Ellisinden sonraki hayat, öyle gürültülü lafları, ham retorikleri, boşa harcanan vakitleri pek kaldırmıyor.
İnsan geride bıraktığı yarım asrın çetelesini tuttuğunda; kazandıklarından ziyade neye değip neye değmediğini anlamaya başlıyor. İşte tam bu minvalde, insanı hayata bağlayan iki ince seçenek/sığınak kalıyor elde: Hayatın kendisini sevmek ve o hayatı usulca besleyen şarkıları sevmek.
Hayatı seven şarkılar yani!
İnsan elliyi devirince sevginin şekli değişiyor evvela.
Yirmi yaşında hayatı sevmek; bir fırtınaya atılmak, her şeye yetişmeye çalışmak, dünyayı değiştireceğine inanmaktı.
Otuzlu yaşlarda daha pragmatizme bulaşmış, sakinlik ile agresif arasında dolanan, zengin olma hayallerini kuran, yeni yeni çocuk sesi ile uyuyamayan bir yaşayışa adım atmaktır.
Kırklı yıllar arabesklik zamanın derunisi insanı bir başka hüzünlendiriyor… Her yer kapital kokuyor, rızk ve rızkı temin telaşı hayatın içinde filizleniyor.
Ve bir baktın saç beyazlığı elliye merdiven dayamış.
Elli yaşından sonra hayatı sevmek ise, Sabahın ilk ışığında demlenen bir çayın buğusunda durabilmektir. Bir dostun "nasılsın" derkenki ses tonunu fark edebilmek, telaşı bir kenara bırakıp sadece anın tadını çıkarabilmektir. İnsan ellisinden sonra zamanın ne kadar hızlı aktığını kavradığı için, hayatı daha derin, daha sessiz ama çok daha iştahla sever.
Peki ya şarkılar, hayatı seven şarkılar?
Ellisini devirmiş bir insanın şarkı seçimi de tesadüfi değildir artık. Şarkılar sadece bir melodi olmaktan çıkar; geçmişin, yaşanmışlığın, kaybedilenlerin ve yine de ayakta kalmanın fon müziği haline gelir. Gençlikte tempolara, ritimlere kaptırırız kendimizi. Fakat hayatın ortasını geçince insan, kelimelerin ve tınıların ruhuna bakar. Bir kemanın tek bir uzun çekişinde ve Mahsuni sesi, bağlamanın bam telinde ya da pürüzsüz bir insan sesinde kendi hikâyesini arar. Doğanın sessiz çığlığı, kuşların ötüşü ve rüzgârın yapraklara çakışı insanı insandan daha sevdiğine dalalet eder.
Şarkıları ve tınlarını sevmek, aslında hayatı yeniden sevmektir. Çünkü iyi bir şarkı, elli yıllık bir ömrün yorgunluğunu birkaç dakikalığına da olsa omuzlardan alır. Sizi alıp çocukluğunuzun o geniş sokaklarına, gençliğinizin heyecanlarına, belki de bir daha geri gelmeyecek olan o sıcak akşam sofralarının birlikteliğine götürür.
İnsan şarkı dinlerken hele hayatı seven şarkılar olsa unutmaz, aksine hatırlar; ama bu sefer kırılmadan, dökülmeden, yaşanan her şeye bir "eyvallah" diyerek hatırlar. Bir kahve yudumlamanın hüznünde, demli bir çayın tadında,
Ellisinden sonra hayatı seven insan, kinciliği, lüzumsuz hırsları ve kavgayı bir kenara bırakmıştır. Hayatı seven insan, şarkıları da sever; çünkü bilir ki müzik, insanın kendi içindeki o dingin dünyaya yaptığı en dürüst yolculuktur.
Eğer elliyi devirdiyseniz ve halâ akşamüstleri durup bir şarkının ciğerinize işlemesine izin veriyorsanız, hayatı seviyorsunuz demektir. Ve hayat, onu şarkılarla seven insanlara her zaman taze ve zinde bir nefes aldırır.
Yorumlar
0 yorum