BİR SORUNU KONUŞALIM: ÇOCUKLARIMIZI VE GENÇLERİMİZİ KAYBETMEMEK İÇİN BUGÜNDEN DÜŞÜNMELİYİZ.
Bir çocuğun gözlerine baktığımızda yalnızca bugünü görmeyelim. Orada bir gelecek, bir aile, bir hayat ve hepimizin yarını var.
Bugün çocuklarımızı ve gençlerimizi tehdit eden birçok sorunla karşı karşıyayız. Sigara ve madde bağımlılığı, alkol, kumar ve bahis, telefon, sosyal medya ve oyun bağımlılığı… Bunlara yalnızlık, okuldan kopma, aileden uzaklaşma, sevgisizlik, umutsuzluk ve geleceğe dair inancın zayıflaması da ekleniyor.
Bazen bir çocuğun yaşadığı sorunu çok geç fark ediyoruz. Oysa belki de o çocuk günlerdir sessizce “Beni fark edin” diye yardım bekliyor.
İşte asıl sorumluluğumuz burada başlıyor.
Çocuklarımızı yalnızca sorun ortaya çıktığında hatırlamamalıyız. Onları daha çocukluk çağından itibaren sevgiyle, merhametle, güzel ahlakla, eğitimle, sporla, sanatla ve sağlam değerlerle desteklemeliyiz.
Bizim medeniyetimizde çocuk bir yük değil, emanettir.
Peygamber Efendimizin çocuklara gösterdiği sevgi ve şefkat, bize önemli bir sorumluluğu hatırlatıyor: Çocuğu dinlemek, ona değer vermek, onu incitmemek ve hata yaptığında dışlamak yerine doğruya yönlendirmek.
Mardin’in kadim kültüründe de bu anlayışın güçlü izlerini görüyoruz. Aile, komşuluk ve dayanışma… Büyüklerin tecrübesi, küçüklerin sevgisi… Paylaşılan sofralar, dertlinin yanında olmak ve çocuğu korumak…
Bugün ihtiyacımız olan şey, bu değerleri yeniden hayatımızın merkezine taşımaktır.
Çünkü bir çocuğu yalnızca kötü alışkanlıklardan uzak tutmak yetmez. Ona sevildiğini, değerli olduğunu, ailesinin ve toplumun bir parçası olduğunu hissettirmek gerekir. Bir yeteneğinin, bir amacının ve güzel bir geleceğinin bulunduğuna inanmasını sağlamalıyız.
Gençlerimize sadece “Yanlış yapma” demek de yeterli değildir. Onlara doğruyu seçebilecekleri bir hayat sunmalıyız: Okuyabilecekleri bir okul, öğrenebilecekleri bir meslek, çalışabilecekleri bir iş, spor yapabilecekleri alanlar, sanatla buluşabilecekleri ortamlar ve kendilerini güvenle ifade edebilecekleri bir çevre…
Bunların hiçbiri yalnızca devletin, belediyenin, okulun ya da ailenin görevi değildir.
Bu hepimizin meselesidir.
Aile olarak, öğretmen olarak, komşu olarak, esnaf olarak, iş insanı olarak, sivil toplum kuruluşları ve kamu görevlileri olarak hepimize sorumluluk düşüyor.
Bazen bir çocuğun elinden tutmak, büyük bir proje yapmaktan daha değerlidir. Bir genci dinlemek, ona inanmak, yeteneğini fark etmek ya da bir iş imkânına vesile olmak, onun hayatının yönünü değiştirebilir.
Bu nedenle bu meseleyi yalnızca “bağımlılıkla mücadele” olarak görmüyorum.
Bu, çocuklarımızı hayata bağlama meselesidir.
Aileyi güçlendirme, gençlerimize umut verme ve merhameti yeniden çoğaltma meselesidir.
Üstelik bu mücadele gençlikte değil, çocuklukta başlamalıdır.
Mardin’in geleceği için düşünürken ve çalışırken hep birlikte şu soruyu sormalıyız:
Çocuklarımızı ve gençlerimizi kaybetmeden önce ne yapabiliriz?
Bu sorunun cevabını tek başıma değil; Mardin’in anneleriyle, babalarıyla, öğretmenleriyle, gençleriyle, büyükleriyle ve bütün insanlarıyla birlikte aramak istiyorum.
Çünkü bu mesele bir kişinin, bir kurumun ya da bir siyasi anlayışın meselesi değildir.
Mesele çocuklarımızdır.
Çocuklarımız söz konusu olduğunda hepimizin aynı tarafta olması gerekir.
Çocuklarımızı koruyalım.
Gençlerimizi dinleyelim.
Ailelerimizi güçlendirelim.
Merhameti çoğaltalım.
Değerlerimizi yaşatalım.
Geleceğimizi birlikte koruyalım.
Çünkü çocuklarımızın geleceği, Mardin’in geleceğidir.
Yorumlar
0 yorum