GÖZÜMÜZ AYDIN
(Çocuk odaları mı, Sokaklar mı?)
Anne babaların kendilerini sosyal medyaya kaptırdığı, kendi dünyalarını çocuklarından bağımsız bir şekilde kurmaya çalıştığı bir ortamda; çocuklar için güvenli bir ortam kurmak mümkün mü? Çocuğun kendi odasında tek başına kurduğu dijital dünyada “Merhamet yok, sevgi yok, acıma yok” en önemlisi o dünyada anne baba sevgisi hiç yok…
Bir zamanlar anne babalarımız bizi sokaktan korumaya çalışırdı. “Akşam olmadan eve gel.” “Tanımadığın insanlarla konuşma.” “Sakın bir yere tek başına gitme…” Anne babaların korkuları bazen tenha bir sokağın köşesinde, uzaktaki parkın kenarında, bazen de okul yolunda başlardı. Yani çocuk dışarıdaki tehlikelerden korunmaya çalışılırdı. Şimdi ise tehlikeyi, kendi elimizle evimize hatta evimizin en değerli alanına taşımayı başardık. “Hepimizin gözü aydın” Bile ve isteye çocuklarımızın odalarını birer suç ve kötülük mahalline dönüştürdük.
Asıl tehlike; Çocuk odasında… Yatağında…
Elinde bir telefon ya da tablet… Biz ise başka bir odada, onun güvende olduğunu düşünerek rahatız. Ama gerçekten güvende mi? Çocuğun odasına dünya sığdı. Bugün bir çocuk, evinden çıkmadan dünyanın herhangi bir yerindeki insanlarla karşılaşabiliyor. Bir video izliyor, ardından başka bir video… Bir oyuna giriyor, sonra bir mesaj geliyor. Bir sosyal medya hesabına bakıyor, birkaç saniye sonra karşısına hiç beklemediği bir içerik çıkıyor. Ve bütün bunlar olurken anne baba çoğu zaman hiçbir şeyin farkında olmayabiliyor.
Çünkü dijital dünyanın tehlikesi, sokaktaki tehlike gibi görünür değil. Sokakta çocuğumuza yaklaşan yabancıyı görebiliriz. Ama ekranın diğer ucundaki kişiyi göremeyiz. Sokakta çocuğumuzun önüne çıkan uygunsuz bir görüntüyü engelleyebiliriz. Ama telefon ekranında karşısına çıkan her şeyi aynı hızla fark edemeyebiliriz. İşte çağımızın en büyük yanılgılarından biri burada başlıyor: Çocuğumuz evdeyse güvende olduğunu düşünüyoruz. Oysa bazen çocuk evdedir ama zihni, duyguları ve dünyası çok uzaklardadır. Telefon çocuğun elinde, sorumluluk bizim omzumuzda. Burada teknoloji düşmanlığı yapmamalıyız. Telefon da tablet de internet de doğru kullanıldığında çocuklarımız için önemli bir eğitim ve iletişim aracıdır.
Sorun teknoloji değil. Sorun, çocuğun teknolojiyle baş başa bırakılmasıdır. Çocuğa bir telefon verip onu odasına göndermek, aslında ona yalnızca bir cihaz vermek değildir. O cihazın içindeki bütün dünyayı da onun odasına taşımaktır. Bu nedenle çocuklarımızın yalnızca kaç saat telefon kullandığını değil, telefonla ne yaptığını da bilmeliyiz.
Ne izliyor? Kimlerle konuşuyor? Hangi oyunları oynuyor? Kimleri takip ediyor? Karşısına çıkan bir içerik onu korkuttuğunda kime anlatıyor? Bir yabancı ona mesaj gönderdiğinde ne yapacağını biliyor mu? Daha önemlisi, başına gelen bir şeyi ailesine anlattığında azar işitmeyeceğinden emin mi? Çünkü çocuklarımızı korumanın en güçlü yolu, yalnızca yasak koymak değildir. Onların bize anlatabilecekleri kadar güvenli bir ilişki kurmaktır. Sokak değişti, tehlikenin şekli değişti Bugün çocuklarımızı sokağa gönderirken gösterdiğimiz hassasiyeti, telefonlarını ellerine verirken de göstermeliyiz. Çünkü sokak artık yalnızca mahallenin caddesi değildir. Sokak, çocuğun cebindeki telefondur. Parkta karşılaşabileceği yabancı artık yalnızca parkta değildir. Bir kullanıcı adıyla ekranın diğer tarafında da olabilir. Eskiden “Kiminle oynuyorsun?” diye sorardık. Şimdi buna bir soru daha eklemek zorundayız:
“İnternette kiminle konuşuyorsun?” Eskiden çocuğumuzun eve ne zaman geldiğini merak ederdik. Şimdi bir de şu soruyu sormalıyız: “Çocuğumuz dijital dünyadan hangi duygularla çıkıyor?” Çünkü bazı çocuklar ekranı kapattığında yalnızca telefonu bırakmıyor. Kaygıyı, korkuyu, öfkeyi, kıyaslanmayı, değersizlik duygusunu ve yaşına uygun olmayan bir dünyanın izlerini de odasına taşıyabiliyor.
Çocuklarımızı dünyadan kaçırmayalım, dünyaya hazırlayalım. Çözüm çocuklarımızı bütün teknolojiden uzaklaştırmak değil. Onları teknolojinin karşısında savunmasız bırakmamaktır. Çocuğa “Telefonunu bırak.” demek kolaydır. Zor olan, onunla oturup konuşmaktır. Zor olan, hangi içeriklerin neden tehlikeli olduğunu anlatmaktır. Zor olan, sınır koyarken güven vermektir. Zor olan, çocuğun ekranla kurduğu ilişkiyi anlamaktır. Ve belki de en zoru şudur: Çocuğumuzun odasına yalnızca derslerini kontrol etmek için değil, dünyasını anlamak için girmektir. Çünkü çocuklarımızın korunmaya ihtiyacı var. Ama yalnızca sokaktan değil. Ekranın görünmeyen yüzünden de…Bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:
Çocuklarımızı sokaktan korumaya çalışırken, tehlikenin odalarına kadar girmesine izin veriyor olabilir miyiz? Belki de artık kapıyı değil, ekranı da kontrol etme zamanı. Çünkü çocuk odasının kapısını kapattığında dünya dışarıda kalmıyor. Bazen bütün dünya, çocuğun avuçlarının içine sığıyor.
Yorumlar
0 yorum