Mardin Life haber içerikleri izin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Kanuna aykırı ve izinsiz olarak kopyalanamaz, başka yerde yayınlanamaz.
Çerezler
Site, okuma tercihlerini (örneğin tema) cihazınızda tutmak için zorunlu çerezler kullanabilir. Üçüncü taraf reklam ve analitik kodları canlı sitede ayrıca bildirilir.
Alıntı
Kısa alıntılarda kaynak “Mardin Life” ve haberin kanonik URL’si belirtilmelidir. Temiz metin sürümü için haber adresinin sonuna .md ekleyin.
Yorumlar
Yorumlar herkese açık yayınlanır. Adınızı yazmazsanız “Ziyaretçi” olarak görünür. Hakaret, yasa dışı içerik ve kişisel veri paylaşımı kaldırılır.
Yorum kuralları
Yorum yazarken veya bir yorumu yanıtlarken şu kurallara uyun.
Yasalara aykırı içerik yazmayın; suçu veya suçluyu övmeyin.
Küfür, hakaret ve nefret uyandıran dil kullanmayın.
Ayrımcı, taciz edici veya kişilik haklarını zedeleyen ifadelerden kaçının.
Yazım ve noktalamaya uygun, okunaklı cümleler kurun.
Yorumun tamamını büyük harfle yazmayın.
Reklam, tanıtım veya yönlendirme içeren iletiler göndermeyin.
Size veya başkasına ait özel bilgileri paylaşmayın.
Yayımladığınız yorumun hukuki sorumluluğu size aittir.
Erdoğan ayrılmakla doğrusunu yaptı
Eski Başbakan Necmettin Erbakan'ın yakın arkadaşı Recai Kutan, 28 Şubat dönemiyle ilgili Yeni Şafak'a önemli açıklamalarda bulundu.
Erbakan'ın hayata geçirdiği ekonomik programın Türk-İş, TESK, TİSK, TOBB ve DİSK gibi sendikalarca temsil edilen işçi-memur kesimini memnun ettiğini belirten Kutan, "Fakat en büyük darbeyi de memnun ettiğimiz bu 5'li çeteden yedik" dedi
28 Şubat daha fazla mı konuşulmaya başlandı?
Bu yıl kamuoyunda 28 Şubat'a çok daha büyük bir ilgi var. Geçmiş yıllarda bu kadar ilgi yoktu. Bunun en önemli sebeplerinden biri Necmettin Erbakan'ın 27 Şubat'ta vefat etmesidir. Erbakan'ın vefatı kamuoyunda o kadar yankı uyandırdı ki, ister istemez 28 Şubat enine boyuna incelenmeye başlandı.
Sizce 28 Şubat'ın amacı neydi?
28 Şubat'ı sadece Milli Güvenlik Kurulu'nda alınmış kararlar olarak görmek yanlış olur. Öncesi ve sonrasını da düşünmek, bunları bir bütün olarak ele almak gerekir. 28 Şubat önceden dikkatlice planlanmış ve adım adım uygulanmış bir oyundu. Bu tür müdahalelerin olabilmesi için gerekli psikolojik ortamın hazırlanması şarttır. İşte bu oyunu planlayanlar gerekli ortamı da hazırladılar.
Bu oyunu planlayanlar kimlerdi?
Ordu içinde eski geleneğe bağlı bir cunta var ve o cuntalar yakın bir zamanda yaptıklarının hesabını verecekler. Seçimde Refah Partisi'nin büyük bir başarı elde etmiş olması ve hatta içinden bir Başbakan çıkartması cuntacılar tarafından endişeyle karşılandı ve bu durumdan hiç memnun olmadılar. Mesela Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya, 28 Şubat'ın başrol oyuncularından biriydi. Tam bir cephe çalışması yapıldı.
Neler yapıldı mesela?
Cuntacılar önce dediler ki "Bu darbe silahlı değil, silahsız gerçekleşecek..." Bunun için de sivil toplum örgütlerinden, medyadan büyük ölçüde destek gördüler. Öyle ki Erbakan Hükümeti'nin en başarılı olduğu alanlarda bile darbe görmesine neden oldular.
MEMNUN ETTİKLERİMİZ DARBE VURDU
Sizce hangi konuda başarılıydınız? Bu başarıyı nasıl gölgelemek istediler?
Başbakan Erbakan o dönem farklı bir ekonomik model uyguladı. Buradan temin edilenler memura, çiftçiye, emekliye verildi. Ama gelin görün ki darbe gördüğümüz kesim memnun ettiğimiz kesim oldu. Türk-İş, DİSK, TESK, TİSK, TOBB basında 'BEŞLİ ÇETE' diye tanımlananlar ve gazeteciler oyunun parçası oldular. MGK'da oyunlarını icra ettiler, Erbakan Hoca tek başına kaldı.
O günlerde ekonomide nasıl bir dengesizlik vardı?
O dönem hazinenin imkânları öncelikle İstanbul, İzmir gibi büyük sermaye gruplarının olduğu şehirlere aktarılıyordu. Anadolu sermayesi denen bir şey yoktu. Erbakan Hükümeti buna "Hayır, Türkiye'nin her yeri kalkınacak" dedi. Bunu belli çevreler istemediler. Sonra İsrail, Amerika ve AB üyesi ülkeler de durumdan rahatsız oldular.
ERBAKAN'LA BİRLİKTE D8'E İMZA ATANLARIN BAŞINA GELMEDİK KALMADI
Batılı güçler tam olarak neden rahatsız oldu?
D8 projesini sevmediler. Erbakan 8 tane İslam ülkesini biraraya getirdi. "Bundan sonra siyasette ekonomide kültürel faaliyetlerde birlikte hareket edeceğiz" dedi. Batılı güçler de "Türkiye bizim elimizden kaçıyor, bu adamı mutlaka işbaşından uzaklaştırmalıyız" dediler. O dönemde sadece Erbakan'ın değil, D8'e imza koyanların hepsinin başına gelmedik kalmadı. Cuntacılar ABD'nin talimatıyla hareket etti demiyorum ama batılı güçler de etkili unsurlardı.
SORUN NE LAİKLİKTİ NE DE İRTİCA
Koalisyon ortağınız DYP ile ilişkiniz nasıldı?
Koalisyona en büyük tahribat DYP'nin etkili isimlerinden Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna ve Yalım Erez'in "Türkiye laiklikten vazgeçmeyecektir, irtica hortluyor" açıklamalarıyla oldu. Sonrasında bu koalisyonun yerine Mesut Yılmaz'ın hükümeti geldi. Madem MGK'da kabul edilen 18 madde yüzünden istifa etmemiz istendi, neden yerimize geçen Yılmaz hükümeti 8 yılık zorunlu eğitim dışında hiçbir şey yapmadı? Demek ki bu meseleyi gündeme getirenlerin derdi ne laiklik ne de irticaydı. Öyle olsaydı bu yönde tedbirler alınırdı.
'OLMASI GEREKEN OLDU'
Peki eli kolu bağlı oturdunuz mu? Ne yaptınız?
Dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'ya gittim ve "Bizi ite kaka istifa ettirdiniz. Darbe geliyor dediniz. Biz de inandık. Ama zaman içinde baktık ki esas dert ne laiklik ne de irtica... Sizi, bizi gaza mı getirdiler paşa" dedim. O da, "Olması gereken oldu" dedi.
Sitem etmiştik ama Erdoğan haklıymış
'Ergenekon davası süreciyle birlikte 28 Şubat da artık aydınlanmaya başladı' diyorsunuz. Arada nasıl bir bağlantı var?
AK Parti döneminde sorunlar artık açıkça müzakere edilmeye başlandı. Tabular ortadan kalktı. Ergenekon'un ucu gene cuntaya dayanıyor. 28 Şubat'ı yapanlar ile Ergenekoncular arasında bir bağlantı olabilir ki, inanıyorum yakında bu ortaya çıkacak.
Başbakan Erdoğan'ın gruptan kopuşuyla ilgili şimdi ne düşünüyorsunuz? Hâlâ kırgın mısınız?
25-30 senedir omuz omuza bir mücadele vermiştik. Ayrılıp iki parti haline geldiğiniz takdirde siyasetin doğası icabı kardeşler karşı karşıya gelir. Yazık değil mi? Kaldı ki Erbakan Hoca'nın yaşı kemale ermişti. Birkaç sene sabredilseydi zaten partinin yönetimi Erdoğan'ın elinde olacaktı. Bu gerekçelerle o dönem biraz sitem edilmişti ama şimdi kararlarının doğru olduğunu görüyorum. Çok da başarılı bir yönetim gerçekleştirdiler.
Cuntacıları emekli edemezdik çünkü koltukta Demirel vardı
28 Şubat sürecinde gidişata 'dur' demek için neden direnmediniz?
Bazıları "Cuntacıların hepsini emekliye sevk etseydiniz" dediler. Nasıl yapacaktı bunu Erbakan? Tek başına iktidarda olsa bile nihai kararı verecek olan cumhurbaşkanıydı! "Yumruğunu masaya vursaydı" diyenler de oldu. Bunu gösteriş için yapmak devlet adamlığına yakışmazdı. Ecevit bir anayasa kitapçığı fırlattı diye ekonomi baş aşağı oldu. O zamanın MGK Genel Sekreteri Orgeneral İlhan Kılıç, Erbakan'a kabul edilen 18 maddeyi uygulaması için kaç defa gidip gelmişti. Kabul etmedik, karşı çıktık. İşte askere karşı direnme buydu. Daha ne yapalım?
Hükümetiniz döneminde geliştirdiğiniz siyaset dilinin Türkiye'yi kucaklayan bir dil olduğuna inanıyor musunuz?
Esasında öyleydi ama öylesine planlar yapıldı ki! Ali Kalkancı, Fadime Şahin, Müslüm Gündüz gibi isimler ortaya çıkarıldı. Doğal olarak bu insanlara bakıp Ankara halkı "Türkiye nereye gidiyor?" demekten kendini alamadı. Peki Erbakan gittikten sonra bu isimlere ne oldu? Neden Fadime Şahin'in sonradan bir barda konsomatris olduğu, bu iş için özel olarak hazırlandığı ortaya çıktı? Bu soruların cevabı var mı?
FASA FİSO palavraydı
Erbakan'ın 'Susurluk' olayı hakkında 'fasa fiso' dediği doğru mu?
Susurluk kazası gerçekleştiğinde "İktidar olarak yeterli ilgiyi göstermediniz" dediler. Erbakan Hoca da "Bu söylediğiniz fasa fisodur" dedi. Olay fasa fiso olabilir mi? Erbakan kazadan sonra derhal müfettişlerin üzerinde çalışmasını istedi. Ancak devlet adamı vasıfları içinde bu işleri yürütüyordu. Erbakan'a yakıştırılan laflardan bir diğeri de "İmam-Hatipler arka bahçemizdir" sözüydü. Erbakan'ın ağzından böyle bir söz asla çıkmadı.
Kim söyledi peki?
Bu lafı söyleyen Mesut Yılmaz'dı. Yılmaz, "Bu İmam Hatip okulları Refah Partisi'nin arka bahçesidir" dedi. Getirdiler bu sözü Erbakan'a yamadılar. Basının burada büyük vebali var.
28 Şubat 11 Ocak'ta başladı
DYP Genel Başkanı Tansu Çiller ile ilişkiniz nasıldı?
Hükümet kurulmadan önce Erbakan ve bizler hakkında en ağır sözleri söyleyen isim Tansu Çiller'di. "Bunlara asla iktidarı vermemek lazım" diyordu. Mecbur kalınca koalisyon kurmak zorunda kaldı. Ortak olduğumuz zamanlarda bile Çiller gazetecilere "Hiç endişe etmeyin DYP bu hükümette laikliğin teminatıdır" dedi.
Siz ne yaptınız bu açıklaması karşında?
Çiller'in bir yakınını çağırdım. Bu açıklamalarına devam ederse biz de "Hiç endişe etmeyin, Refah Partisi dürüstlüğün teminatıdır diyeceğiz" dedim. Esasında RP ve DYP arasında en ufak bir ortak yön yoktu. Biz belli bir davaya inanmış homojen bir yapıydık, DYP ise heterojendi.
Demirel'in Tansu Çiller'e söz verdiği halde siz istifa ettikten sonra Mesut Yılmaz'ı başbakan yapmasının nedeni ne olabilir?
Bilmiyorum, belki Demirel de cuntacıların baskısı altındaydı. Çünkü Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak bir açıklamasında "O dönemde ne anlı şanlı gazeteciler ne büyük işadamları, bürokratlar bize yaranmak için neler yapmadılar ki! Biz 28 Şubat'ı yapmasaydık 18 Nisan seçimleri öyle mi olurdu böyle mi!" diyordu. Özkasnak enteresan bir şey daha söyledi.
Ne dedi?
Dedi ki, "Biz aslında 28 Şubat'ı 11 Ocak'ta Demirel'i Genelkurmay Başkanlığı'na çağırarak başlattık." Gerçekten de öyle başlamıştı. Yalnız bu sözünün üstünde hiç durulmadı. Özellikle de basın hiç üzerine gitmedi.
Liderlerle görüşüp orta yolu bulmaya çalıştınız mı hiç?
Tabii ki. Erbakan, liderleri tek tek dolaştı. Mesut Yılmaz herhalde başbakanlığa geleceğinin teminatını da aldığı için kendinden emin bir şekilde Erbakan'a "Ülkeyi duvara toslattınız, sizinle bir arada olmamız mümkün değil" dedi. Erbakan'a hiçbiri yaklaşmadı.
Yorumlar
0 yorum