Nüralterepist Dr. Lokman Kılıç, günlük yaşamı aksatacak kadar sık ve şiddetli olabilen, hayatı adeta kabusa çeviren ve insanların yaşam kalitelerini migren artık nöralterapiyle tedavi edilebiliyor.
Migren gibi geçmeyen kronik ağrıların temelinde otonom sinir sisteminde oluşan hasarların olduğunu dikkat çeken Dr. Kılıç, “Vücudumuzda iki sinir ağı var. En çok bilineni beyinden başlayıp vücuda kablo gibi yayılan sinirlerdir. Otonom sinir sistemi ise kablo gibi değildir. Bağlantılarını birbirine eklediğimizi varsaydığımızda dünyanın etrafını 12 kez dolaşacak kadar uzunlukta olabilecek yoğunlukta bir net-work ağıdır. Migrende bu ağın bir yerinde yaşam boyu geçirdiğimiz hastalıklardan kalan kopukluk olur. Bu kopukluktan çıkan olumsuz sinyal zaman zaman migren ataklarını başlatır. İşte, nöral terapi bu bozukluğu düzelten bir tedavidir. Hastanın otonom sinir sistemini düzenler. Şikayetlerin temeline inerek, ne zaman, nasıl ortaya çıktığını değerlendirir. Nöralterapi ile migrende ve pek çok hastalıkta temel felsefe insana bir bütün olarak bakabilmektedir."dedi.

DOĞAL YOLDAN TEDAVİ İMKANI
Nöral Terapi tedavisi güç yahut tedaviye direnç gösteren hastalıklarda tedavi için vücudun çeşitli bölgelerine anestezik ilaç enjeksiyonunu içeren bir sistem olduğunu anlatan Dr. Kılıç, “Temelinde, sağlıklı bir kişinin vücudunda serbestçe akan enerji anlayışı vardır. Yaralanma, hastalık, beslenme bozukluğu, stres ve hatta yara izleri bu serbest akışı bozar ve müdahale bölgeleri denilen enerji düzensizliğinin oluşmasına yol açar. Alman araştırmacıları hastalıkların ve kronik ağrıların %40'ının vücuttaki müdahale bölgeleri kaynaklı olduğunu tespit etmişlerdir. Vücüdun pek çok noktasına enjeksiyonlar yapılmakla birlikte migreni oluşturabilecek veya semptomları arttırabilecek nedenler bulunmaya çalışılır. Uygulamalar genelde cilt altı, kas dokusu, vücuttaki yara ve ameliyat izleri, eklem içi uygulamalar ve hastanın şikayetine bağlı olarak farklı bölgelere ince uçlu iğneler kullanılarak ve çok az miktarda lokal anestezi kullanılarak yapılmaktadır. Amaç kesinlikle ilaç vermek ve enjeksiyon yapmak değil doğal yoldan düzenleme yapmak ve vücudun kendini iyileştirmesine aracı olmaktır. Sadece enjeksiyon tedavisi olmayıp beslenmeniz ve özellikle bağırsak fonksiyonlarınız da bu tedavide ele alınır ve gerekirse düzenleme yapılır.”diye konuştu.

İŞTE NÖRALTERAPİNİN TEDAVİ ETTİĞİ HASTALIKLAR
D. Kılıç, Nöralterapi ile tedavi edilebilen hastalıkları ise şu şekilde sıraladı:
"Nöralterapinin amacı bu müdahaleyi düzeltmek ve hastalığı veya semptomu tedavi etmektir. Nöral terapi çok yaygın olarak kronik ağrıları geçirmek için başvurulan bir yöntem olsa da aynı zamanda alerjiler, bahar nezlesi, baş ağrıları, astım, kireçlenme, romatizmal hastalıklar, hormon düzensizliği, spor veya kas yaralanmaları, safra kesesi, kalp, karaciğer hastalıkları, depresyon, baş dönmesi, adet dönemi ağrı ve krampları, deri ve dolaşım problemleri için de tedavi edicidir. Boyun, sırt, bel ağrıları, diz, kalça, omuz ağrıları, migren ve baş ağrıları, romatizmal hastalıklar, ankilazon spondilit fibromiyalji (kas romatizması), miyofasial ağrı sendromu, huzursuz bacak sendromu, boyun ve bel fıtıkları, trigeminal nevralji, stres, depresyon, aksiyete zona ağrıları, kronik yorgunluk sendromu, bacaklardaki dolaşım bozuklukları, tenisçi ve golfçü dirseği".

NÖRALTERAPİNİN TARİHİ
Dr. Kılıç, Nöralterapinin tarihi hakkında ise şu bilgileri verdi:
“Nöral terapinin temelini oluşturan, sinir sisteminin tüm vücut fonksiyonlarına etki ettiği düşüncesi, 1800lerin sonlarında Almanya'da yaşayan Ivan Petrov adındaki Rus fizyologa dayanır. 1940larda Ferdinand ve Walter Huneke isimli hekimler bu felsefeyi daha geliştirdiler. Lokal anesteziklerin enjeksiyonunun vücudun uzak bölümlerine de etki ettiğini öne sürdüler ve teorilerini omuz ağrısı şikayeti olan bir hasta üzerindeki bir klinik deneyle şekillendirdiler. Ferdinand Huneke hastanın bacağında varolan bir yara izine doğrudan bir anestezik ilaç enjekte ettiğinde hastanın omuz ağrısı dakikalar içerisinde geçiyordu. Nöral terapinin gelişimi ve müdahale bölgeleri kavramı bu deneyden doğmuştur.”