Kitap Künyesi
Yazar: Carlos Fuentes
Çevirmen: Özdemir İnce
Orijinal Adı: Aqua Quemada
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789755107103
Sayfa Sayısı: 136
--reklam--
Yanık Sular Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Pek çok Latin Amerikalı yazar gibi, Carlos Fuentes de, yazılarından ve düşüncelerinden dolayı ülkesinden uzaklarda sürgün hayatı yaşamıştı. Onu okurlarımız ilk kez "Artemio Cruz'un Ölümü" adlı başyapıtıyla tanımışlardı. Daha sonra "Deri Değiştirmek", "Sefer" ve "Diana" adlı romanlarını, "Körlerin Şarkısı" ve "Yanık Sular" adlı öykü kitaplarını yayınladık. "Yanık Sular"ın bu yeni basımını yaparken, bu ünlü Meksikalı yazarın ülkemizde de beğenildiğini görmenin sevincini yaşıyoruz, "Yanık Sular"da dört öykü var. Birbirine bağlı öyküler. "Bu Evler Bir Zamanlar Saraydı" adlı öyküde, tekerlekli sandalyesinde, şimdi yıkıntıya dönmüş eski sarayları düşleyen sakat Luisito'yu, "Tan Ağartısı"nda yüksek Meksika yaylasındaki eski kentte sabahın erken saatlerinin kokusunu da, havasını da gökdelenlere kaptıran Federico Silva'yı, "Analar Günü"nde, torunuyla birlikte geneleve alem yapmaya giden general eskisi Vicente Vergara'yı, "Andres Aparicio'nun Oğlu" adlı öyküde de arayıp bulamadığı sözcüklerin yerini ancak "şiddet"le doldurabilen genç Bernabi'yi tanıyacaksınız. Bu dört öyküdeki bu dört ayrı kahramanın ortak bir mekanları var: Kendi çocuklarını yiyen, kendi canına kıyan, lanetli "Yanık Sular" kenti: "Meksiko City".
--reklam--
Yanık Sular Alıntıları - Sözleri
- ...şimdiye kadar yanıt veremediğiniz hakaretlerden, yiyemediğiniz yemeklerden, düzemediğiniz kızlardan, kirayı arttıran ev sahibinden, sizi evinizden atan yöneticiden, beş bin pezo toka edilmediği için ananızı ameliyat etmeyen doktordan intikamınızı alacaksınız, size sömürenlerin çocuklarına kötek atacaksınız, anlıyor musunuz?
- Ama istemekten nefret ediyordu Luisito, ne var ki istemek zorundaydı.
- "Acı çekenlerin başkalarına acı çektirmeye hakları vardır, aslanım. Bu çok kutsal, saygıdeğer bir gerçektir, yemin ederim."
- Dünya eğer kusursuz olsaydı bana inanmaya gereksinim duymazdın, anlıyor musun?
- Yaşlıların belleği başka yaşlıların ölümüyle tazelenip canlanır.
- Gezintilerinde giydiği siyah bluzu, eteklikleri ve siyah çorapları geceleri kurutur. Giysilerini geceleyin kurutan tek yaratık odur. Deli olduğunu siz de görüyorsunuz, geceleyin yağmur yağabilir, peki neye yarar yaptığı iş?
- Çocuklar acıma nedir bilmiyordu.
- Düşün bir Luisito, bir düşün, köpekler birbirlerini anımsasalardı ne olurdu?
- Ama istemekten nefret ediyordu Luisito, ne var ki istemek zorundaydı.
- Bazı yaratıklarını artık ötekiler kadar sevmiyorsun, Tanrım; bu yüzden daha az sevdiklerin daha az sevecekler seni, ve sana Şeytan diyecekler.
- Ve kendisine seslenip yakardığı Tanrı yanıtlıyordu onu: - Manuela, dünyanın adaletsizliğine, acımasızlığına karşın inanmalısın bana. Ben de aynı nedenle sana sesleniyorum. Dünya eğer kusursuz olsaydı bana inanmaya gereksinim duymazdın, anlıyor musun beni?
- Kendinin gerekli olduğunu bilmek ne güzel, sen olmasan birinin kendini çok yalnız hissedebileceğini bilmek ne güzel bir şey. Birine gereksinim duymak iyi bir şey.
--reklam--
Yanık Sular İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Dört hikâyelik bu kitapta karşımıza çıkan en önemli soru şu sanırım: “Geçmişten gelen hayaletlerin geleceğimize karar vermelerine ne derece müsaade edeceğiz?” Hikâyelerde anlatılan olaylar genelde Meksika’nın gerçeklerini yansıtıyor. Tüm hikâyeler Meksika Devrimi etrafında dönüyor. Vaatler, gerçekleşmemiş rüyalar, savaşın getirdiği huzursuzluklar... Devrim sonrası ortaya çıkan sosyal sınıflar arasındaki görüş ve düşünce farklılığı toplumu farklı kutuplara sürüklüyor. Yazar, Meksika’daki etnik kimliklerden (gerçek Meksikalı kime denir?) öğrenci hareketlerine kadar daha pek çok konuyu irdeleniyor. Özellikle devrimden sonra değişen hayat ve yaşam koşulları, insanlar arasında beliren “sınır” her hikâyede karşımıza çıkıyor. Öncelikle kitabın başlığıyla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum, çünkü bu başlık kitabın tamamına egemen olan bir görüşü yansıtıyor. Hikâyeler Mexico City’de yaşanıyor, yani bu şehir hikâyelerde özne görevini görüyor. Bu şehir 1325’te Azteklerce volkanlarla çevrili yüksek bir lagünde kurulmuş. Şehrin bu hali bile hem bir paradoks hem de bir metafor görevi görüyor. Bir yandan serinleten bir lagün varken diğer taraftan yakan bir volkan. Bir yandan yaratma süreci devam ederken bir yandan yok etme süreci işliyor. Hikâyelerdeki bu paradoks da karşımıza sürekli çıkıyor. Bu bağlamda kitaba verilen isim son derece akıllıca seçilmiş. Dört hikâye içinden ben en çok ilk ikisini beğendim. “Bu Evler Bir Zamanlar Saraydı” başlıklı ilk hikâye bir keşiş hayatı yaşayan, çevresindeki insanlara göre ucube olan Dona Manuelita ile 15 yaşındaki sakat çocuk Louisito arasındaki dostluğun hikâyesi. Bu ikisi arasında son derece güçlü bir bağ vardır ve ikisi de geçmişe büyük bir özlem duymaktadır. Ortak bir hafıza paylaşırlar. Bence ikisi de içinde bulundukları kötü durumdan bir kaçış için bu yola başvuruyorlar. Kendilerini ancak bu şekilde teskin edebiliyorlar. Her ikisi de bir zamanlar görkemli olan bir binada hayatta kalma mücadelesi veririler. Burada bir eksilikle karşılıyoruz. Saray yerine sadece yıkılmak üzere olan binalar vardır. Ancak bu ikisi bir zamanlar çok görkemli bir hayat sürmüştür ve o geçmiş günleri hala hayallerinde ve zihinlerinde yaşamaya devam ederler. Dona’nın en büyük uğraşı sahipsiz köpekleri barındırması ve doyurmasıdır. Ben burada köpeğin bir metafor olduğunu düşünüyorum. Köpekler burada ezilen, evini, ailesini kısacası her şeyini kaybeden Meksika halkını simgeliyor. İnsanlar bu köpeklere üstelik çok kötü davranırlar. Kilise bile köpekleri görmek istemez. Köpek metaforu üzerinden yazar bir halkın birbirine yaptıklarını çok güzel ifade ediyor. İkinci hikâyede yazar konuyu eski ve yeninin çatışması üzerine temellendirilmiş. Federico eski bir aristokrattır, yaşadığı köşk yüksek binaların ve gölgesinde kalkmış, küçük bir alana sıkışmıştır. Ailesinin bir zamanlar yaşadığı gibi yaşamaya devam eder. 1930’ların modasında giyinir, üstelik düşünce ve davranışları da o yıllara göredir. Modern dünyadan dışlanmış bir şekilde varlığını sürdürür. İçinde yaşadığı ev ve ülke gibi aslında kendisi de içten içe çökmektedir. Annesinin hayaleti ve geçmişten gelen olumsuz tecrübeler hayatını ve düşüncelerini kontrol eder. Kendisi ölmeyi beklemektedir ve bunun da asaletine yaraşır bir şekilde kusursuz olması gerekmektedir. Ölümünün herkes tarafından hatırlanmasını istemektedir. Ancak Fuentes burada da bir ironi yaparak bu görkemli olacak ölümü son derece basitleştirerek bizlere sunuyor. Tek başına ölmeyi bekleyen karakterimiz, bir avuç sokak serserisinin saldırısına uğrayarak evinde öldürülüyor. Üçüncü hikâyemiz benim için en sönük hikâye oldu. Burada da Andres Aparicho’nun oğlunun hikâyesini okuyoruz. Ancak ortada bir oğlan var mı yok mu bilmiyoruz. Fuentes okuyucuyu bir kez daha şaşırtıyor burada. Bernabe idealist, iyimser ve herkese yardım etmeye çalışan biridir. Ancak hiç işlemediği suçlardan dolayı yargılanması ve toplum tarafından dışlanması kendisinin de suç örgütlerinin avucuna düşmesine yol açıyor. Son hikâyede yine eski ve yeni fikirlerin çatışması karşımıza çıkıyor. Aslında burada bir sınır var. Devrimden önce ve devrimden sonraki hayat. Çünkü devrim her şeyi tepetaklak etmiştir, zengin fakirleşmiş, fakir zenginleşmiştir. Değerler de aynı şekilde değişmiştir. Her ne kadar hikâyenin başlığı “Anneler Günü” olsa da ortada anne falan yoktur. Anneler çoktan ölmüştür. Bunun yerine Vargara ailesinin erkeklerinin hikâyesi vardır. Dede, oğul ve torun arasındaki kişisel çekişmeler aslında devrimin aileler üzerindeki olumsuz etkisini fazlasıyla gösteriyor. Her ne kadar genel olarak hikâyeleri çok fazla sevemesem de yazarı tanıma adına güzel bir başlangıç kitabı olabilir diye düşünüyorum. Bu dört farklı hikâye aslında her biri bir roman olacak kadar geniş bir malzeme barındırıyor. Hikâyelerde trajikomik unsurların çok ustaca kullanımı da ayrı bir hava katmış. Her hikâye aslında özünde bir trajedi barındırıyorken okur bunu zaman zaman rahatlıkla komedi olarak da algılayabiliyor. Sanırım bu da yazarın ustalığından olsa gerek. (N)
"Yanık Sular" ne demek Allasen, su da yanar mıymış? Meksikalı yazarlar deyince ilk akla gelenlerden biri olan Bay Fuentes, bu coğrafyada geçen ve birbirine -az da olsa- bağlı dört öykü anlatıyor bize. Ama az önce sorduğum soruya kitabı bitirir bitirmez cevap vereceğinizi zannetmeyin. Cevabın bir tohum gibi önce içinizde yerleşmesi lazım, zamanla filizlenip başını topraktan çıkarıyor ve siz ancak o zaman kanıksanmış bir farkındalığa ulaşabiliyorsunuz. Ha, bir de internette çılgınca araştırma yapmanız gerekiyor. ;) Çünkü cevap Azteklere, Tenochtitlan'a uzanıyor. :) Uzun zamandır okumak istediğim yazarlardan biriydi, nihayet... =) (G. İlke)
--reklam--
Yanık Sular PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Carlos Fuentes - Yanık Sular kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Yanık Sular PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Carlos Fuentes Kimdir?
1928’de Panama’da doğdu. ABD’de Columbia, Harvard, Princeton ve başka üniversitelerde ders verdi; çok sayıda roman, kısa öykü, deneme, tiyatro eseri ve senaryo yazdı. Bir süre Meksika’nın Fransa büyükelçiliğini yaptı. Fuentes’in romanları arasında en önemlilerinden olan Terra Nostra, Venezuela’da Romulo Gallegos Ödülü’nü kazandı. 1987’de, İspanyolca yazan yazarlara verilen en büyük ödül olan Cervantes Ödülü’ne değer bulundu. 2012’de hayatını kaybeden Fuentes adına devlet tarafından ödül konuldu. Her yıl yazarın doğum gününde (11 Kasım) verilen ödülün ilk sahibi, Mario Vargas Llosa’dır.
--reklam--
Carlos Fuentes Kitapları - Eserleri
- Aura
- Terra Nostra
- Körlerin Şarkısı
- Artemio Cruz'un Ölümü
- Diana
- Kaygı Veren Dostluklar
- Koca Gringo
- Doğmamış Kristof
- Cennet'teki Adem
- Edebiyata Övgü
- İnez'in Sezgisi
- Deri Değiştirmek
- Friedrich Balkonunda
- Yanık Sular
- Bütün Mutlu Aileler
- Sefer
- Kartal Koltuğu
- Kutsal Bölge
- Laura Diaz'lı Yıllar
- Kendim ve Ötekiler
- Cam Sınır
--reklam--
Carlos Fuentes Alıntıları - Sözleri
- ''En sonunda aydınlığa, gün ışığına kavuşmuş gerçek yaşam, tastamam yaşanmış biricik yaşam edebiyattır.'' (Edebiyata Övgü)
- ...Ve 1erkeği en çok meraklandıran, en çok heyecanlandıran şey, kendisinden daha iyi sır tutan 1kadındır... (Diana)
- Düşün bir Luisito, bir düşün, köpekler birbirlerini anımsasalardı ne olurdu? (Yanık Sular)
- ...İspanyol olduğundan iletişim kurmamız kolaydı. Yalnızca dil açısından değil, onu ilk gördüğümde sezdiğim sonra da doğruladığım 1nitelik yüzünden. Hareket edişini izlediğimde -eline ayağına tezdi, kas bağları belirgindi, o dönemin kent işçisi üniforması olan etek-bluz- marka giyerdi hep, ama 1çift kaslı, güçlü, kalın bilekli İspanyol bacaklarına sahipti Azucena’nın meşinimsi görünümünün gerisindeki köylü kökeni görebiliyordum. Her şeyin üstünde 1çalışma geleneği vardı, yalnızca ahnteri değil, yapılan işten duyulan gurur vardı. Bu kadın, her yaptığından gurur duyuyordu... (Diana)
- "Şimdi birlikte ,yalnızdınız ama bağlıydınız" (Deri Değiştirmek)
- ...Geçmiş, taşımak zorunluluğunu duyduğu yerine getirilmemiş 1vaatti, başarısız olsa bile... (Diana)
- politikayla uğraşıyorsan, ortada yazılı belge bırakmayacaksın. (Kartal Koltuğu)
- Kaosa ahenk katabilmek için bıçak sırtında kurmuş olduğu müzikal denge.. (İnez'in Sezgisi)
- Gerçeklik kötü bir düştür. (Terra Nostra)
- ... bilmezler ki yalnızlıkta günah işlemeye daha yatkındır insan. (Körlerin Şarkısı)
- "Peki ya dünya, dünya konusunda ne düşünüyorsun yüce cücem?" "Birileri anlatınca cennet, kendin yaşayınca cehennem. Ben sana derim, dünya. Sen anlarsın, evren." (Doğmamış Kristof)
- İyi bir dinleyiciden daha doyurucu bir şey yoktur dünyada (Kartal Koltuğu)
- Amerika Birleşik Devletleri'nde Nixon, Meksika'da Diaz Ordaz, İtalya'da Berlusconi, Almanya'da Hitler, Rusya'da Stalin; gerçi bu son ikisi kötülüğü kudrete, ötekiler de eski sefil haline dönüştürüyorlar... Bu olayları incele, sevgili Nicolas. Erdemli bir yol tutmak istiyorsan, aşırı uçları öğren aşkım. (Kartal Koltuğu)
- Benim alıntılarımdan hoşlanmadığını söylüyorsun değil mi ? Öyleyse sen kendi alıntılarını yap ,ben kendiminkileri .. (Deri Değiştirmek)
- İfademi mazur gör patron, ama bu hanım yüzünden kendimi eli ayağı tutmaz bir ihtiyar gibi hissediyorum. (Kaygı Veren Dostluklar)
- ulaşılması olası mutluluk; kimi zaman kasvetli kimi zaman komik aile sıcaklığı mıydı? edilgin ve mutlu ya da etkin ve mutsuz bir aile böyle mi oluyordu? sıkıcı olduğu için mi kusursuzdu aile yoksa kusursuz olduğu için mi sıkıcıydı? yoksa hepsi istisnasız kabul edilmiş, edilebilir bir simgenin parçaları mıydı, hep eksik olan ama aynı zamanda hep bütün olan mutluluktan, hak ettikleri mutluluktan paylarına düşenin parçaları mıydı? hem eksikti hem bütündü mutluluk çünkü mutlak bir sınırdı ölüm, ne göçebeydi ne bulanık ve kimse ardında kötü, yıkılmış, kederli aileler bırakarak göçüp gitmeye hazır hissetmezdi kendini. (Bütün Mutlu Aileler)
- Eser hem kendi evreninin hem de kendi anlamının efendisi olmuş ve her iki durumda da hem yaratıcısına hem de yorumcusuna karşı zafer kazanmıştı. (İnez'in Sezgisi)
- Dün gitti. Yarın henüz gelmedi, bugün bir an duraklamadan geçip gidiyor; Ben bir Vardım, bir Olacağım, bir de Yorulmaktayım... (Diana)
- Ayrılık, biraz ölmektir (Laura Diaz'lı Yıllar)
- Benim sana anlatmak istediğim bu zamanın, senin ve benim bugünümüzün çoktan yaşanıp bittiği. Bu bir yineleme. Etraftaki dekorlar değişebilir. Ama bu zaman sadece yineleniyor. Bugün dün mü yaşanmıştı? Evet; çünkü zaman senin inandığın gibi çizgisel değil. Zaman dairesel. Bir bengi dönüş yaşıyoruz. (Friedrich Balkonunda)
Yorumlar
0 yorum