Fransız Senarist, Yazar Dan Franck edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Dan Franck hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Dan Franck hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Dan Franck hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Doğum Tarihi: 17 Ekim 1952

Doğum Yeri: Paris, Fransa

Dan Franck kimdir?

1952 doğumlu bir yazar ve senarist. Les calendes grecques (Çıkmaz Ayın Son Çarşambası) adlı eseriyle İlk Roman Ödülü'nü kazandı. Öteki kitapları, Apolline, La dame du soir (Gecenin Kadını), Les adieux (Elveda), La séparation (Ayrılmak, İletişim Yayınları, Temmuz 1992), Le Petit Livre de l'orchestre et de ses instruments (Orkestra ve Enstrümanlarının Küçük Kitabı), Le cimetière des fous (Hayat Çizgisi, İletişim Yayınları, 1993). Ayrıca Jean Vautrin ile birlikte hazırladığı foto-röportajları içeren Les aventures de Boro (Boro’nun maceraları) adlı bir eseri var (1. Cilt: La Dame de Berlin - Berlinli kadın; 2. Cilt: Le temps des cerises - Kiraz zamanı). Ayrılmak kitabıyla Dan Franck 1991 Renaudot Edebiyat Ödülü’nü kazandı.

--reklam--

Dan Franck Kitapları - Eserleri

  • Ayrılmak
  • Bohemler
  • Hayat Çizgisi
  • Genç Bir Kız
  • Uzanmış Çıplak
  • Gece Gelen Kadın

--reklam--

Dan Franck Alıntıları - Sözleri

  • Sanatçı tek başına çalışır, kimseyi kullanmaz ve mesleği yoktur. Resim yapmak ya da yazı yazmak meslekle ilgili bir şey değildir; bir soluklanma söz konusudur bu bağlamda. Aletin kendisi belli değildir. Fikir ya da hayal gücü ölürse, kafa durursa hiçliğin boğduğu insanı hiçbir şey, hiç kimse kurtaramaz. (Bohemler)
  • Yeniden duyulur, canlı ve özgür bir dünya yaratabilmek amacıyla eski uzlaşmaları yok etme, "itaat etmeme" arzularımı tatmin ettim. (Bohemler)
  • Kadın, onbeş metre ötede yürüyen adama doğru döner ve onu çağırır: “Hey!” Adam olduğu yerde çakılıp kalır. “Geliyor musun?” Gider adam. Bundan böyle ne adı ne lâkabı ne de özel bir kimliği vardır. Hey’dir o! (Ayrılmak)
  • Tzara sanat eserinin güzellik olmadığını söyler, çünkü güzellik eğer "bir kararnameyle herkes için nesnel bir şey gibi" tanımlanmış bir şeyse ölmüştür ona göre. Dolayısıyla eleştiri yararsızdır, çünkü herkese göre de­ğişen bir şeydir. İnsan hiçbir şeyin düzen veremeyeceği bir kaostur. Hemcinsini sevme düşüncesi ikiyüzlülüktür, insanın kendisini tanıması bir ütopyadır. Psikanaliz "tehlikeli bir hastalıktır, insanın gerçekliğe karşı eğilimlerini uyutur ve burjuvaziyi sistematize eder". Diyalektik herhalü­ karda başkalarına ait olan ve bireyin o olmadan da bulabileceği düşüncelere götürür. Herkes ve özellikle de ikna etme kaygısı olmayan, kimsenin peşinden gelmesini falan istemeyen Tzara kendisi için konuşur. "Böylelikle DADA topluma karşı bir bağımsızlık ve ihtiyatlı olma ihtiyacıyla or￾taya çıkmıştır." (Bohemler)
  • Düzensizlik gibi gözüken her şeyin iyi tarafını görmek gerekirdi. Özellikle resmi olmayan sanat. Lanetli şairler sevilirdi. (Bohemler)
  • Kuşku sanatçının kendisinin karşısındaki sonsuz dilini oluşturur. Yeni yapıt hiçbir zaman kabul edilmez. Hiçbir şeye dayanmaz, daha önceki bir yapıta bile dayanmaz ... Başarı, merak geçicidir. Her seferinde tekrardan, sıfırdan başlamak gerekir. Bu sıfır bir uçurumdur. (Bohemler)
  • Kadının sırtını döndüğü geçmişten medet umar adam. (Ayrılmak)
  • Her şeyden çok, kadının sevişmeyi kendi istediği için değil sadece adam istediği için kabul etmesinden korkar. (Ayrılmak)
  • Bir zamanlar bir şair vardı ve bu şair o kadar yoksuldu, o kadar kötü bir yerde ve öylesine mahrumiyet içinde yaşıyordu ki, Fransız Akademisi kendisine bir sandalye sunduğunda onu evine götürmek için izin istedi. (Bohemler)
  • Ve kendi kendire, sabrın, erdemlerin değilse de mazoşizmin temeli olduğunu mırıldandı. (Ayrılmak)
  • Benim belki de kübizme karşı olduğumu sanacaklar. Kesinlikle yoktur böyle bir şey: sıradan bir düşüncenin bile bütün aşırılıklarını aptal bir burjuvanın tatsız tuzsuz eserlerine tercih ederim. (Bohemler)
  • İşte Picasso'yu büyüleyecek olan varlıklar. Bu narin soytarıların çarpıcı, yırtık pırtık kıyafetlerinin altında sürekli fikir değiştiren, kurnaz, becerikli, yoksul ve yalancı halktan gençlerin bulunduğu hissediliyor. (Bohemler)
  • Kadın, arabayı garajın duvarına hafifçe çarpar. Adam bağırır: “Sahip olduğum her şeyi kırıyorsun!”. “Her şey”, aslında kendidir, şüphesiz. (Ayrılmak)
  • “Başkalarına göre yükselen bir yazardır. Kendine göre inişe geçmiş bir insan. Dışı bayram yapar içi kan ağlar...Dışa yansıyan pırıltısıyla kendini tüketen sorunlar arasında bir denge oluşturmayı beceremez.” (Ayrılmak)
  • Bu ressamlar Cezanne 'dan çok Gauguin çizgisinde ve Van Gogh 'un ekspresyonizmi çizgisinde yeralıyorlardı. Renkleri ve kontrastları çarpıcı eserleri tek bir sergide yer almıştı ve çok tutulan ama modern sanata kar­şı bir eleştirmen olan Louis Vauxelles bu sergiye "fovlar kafesi" adını ver￾miştir. Fovizm doğmuştu artık. Bu eleştirmen, üç yıl sonra, başka bazı eleştirmenlerle birlikte Braque'ın Kahnweiler'de sergilediği resimleri küblere benzetecektir. Kübizmin kökeninde bu vardır. Bu adam kendi tar￾zında gönül gözüyle gören biriydi ... Skandal öyle boyutlara ulaştı ki cumhurbaşkanı sergiyi açmayı kabul etmedi. Basın saldırıya geçti. Le Figaro gazetesi 'halkın kafasına atılmış bir resim boyası' gibi bir üslup kullandı. (Bohemler)
  • Adama sadece anısı derin yaralar açan eskinin izleri kalır. (Ayrılmak)
  • Herkes kalmakta veya gitmekte özgürdür. (Ayrılmak)
  • Babası onu giydirir, kucağına alır ve oyuncakçıya götürür. Oğlunu satın almaz, oğluna oyuncak alır. (Ayrılmak)
  • Bir adamın yanında yaşamaktan bıktım. İstediğim şey, bir adamla birlikte yaşamak. (Ayrılmak)