırasıyla katledecek güç bulunmadığında mantık yürütülür yani oyalanılır." Proust'un Bergsoncu zaman algısı üzerinde durmadan sanat anlayışını kavramak mümkün değil elbette. Serinin önceki kitaplarında, yazarın kayıp zamanın peşinde ve benlik arayışı içinde olduğunu gördük. İradi bellekle irade dışı belleğin anlatıcı üzerindeki etkisini gözlemledik. Son kitapta, adından da belli olduğu üzere, yazar bunu çözümler, zamanı yakalamanın sırrını keşfeder. Proust'a göre mutluluk veren benlik; geçmiş, şimdi ve gelecekten sıyrılıp, hafıza ve zihinden soyutlanıp nesneye (madlen, parke taşları...) odaklandığında var olur. Çünkü nesneyle ilgili bir yaşanmışlık akla geldiğinde yani bir zamanlar yediği madleni hatırladığında, bunu yaşayan küçük Marcel değildir "şimdiki ben"dir; dolayısıyla o an hatırlanmaz yeniden yaşanır, inşa edilir, geçmiş değil şimdi'dir. Benlik, ancak bu şekilde zamanın dışına çıkarak kayıp zamanı yakalayabilir ve mutlu olur; gerçek mutluluk nesnelerin özünün sağladığı mutluluktur. İşte, Proust'un sanat anlayışının, yazma tutkusunun zeminini bunlar oluşturur. Üslubunun en belirgin özelliği olan bitmek bilmeyen cümlelerin, sayfalar boyunca devam eden izlenimlerin sırrı bu "an" dır; cümle ne kadar uzunsa o an'ı ve izlenimi o kadar uzun yaşayacaktır. Bu nedenle nesneye ve onun yarattığı izlenime odaklanır, izlenim ıstırap verse bile... Ve hatta ıstırap ne kadar derin oymuşsa sanat eseri o kadar yükseğe çıkar. Şöyle der Proust: "Sadece içimizdeki karanlıktan çekip çıkardığımız, başkalarının bilmediği şey bizim eserimizdir." Serinin son kitabı çok yoğun bir içeriğe sahip. Proust'la ilgili söylenecekler ve yazılacaklar hiç bitmeyecek, hakkında oluşan külliyat bunu gösteriyor. Proust okumaya dair Umberto Eco'nun abartılı gelebilecek şu sözleriyle bitireyim: " Son saatlerinin gelip çattığını anladıklarında, Proust'u hâlâ okumadıklarını fark eden o ölüm döşeğindeki insanların sızlanması korkunçtur." (fatma)
Yedi kitap.. zaman zaman zorlansam da Marcel Proust’un kelimeleri, cümleleri ve betimlemeleri beni mest etti. Özellikle ‘zaman’ kavramına bakışı kalbimin ince sızısı oldu diyebilirim. Okuduğum için mutluyum ve okumadan önceki halimle aynı insan olmadığımı memnuniyetle söyleyebilirim; ruhum zenginleşti, kalbim genişledi. (Zhk T)
--reklam--
Yakalanan Zaman PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Marcel Proust - Yakalanan Zaman kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Yakalanan Zaman PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Marcel Proust Kimdir?
Fransız modern edebiyatının temsilcilerinden Marcel Proust, 10 Temmuz 1871'de, Paris yakınlarındaki Auteuil'de doğdu. Babası varlıklı bir profesör olan Adrien Proust ile annesi Jaenne Weil tarafından Paris'te büyütülen Marcel Proust, 10 yaşına geldiğinde bir astım krizi geçirdi ve bundan sonraki yaşamında hastalıkların pençesinden kurtulamadı. Hastalığına rağmen okulunu başarılı bir öğrenci olarak tamamladı ve askeri hizmetinden sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne girdi. Bir yandan üniversiteye devam eden Proust bir yandan da Sorbonne'da felsefeci Henri Bergson'un derslerine katılıyordu. Ailesinin maddi varlığı nedeniyle rahat yaşamı garanti altına alındığından, mesleki bir eğitime gerek duymayan Marcel Proust, tüm zamanını küçüklükten beri ilgi duyduğu yazarlığa ayırmaya karar verdi. Düzyazıları ve makaleleri 1892 yılından itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanmaya başladı.
1895'ten itibaren Eğitim Bakanlığı'nda çalışmaya başlayan Marcel Proust, Bakanlık'ta kaldığı beş yıl içinde Hazlar ve Günler adlı öykü kitabını yazdı. Gerek eleştirmenler gerekse okur tarafından pek başarılı bulunmayan bu eser bir anlamda yazarın bundan sonra ele alacağı konuların açıklanması açısından önem taşıyordu: Yabancılık çekilen bir dünyadaki yalnızlık ile kendi kimliğinin arayışı içindeyken aşk, hastalık ve zamanın etkileri.
Proust, ilk kitabının ardından sekiz yıl boyunca bir kitap üzerinde çalıştı. Kitabı tamamlamasına çok az bir zaman kala uğradığı hayal kırıklığı nedeniyle sekiz yıllık uğraşının ürünü kitabını yırttı ancak onu atamadı. 1952'de Jean Santeuil adı altında yayınlanan bu kitap yazarın başyapıtı olarak değerlendirilen Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde/Kayıp Zaman İzinde adlı romanın bir tür hazırlık çalışması olarak değerlendirildi. Jean Santeuil'in odak noktasının anlatıcının subjektif öyküsü oluşturmuştur. Yazar bu eseriyle geçmiş olaylarla ilgili duyguların içinde bulunulan anda yaşanılanlardan daha kuvvetli olduklarını kanıtlamak istiyordu. Düşüncelerini vurgulamak için her şeyin tekrarlandığı bir anlatım biçimi uyguladı. İlk anlatılanda olayların gerçekten olup bittiği zamanı diğerinde ise akılda kalanları anlatıyordu.
1903 yılında babasını kaybeden ve annesiyle birlikte yaşayan Marcel Proust'un yaşamındaki en önemli olaylardan biri 1905'te annesi Jaenne Weil'i kaybetmesidir. O tarihte 34 yaşına giren eşcinsel yazar için annesi hayatının en önemli kadınıydı. Geçirdiği sinir buhranlarından ve gördüğü tedavilerin ardından Proust, deneme yazılarında önemli edebiyatçıları ve felsefecileri inceledi. Bunların başında çalışmalarını Fransızca'ya çevirdiği John Ruskin ve eleştirilerinin hedefi olan Charleb Augustin Sainte-Beuve geliyordu. Aynı dönemde üzerinde çalıştığı Bergson'un bilgi kuramı, Proust'un anlatım tekniğini düzeltmesindeki en önemli etkendir. 1908'de kaleme almaya başladığı ancak 11 yıl sonra yayınlanan Taklitler ve Seçmeler adlı yapıtı başyapıtı için ön çalışma oldu.
1908'den sonra tamamen inzivaya çekilerek hiç ara vermeksizin yedi bölüme ayırdığı Geçmiş Zaman Peşinde adlı dizi romanı üzerinde çalıştı. Bu roman 1927'ye kadar 15 cilt ve yedi bölüme ayrılmış olarak yayınlandı. 1913 Swannların Semtinde çıktıktan sonra onu izleyen diğer bölümler; Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Guermanteslerin Semtinde, Sodom ve Gomorra, Mahpus Kadın, Kaybolan Albertine, Yeniden Kazanılan Zaman yayınlandı.
Otobiyografik bir havanın estiği bu roman dizisinde birbirine paralel iki düzlem bulunmaktadır. Proust'un yaşantısından alınan tek tek epizotlar, burjuvazinin tam bir tablosu ve en ince ayrıntılara kadar araştırıp anlattığı aristokrasinin çöküşü olarak yoğunlaşır. Proust bunu yaparken şimdiki zamana ve geçmişe ait bilinç içindekileri çağrışımlı olarak birleştirmek amacıyla olayları kronolojik bir sıraya koymadı. Geçmiş zaman anımsama yoluyla ve birinci şahıs olarak öyküyü anlatan kişinin içsel birliğine uyan kayboluşu zaman yeniden kazanılmaktadır. Sürekli geriye bakışlarla yaşam daimi bir dolaşım halindedir. Roman dizisinin sonunda şair yani Proust, kendi yaşantısını anlatan romanı yeniden yazmaya karar verir. Yazar anlattığı düşünceleri doğrudan doğruya yansıtabilmek için edebi teknik olarak iç monoloğu kullanmıştır. Benliğin zaman içindeki psikolojik değişimi ile güncel ve eski olayları bir bütün haline getirerek insanın ruhsal yaşantısını işleyen Marcel Proust, 18 Kasım 1922'de, Paris'te yaşamanı yitirdi.
Eserleri
Roman: Swannların Semtinde (Du cote de chez Swann, 1913), Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde/Geçmiş Zaman İzinde (A la recherche du temps perdu,1918), Guermanteslerin Semtinde (Le cote du Guermantes, 1920), Sodom ve Gomorra (Sodome et Gomorrhe, 1921), Mahpus Kadın (La prisonniere, 1923), Kaybolan Albertine (Albertine disparue, 1925), Yeniden Kazanılan Zaman (Le temps retrouve, 1927), Taklitler ve Seçmeler (Pastiches et melanges, 1919)
Öykü: Hazlar ve Günler (Les plaisirs et les jours, 1896)
--reklam--
Marcel Proust Kitapları - Eserleri
- Hazlar ve Günler
- Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde
- Okuma Üzerine
- Kayıp Zamanın İzinde
- Swann'ların Tarafı
- Guermantes Tarafı
- Sodom ve Gomorra
- Mahpus
- Albertine Kayıp
- Yakalanan Zaman
- Sainte-Beuve'e Karşı
- Swann'ın Bir Aşkı - I
- Edebiyat ve Sanat Yazıları
- Swann'ın Bir Aşkı
- Üst Kat Komşusuna Mektuplar
- Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde - I
- Swann'ın Bir Aşkı - II
- Aşk Karşılıklı İşkencedir
- Kayıp Zamanın Etrafında
- Kibarlar Âlemi - Kayıp Zamanın İzinde
- Lemoine Vakası
- Prenses'e Mektuplar
- Swann'ların Tarafı - Combray
- Kalan Son Güzel Kağıdım
- Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde - II
- Swann'ların Tarafı - Memleket İsimleri: İsim
- Kıskançlık
- Swann'ların Semtinden 2. Cilt
- Vikont’un Ölümü
--reklam--
Marcel Proust Alıntıları - Sözleri
- ".. hangi aşkın yarası Öldürdü sizi terk edildiğiniz o sahillerde!” ______ (Hazlar ve Günler)
- Hayatta önemli olan, neyin sevildiği değil, sevmektir. (Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde - I)
- Kuşlar gelene dek ağaç, panjurları kapalı, boş, ölü bir ev gibidir. (Kayıp Zamanın Etrafında)
- "Ya acı çekmekten ya da sevmekten vazgeçmeliydim." (Kıskançlık)
- “Saçma sapan izler peşinde değerli zamanlar yitirirken hiç farkına varmadan gerçeği ıskalarız.” (Kıskançlık)
- Bizler, başkaları için konuşup kendimiz için susarız. Ayrıca sessizlik, konuşmanın aksine kusurlarımızın ve yapmacıklığımızın izlerini taşımaz. (Okuma Üzerine)
- Kıskançlık, bir türlü kovulamayan, türlü türlü biçimlerde hortlayan bir iblistir. (Kıskançlık)
- Ne yazık ki onları kendi içimde aramak zorundaydım, çünkü insanları değiştiren zaman, onların içimizde sakladığımız suretlerini değiştirmez. _____ (Yakalanan Zaman)
- İnsanın birini kendine âşık edebilmek için ne içtenlik göstermesine hatta ne de yalanı iyi kıvırabilmesine ihtiyaç var. Burada aşk derken karşılıklı bir işkenceden bahsediyorum. (Kıskançlık)
- Başkalarının ne düşündüğünden bana ne? Duygulara ilişkin konularda başkalarıyla ilgilenmek bence çok abes. İnsan kendisi için hisseder, elâlem için değil. (Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde)
- .. Araba beni, tek gerçek olduğuna inandığım, beni gerçekten mutlu edebilecek şeyden uzağa sürüklüyordu; hayatım gibi. _____ (Kibarlar Âlemi - Kayıp Zamanın İzinde)
- (...) çünkü aşkla ölüm birbirine benzer; her ikisi de bizi gerçekliğini kavrayamamaktan korktuğumuz kişiliğin sırrını daha derinlemesine sorgulamaya iter. (Swann'ın Bir Aşkı - II)
- Bütün iyi kitapları okumak, bu kitapların yazarı olmuş geçmiş yüzyılların en değerli insanlarıyla konuşmak gibidir. (Okuma Üzerine)
- Hor görülseler bile fikirlerin,sokuldukları zihinlerde hemen ölmediklerini,etkilerini orada sürdürdüklerini biliyorum… (Prenses'e Mektuplar)
- "Mutluluğumuz sadece kaygımızın bitişine bağlıdır." (Albertine Kayıp)
- "Allah hikmeti dilediğine verir." Bakara 269 (Üst Kat Komşusuna Mektuplar)
- Kitaplarımızda genel olarak bahsettiğimiz şeyler bizde ilhamı neyin tetiklediğini gösterir, çok geçmeden zihnimize bütün gücüyle hakim olan şeyi görürüz. (Edebiyat ve Sanat Yazıları)
- Tıpkı bazı mutluluklar gibi bazı felaketler de fazlasıyla gecikirler ve bir süre önce gelseler içimizde ulaşacakları boyuta ulaşamazlar. (Albertine Kayıp)
- "Soluk aynalar ve sönmüş alevler" en değerli lütuf; ve kuşkusuz hâlâ o aleve boyun eğerek (bu defa Baudelaire'den değil Hugo'dan bir alıntı: "O (kadın) yarı canlıydı, ben yarı ölü") (Prenses'e Mektuplar)
- “Çoğunlukla nefret ederiz kendimize benzeyenden, kendi kusurlarımızı dışarıdan görmek bizi çileden çıkarır.” (Kıskançlık)
Yorumlar
0 yorum