Pakistanlı Yetimlere İHH'dan yardım / Analiz Yorum
İHH'nın organizasyonu ile yetim çocuklara yardım etmek üzere Pakistan'a giden okuyucumuz Eğitimci Hasan Ekinci'nin kaleme aldığı Pakistan izlenimleri...
Karşılaşacağımız manzaralar, tanışacağımız insanlar ve başını okşayacağımız yetimlerin hayalini kurarak geçirdiğimiz yolculuk, uçağın kapısı açılır açılmaz sabah ezanının muhteşem sesinin kulaklarımızda yankılanmasıyla sona eriyordu. İslamabad Benazir Butto Havalimanı ezan ve hafif bir ürperti veren bir serinlikle karşılıyor bizi. İlk kez göreceklerimin heyecanı mı yoksa sabahın o serinliği mi içimi ürperten karar veremiyorum. Pasaport işlemlerini hallettikten sonra abdest almak için kafile halinde lavabolara ilerliyoruz ancak karşılaştığımız manzara ülkenin genel temizlik alışkanlıkları açısından ilk ipuçlarını veriyordu. Sabah namazından sonra havalimanı binasından çıktığımızda Beheşti İsmail'in koordinatörlüğündeki ekip, sevgi ve kardeşlik duygusunun ayaklarını yere değdirerek bizi karşılıyor. Bu sıcak karşılama, 4000 km.nin üzerindeki uzaklıkta bilmediğimiz bir ülkede İslam kardeşliğinin sınır tanımadığını hatırlatarak bize güven ve huzur aşılıyor. Türkiye'den gelen ekibimiz 21 kişiden oluşuyor. İstanbul, Ankara, Konya, Çanakkale, Aydın, Diyarbakır ve Mardin gibi illerden gelen kimi öğrenci, kimi öğretmen, kimi ilçe milli eğitim müdürü, kimi esnaf, kimi tüccar, kimi veteriner hekim, kimi ev hanımı 21 yürek ortak bir kaderi paylaşmak için “BİSMİLLAH” diyor ve ilk durağımız Keşmir’e doğru yola çıkıyoruz.
Keşmir , Hindistan, Pakistan ve Çin'in sınırlarında dağlık bir bölgedir. Himalayalar'ın batı ucunun güneyindeki vadi bu adla anılmıştır. Bölgede üretilen Kaşmir adlı kumaşın ismi de buradan gelmektedir. Öte yandan, güzellikleri ve bereketli toprakları sayesinde “Doğu’nun İsviçre’si” olarak da telakki edilir. (Azad Keşmir 56.000 km², Hindistan tarafından işgal altında tutulan Jamnu ve Keşmir 95.300 km²’dir.) Yaklaşık olarak 13 milyon üzerinde bir nüfusa sahip olan Keşmir halkının yüzde doksanından fazlası Müslüman’dır. Azad Keşmir (Özgür Keşmir) halkının tamamı Müslüman, işgal altındaki Keşmir halkının da yüzde doksanı Müslüman’dır.
"Keşmir Meselesi" gibi girift, sarp, zorlu ve tehlikeli yollardan geçiyoruz. Olağanüstü doğa güzellikleriyle yeryüzü cennetini andıran bu coğrafya, verimli topraklara ve yer altı zenginliklerine sahip olduğundan paylaşılamayan müstesna bir bölge olarak önem arz ediyor. Yolda seyir halindeyken yol kenarında oluşmuş toprak kaymaları dikkatimizi çekiyor. Devasa istinat duvarları bile doğanın bu azametine karşı koyamamış maalesef. Bu yollarda her an heyelan tehlikesiyle burun buruna yolculuk ediyoruz. Bazı yerlerde yollar göçmüş, bir arabanın zar zor geçeceği kadar bir alan kalmış. 125 km’lik bu çetin yolu ancak dört saatte aşabiliyoruz. Gerisini siz düşünün. Gökyüzünün bir başka göründüğü dağların koynundaki yoldan, yazın Güneydoğu'da damlara kurulan tahtlarda yatarken seyrettiğimiz yıldızlara çok yaklaştığımızı hissediyor ve içimizi bir huzur kaplıyor. Yorgunluk ve yıldızların etkisiyle gözlerim kapanmış, dalmışım. Gözlerimi açtığımda bir an “Nerdeyim” diye düşünüyorum kendi kendime. Karadeniz’ in dik yamaçlarına kurulu evler görüyorum çünkü. Araba birden sarsılınca aslında nerde olduğumu anlıyorum. Kafiledekilerin şaşkın bakışları ve nidaları onların da benimle aynı şeyleri düşündüklerini gösteriyor. Karadeniz’den de dik yamaçlarda insanlar dağların tepesinde denilebilecek yerlerde evler yapmışlar. Şaşırıyoruz ama şaşırmamak gerekir çünkü "Umut dağlarla" diyordu şair değil mi?
Bu zorlu ve yorucu seyahatten sonra bir ilk menzilimiz Azad Keşmir Bölgesi sınırları içerisinde Muzaffarabad şehri, Rara kasabasında yer alan Hubeyb Vakfına ait Rara Yetimhanesi ve Koleji oluyor. 2008 yılında kurulan ve 1.200.000 dolara mal edilen bu kurumda 200'ü yetim olmak üzere toplam 600 öğrenci eğitim almaktadır. Kolejin eğitim dili İngilizcedir. Zor koşullara rağmen kolej, akademik başarıda bölge içerisinde 2.sırada yer alıyor.
Rara Yetimhanesi ve Koleji; idarecileri, öğretmenleri, öğrencileri ve diğer personelinin hep birlikte yaptıkları sıcak karşılama seramonisinden sonra Pakistan'daki ilk kahvaltımızı yapıyoruz. Bu karşılamada en çok çocukların doğal çiçeklerle süsleyip kendi çizimlerini ekledikleri, kısacası emek harcadıkları "HOŞ GELDİNİZ" kartları beğeni kazanıyor. Bu ülkede bildiğimiz anlamda bir kahvaltı kültürü yok. Zeytin ve peynirin olmadığı ama gerçek bal ve manda kaymağının bulunduğu kahvaltıda manda sütünden yapılmış çay damaklarımızda farklı bir tat bırakıyor. Süt ve çay tadının aynı anda hissedildiği sütlü çay kültürünü çoğumuz ilk defa test etme imkânı buluyoruz.
Yetimhane ve okul bir dağ yamacına kurulmuş, muhteşem doğasıyla görenleri büyülüyor. Manzaranın tadını çıkarıp biraz dinlendikten sonra bizim için hazırlanan programa dâhil oluyoruz. İki ülkenin milli marşlarının okunmasıyla başlayan program skeçler, karate gösterileri, halk dansları gibi etkinliklerle devam ediyor. “Mavi Marmara” skecini de hazırlamış çocuklar. İslam Dünyasının Türkiye'ye/Erdoğan'a duyduğu sevgi bir kez daha bu skecle tescillenmiş oluyor. Bol baharatlı pek alışık olmadığımız envai çeşit yemeklerin olduğu öğle yemeğinden sonra okul ve yetimhanede incelemede bulunuyoruz. Çocukların sıcacık ilgileri bizi oldukça sevindiriyor. Bir ara dinlenme vaktinde çevreyi gezmeyi uyumaya tercih eden bir ekip oluşturuyoruz. 3-5 güvenlik görevlisi bize eşlik ediyor. Ne yazık ki daha 100 metre gitmeden güvenlik görevlileri: "Bu kadar, fazlası sıkıntı olur" diye geziyi sonlandırıyor. Malum Keşmir Meselesi bitmeyen bir kavgadır. Ev sahiplerimizin tedbirli olma adına gösterdikleri koruma refleksini doğal karşılıyoruz haliyle. Programın en verimli etkinliği Türkiye'den gelen misafirler adına fidanların dikilmesiydi kanaatimce. Evet, Keşmir'de bir dikili ağacımız var artık.
İkindi vakti gibi İslamabad'a doğru yola koyuluyoruz. Vadideki nehir görülmeye değer bir güzellikte. İlk defa bu kadar hırçın akan bir nehir görüyorum. “Hiçbir şey bu kadar coşkun akan nehrin önünde duramaz.” diye düşünüyorum kendi kendime. Edindiğimiz bilgiye göre Keşmir'in Hindistan tarafında barajlar dolunca kapaklar açılır ve böylece Pakistan tarafında su baskınları oluşur. İnsanlar büyük zararlar görürlermiş. Zaman zaman da muson yağmurları büyük felaketlere sebep olurmuş. İslamabad’a dönüş yolunda gelirken kaçırdığımız ayrıntıları yakalama fırsatını elde ediyoruz. Elveda Keşmir, elveda Rara, elveda yeryüzü cenneti, elveda ümmetin yetimleri.
İslamabad sınırlarına girdiğimizde kent merkezine uğramadan şehri kuşbakışı gören meşhur tepeye yöneliyoruz. Burası İslamabad'ı yekpare görebileceğimiz bir yükselti. Binlerce insan ikindi serinliğinde hem şehri izlemek hem de güzel vakit geçirmek için burayı doldurmuş. Şehri seyre daldığımızda farkına vardığımız ilk şey, şehrin son derece düzenli ve sistematik bir yerleşim yeri olduğuydu. Çok düz, çok yapay hâsılı ruhsuz bir şehir, aslında kent çünkü ruhu olsaydı şehir olurdu. Ruhu olmayan, türedi yerleşim birimlerine şehir demeye dilim varmıyor; kent diyorum her nedense... Sonra öğreniyoruz ki gerçekten masa başında oturup şehrin planını yapmışlar. Sözüm ona çok düzenli bir şehirmiş. Kare kare çizilen ve sektörlere ayrılan şehirde farklı bir mimariye sahip büyük bir cami dikkatimizi çekiyor. Faysal Camii (Şah Faysal Mescidi), Dünyanın en büyük ve en gözde camiilerinden biridir. 5.000 m2 üzerine yapılmış 74.000 kişi kapasiteli bir camiidir.
1966 yılında Suudi Arabistan Kralı Faysal bin Abdül Aziz'in, İslamabad'ı ziyaretinde, önerisi ile gündeme gelen proje için, 1969 yılında Proje Yarışması düzenlenmiş 43 ülkeden gelen 17 proje arasından Vedat Dalokay'ın Kocatepe Camii'si için düşündüğü proje yarışmayı kazanmış.
1976 yılında Pakistan hukümeti, Suudi Arabistan Devleti'nden alınan 130 milyon Suudi riyali (takriben bugünün 120 milyon $)ile inşaasına başlanıyor ve 1986 yılında tamamlanıyor.
Dünyaca ünlü bu camiye sadece uzaktan bakmakla yetiniyoruz maalesef. Burayı görmeyi başka bahara bırakıp günün yorgunluğunu başkentteki şirin bir butik otelde çıkarmaya gidiyoruz.
30.04.2014
Bu yeni günün ilk durağı Uluslararası Mevlana Celaleddin Rumi Okulu, Afgan mültecilerinin yaşadığı varoşlardan/kamplardan ibaret olan Kalabard bölgesinde bulunuyor. İslamabad'dan yaklaşık 2 buçuk saatlik bir mesafede bulunan okulun yaklaşık 600 öğrencisi var. Bunların 26'sı yetim 400'ü çok fakir durumda. Hem Afganistan (Kabil) hem de Pakistan'a bağlı olan okul, Hubeyb Foundation ve Amerika'daki Müslümanlara ait olan Zekat Foundation tarafından finanse ediliyor. Pakistan'da gördüğümüz en mağdur, mahrum ve yoksul okul olan Rumi'de öğretmen maaşı 80 $ civarında. Bu okulda da çok güzel bir şekilde karşılanıyoruz. Çocukların bizler için hazırladığı programı izliyoruz. Program envai çeşit etkinliklerle dolu vaziyette. Okulda birtakım incelemelerde bulunduktan sonra Müdür Bey misafirlere okulla ilgili bilgi veriyor. Müdürümüz çok nitelikli ve birikimli bir idareci; 3-4 master yapmış en az 4 yabancı dil biliyor. Burada öğrencilerimizle muhtelif etkinliklerde özellikle yemek yarışmasında çok güzel vakit geçiriyoruz. Öğrencilerden oluşan 3 grup Afgan yemekleri hazırlamışlar ve bunu sunumlarıyla birlikte jüri olarak kabul ettikleri bizlerin beğenisine sunuyorlar. Böylelikle Afgan yemeklerini ve folklorunu görme şansımız oluyor. Çocuklarla beraber iken zaman su gibi akıp gidiyor, artık ayrılma vakti geliyor. Günün ikinci hedefi Haripur'daki yetimhane ve koleje varmak. Yol güzergâhında Afgan mülteci kamplarından Haripur'a ilerken yolda gördüğümüz manzara sanki önceki yüzyıla ait zaman diliminden geçiyormuşuz gibi bir izlenime sevk ediyor bizi. Yolların durumu, olmayan kaldırımlar, attar dükkânlarını andıran küçücük bakkallar, ahşap bir masa üzerinde asılı duran hayvan butları, kümes hayvanlarının satış yerleri, çarşı niyetine kurulmuş derme çatma barakalar vs...
Ve Haripur'dayız. Başkent İslamabad'a yaklaşık iki saatlik bir mesafede bulunan bu şehirden tarihi İpekyolu geçiyor. Öğrenciler muhteşem bir karşılama hazırlamışlar. Yetimhanenin önündeki geniş yolun sağında Haripur öğrencileri, solunda ise MSAL Yetimhanesi’nden kızlar gül yapraklarıyla sevgi gösterisinde bulunuyorlar. İkindi vakti öğrenciler karate gösterisi yapıyor bizler için. Bu arada Pakistan'daki tüm programlarda karate gösterileri fix menü oluyor. Öğrencilere getirilen hediyelerin dağıtma işinden sonra akşam namazını bahçede otların üzerinde kılıyoruz. Akabinde geceyi geçireceğimiz yetimhaneyi incelemeye koyuluyoruz. İlk bina Bursa İHH'nın yaptırdığı Emir Sultan Yetimhanesi son derece modern ve kullanışlı güzel bir bina. Yan tarafta Şehit Bahattin Yıldız adına yapılmış üstünde mescidin bulunduğu bir yemekhane var. Ayrıca bitmek üzere olan bir yetimhane binası görülmeye değerdi. Binanın girişine asılan devasa Türkiye ve Pakistan bayrakları kardeşliğimizi selamlıyor adeta. Yatsı namazımızı mescitte çocuklarımızla eda ediyoruz. Çocuklar okulda pantolon, gömlek ve kravattan oluşan formalarını giyerken okul dışında klasik Afgan kıyafeti olan bol pantolon (şalvar) ve uzun, bol, yakasız gömlekten oluşan kıyafetleri ile vakit geçiriyorlar. Çocuklar, mescitte bembeyaz kıyafetleri ve başındaki takkeleri ile temizliğin, saflığın ve masumiyetin timsali olarak Rablerinin huzuruna çıkıyorlar. "Nala-yı Tekbir" komutuyla çocuklar "Allah Ekber" sedasını gökyüzüne gönderiyorlar. Tekbirli ve geniş şahıs kadrosu ile yapılan selfieler sosyal medyadaki yerlerini alıyor. Mescitten ayrılıp bahçede organize edilmiş akşam yemeği programına geçiyoruz. Küçük kahramanlarımız için büyük mangallarda Afgan kebapları pişiyor. Harika bir akşam, program gece yarılarına kadar sürüyor. Neler yok ki programda sandalye kapmaca, muz yeme yarışması, halat çekme, bilek güreşi, halk dansları müzik vs. çocuklarımızla çok güzel ve zevkli bir vakit geçiriyoruz. Çocukları uyumaya gönderdikten sonra Pakistanlı dostlarımızla Türkiye ve dünya gündemi ile ilgili keyifli ve yararlı bir sohbete dalıyoruz. Geceyi yetimlerle aynı koğuşlarda geçirmenin mutluluğunu doyasıya yaşıyoruz.
01.05.2014
Yorucu bir günün ardından sabah namazı için uyanarak abdest alıp mescide koşuyoruz. Minik yüreklerle bir şafak vaktinde Allah'a şükranlarımızı sunmak üzere beraberce niyazda bulunuyoruz. İlk defa bu kadar çocukla sabah namazını icra etme bahtiyarlığına kavuşacağım şahsen. Allah'ım bu masumların hürmetine bize yardım et. Ey sabahın Rabbi İslam Ümmetinin acılarına son ver; ümmete imtihanları başarma gücü ver; birlik güç ve kuvvet ver.
Mescitte kahvaltıyla yeni güne başlıyoruz. Haripur Yetimhanesi ve Koleji İHH'nın ülkedeki en büyük eğitim kompleksi. 130 dönüm arazi üzerine konuşlanmış bu tesiste iki yetimhane bir yemekhane binası mevcut durumda. Okul inşaatı hızla devam ediyor. Şu an eğitim-öğretimi deprem sonrasında aceleyle yaptıkları prefabrik binalarda sürdürüyorlar. Bu okul inşaatları tamamlanınca çok güzel eğitim binalarına kavuşmuş olacaklar. Bu 130 dönümlük arazi önceden kiremit fabrikasıymış buraları adam edene kadar çok emek harcamışlar. Burası ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite eğitiminin yapılacağı dev bir eğitim kampüsü olarak düşünülüyor. Bu kompleks içerisinde şu an okul olarak kullandıkları prefabrik binaları ve çocukların bu yılın "Yetim Dayanışma Günleri" teması olarak seçilen "Yeşil Çevre" ile ilgili hazırladıkları proje ve etkinliklerin gösterildiği sergiyi ziyaret ediyoruz. Kendi el emekleri ile oluşturdukları proje ve sunumlarda çocuklarımızın zekâ pırıltılarını gözlemliyoruz.
Haripur’daki asıl kapsamlı program için devasa bir çadır kurulmuş. Bu program bizim ziyaretimiz dolayısıyla tertip edilmiş olup programa Pakistan Hükümeti temsilcileri çok sayıda önemli bürokrat, Hubeyb Vakfı yöneticileri, MSAL, Rara, Rumi'den öğrenciler ve tüm halk davet edilmiş. Program alanına intikal ediyoruz. Uzunca bir kırmızı halı serilmiş etkinlik çadırına giriş yolumuza. Mahcup bir vaziyette çadırdaki yerimizi alıyoruz. Allah'ın kelamı ile program başlayıp ezgiler, halk dansları, karate gösterileri ile devam ediyor. Pakistan Hükümetinin bakanının ve çok sayıda bürokratın katıldığı etkinlik kısmen resmi/ciddi bir havaya bürünüyor. Programın bitiminde "Yeşil Çevre" temasına uygun olarak düzenlenen fidan dikme etkinliğinde kendi adımıza Pakistan'daki ikinci fidanımızı dikiyoruz. Akabinde tüm katılımcıların iştirak ettiği bu büyük çadırın altında yine asıl menünün pirinç pilavı olduğu öğle yemeğine geçiyoruz. Emir Sultan Yetimhanesinde öğle namazını kılıp biraz dinlendikten sonra dönüş için hazırlıklara başlıyoruz. İstikamet İslamabad. Yolda hediyelik eşya için bir derici dükkânına giriyoruz. Deri ürünleri burada Türkiye'ye göre epey uygunmuş. Ekipten bazı dostlar alışverişlerini bitirdikten sonra yolculuk kaldığı yerden devam ediyor. Geceyi geçireceğimiz butik otele eşyalarımızı bırakıp yemek ve serbest zaman için İslamabad akşamlarına kendimizi teslim ediyoruz. Ekip İslamabad'ın çarşılarında gönlünce alışveriş yaptıktan sonra yemek için Türkiye'nin damak tadına en uygun yemek olan Afgan (Kabil) Kebabı yemek için bir Kabil Restoranına gidiyoruz. Ancak yoğun talepten yer bulamıyoruz. Biz de paket yaptırıp otelde yiyiyoruz. Yarın ki program için şarj olmamız icab ediyor. Çünkü yarın çok yoğun bir program bizi bekliyor. Biz de kendimizi gecenin sükûnetine bırakıyoruz.
02.05.2014
Şafak vaktinde uyanıp günün ilk durağı olan Sargoda’ya doğru hareket ediyoruz. Otobanda iki şey dikkatimizi çekiyor. Biri yokuş aşağı yerlerde yolun solunda bulunan ve yukarı meyilli bir çıkmaz sokak gibi devamı olmayan bir sapak. Bu, ülkede çok sayıda bulunan eski kamyonların frenleri patlayınca yoldan ayrılıp bu sapağa girerek kimseye zarar vermemesi gayesiyle planlanmış. İkincisi ise bazı keskin virajlarda istinat duvarlarına asılan traktör lastikleri bundaki amaç gayet açık.
Bu uzun yolda bir ara durağımız var: Khewra Tuz Madeni. Burası dünyanın en zengin, en saf tuz alanlarından bir tanesidir. Khewra Kaya Tuzu Madenciliği, yüzyıllara dayanmaktadır. Madene raylı sistemle yaklaşık iki km.lik bir yolculuktan sonra varabiliyoruz. Sıra dışı olan bu tuz madeni oldukça büyük bir alanı kaplıyor. Maden içerisinde kaya tuzundan yapılmış ve içten ışıklandırılmış mescit, sağlık kabini, meşhur Lahor Minaresi vb. görülmeye değer. Hem maden içinde hem dışında bu tuzlardan yapılmış envai çeşit hediyelik eşyalar elektronik ürünlerin zararlı etkilerini absorbe ettikleri için bayağı tercih edilip satılıyor. Takdir edersiniz ki ekibimiz bu fırsatı kaçırmıyor.
Yola kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yol boyunca çamurlu sularda keyif süren mandalar, uçsuz bucaksız portakal bahçeleri ve göz alabildiğince kesilip hazırlanmış bambu ağaçları… arabanın camından en fazla gözümüze çarpanlar. Yolda gördüklerimiz bile buraların ne kadar yoksul olduğu konusunda ciddi ipuçları veriyor.
Pencab Eyaleti sınırları içinde bulunan Sargoda Kız Yetimhanesi ve Kolejine varıp kızlarımızı gördüğümüzde bu uzun yolculuğun tüm yorgunluğunu unutuyoruz. Yine harika karşılamalar icra ediliyor. Program için salondaki yerlerimizi alıyoruz. Yetimhanenin çocukları, kendi hazırladıkları taçları ve kokartları bize takdim ediyorlar. Böyle devam ederse biz de kendimizi önemli kişiler arasında görme gafletine düşeceğiz korkarım. Bu ne ilgi, bu sevgi, bu ne misafirperverlik... Bu defaki program "Yeşil Çevre" temasıyla sınırlı. Anlayacağınız tematik bir program izliyoruz. Dört öğrenci grubu (Ayşe House, Fatma House, Hatice House ve Zeynep House) mevsimlerinin etkilerini, özelliklerini, ozon tabakasını, küresel ısınmayı ve teknolojinin olumsuz taraflarını vb konularda farkındalık oluşturuyorlar. Program kızlar için gelen hediyeleri dağıtmakla sonlanıyor.
200 mevcutlu bu kız yetimhanesinin yeri, bahçe düzenlemesinin oldukça güzel yapıldığı ve çocukların özgürce oynayabilmeleri için geniş çimli sahalarının bulunduğu ideal bir alandan oluşuyor. Namazdan sonra yemek için kurulan çadırda yine pirinç pilavının başrolde olduğu bir öğle yemeği yiyoruz. Bu sefer şanslıyız çünkü soframıza karpuz geliyor. Erkek misafir ekibi olarak hemen hüpletiyoruz karpuzları. Bizim bu halimizi gören ev sahipleri bize acımış olmalı ki 2-3 tepsi daha karpuz getiriyorlar. Karpuza kandıktan sonra bahçede çocuklarla doyasıya oynuyoruz. Bu arada büyüklerimizin dediği gibi kız çocukları kendilerini daha çok sevdiriyorlar. Ayla Ablaları çocuklara şeker ve oyuncak dağıtıyor. Çocukların yüzlerindeki mutluluk her şeye değer. Cimcimelerle fotoğraf çektiriyoruz. Kendilerinin de fotoğraf çekmeleri için telefonları ve fotoğraf makinelerini onlara teslim ediyoruz. Ayrıca sayısız selfie yapıyoruz hep birlikte. Çocuk her yerde çocuktur ama yetimhanede bir başkadır çocuk. Bu yetimhanelerde yüreğimizin yumuşayıp rafine olduğunu hissediyoruz. Yaşadıkları tüm acılara rağmen çocukların yüzlerindeki mutluluk tarifsiz. Masumiyet bu şirin ve minik kızlarda vücut bulmuş adeta. Aslını sorarsanız Yetim Dayanışma Günlerine onlardan çok bizim ihtiyacımız var. Bir yetimi sevmeyi, onun yüreğine dokunmayı, onunla vakit geçirmeyi, biz senin için çok uzaklardan geldik ve seni hiç unutmadık/unutmayacağız demeyi bize nasip ettiği için Rabbe şükürler olsun. Çocuklarla çocuk olup vaktin nasıl geçtiğini yine anlayamıyoruz. Sıra yine fidan dikmeye geliyor. Adımıza dikilen üçüncü fidanımız oluyor. Rara, Haripur ve Sargoda fidanlarımızın vatanları. Her birimiz fidanımızı dikip can suyunu veriyoruz. Ama asıl mesele insan olan fidanları yetiştirebilmek her iklimde. Ayrılma vakti geldiğinde hüzün çöküyor içimize. Kızlar inşallah Türkiye'ye geliriz diye dua ediyorlar. Bu nasıl bir Türkiye sevdası aman Allah'ım. Bu sevdanın oluşmasına zemin hazırlayan Erdoğan ve Davutoğlu, iyi ki varsınız. Hüzünlü bir vedadan sonra istikamet İslamabad oradan da Rawalpindi. Gayrı yolların çocuğu oluyoruz. Araplar "ibnüssebil" derler bu ibareye.
Kocaman bir gettoyu andıran Rawalpindi şehrinde İHH'nın 2002 yılında dünyada ilk kurduğu yetimhane bulunuyor. MSAL (Muhammadan School of Advanced Learning) şu an 27 kızın kaldığı kız yetimhanesi olarak devam ediyor. Sargoda'da küçük kız çocukları kalırken burada 10 yaşından büyük kız çocukları kalıyor. Mahalle içinde kalan ve butik bir oteli andıran yetimhaneye vardığımızda artık karanlık çökmüştü. Burada da mumlu ve güllü bir karşılama seremonisi bizi bekliyordu. Yetimhaneyi inceledikten sonra Ayla ablamız buraya bir bilgisayar sınıfı hibe ediyor. Ne mutlu ona ki yetimlerin sevincine vesile oluyor. Yetimhanenin kütüphanesinde biraz dinleniyoruz. Buradaki bir kızımızın yaşadıkları ile ilgili bir anekdot aktarılıyor: Afganistan depreminden sonra sahipsiz kız çocukları satılmaya başlanmış. İHH'nın başkanı Bülent Abi iki Afgan kızını kurtarmak için girişimlerde bulunuyor. Ancak büyük olan kız için geç kalıyorlar çünkü evlendirilmiş artık. Meryem Şerife amcası zannedilen bir şahıstan satın alınıp kurtarılıyor. Erkek kardeşiyle birlikte Pakistan'daki yetimhanelere yerleştiriliyor. Bir ara kimliklerini çıkarmak için Afganistan'a götürülüyorlar. Köylerine gittiklerinde gerçek amcaları bunları görünce feryadı figan koparıyor. Keşke ölseydiniz sizden kurtulsaydım diye beddua ediyor. Meğer babalarından ciddi miktarda arazi kalmış ve amca bu arazilere tek başına sahip olmak istiyor. Köyün muhtarıyla kimlik için muhatap olduklarında iş anlaşılıyor. Muhtar "Babanız çok iyi bir mücahitti ve şehit oldu. Ondan size geniş araziler kaldı. 18 yaşına geldiğinizde bunları adınıza yaptıracağım" diyor. Evet, Meryem Şerife ve kardeşi 18 yaşını bekliyor.
Bu yetimhanede kalan kızlarımız artık büyüyüp abla olmuşlar. Kaldıkları mekanın temizliği ve yemek servisindeki titizlikleri ile fark yaratıyorlar. Demek ki eğitimin sonuçları zaman içinde alınıyor. MSAL'e veda edip Hubeyb Vakfının idari merkezine gidiyoruz.
Unutmadan paylaşmak istediğim birkaç husus: Pakistan'da arabaların direksiyonları İngiltere'de olduğu gibi sağ tarafta yer alıyor. Uzun süre bu ülkenin sömürgesinde kaldıklarından olsa gerek bu alışkanlık onlardan bulaşmış olmalı. Direksiyon sağda olunca haliyle trafikte soldan akıyor. Yolculuğumuz esnasında komik olaylar yaşıyoruz. Bizde arabalar yolun sağından ilerler; bu yargıyla trafikte seyrederken bindiğimiz araba yanlış şeritte diye tedirgin olduğumuz anlar çok oluyor. Bize tahsis edilen minibüse her binme teşebbüsümüzde yanlış yerde olduğumuzun farkına varıyorduk. Bu arabamızda kapı olmayan sağ tarafa gitme alışkanlığı dönüş için havalimanına gidinceye kadar devam ediyor. Bir de önde solda oturan (bize göre sürücü koltuğu) arkadaşımızın tüm bedeniyle bize dönüp sohbet etmesi, zaman zaman sürücünün direksiyonu bırakıp arkasına dönerek sohbet ediyor algısı oluşturduğundan panik olup bağrıştığımız anın akabinde gülüşmeler başlıyor bu defada. Hâsılı bu duruma pek alışamıyoruz.
Bu ülkede kamyon süsleri oldukça meşhurdur. Kamyon değil de sanki bir sanat eseri seyahat ediyormuş hissine kapılıyorsunuz. Bu süslere ciddi paralar harcanıyormuş. Bazen neredeyse bir kamyon parası kadar bu süslere bütçe ayrıldığı olurmuş. Kamyonlar süsleme konusunda kıyasıya bir yarış halinde bulunuyorlar her zaman.
Yaklaşık 200 milyon nüfusa sahip Pakistan, nükleer başlıklara sahip 7.ülkedir. Ama buna rağmen en temel ihtiyaçlarını bile tamamlayamamış olması ilginç bir durum.
2005 Afganistan depreminden sonra yaklaşık 1200 yetime İHH sahip çıkmış. Genellikle yetimhanelerdeki çocuklar ya savaşın ya da depremin çocukları. Yetim kalıp kimsesi olmayan çocuklar Doğu'nun fuhuş mafyası veya Batı'nın organ mafyasının iştahını kabartıyor. Hristiyan misyonerler de kendi rollerini oynuyor yetim çocuklar üzerinde. Ama İHH'nın zamanında ve bilinçli hareket etmesi birçok yetimi kötü niyetli insanların elinden kurtarmış. İHH ülkenin en yoksul, en mağdur, en mahrum yerlerinde faaliyet sürdürüp “veren el” konumunda faaliyetlerini sürdürürken birileri de ülkenin en zengin yerlerinde en fahiş paralarla halkın üst kesiminin çocuklarını daha çok ticari kaygılarla okullarına alıp adına hizmet/fedakarlık diyebiliyor.
Bir kez daha İHH'nın bağışçısı ve gönüllüsü olmaktan onur duyuyorum. İyi ki varsın İHH. Sen iyiliğin kurumsallaşmış şeklisin İHH.
Pakistan’da ziyaret ettiğimiz tüm yetimhaneler ve okullar Hubeyb Vakfına ait. Bu vakıf İHH'nın partner kuruluşu. Başkanı Ahmet Nedim Han adında bir Pakistanlı Müslüman. Vakfın kuruluşunda da İHH'nın ciddi katkıları olmuş. Hala büyük oranda İHH'nın yardımlarıyla ayakta durmaktadır. Zaten partner kuruluş oldukları için yetimhane ve okullardaki tabelalarda her iki vakfın logosu var. Vakfın toplantı salonunda vakıfla ilgili bir sunum izliyor ve akabinde Pakistan Ziyaretinin kritiğini yapıyoruz. Fikir alışverişinde bulunuyoruz. Uçağa yetişebilmek için gece 03.00’te havalimanında olmamız gerekiyor. Vakıfta Pakistanlı dostlarımızla vedalaşıp başladığımız yere, Benazir Butto Havalimanı'na dönüyoruz. Türkiye’den gelirken kafamızdaki Pakistan algısının yerine Pakistan izlenimlerini koymayı unutmuyoruz. Allah Hafiz Pakistan.
Kaynak: Mardin Life
Yorumlar
1 yorumBu organizasyonda emeği geçen tüm gönüllülerin yapmış olduğu bu fedakarlık ve yardımlaşma duygusunu tüm kalbimle tebrik ediyor ve bu organizasyonların devamında tüm yardımseverlere Allahın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun demek istiyorum