Kitap Künyesi
Yazar: Harry Harrison
Çevirmen: İrma Dolanoğlu
Orijinal Adı: Make Room! Make Room!
Yayın Evi: Metis Yayıncılık
İSBN: 9789753421195
Sayfa Sayısı: 220
--reklam--
Yer Açın! Yer Açın! Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"1999'dan 2000'e geçmemize yalnızca haftalar var. Yalnızca New York'ta 35 milyon insan yaşıyor. Su yok. Petrol yok. Yiyecek yok. Barınak yok. Umut yok... Sokak savaşlarının, yağmaların ve örgütlü suçun kol gezdiği metropolde bir polis memuru hem bir cinayeti çözmeye, hem de aşkını korumaya çalışıyor...
"...yiyeceği kendilerine saklıyorlar – hiç zayıf bir polis gördünüz mü? Ya politikacılar, bizim yiyeceğimizi yiyorlar, biz açlıktan ölmüşüz umurlarında mı!" Ardı arkası kesilmeyen ses halkı giderek ayaklanmaya sürüklüyordu. Çoğu yaşlılar olmak üzere bir sürü insan yere düşmüş, çiğnenmişti. Andy el çantasını açtı ve gaz bombalarından birini çıkardı. Pimleri çekildikten sonra üç saniye içinde patlayıp gaz yayacak şekilde ayarlanmışlardı. Andy bombayı yere yaklaştırdı, pimi çekti ve doğruca hoparlörlü adamın üstüne doğru fırlattı. Yeşil teneke havada bir yay çizdi ve adamın yanındaki insanların arasına düştü, ama patlamadı."
Harrison kitabının gerekçesini şöyle açıklıyor:
"Aralık 1959'da Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Dwight D. Eisenhower şöyle dedi: "Bu hükümetin programında... ben burada olduğum sürece... doğum kontrol problemiyle ilgili politik bir doktrin bulunmayacaktır. Bu bizim işimiz değildir." O zamandan bu yana hiçbir Amerikan hükümetinin de işi olmadı.
1950'de Amerika Birleşik Devletleri –dünya nüfusunun sadece %9'una sahip olduğu halde– dünyadaki hammaddelerin %50'sini tüketmekteydi. Bu yüzde giderek artmaktadır ve on beş yıl içinde, şu anki büyüme hızıyla, Amerika Birleşik Devletleri yeryüzündeki maddelerden çıkan yıllık ürünlerin %33'ünden fazlasını tüketiyor olacaktır. Nüfusumuz aynı hızla artmaya devam ederse, bu ülke yüzyılın sonunda, şimdiki yaşam standartlarını koruyabilmek için gezegenimizin kaynaklarının %100'ünden fazlasına ihtiyaç duyacaktır. Bu matematiksel bir imkânsızlık – kaldı ki, o zamana kadar yeryüzünde yaklaşık 7 milyar insan olacak ve bu hammaddelerin bir kısmından –belki– onlar da faydalanmak isteyecekler.
Bu durumda dünya neye benzeyecek?"
--reklam--
Yer Açın! Yer Açın! Alıntıları - Sözleri
- “Bir zamanlar koskoca bir dünya vardı elimizde ama onu yedik, yaktık, bitirdik!”
- “Hangi suç daha büyük-çocukların açlıktan veya hastalıktan ölmesine göz yummak mı, yoksa daha ilk baştan istenmeyenlerin hiç doğmamasını sağlamak mı?”
- “Hayatın küçük lükslerinden yararlanmak istiyorsan, bedelini ödemeye hazır olman lazım.”
- Boşu boşuna, her şey boşu boşunaydı.
- “Bir anneden daha iyisin bana karşı.” “Olabilir ama sakın para istemeye kalkma, evlat.”
- Dünya cehenneme gitmiş durumda. Onu oraya itmekten de hepimiz sorumluyuz.
- "Dünya cehenneme gitmiş durumda -gitmekte değil- onu oraya itmekten de hepimiz sorumluyuz."
- Selam, yabancı.
- "Dediğimi yapacaksın," diye haykırdı kadın. "Bana itaat edeceksin. Bir çocuk annesine itaat etmek zorundadır."
- Dünya cehenneme gitmiş durumda -gitmekte değil- onu oraya itmekten de hepimiz sorumluyuz.
- “Bir zamanlar koskoca bir dünya vardı elimizde ama onu yedik, yaktık, bitirdik.”
- Kurnaz Hollandalılar'ın saf Kızılderililer'den çaldığı, savaşçı ingilizler'in kanuna saygılı Hollandalılar'dan kaptığı, sonra da devrimci Amerikan bağımsızlıkçılarının artık barışçı olan Ingilizler'den zorla aldığı şehir. Ağaçları yıllar önce yakıldı, tepeleri dümdüz edildi, güzelim göllerinin suyu çekilip içleri doldurulunca berrak pınarları yeraltında tıkandı kaldı, buz gibi sularını doğruca lağımlara boşaltır oldu.
- "Sona ermeli." dedi acılı bir sesle. "Bu dünya bir bin yıl daha böyle devam edebilir mi? BÖYLE?"
- Sorun şu ki insanlar her türlü sıkıntıya, ölen bebeklere, otuz yaşında yaşlanmaya katlanırlar, yeter ki bu böyle olagelmiş olsun. Bunu değiştirmeleri için gayret et, dedem için iyi olan benim için de iyidir diyerek sana karşı koyarlar. Ölüm döşeğinde bile. Sonra da ölür giderler.
- "İnsanlar nasıl idare ediyor bilmem"
--reklam--
Yer Açın! Yer Açın! İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Hala "En Az 3 Çocuk" Demeye Devam Mı?: (Ön not: Bu kitabın da içerisinde yer aldığı eylül ayına ait okumalarımı yorumladığım videomu izlemek isterseniz şu linke tıklayabilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=G4D9Cme4Avo) İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 61. kitap Harry Harrison'ın "Make Room! Make Room!" adıyla yazdığı, Türkçe'ye ise "Yer Açın! Yer Açın!" olarak çevrilen bu distopik eseri oldu. Kitabın türünün distopya olduğunu daha incelemenin hemen başında belirtmişken, kitapta işlenen ana konunun ise dünyadaki nüfus artış problemi olduğunu peşinen söylemek isterim. Çünkü bu incelemede dünyadaki nüfus artış problemini - yazarın da değindiği noktalar üzerinden - biraz konuşmak istiyorum. Sizlerin de bu konudaki görüşlerini şimdiden merak ediyorum. Öncelikle şu paylaştığım linki yeni bir sekmede açın lütfen. (Link: https://www.worldometers.info/tr/) Çünkü ona inceleme boyunca çok ihtiyacımız olacak. Linke tıkladığınızda karşınıza çıkan verilerde ilk olarak dünya nüfusunun her geçen saniye nasıl arttığına dikkat etmenizi istiyorum. Kısaca özetlemek gerekirse, her geçen gün dünyadan 1 kişi göçüp giderken onun yerine 3 kişi eklenmektedir. Peki dünyadaki nüfus artışının olumsuz etkileri nelerdir? 1- Kişi başına düşen milli gelirde azalma meydana gelir, tüketim artmasına rağmen tasarruf azalır, insanların temel ihtiyaçlarını karşılamak zorlaşır. Dolayısıyla "pastadan payımıza düşen miktar" her geçen gün azalır. Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir diğer husus ise, dünyanın büyük çoğunluğu fakirleşirken, küçük bir kısmı ise acayip bir şekilde zenginleşir. Böylece orta sınıf neredeyse ortadan kalkar. Paylaştığım linkte "Gıda" bölümüne bakarsanız, her geçen saniye dünyadaki aç insan sayısının ve açlıktan ölen insan sayısının arttığını; bununla paralel bir şekilde ise, dünyadaki obez insan sayısının ve aşırı kilolu insan sayısının da arttığını göreceksiniz. 2- İnsan sayısının artması, yeni iş kolları ortaya çıkarır; ancak teknolojik gelişmeler neticesinde insana duyulan ihtiyaç azaldığından iş bulma imkanı zorlaşır. Bununla birlikte, nüfusun artması sebebiyle ihtiyaç daha fazla olacağından ihracat azalmaya, ithalat artmaya başlar. Paylaştığım linkteki "Kamu ve Ekonomiler" ile "Toplum ve Medya" bölümlerine bakarsanız artan üretimlerin pek de insan ürünü olmadığını göreceksiniz. 3- Nüfusun artması konut sıkıntısını doğurur, gecekondulaşmayı artırır, sokaktaki insan sayısını artırır ve göçler meydana gelir. İncelemenin hemen başında kitabın orijinal isminin "Make Room! Make Room!" olduğunu belirtmiştim. Her ne kadar "make" ve "room" kelimeleri birlikte kullanıldığında "yer açmak" anlamına geliyor olsa da kelimeleri ayrı ayrı düşündüğümüzde "make" kelimesinin "yapmak" anlamına, "room" kelimesinin ise "oda" anlamına geldiğini belirtmeliyim... Göçlerden bahsetmişken, bugün Amerika'nın ve gelişmiş diğer ülkelerin en büyük problemlerinden birinin engellenemeyen göçler olduğunu da belirtmek gerekir. Bugün dünyada bazı ülkeler ise nedensiz ve anlamsız bir şekilde, nüfus artışına ve göç alımına teşvik kampanyaları yapmaktadır. O ülkelerden birinin Türkiye olduğunu söylememe gerek yok sanırım. 4- Çevre kirlilikleri artar, küresel ısınma artar, ormanlar azalır ve temiz ürüne ulaşmak imkansızlaşır. Paylaştığım linkteki "Çevre" bölümüne bakarsanız, hektar hektar yok olan orman alanlarını, erozyonun yok ettiği alanları, çölleşen toprak alanını ve endüstriyel zararlı atıkların kaç ton olduğunu göreceksiniz. 5- Tüm hizmetler durma noktasına gelir, eğitim ve sağlık hizmetlerinde aksamalar meydana gelmeye başlar ve salgın hastalıklar artar. Paylaştığım linkteki "Sağlık" bölümüne bakarsanız, insanların nasıl her saniye daha çok hastalandıklarını göreceksiniz. 6- Ulusal gelirin büyük bir bölümü ülke nüfusuna harcanmak zorunda kalır ve bu da kalkınma hızının düşmesini etkiler. Nüfusu hızla artan Türkiye için bu madde geçerli değil sanırım. Çünkü halktan biri olarak ulusal gelirin büyük bir bölümünün bize harcandığını hiç düşünmüyorum. İşte kitapta da tam olarak böyle bir dünya tasvir edilmiş. Nüfusun son derece arttığı, insanların sefil bir hayata mahkum edildiği,temel ihtiyaçların karşılanamaz hale geldiği, küresel ısınmanın had safhaya çıktığı, sadece zengin/elit bir kesimin bolluk içinde yaşadığı bir dünyadır kitaptaki. Tam anlamıyla bir distopya... Okurken birçok yerde ruhumun bunaldığını, nefesimin daraldığını hissettim... Harry Harrison, bu eserini 1966’da kaleme almış ve kitapta 1999 yılının New York'unu hayal ederek öngörülerini aktarmış. Elbette kitabı Amerika ile ya da New York ile sınırlı şekilde düşünmek son derece yanlış bir hareket olur. Kitap bir gelecek tasviridir ve dünyanın geleceği tasvir edilmiştir. 1999 yılı yazarın tasvir ettiği gibi bir yıl olmadı ama hızlı bir şekilde yazarın gerçekçi distopyasına doğru sürüklendiğimizi vurgulamak isterim. Bu noktada bir bilgi daha vermek isterim: Yer Açın! Yer Açın! aşırı nüfus artışını konu edinen ilk eser olarak kabul edilmektedir. Bu yönüyle de oldukça değerlidir. Kitabın ana kahramanı, bir polis olan Andy Rusch'tır. Dönemin zenginlerinden biri olan Mike O’Brien'ın bir hırsız tarafından öldürülmesiyle Andy Rusch bu davaya atanır ve olaylar birbiri ardına akmaya başlar. Fakat burada önemli olanın, olaylardan ziyade bir gelecek tasviri olduğunu tekrar belirtmeliyim. Kitabın ayrıca "Green Soylent" adıyla 1973 yılında, sinemaya uyarlanan bir versiyonu da var. Kitapla film arasında bağlantı var gibi görünse de yapıtların gelişme ve varılan sonuçlar bakımından birbirinden farklılıkları olduğu için filmin kitabı tam olarak yansıtmadığını söylemek lazım. Fakat filmin de kitap okunduktan sonra seyredilmesini tavsiye ederim. Distopya, benim çok sevdiğim bir tür ve okuduğum her yeni distopyada yazarların hayal güçlerine hayran oluyorum. Çok da fazla uzatmadan en sevdiğim distopyaların arasına giren bu eseri okumanızı tavsiye ederken herkese "En az 3 çocuk!" tavsiyesinde de bulunarak, keyifli okumalar dilerim. (Semih Doğan)
Kıyamet Saati: Nuh'un Gemisine 5 Kala;: "Dünya cehenneme gitmiş durumda -gitmekte değil- onu oraya itmekten de hepimiz sorumluyuz." gonderi/134716024 Günümüz çağının en büyük problemi kontrol edilemez insan nüfusudur, bu nüfusun yarattığı en büyük sorunlardan birisi ise milyarlarca insanın bu dünyayı arsızca sömürmesi, doymamasıdır, kısacası sorumsuz bir tüketimdir. Bu tüketimin doğal yaşama etkisi büyüktür, Trump gibi dangalakların anlamak istemediği ya da anlamaktan imtina ettiği şey bunun çözülemeyecek ölçüde ilerlemiş olması olabilir ya da gerçekten doğal yaşamın dünyayı sonsuza kadar besleyebileceği, bilim ve teknolojinin yarattığı doğal olmayan tüketim biçimlerinin de milyarlarca insana yeteceği düşüncesidir. Bu kitabı okumadan önce, Asimov’un Vakıf Serisini okudum, elbette kitabı okurken düşünmediğim şeyleri “Yer Açın! Yer Açın!” kitabını okurken düşünmeye başladım. Vakıf’ın temel konusu olan Galaktik İmparatorluğun uzun vadede çökme ihtimali ve bu olası çöküşün de ya onarılamaz hale geldiği için yavaşlatılmaya çalışılması, buna çalışırken de yeni bir dünyanın, yeni bir insanlığın var olmasının planlanmasıydı. Kısaca değindiğim bu konu elbette önemlidir, insanın anlam arayışını bir kenara bırakalım ve daha önceden Ay merakı son yıllarda Mars merakına dönüşmüş ve Mars’ta yaşam arayışı bilim dünyasının, özellikle bu konuda başı çeken Elon Musk’ın sürekli gündemde kalmasını sağlamıştır ve sağlamaktadır. Musk’ın esin kaynaklarından birisi de Asimov’un Vakıf Serisi olduğunu söylemek isterim. Kitap bizi şu açılış sayfasıyla karşılıyor; “-kurnaz Hollandalılar'ın saf Kızılderililer'den çaldığı, savaşçı İngilizler'in kanuna saygılı Hollandalılar'dan kaptığı, sonra da devrimci Amerikan bağımsızlıkçılarının artık barışçı olan İngilizler'den zorla aldığı şehir. Ağaçları yıllar önce yakıldı, tepeleri dümdüz edildi, güzelim göllerinin suyu çekilip içleri doldurulunca berrak pınarları yeraltında tıkandı kaldı, buz gibi sularını doğruca lağımlara boşaltır oldu. Şehir, üzerine kurulduğu adadan dokunaçlar uzatarak bir büyükşehir haline geldi; beş ilçesinden dördü, bir adanın yarısını yüz elli kilometre boyunca kaplayarak başka bir adayı içine aldı ve Hudson Nehri üzerinden yayılarak Kuzey Amerika anakarasına ulaştı. Beşinci ve asıl ilçe ise Manhattan: her tarafı suyla çevrili bir ilksel granit ve başkalaşmış kaya parçası; köprüler, tüneller, borular, kablolar ve vapurlardan oluşan ağının ortasında duran çelik ve taştan bir örümcek. Dışa doğru genişleyemeyen Manhattan yukarı doğru kıvrılmıştı, eski binaları yıkıp yerine yenilerini yapmak suretiyle kendi etiyle beslenerek, yükseğe, daha yükseğe tırmanıyor – ama bu tırmanışın sonu yok, çünkü burayı dolduran insanların da sonu yok. Dışarıdan hücum ediyorlar ve yerleşip bir aile kuruyorlar, onların çocukları da aile kuruyor, ta ki bu şehir dünya tarihinde hiçbir şehrin görmediği kadar bir nüfusa sahip olana dek. 1999 yılının bu sıcak ağustos günü New York Şehri'nde otuz beş milyon insan yaşıyor – birkaç bin kişi eksik veya fazla.” Bu kısmı okuduktan sonra, neyle karşılaşacağınızı üç aşağı, beş yukarı anlayabiliyorsunuz, kitabın İthaki Bilimkurgu Klasiklerinde olması, bu kitabın bilimkurgu öğesi taşıdığını düşünmenize neden olabilir lakin, daha yeni 70. kitabı çıkan bu serideki birçok kitabın bilimkurguya değil, daha çok distopya ve ütopya edebiyatına hizmet etmektedir, yazarların önceden ya da sonradan yazdığı bilimkurgu kitapları kendilerine referans olduğu için, Bilimkurgu olmayan bu tarz kitaplar da seriye dahil edilmektedir, bu kitapta bir “distopya” örneğidir, herhangi bir bilimkurgu öğesi taşımamaktadır. Kitabın ilk 60 sayfası karakterlerin çeşitli konularla anlatılmasıyla geçiyor, belirli bir olaya takılı kalmadan devam ediyor ve sonrasında merhaba, işte ben senin okumaya geldiğin kitabım diyor, daha yeni başlıyoruz, arkana yaslan, sana istediğini vereceğim diyor. Kitabın en önemli karakterleri “Sol” ve “Andy” olmakla birlikte “Shirly” ve “Peter” karakteri de oldukça farklılaştırıyor. Shirly bir kadının en boktan dünyada bile nasıl hayatta kalabileceğini göstermesi yönünden eklenmiş olabilir, keza okurken düşündüğümüz bu oluyor. Peter ise alt karakterlerden biri olmasına rağmen, yazarın ona verdiği az bölüme rağmen, sorgulama ve sorgulatma kısmını başarıyla yapıyor. Dünyanın çökmekte olduğunu ve yaşanılan yoksulluğu, yaşam standardının düşüklüğünü, kalabalık nüfusun kontrole alınması gerektiğini, sistemi, Amerikan siyasetini ve en önemlisi sorgulamayı yaparak okurun algısını açmaya çalışıyor. Kitabın anlatıldığı Amerika çökmüş vaziyette, su karneyle, elektrik sürekli kesiliyor, doğal yemekler bulunamıyor, alternatif gıdalar ile beslenmeye çalışılıyor, insanlar sokakta ölüyor, en önemlisi yaşlılara oldukça fazla saydırılıyor. Yaşlılar, pandemi döneminin en ele avuca sığmaz, en kural tanımaz insan türü olarak bizi şaşırtmıştı, unutmadınız değil mi? Benzer durum kitapta da anlatılıyor. Pandemi demişken… Covid 19 Salgını ile birlikte son 2 yılımız neredeyse oldukça farklı bir hal aldı, ölümler, yasaklar, karantinalar, siyasilerin acz içine düşmesi, 0,25 kuruşluk maskeleri bile dağıtamamış bir devlet, halkın sürekli yalan haberle kandırılması, virüsün nereden çıktığının belli olması bir kenara belli olsa dahi doğal mı, laboratuvar yoluyla mı üretildiği, şu ana kadar bulunan aşıların neye yarayıp yaramadığı gibi oldukça fazla katmanı olan bir durumla yüzleştik. 2020 lanet bir yıldı ve 2021 büyük umut olacaktı, en azından insanlar öyle düşünüyordu, tıpkı bu kitapta 1999’dan 2000’e geçme evresi gibi. Günümüzde sel, deprem, orman yangınları, salgınlar ve çeşitli olaylar doğal olarak dünyayı sarsmaya devam ediyor, onun dışında ise ülke ayırmadan bakarsak konuya, yolsuzluklar, siyasetçilerin entrikaları, halktan bilgi saklamalar, insana verilmeyen önem, eğitimin büyük oranda kötü olması, insanın yaşam alanının iyiye değil kötüye gitmesi, doğaldan çok suniye yönelmemiz, insanların tamamen tüketime yönelmesi ve bundan vazgeçmemesi, yozlaşmış insanların çoğalması, bilginin bilgisizlikten daha fazla prim yapması, sosyal medya, ülkemizde özellikle kadın cinayetleri, çocuk istismarcıları, gelirlerin uç noktalarda farklılaşması, açlık sınırındaki insanlar, iş bulamadığı için intihar edenler, tecavüze uğrayanlar, cinsel istismara uğrayanlar, dövülenler, hor görülenler, istenmeyenler, kutuplaşmalar ve niceleri bizi çöküşe götürmektedir. Doğal yaşam gün geçtikçe daha kötü bir hal alıyor, buzullar eriyor, hayvanların yaşam alanları daralıyor, vahşi yaşam denizde ve karada sınıra yaklaşıyor, hayvan türleri tükenmekle yüz yüze geliyor lakin insan türü bir türlü tükenmiyor ve çoğalıyor, çoğalıyor ve çoğalıyor, sonsuz bir şekilde ürüyor insanlar, bunun sonucu ise dünya kaldıramayacağı bir nüfus sorunuyla karşı karşıya kalıyor. Mülteci konusuna girelim mi, girmeyelim o konu farklı bir kitaba kalsın… Kitap bir distopya örneği olarak karşımızda duruyor ve her dönemin okunacak kitapları arasında olmayı hak ediyor, tıpkı “1984” gibi, “Cesur Yeni Dünya” Gibi, “451 Fahrenhayt”, “Biz” ve niceleri gibi. Sol karakterinin sorgulamaları, özellikle kitabın sonuna doğru daha da fazlalaşıyor ve okumayı daha kıymetli hale getiriyor, kitabın kendi içinde okuru yormadan aşk ve dedektifçilik öğelerini de barındırıyor olması anlatılanı tek düzelikten çıkarıyor, ayrıca; olaylar bir polisin gözünden de anlatıldığı için hem kanunu uygulayananın hem de üzerinde uygulananın portresini çizebiliyoruz. Sonsuz mesai saatleri, sürekli baskı, polis 24 saat çalışır mottosu üzerine sağlıklı kalabilmenin ve kendisine zaman ayırabilmenin imkansızlığını gözler önüne seriyor. Böyle bir ortamda ise 2-3 saat uyumak bile lüks sayılıyor. İlk başta “ama dediğim”, 60’tan sonra çok beğendiğim bir kitap oldu, ilk 60 sayfanın bu yorumunu da 7 kitaplık Vakıf Serisi bittikten sonra farklı bir yazarı okumaya başlamama veriyorum. Mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum, tüketin tüketebildiğiniz sonra da tükenebildiğiniz kadar. 2006 Yılında, İngiliz Independent gazetesinde şu rakamlar yayınlanmış; * ABD nüfusu dünyanın yüzde 5’ini oluşturuyor. Ancak küresel enerji tüketiminin 23’ü, kağıt tüketiminin yüzde 28’i, et tüketiminin ise yüzde 15’i bu ülkede gerçekleşiyor. * Bir ABD’li yılda bin 682 metreküp su tüketiyor. Dünya ortalaması ise bir kişi için 633 metreküp. * Bir ABD’li günde 2.5 kiloluk çöp üretiyor. 1 kişi için dünya ortalaması 400 gram. * Dünyadaki motorlu araçların yüzde 37’si ABD’de. 24 milyonu aşırı benzin tüketen cipler olmak üzere toplam 204 milyon otomobil var. * Dünyada üretilen her 7 varil petrolün 1 varilini Amerikalı sürücüler harcıyor. * ABD’de kişi başına düşen enerji tüketimi 2001 rakamlarına göre 7 bin 921 kilo petrole eşit. Dünya ortalaması ise sadece bin 631 kilo. * Kişi başına düşen karbondiyoksit üretimi 19.8 ton. Dünya ortalaması 3.9 ton. * ABD’liler yılda 58 milyar adet hamburger tüketiyor. Bu tüm dünyadaki hamburger tüketiminden fazla. * 54 milyon obez bulunan ABD’de yılda 300 bin kişi obeziteye bağlı nedenlerle hayatını kaybediyor. * 2004 rakamlarına göre ABD’de kişi başına düşen yıllık gelir 39 bin 710 dolar; dünya ortalaması ise 8 bin 540 dolar. Bu rakamlar neyi anlatıyor derseniz, kitabın tam olarak anlatmak istediğini anlatıyor. "Dünyada daha fazlasına yer yok, insan yığınlarının ağırlığı altında çatlayıp parçalanacak(...)" gonderi/134688227 (Murat Ç)
Dünya Yaşanılamaz Bir Yer Haline Geldiğinde: Yer Açın! Yer Açın!: "1999’dan 2000’e geçmemize yalnızca haftalar var. Yalnızca New York’ta 35 milyon insan yaşıyor. Su yok. Petrol yok. Yiyecek yok. Barınak yok. Umut yok…" 1925'te doğan Amerikalı yazar/Harry-Harrison, bilimkurgu türünün önde gelen yazarlarından biridir. 2012'de aramızdan ayrılan Harrison'ın kitap/paslanmaz-celik-sican--21582 isimli serisi toplamda 9 kitaptan oluşmaktadır ve bilimkurgunun önemli serileri arasında yer alır. Çizgi roman çizerliği yapan ve Amerikan bilimkurgu dergiciliğinde uzun yıllar aktif rol oynayan yazarın Türkiye'de şimdiye dek 3 kitabı yayımlandı. Paslanmaz Çelik Sıçan serisinden 2 kitaba ek olarak Yer Açın! Yer Açın! da Metis Bilimkurgu dizisi kapsamında 1996'da yayımlandı. yazar/irma-dolanoglu-1 çevirisiyle basılan bu roman aradan geçen 25 yılda henüz yeni bir baskı yapmış değil fakat İthaki Bilimkurgu Klasikleri dizisi içinde yayımlanması bekleniyor. 1966’da kaleme alınan ve sonrasında Nebula Ödülü kazanan bu kitapta Harrison, 1999 yılını düşleyerek oynatmış kalemini. Gelecekte geçtiğine göre bu kitap elbette bir bilimkurgu. Fakat Harrison öyküsüne bilimkurgusal öğeler katmaktan kaçınmış ve işin tamamen distopik boyutuna yönelmiş. Düşlediği distopik gerçekliği okuruna empoze etmek en birincil amacı ve kesinlikle bunu başarıyor. “Bak, bugün berbat bir dünyada yaşıyoruz ve sıkıntılarımızın tek sebebi var. Çok fazla lanet olası insan.” –Sol. Bir milenyumun bitip yerine bir diğerinin başlayacağı o efsane olma potansiyeline sahip zaman diliminde geçiyor öykümüz. Dünya nüfusu patlama yapmıştır, öykümüzün geçtiği New York da buna dahil. Nüfusun çokluğu ile su, petrol, yiyecek, barınak gibi kaynakların hemen hepsi tükenmenin eşiğine gelmiş ve dünya yaşanılamaz bir boyuta ulaşmıştır. Yalnızca zengin insanların gereken tüm ihtiyaçlarını giderebildiği, kendilerine ait evlerde yaşayabildiği, fakirlerin ise dışarılarda yatıp kalktığı, bir evi metrekare hesabı bölüp o şekilde yaşadığı bir gelecektir bu. Yani içinde bulunduğumuz dünya düzeninin, böylesine bir ortamda dahi devam ettiğini, güçlünün her daim güçlü olduğunu vurguluyor Harrison. Bir anlamda kapitalizm eleştirisi yapıyor. 1999’un New York’unda hayatta kalma garantiniz bile yok. Her an bir yerlerden bir tehlike kapınızı çalabilir. Evsiz kalabilir, su ve yiyeceğe erişiminiz engellenebilir, sinir kat sayısı yüksek olan bir topluluk tarafından hunharca katledilebilirsiniz. Bu sebeple zaten her gün ölen insanları cadde ve sokaklardan toplayan bir şirket bile bulunmakta. Aynı şirket, yiyeceğe de bir çözüm bulmuş durumda ve zaten kitabın temel konusu da bu. “Dünya cehenneme gitmiş durumda -gitmekte değil- onu oraya itmekten de hepimiz sorumluyuz.” –Sol. Olay örgüsü aşk teması etrafında şekilleniyor. Andy, bir polis memurudur ve derme çatma bir evde, Sol adlı yaşlı bir adam ile yaşamaktadır. Dünyanın henüz dünya olduğu zamanları hatırlayan Sol, zaman zaman o yıllardaki yaşantısından demeçler veriyor ve o özlenen hayatı gözlerimizin önüne seriyor. Sol’un, Shirl ile olan konuşmaları bu açıdan çok önemli bir yer ediniyor kitapta. Andy Rusch, nüfus patlaması yaşanan bir ortamda, New York’ta düzenli bir işe sahip olduğu için şanslı olduğunu düşünüyordur lakin insanların yiyecek ve içecek bulmak adına saldırganlaştığı böylesi bir gelecekte sürekli fazla mesai yapmak zorundadır. Üstündeki kişiler tarafından bir cinayeti çözmekle görevlendirilen Andy, hiç hesapta yokken Shirl adlı bir kadına aşık olacaktır. Hayat şartlarının kendisini olumsuz şeyler yapmaya zorladığı Shirl, güzel bir kadındır ve aralarında bir aşk filizlenir. Polisiyeyi de bünyesinde barındıran bir bilimkurgu Yer Açın! Yer Açın! Kitap hakkında çok fazla bilgiye gerek yok, okuyarak burada bundan fazlasını ve Harrison’ın şaşırtıcı finalini tecrübe edebilirsiniz. “Herkesin kendine göre fikirleri var, onları kabul ettirip, başka herkesin canı cehenneme diyorlar. İnsan ırkının tarihi böyle. Bizi tepeye çıkaran bu oldu, şimdiyse raydan çıkarıyor.” –Sol. Make Room! Make Room!, Nasıl Soylent Green Oldu?: 1973 yılında, Richard Fleischer tarafından beyazperdeye aktarılan bir de filmi bulunmakta kitabın. İsmi ise Soylent Green. Distopik bir geleceği iyi bir şekilde yansıtmış yönetmen fakat çekim hataları ve kopukluklar da yok değildi. Kadrosunda Charlton Heston, Leigh Taylor-Young ve Edward G. Robinson isimlerini barındıran film, kitaba oranla biraz farklı bir senaryo izliyor. Kitap 1999’da geçerken, film 2022 yılını kendine konu ediniyor. Kabataslak olarak kitabın kurgusunu işlediğini görüyor olsak da, bazı sahnelerde ufak tefek ayrılıklar, filmin senaryosu kaleme alınırken değiştirildiğini gösteriyor. 1960 yılında Ben-Hur filmindeki unutulmaz performansı ile Oscar Ödülü’nü kucaklayan Charlton Heston, Soylent Green’de de oyunculuk anlamında en öne çıkan isim. Zamanının en güzel kadınlarından biri olan Leigh Taylor-Young’ın performansı da görülmeye değer. Eğer filmi izlerseniz, ne kadar güzel olduğunun farkına sizler de varabilirsiniz. Ama elbette öncelikle kitabı okumak gerek. “Bir zamanlar koskoca bir dünya vardı elimizde ama onu yedik, yaktık, bitirdik.” –Sol. Not: Kitap kısa bir süre önce İthaki Yayınları tarafından basıldı. Artık ulaşmak ve okumak çok kolay. Distopik kurguları sevenlerin kaçırmaması gereken, oldukça önemli bir eser kitap/yer-acin-yer-acin--291725 . Keyifli okumalar dilerim. (Bahri Doğukan Şahin)
--reklam--
Yer Açın! Yer Açın! PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Harry Harrison - Yer Açın! Yer Açın! kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Yer Açın! Yer Açın! PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Harry Harrison Kimdir?
1925'te doğdu. Bilimkurgu ile tanışması, çizgi roman çizerliği yaptığı 1950'li yılların başlarına rastlar. İlk öyküsü 1951'de yayımlandı. Dönemin önde gelen bilimkurgu dergisi Astounding Science Fiction'da yayımlanan ilk öyküsü, Stainless Steel Rat (Paslanmaz Çelik Sıçan) dizisinin ilk kitabını oluşturuyordu. 1961'de kitap olarak yayımlanan Paslanmaz Çelik Sıçan daha sonra yayımlanan beş kitapla birlikte bilimkurgu alanının en uzun ömürlü dizilerinden biri olmuştur.
1973'te Soylent Green (Soymer Yeşili) adıyla filme alınan Make Room! Make Room! (1966, Yer Açın! Yer Açın!) Harrison'ın bu dizi dışındaki önde gelen kitaplarından biridir. Diğer önemli kitapları arasında "Deathworld" (1960-68, Ölüm Dünyası) üçlemesi ve1980'lerde yazdığı "Eden" üçlemesi sayılabilir. Harrison bilimkurgu yazarlığının yanı sıra polisiye romanlar yazmış ve önde gelen bilimkurgu antologlarından biri olmuştur.
"Sosyolojik/psikolojik" temaların ağırlıklı olduğu 1960'lı ve 70'li yıllarda, 1930'ların ve 40'ların "uzay operası" geleneğini ironik bir üslupla sürdüren başlıca bilimkurgu yazarıdır.
--reklam--
Harry Harrison Kitapları - Eserleri
- Yer Açın! Yer Açın!
- Paslanmaz Çelik Sıçan
- Paslanmaz Çelik Sıçanın İntikamı
- The Ethical Engineer
--reklam--
Harry Harrison Alıntıları - Sözleri
- “Çünkü fark edilmemekten daha iyi tek bir şey varsa, o da fark edildikten sonra sınıflandırılmaktır. Böylelikle size ait özellikler o sınıfa giren diğer kişilerinkiyle karışır ve en sonunda yok olur.” (Paslanmaz Çelik Sıçan)
- Paslanmaz çelik bir sıçan olmak hem gurur hem de yalnızlık hissi veren bir şey. (Paslanmaz Çelik Sıçan)
- "İnsanlar nasıl idare ediyor bilmem" (Yer Açın! Yer Açın!)
- “Hangi suç daha büyük-çocukların açlıktan veya hastalıktan ölmesine göz yummak mı, yoksa daha ilk baştan istenmeyenlerin hiç doğmamasını sağlamak mı?” (Yer Açın! Yer Açın!)
- Nakit, para, bunlar modası geçmiş şeylerdi. (Paslanmaz Çelik Sıçanın İntikamı)
- “Artık açık havadaydım ve sirenlerin o harika sesini ilk kez duyabiliyordum. Çıkardıkları gürültüye bakılırsa şehirdeki polis teşkilatının yarısı buraya toplanmış olmalıydı. Bir sanatçı için alkış ne demekse bu da benim için o demekti.” (Paslanmaz Çelik Sıçan)
- Teorik olarak biz varolamayız, ya da varolsak bile iş yapamayız, ama yapıyoruz. (Paslanmaz Çelik Sıçan)
- Dünya cehenneme gitmiş durumda -gitmekte değil- onu oraya itmekten de hepimiz sorumluyuz. (Yer Açın! Yer Açın!)
- “Bir anneden daha iyisin bana karşı.” “Olabilir ama sakın para istemeye kalkma, evlat.” (Yer Açın! Yer Açın!)
- Şüphesiz bir bardak suda fırtına koparıyorlardı ama çok ileri uygarlığa ulaşmış dünyalarda bu hep böyledir. Suç öylesine az rastlanan bir şeydir ki birkaç vaka ile karşılaşsa polis ne yapacağını şaşırır kalır. Aslında onları da suçlayamam, trafik cezaları yazıp durmak adam akıllı sıkıcı bir iş olmalı. Sanırım onların bu tekdüze hayatlarına biraz heyecan kattığım için bana teşekkür etmeliler. (Paslanmaz Çelik Sıçan)
- “Bir zamanlar koskoca bir dünya vardı elimizde ama onu yedik, yaktık, bitirdik!” (Yer Açın! Yer Açın!)
- İşi bitirmiş olmak güzeldi, neredeyse işi yapıyor olmak kadar. Hangisini daha çok sevdiğime bir türlü karar verememişimdir. Sanırım ikisini de zamanında yapmak en uygunuydu. (Paslanmaz Çelik Sıçan)
- ''Ama şu para meselesi. Bunu onayladığımı söyleyemeyeceğim. Özel Birim ihtiyacın olan parayı sana verir.'' ''Aynı para,'' diye atladım. ''Özel Birim parayı nereden buluyor? Gezegenlerdeki hükümetlerden. Peki hükümetler nereden buluyor? Vergilerden tabii. Ben de doğrudan bankadan aldım. Sigorta şirketi bankanın kaybını karşılar, sonra da o yılki gelirini düşük göstererek daha az vergi öder. Sonuç senin söylediğinle tamamen aynı!'' (Paslanmaz Çelik Sıçan)
- Bizler toplumun tavan aralarında yaşayan sıçanlarız. (Paslanmaz Çelik Sıçan)
- Bir noktadan sonra insanın ya toplumun çizdiği sınırların dışında yaşamak ya da sıkıntıdan ölmek zorunda olduğu gerçeği suratınıza bir tokat gibi çarpıyor. (Paslanmaz Çelik Sıçan)
- “Gizlilik bazen aşikâr olandadır.” (Paslanmaz Çelik Sıçan)
- Selam, yabancı. (Yer Açın! Yer Açın!)
- "Dediğimi yapacaksın," diye haykırdı kadın. "Bana itaat edeceksin. Bir çocuk annesine itaat etmek zorundadır." (Yer Açın! Yer Açın!)
- "Sona ermeli." dedi acılı bir sesle. "Bu dünya bir bin yıl daha böyle devam edebilir mi? BÖYLE?" (Yer Açın! Yer Açın!)
- Boşu boşuna, her şey boşu boşunaydı. (Yer Açın! Yer Açın!)
Yorumlar
0 yorum