TÜVTÜRK

Uyuşturucu Bataklığı: Gençliği Yutan Sessiz Felâket

Uyuşturucu Bataklığı: Gençliği Yutan Sessiz Felâket

Uyuşturucu Bataklığı: Gençliği Yutan Sessiz Felâket

Bir milletin en büyük hazinesi ne yer altındaki madenleridir ne de sahip olduğu servettir. Bir milleti ayakta tutan asıl kuvvet; ahlâklı, şuurlu, fazilet sahibi ve istikbale namzet gençleridir. Ne yazık ki bugün ülkemizin dört bir yanında bu en kıymetli hazinemiz, uyuşturucu denilen dehşetli bir musibetin pençesinde can çekişmektedir.

Sokaklarda, parklarda, okul çevrelerinde ve mahalle aralarında dolaşırken insanın vicdanını yaralayan manzaralarla karşılaşıyoruz. Bir zamanlar gözlerinde hayat ışığı bulunan, anne ve babasının en büyük ümidi olan nice genç; bugün iradesini kaybetmiş, bakışları donuk, hayalleri yıkılmış bir hâlde yaşam mücadelesi veriyor. Bu tablo, yalnızca birkaç ailenin değil, bütün bir cemiyetin kanayan yarasıdır.

Bediüzzaman Said Nursî’nin şu hakikati bugün her zamankinden daha fazla düşünmeye muhtacız: Yeis, mânevî bir marazdır. Ümitsizlik, insanın ruhunu çürüten en tehlikeli hastalıklardan biridir. Ümidini kaybeden bir genç, zamanla yanlış arkadaşların, kötü alışkanlıkların ve nihayet uyuşturucu tacirlerinin ağına düşebilmektedir. Çünkü boş bırakılan kalpleri çoğu zaman menfî cereyanlar doldurur.

Uyuşturucu, yalnızca bedeni zehirleyen kimyevî bir madde değildir. O; aklı esir alan, vicdanı körelten, şahsiyeti ifsat eden, aileleri dağıtan ve cemiyetin temelini sarsan büyük bir musibet-i içtimaiyedir. Bir gencin kaybedilmesi, sadece bir ferdin değil; bir ailenin gözyaşı, bir mahallenin hüznü ve bir milletin istikbalinden koparılan bir değerdir.

Bediüzzaman’ın eserlerinde sıkça vurguladığı Asıl kuvvet haktadır; hakta kuvvet vardır. düsturu, bugün de yolumuzu aydınlatmaktadır. Gençlerimizi kötülükten uzaklaştıracak olan sadece yasaklar değildir. Onlara hakikati göstermek, gönüllerini muhabbetle doldurmak, ümit aşılamak ve sağlam bir şahsiyet kazandırmaktır. Çünkü imanla tahkim edilmiş bir kalp, haramın ve kötülüğün cazibesine karşı çok daha mukavemetlidir.

Bugün hepimize büyük vazifeler düşüyor. Anne ve babalar evlatlarına daha fazla zaman ayırmalı; öğretmenler sadece bilgi değil, karakter de inşa etmeli; toplumun kanaat önderleri gençlere umut olmalı; devlet ise bu zehir tacirlerine karşı mücadelesini kararlılıkla sürdürmelidir. Bu mesele sadece emniyet güçlerinin değil, bütün milletin meselesidir.

Evlatlarımızı yalnızca teknolojiye teslim ederek onları koruyamayız. Onlarla konuşmalı, dertlerini dinlemeli, gönüllerine dokunmalı ve kendilerini değerli hissettirmeliyiz. Çünkü sevgiyle büyüyen bir yürek, merhametle yoğrulan bir vicdan ve imanla nurlanan bir ruh, karanlık yollara sapmamak için en büyük teminattır.

Bediüzzaman’ın şu veciz sözü de kulaklarımızda daima yankılanmalıdır: “İnsan, iman ile insan olur; belki iman ile sultan olur. Gençliğimizi ayağa kaldıracak olan sadece maddî imkânlar değil; iman, ahlâk, ilim, irfan ve yüksek ideal duygusudur. Ruhunu kaybeden bir nesli hiçbir servet kurtaramaz; fakat maneviyatını yeniden kazanan bir nesil, bir milletin kaderini değiştirebilir.

Geliniz, gençlerimizi uyuşturucunun karanlık dehlizlerine değil; ilmin aydınlığına, sporun disiplinine, sanatın zarafetine, aile sıcaklığına ve Kur’ân’ın nuruna yönlendirelim. Çünkü bugün kurtarılan her genç, yarının doktoru, öğretmeni, mühendisi, hâkimi, bilim insanı ve devlet adamıdır. Kaybedilen her genç ise milletimizin istikbalinden koparılan büyük bir umuttur.

Unutmayalım ki bir millet, gençliğini kaybettiği gün istikbalini de kaybetmeye başlar. Fakat gençliğini imanla, ilimle, faziletle ve yüksek ahlâkla yeniden ihya eden milletler, tarih sahnesinde yeniden şahlanmasını bilirler. İşte bu sebeple uyuşturucuyla mücadele yalnızca bir güvenlik meselesi değil; aynı zamanda bir iman, vicdan, ahlâk ve istikbal meselesidir.

Editör: Beşir Şavur

Yorum Yaz