Kitap Künyesi
Yazar: Tanıl Bora
Yayın Evi: İletişim Yayıncılık
İSBN: 9789750523434
Sayfa Sayısı: 278
--reklam--
Zamanın Kelimeleri Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Yerli ve millî… Yeni Türkiye… Benim esnafım… Kimse kusura bakmasın… Büyük resmi görmek… Fıtrat… Algı operasyonu… Ölü ele geçirme… Hassasiyetlerimiz… Hegemonya… Samimiyet… Hayırlı olsun… Sıkıntı yok… Paralel… Herkesi kucaklamak… Kadim… Medeniyet denen… Kurumları yıpratmak… Restorasyon… Marjinal… Fitne… Sadakat… İtibar… Çift başlılık… Durmak yok… Sen kimsin… Biz, yaparız!... Gereği yapılır… Bedel… Kurunun yanında yaş… Manidar… Üst akıl… İltisak… İhbar celbi… Kayyım… Hiç farkı yoktur… İstifa… Merhamet…Olağanüstü… Şehitler ve şahitler… Bizim kültürümüzde yok… Malazgirt… Bayrak… Mehter… Dokunulmazlıklar… Öfke etiği… Kınama etiği… Mağdur… En doğal hakkım… Tahrik hakkı… Güruh… İbn Haldun… Felaket…
Tanıl Bora, Zamanın Kelimeleri’nde yakın tarihin siyasal hayatında döne dolaşa tekrarlanan deyim ve söyleyişlerin, sloganların, kalıp sözlerin izini sürüyor. Sorgulanmadan kullanılan kelimelerin ve söz kalıplarının, kimi zaman nasıl “iktidarın lâfları” olmaktan da çıkıp doğallaştığını, hatta bazen muhalefetin de ezberine yerleştiğini ortaya koyuyor.
Kelimelerin, lâfların cari anlamlarına ve işlevlerine bakmanın, zihniyet repertuarı oluşturmaya yarayabilecek bir yanı var. Bir ideolojik anlam haritası çizme çabası. Yanı sıra, bu kalıp sözlerdeki başka imaları, bazen yitik anlamları aramaya açılıyor.
--reklam--
Zamanın Kelimeleri Alıntıları - Sözleri
- İslamcılık "çocukluk hastalığı" mahiyetindeki radikalizminden sıyrılarak olgunlaşmış, yani 'millet gerçeği' ve milliyetçilikle barışmıştır. Bu "son derece sağlıklı" gelişmeyi de yerlilik tartışması ve kavramı sağlamıştır.
- Cumhurbaşkanlığı Külliyesi tabir edilen "Saray"ın masraflarının azametiyle ilgili çıkan haberler üzerine, 6 Ekim 2017'de Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan yazılı açıklama, "itibardan tasarruf olmaz" sözünü meşhur etti. (...) Cumhurbaşkanı Erdoğan, "itibardan tasarruf olmaz" sözünü bundan üç yıl kadar önce, 2014 Aralık'ında da telaffuz etmiş. Bunun bir atasözü olduğunu belirtmiş. Hatta Türk edebiyatı profesörü Ahmet Sevgi, başvurduğu hiçbir kaynakta böyle bir söz bulamadığını yazmıştı hayretle.
- Sözgelimi, kapitalizmi veya neoliberalizmi AKP icat etmiş gibi konuşan açıklamaları düşünün... Kapitalizmle derdi olan, sistem karşıtı bir muhalefet, kapitalizmle didişecektir ve bu iktidar da kapitalist sistemin işletmecisidir. İki şerrin iç içeliğini bilmek, bildirmek farzdır. Fakat neredeyse kapitalizmin bütün musibetini AKP'yle mukayyet sayan propaganda ve ajitasyon dili, bizzat bu muhalefeti de manen zayıf düşürmüyor mu? AKP'ye böyle "miladi" bir anlam atfetmek, onun kendini miladileştiren söylemine katkıda bulunmuyor mu?
- Kelime, 13 Mayıs 2014'te Soma'da 301 madencinin ölümüyle sonuçlanan korkunç "kaza"nın ardından, Başbakan -o zaman öyleydi- Recep Tayyip Erdoğan'ın sözleriyle meşhur oldu: "Arkadaşlar yani biz bir defa bu tür ocaklarında, kömür ocaklarında bu olanları, lütfen buralarda bu olaylar hiç olmaz diye yorumlamayalım. Bunlar olağan şeylerdir. Literatürde iş kazası denilen bir olay vardır. Bunun yapısında fıtratında bunlar var."
- İstanbul-Şile'deki Cenevizlilerden kalma 2.000 yıllık Ocaklı Ada Kalesi'nin restorasyon sonrası hali Sünger Bob'a benzetilmişti.
- Kapitalizmin neoliberal evresi, kurum kültürlerini değersizleştiren bir çığır açtı. Akışkan sermayenin hakimiyetine giren kapitalizm, esnek yapılarla daha rahat eder hale geldi.
- "Bazen, yapmamak daha iyidir. Ellememek, bi' durmak, bazen daha iyidir."
- Birisi, kucaklanmayı istemeyebilir. O birisinin kendisini kucaklamasını istemeyebilir. Yine samimiyet meselesine geliyoruz. Richard Sennett'in samimiyetin tiranlığı dediği," kamusal hayatın örfünü bozan kültür. Mesafe ayarları önemlidir. Sadece kişisel ilişkide değil, politikanın medeni hukukunda da. Vatandaşlık hukukundan emin olmak, kucaklanmaktan evladır. Politik hakların teminatı, kucaklanmaktan mühimdir. O zaman, soğuk bir el sıkışma, mütevazı bir uzlaşma, kucaklaşmadan daha sahici ve daha samimi olur.
- Gezi protestolarında Ali İsmail Korkmaz'ın polislere "yardım eden" esnaf tarafından linç edilerek öldürülmesi hatırlardayken, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2014 Kasım'ında sarf ettigi "Benim esnafım gerektiginde polistir" sözleri, elbette irkiltici olmuştu. Tam olarak şöyle diyordu: “Bizim medeniyetimizde bizim millet ve medeniyet ruhumuzda, esnaf sanatkar gerektiginde askerdir, alperendir. Gerektiğinde cephede vatanını savunan şehittir, gazidir, kahramandır. Gerektiginde asayişi tesis eden polistir. Gerektiginde adaleti saglayan hakimdir, hakemdir.”
- İnsan topluluklarının güruh yanı, beşerin güruh çehresi, en yalın haliyle linçte zuhur eder. Güruh, formunu linçte bulur. Güruhlaşmak, insan kalabalık içinde anonimleşir, sürü içinde erirken, yılanın gömleğini sıyırıp atması gibi, bireysel varoluşundan çıkmasıdır. Kontrolden, ahlaktan, vicdandan istifa etme halidir. Güruh, yüzsüz ve isimsizdir. Güruh girdabına giren insan, sürünün güdümüne, güdüselliğine kapılmıştır. Sosyal medyadaki ahlaksız, akılsız hücum ayinlerine bunun için "linç" deniyor; kalabalığa karışıp tekme atıyorlar, yüzsüz ve isimsizdirler. Kendilerini isimleriyle temsil etseler bile, o güruhlaşma 'cezbesine kapılmışken, yüzsüzleşirler.
- Ekonomist Bülent Gültekin'in: "itibar kazanmak uzun yıllar alıyor, kaybetmekse çok kısa. Türkiye itibarını çok çabuk kaybetti."
- Kültürel manada iddianız varsa, bunu mevcut ve beğenmediğiniz düşünce ve kültür dünyasını bir yana ayırarak değil, onu aşacak ürünler ile yapabilirsiniz. Yoksa siz çalar siz oynarsınız. (N. Mert) Evet sahih anlamda hegemonyaysa murat edilen, beklenen o olurdu. Hazır medya havuzuna klorlar basılmışken, hazır üniversitelerden " gönüllü kuruluşlar" sahasına, ödüller, tayinler, teşrifat ve törenlerle maddi imkanlar ganiyken.. " Bizim değerlerimiz" diye aynı efsane beşi sayıp durmak yerine ; " leyli meccaní" de yetişmiş olsa altın kaşıkla doğmuş muamelesi yaptıkları " Beyaz Türklere" kahredip durmak yerine ; hasmını bile okumaya, yazmaya, bakmaya, düşünmeye, derununa dalmaya cezbeden eser ve eserler koymaları gerekirdi ortaya. Ama olmuyorsa, yoksa öyle bir takat... Hem zaten hegemonya kavramı da ilhamını jeopolitiğin güç oyunlarından alıyorsa yol budur tabii : polis marifetiyle " kültürel hegemonya" Kafilelerle ehil akademisyeni üniversiteden uzaklaştırarak, yazarları, çizerleri hapsederek, baskı altında tutarak.. "Kültür lafı duyduğum anda tabancamın emniyetini açarım."
- Çok işlevli “sıkıntı" lafı, kamusal ve politik dile gündelik dilden transfer oldu. Ekşi Sözlük kaynakları, Sergen Yalçın'ın futbol maçı yorumlarında sıkıntı var” diline pelesenk etmesinin (“Beşiktaş'ın ön tarafında sıkıntı var. Fenerbahçe'nin kanatlarında sıkıntı var"), bu lafın patlama yapmasında' kilit rol oynadığını ileri sürüyorlar. Her halükarda, günlük dile yayılma gücü yüksek olan futbol klişeleri, bu lafı çoğalttıkça çoğaltıyor. ("Gol yollarında sıkıntı yaşanıyor.." Igor Tudor "sıkıntı çektiğimiz bir maç oldu," diyor, Dick Advocaat "ileri gidip geri dönüşlerde sıkıntılarımız oldu," şeklinde konuşuyor'!)
- Cumhurbaşkanlıgı Külliyesi tabir edilen "Saray"ın masraflarının azametiyle ilgili çıkan haberler üzerine, 6 Ekim 2017'de Cumhurbaşkanlığından yapılan yazılı açıklama, "itibardan tasarruf olmaz" sözünü meşhur etti. Açıklamanın tamamı şöyle: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin en yüksek temsil makami, dolayısıyla ülkemizin vitrini olan Cumhurbaşkanlığı nezdindeki faaliyetlerin itibardan tasarruf olmaz' anlayışı ile ülkemizin vakarına yaraşır şekilde yürütülme mecburiyeti vardır. Bununla birlikte tüm bu hizmetler, hem Türkiye'nin büyükluğüne ve itibarına yakışır kalitede, hem de en uygun maliyetlerle gerçekleştirilmiştir.”
--reklam--
Zamanın Kelimeleri İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Zamanın Kelimeleri, Tanıl Bora'nın Birikim Dergisinde çıkmış olan yazılarının derlendiği bir kitap. Yeni Türkiye'nin Siyasi Dili altbaşlığını taşıyan eserde bütün yazıların başlıkları 2000'li yıllarda siyaset dilinden hayatımıza giren bazı kelimelerden müteşekkil. Bu kelimelerin çoğunun popüler kullanıcısı R. Tayyip Erdoğan. Sen Kimsin?, Kimse Kusura Bakmasın, Samimi Değil, Bizim Kültürümüzde Yok gibi kalıplaşmış ve kendisiyle özdeşleşmiş sözlerinin yanısıra diğer partililere ve hatta muhalefete de sirayet etmiş onlarca deyiş üzerinden 2010'ların Türkiye'sini yazmış Bora. Aslında yazacak çok şey var ama kitaptaki başlıklardan birisi de olan Olağanüstü halin varlığı yazıyı uzatmaya maalesef mani oluyor. Oldukça manidar bir durum! (Mehmet Y.)
Siyaseti asla hafife almayın.Soluduğunuz havadan içtiğiniz suya kadar her bir şey ile alakalıdır siyaset. Siyasetçiyi asla hesaba katmadan toplum-kültür velhasılı hayat üzerine tahlillerde bulunmayınız. .Siyaset ve onun somut hali siyasetçi kelimelerinizi, tümcelerinizi dizayn eder hatta üslubunuzu şekillendirir bunu böyle bilesiniz.Son söylediğim tespite kanıtım TANIL BORA: ZAMANIN KELİMELERİ (mehmet şerif susuz)
--reklam--
Zamanın Kelimeleri PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Tanıl Bora - Zamanın Kelimeleri kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Zamanın Kelimeleri PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Tanıl Bora Kimdir?
1963'te Ankara'da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi'nin ardından 1984'de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. 1984-87'de Yeni Gündem'de gazetecilik yaptı. 1988-89'da Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi'nin yayın kurulunda yeraldı. Birikim dergisinde editörlük; Toplum ve Bilim dergisinde yayın yönetmenliği yaptı.
1988'den beri İletişim Yayınları'nda araştırma-inceleme dizisi editörlüğünü yürütmekte, üç aylık sosyal bilimler dergisiToplum ve Bilim dergisinin yayın yönetmeninliğini yapmakta, Birikim dergisinde yazmaktadır. Ek olarak, Radikal Gazetesi'nde haftalık futbol yazıları yazmaktadır.
--reklam--
Tanıl Bora Kitapları - Eserleri
- Cereyanlar
- Türkiye'nin Linç Rejimi
- Zamanın Kelimeleri
- Türk Sağının Üç Hali
- Taşraya Bakmak
- "Boşuna mı Okuduk?"
- Kârhanede Romantizm
- Yugoslavya
- Devlet, Ocak, Dergâh
- Medeniyet Kaybı
- Hasan Âli Yücel
- Sol, Sinizm, Pragmatizm
- Milliyetçiliğin Kara Baharı
- Yeni Dünya Düzeni'nin Av Sahası Bosna-Hersek
- Takımdan Ayrı Düz Koşu
- Tren Bir Hayattır
- Devlet ve Kuzgun
- Sayfiye
- Çizgi Açığı
- Ankara Rüzgarı / Gençlerbirliği Tarihi
- Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi
- İnşaat Ya Resulullah
--reklam--
Tanıl Bora Alıntıları - Sözleri
- Çelişkiler keskinleşsin diye Böyle mi geçsin ömrüm (Sol, Sinizm, Pragmatizm)
- ...işsizlik ve işsizlerin işsizliği yaşama biçimleri sorunu son kertede siyasal bir sorundur. ("Boşuna mı Okuduk?")
- “Havasından mıdır suyundan mıdır pek bilinmez bura insanlarının inat sürdürmede üzerine yoktur alimallah. Büyük bir olasılıkla dikkafalılıkta birinciliği hiç kimseye kaptırmayız. Politika yapması gereken birinci adamlarımızda bu huy sıkça görülmektedir. Bu güzelim ülkenin Arap saçına dönüştürülmesinde ve burada yaşayan ulus ile azınlıkların nerede ise birbirlerine girmesinde inat denilen faktörün aslan payı geçmiştir" Şerafettin Ömer Tan (Priştine), 22 Haziran 1991 (Yugoslavya)
- "Zaten bu arada hümanist sıfatı, popüler dilde 'iyi niyetli, naif, saf' İn eş anlamlısına dönüşmüştür(1970lerde)-galiba hala da öyledir." (Cereyanlar)
- Demiryolcuların çalışma koşullarında ise hiçbir değişiklik olmamıştı. Eskiden yabancı şirketlerde nasıl çalışılıyorsa devlet şirketinde de aynı yorucu çalışma değişmeden devam ediyordu. Makinist ve ateşçiler yazın sıcağında kazan karşısında terlerken kışın ayazında açık markizlerde üşüyor, gardıfren denilen vagon memurları daracık kabinlerde görev yapmaya çalışıyor, makascçılar ve manevracılar her türlü hava koşulunda hâlâ ağır maaks topuzlarıyla kumanda edilen makasları yönetiyor, özetle yetersiz insan gücü ve teknolojik gerilik ile mücadele ediliyordu. Şüphesiz zorluklar demiryolcunun alnına yazılmıştı. (Tren Bir Hayattır)
- Ezcümle, parti-devlet eliti içinde, 'ayakla- rın baş olmasını' istemeyenlerin hoşnutsuzluğu barizdir. (Hasan Âli Yücel)
- Türkiye kapitalizminin ve modernleşmesinin bilinen "lümpen karakteri, Türkiye toplumunda bu krizin bilhassa ağır yaşanmasına yol açıyor. Her şeyden önce, kitleselleşen ve geleneksel koruma- kollama mekanizmalarını da yitiren büyük bir yoksulluk var. Bunun ötesinde, toplumsal ve ekonomik pers-pektifsizlik, "değer" kaybı büyüyor. Dünyayı ve kendini açıklamaya, anlamlandırmaya dönük ezberler bozuluyor. (Medeniyet Kaybı)
- Sinizm kavramı felsefi düzlemde, yapay ihtiyaçlardan arınarak gerçek erdeme erişmeyi savunan çileci bir Aristotelesçi okulun hayat görüşünü tanımlıyor. (Sol, Sinizm, Pragmatizm)
- Rifkin'e göre, işsizliği yapısallaştıran temel etken, ekonominin artık istihdam yaratmadan, tersine istihdamı azaltarak büyümesidir. Büyümenin temel etkeninin teknolojik gelişme olduğu koşullarda "üretkenlik artışı=istihdam artışı" denklemi geçerliliğini yitirmiştir. ("Boşuna mı Okuduk?")
- ‘Nisan, ayların en zalimi’ T.S. Eliot’ın meşhur dizesini bütün bahara teşmil etmeli. Baharın zalim yüzünü unutmamalı. Ahir kışın ve peşin yazın gafil avlayışını, faniliği hatırlatan nisan yağmurunu, polen alerjisini falan kastediyor değilim. İlkbahar provokatiftir ve sadece olumlu anlamda değildir onun tahriki. Şımarık kışkırtısıyla peydahladığı umutlara hudutlarını gösterir hemen. İnfilak eden arzularla aczler arasındaki gergin ipte bir cambazdır ilkbahar. Ergenin kendini evinde hissettiği mevsimdir - ve ergenlik biraz da evden gitmek istemektir. Şüphesiz ilkbahar aynı zamanda bu güzel havada okula gitmek zorunda olmanın saçmalığı demektir. (Çizgi Açığı)
- Iranlı yazar Macit Rahnema, kendisini yoksulluk davasına adamış bir eylemci-uzmanin su sözünü aktariyor: " Birşeyler paylaşacağınız kimse kalmadığı zaman yoksulsunuz demektir." Uzmanın anlattığı bir izah olmaktan öte, Kuzey Kanadalı Kizilderillilerin yoksulluğu, yoksulluklarini nasıl algıladıklarını ve tanımladıklarını dile getiriyor bu söz (Sol, Sinizm, Pragmatizm)
- Zaten, linç sözcüğünün refakatinde linç hukuku kavramıyla beraber zuhur etmiş olması, bizi irkiltmeli. Kavramın adından türetildiği söylenen -farklı kaynaklara göre- dört kişiden üçü yargıçtır zaten. 1493’te İrlanda’nın Galway kasabasında cinayet zanlısı oğlunu mahkûm ettikten sonra evinin penceresinden sarkıtarak bizzat asan, gaddarlığıyla ünlü yargıç James Lynch... Amerikan bağımsızlık savaşında gerek İngiltere’ye sadık kalan “düşmanları” gerekse her adi suç zanlısını mahkemeye çıkarmadan, çoğunlukla kırbaçlatarak, cezalandırtan yargıç Charles Lynch... 16. yüzyıl sonlarında Kuzey Carolina’da olağanüstü sertliğiyle nam salmış bir yargıç, John Lynch... Linçin isim babası adaylarından yargıç olmayan, yalnızca William Lynch: 18. yüzyıl sonu/19. yüzyıl başlarında Pittsylvania kentinde bir haydut çetesini bizzat cezalandırmak üzere milis örgütleyen bir adam... (Türkiye'nin Linç Rejimi)
- İllirya, Arnavutların ataları olduğu savlanan bir kadim Güney Avrupa ırkının ülkesinin adıydı. (Yugoslavya)
- Kelime, 13 Mayıs 2014'te Soma'da 301 madencinin ölümüyle sonuçlanan korkunç "kaza"nın ardından, Başbakan -o zaman öyleydi- Recep Tayyip Erdoğan'ın sözleriyle meşhur oldu: "Arkadaşlar yani biz bir defa bu tür ocaklarında, kömür ocaklarında bu olanları, lütfen buralarda bu olaylar hiç olmaz diye yorumlamayalım. Bunlar olağan şeylerdir. Literatürde iş kazası denilen bir olay vardır. Bunun yapısında fıtratında bunlar var." (Zamanın Kelimeleri)
- "Devlette bir uzuv olabilmek için şuurlu bir surette onun hareketlerile ilgili olmak, ona tam bir sadakatle yardım etmek, onun inkışaf ve terakkisine çalışmak lazımdır. Asiler, mücrimler ve alâkasızlar da devletin tebaasıdırlar, fakat azası değildirler." (Türk Sağının Üç Hali)
- Lyonlu dokumacılar Bourgneuf, Saint-Jean, Saint Georges ve Croix-Rousse mahallelerinde yoğunlaşmışlardı. Dar yollar, karanlık ve uzun avlular, sağlıksız, rutubetli ve ağır bir hava, harabeleri andıran eski binalar, loş lamba ışıklarının aydınlattığı perdesiz evler bu mahallenin başlıca görüntüsüydü. Lamartine’in “Avrupalı parya kabilesi” olarak adlandırdığı işçi yığınları, bu pis ve hastalıkların kol gezdiği yerlerde yaşamlarını sürdürürken, işsiz kaldıklarında yollarda şarkı söyleyerek dileniyorlardı. Lyonlu işçilerin sefalete karşı buldukları bu “çözüm”, sonraki yıllarda yaygınlaşarak sokak şarkıcılığının kaynağını teşkil edecekti. (Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi)
- 19.yüzyılda Türkiye'de demiryolu büyük oranda II.Abdülhamid'in nüfus politikasının bir parçası olarak görev yapmıştır. Bu kapsamda demiryollarının etrafına farklı etnik kökende göçmenler yerleştirilmiştir. Bunlar genellikle istasyonun karşı kıyısında yerleştirilmiştir... Bu planlama süreci kapsamında göçmen yerleşimlerine padişahların isimleri verilmiştir. Demiryollarının çevresinde ismi Hamidiye, Mecidiye, Mahmudiye olan sayısız göçmen yerleşimi bulunmaktadır. (Tren Bir Hayattır)
- Prens Sabahattin'in ifadesiyle: ''En büyük düşmanımız doğrudan doğruya kendimiziz.'' (Cereyanlar)
- Önsöz - Ömer Laçiner Millet, kapitalizmle birlikte ortaya çıkan, ama onun doğrudan, özdeş mantıklı ürünü olmayan bir toplumsallık çerçevesidir. (Yugoslavya)
- İnsan ölçüsünde mütevazı binalar tercihi, beşeri ebedilik yanılsamasına karşı fanilik bilincinin ifadesidir. (İnşaat Ya Resulullah)
Yorumlar
0 yorum