Psikanalizci,yazar Elisabeth Roudinesco edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Elisabeth Roudinesco hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Elisabeth Roudinesco hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Elisabeth Roudinesco hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Doğum Tarihi: 10 Eylül 1944

Doğum Yeri: Paris-Fransa

Elisabeth Roudinesco kimdir?

1944 doğumlu Fransız tarihçi ve psikanalist, Paris-VII Üniversitesi’nde çalışıyor, Ecole pratique des hautes études ve Ecole normale supérieure gibi eğitim kurumlarında dersler veriyor. Edebiyat ve dilbilim eğitimi gördükten sonra felsefe ve psikanalizle ilgilenmeye başladı, Lacan’ın öğrencisi oldu. Başlıca çalışmaları şunlar: Histoire de la psychanalyse en France (Fransa’da Psikanalizin Tarihi, c. 1: 1982, c. 2: 1986), Jacques Lacan. Esquisse d’une vie, histoire d’un système de pensée (1993; Jacques Lacan: Bir Yaşamın Ana Çizgileri, Bir Düşünce Sisteminin Tarihi), Her Şeye ve Herkese Karşı Lacan (Metis, 2012) ve Dün Bugün Jacques Lacan (Alain Badiou ile birlikte; Metis, 2013).

--reklam--

Elisabeth Roudinesco Kitapları - Eserleri

  • Her Şeye ve Herkese Karşı Lacan
  • İçimizdeki Karanlık Yan
  • Kendi Çağından Bizim Çağımıza Sigmund Freud

--reklam--

Elisabeth Roudinesco Alıntıları - Sözleri

  • Lacan'ın 1936 ile 1949 arasında nasıl değiştiğini çok açık görüyoruz. İlk önceleri biyolojik evre kavramından uzaklaşarak imgeselin fenomenolojik bir teorisini ve nesnenin sürrealist bir yorumunu hazırlamıştır. Ama sonradan Descartes akıcılığını gündeme getirerek deliliğin kendine özgü bir mantığı olduğunu ve cogito'nun dışında düşünülemeyeceğini göstermiştir. En son olarak da üçüncü aşamada öyle bir özne teorisi bulmuştur ki Descartes cogito'sunu değil, cogito'dan kaynaklanan ben psikolojisi geleneğini reddetmiştir. (Her Şeye ve Herkese Karşı Lacan)
  • güzellik ne kadar büyükse, kirlenme o kadar derindir. (İçimizdeki Karanlık Yan)
  • “İnsanların başka insanlara yaptığı,hiçbir hayvanın yapamayacağı bir şeydir ve bu yüzden de herhangi bir suça hayvani bir suç demek korkunç bir anlamsızlıktır.” (İçimizdeki Karanlık Yan)
  • Beş yaşındayken dadısının eteğinin altına sığınmış ve genital organlarına dokunmuştu. Cinselliğinin erken gelişmesinin ve hizmetçilerin pek hoş karşıladığı güçlü ereksiyonların kaynağı buydu. Erkek kardeşi gibi o da bazı “cinsel alışkanlıklar” ve pek kibar olmayan bir konuşma tarzı edinmişti, annesinden “kıçını yıkamasını” istemekten çekinmiyordu. 1897’de, ailesinin hizmetindeki bir terzi ona kur yaptı, baştan çıkarma girişimlerini reddettiği kadının intihar etmesi Ernst’te suçluluk duyguları uyandırdı. Sonra babasının hoşlanmadığı: Yoksul, kısır ve sıska kuzeni Gisela Adler’e aşık oldu. Arzuladığı evliliğin önündeki engelin ancak Heinrich’in ölümüyle kalkabileceğini düşündü. (Kendi Çağından Bizim Çağımıza Sigmund Freud)
  • Freud hiçbir zaman büyük bir Sade yorumcusu olmamıştır , ama hiç bilmeden Sade ile paylaştığı ortak düşünce,İnsan varoluşunun iyiliğe ya da erdeme yönelmeye değil, sürekli olarak kötülükten keyif alma peşinde koşmaya eğilim gösterdiğir: ölüm içgüdüsü, zulüm arzusu, nefret yanlılığı, mutsuzluğa ve acı çekmeye özlem. (İçimizdeki Karanlık Yan)
  • Yeterince takdir edilmediği için acı çeken Freud, “muhteşem yalnızlığının” bir fantazm olduğunu ve gerçekte rüya üzerine yapıtının eleştirilere açık olduğu kadar övgülere de yol açtığını bilmez gibi görünüyordu. İçe dönme saplantısı bulunan bir kuşak tarafından, ruh hallerinin tutku nesnesi haline getirildiği koşullarda, pekala devrin adamı olduğunun asla bilincinde değildi. Kuşku gözünü öylesine kör etmişti ki, kendi dönemine ait olup da nevrastenisini ve yalnız dahi konumunu beslemeyen hiçbir şeyin farkına varmıyordu. (Kendi Çağından Bizim Çağımıza Sigmund Freud)
  • "Güzellik ne kadar büyükse, kirlenme o kadar derindir." (İçimizdeki Karanlık Yan)
  • Lacan'a göre erkek "-mış gibi yapma"nın kölesidir, var olmak için kontrol edemediği bir sertlik göstermeye kendisini mecbur hisseder, oysa kadın bir hakikat sınavına daha yakındır -bir tür yazı ya da "ilk-yazı" (archi-écriture) onun -mış gibi davranmaktan kaçmasını sağlar. Bu yüzden kadın, demektedir Lacan, "tam-değildir", bir "ek"tir; oysa erkek "en azından bir" yani "bütün" olma, bu da olmazsa en azından bütünmüş gibi görülme ihtiyacını duyar. Bu yüzden Lacan'ın şöyle bir özdeyişi vardır; "Cinsel ilişki yoktur." Bu söz şu anlama gelir: İki kişi arasındaki aşk bağı bir ilişki değildir, iki zıt arasındaki bir savaştır daha çok, partnerler birbirleriyle simetrik konumda değildir. Aşk cinsel ilişkinin bu eksikliğine eklenir: "Aşk insanın kendisinde olmayanı, istemeyen birisine vermesidir." Ya da "sana sunduğumu reddetmeni talep ediyorum, çünkü sunduğum bu değil." Lacam aşka ruh ile ölmek arasında gidip gelen değişik adlar veriyordu: l'a(mur) (aşkölüm), amourir (aşkölmek), amort(ölümüneaşk), âmer(acısevenruh). (Her Şeye ve Herkese Karşı Lacan)
  • Kadının cinsel organını temsil etmek, adlandırmak, söylemek Lacan'ın gözünde imkansızdı. Bu yüzden 1954 yılında, Bataille'ın tavsiyesi üzerine, Gustave Courbet'nin ünlü tablosunu, 1866'da Paris'te oturan bir Osmanlı diplomatı (Halil Bey) için yaptığı Dünyanın Kökeni'ni satın aldı. Bu tabloda açılmış bir kadınlık organının aşk kasılmalarından hemen sonraki hali görülmektedir -yani, genellikle gösterilmeyen ve üzerinde konuşulmayan, pornografiye mahsus söylemler ve yerler dışında bahsedilmeyeni keşfederiz resimde. Tablo zamanında skandal yaratmış ve "Correggio'daki çıplaklık gibi" güzel bulan Goncourt kardeşleri olduğu kadar, ancak Marquis de Sade'ın yapıtlarını resimlemeye yarayacak "bir pislik" olarak değerlendiren Maxime Du Camp'ı da şaşırtmıştı. Osmanlı diplomatının ölümünden sonra tablo bir özel koleksiyondan diğerine geçerek ortadan kaybolmuştu. II. Dünya Savaşı'nda Budapeşte'de bulunduğu sırada Naziler tarafından kaçırılmış, sonra da savaşı kazanan Rusların eline geçmiş ve yeniden özel koleksiyonculara satılmıştır. Bütün bu yolculuklar esnasında bir kadınlık organını bu kadar çıplak şekilde göstermesi ürkütücü geldiğinden, erotizmini maskelemek için üzerine bir tahta pano geçirilerek bir manzara resmi yapılmıştı. (Her Şeye ve Herkese Karşı Lacan)
  • Ernst, Freud’la 1907 Ekiminde, yirmi dokuz yaşındayken tanışmıştı. Onun da Viyana Yahudi burjuvazisinin erkek çocuklarının çoğununkine benzer bir çocukluğu olmuştu ve Schnitzler’in ya da Zweig’ın romanlarından fırlamış gibiydi. Babası Heinrich Lanzer, kendisinden daha zengin olan kuzeni Rosa Herlinger’le evlenmiş ve bu sayede Saborsky’lerin işletmesine memur olarak girebilmişti. Yedi kardeşin dördüncüsü olan Ernst annesinin art arda gebeliklerle bitkin düştüğüne tanık olmuştu ve babasının mali yıkımların ardından şiddete yatkın biri haline geldiğini tahmin ediyordu. Çocukluğunda, onun hakaretlerine hakaretle karşılık vermeye cesaret ettiği için babası tarafından dövülmüş ve “geleceğin suçlusu” muamelesine tâbi tutulmuştu. (Kendi Çağından Bizim Çağımıza Sigmund Freud)
  • " Yaşam ölümü beklerken sadece dinlenmeyi düşler. Yaşam sadece ölümü düşler." (Her Şeye ve Herkese Karşı Lacan)
  • "Silling Şatosu yaşantının her anının sert bir düzenlemeye bağlı olduğu kötülük manastırına benzemektedir. Her özne orada kıpırdamayan bir nesneye, bir tür bitkiye dönüşür, en küçük ayrıntılarına kadar bütün davranışlar ölçülüp değerlendirilir. Davranışlar, düşünceler, yemek yeme tarzları, dışkılama, temizlik, uyku, giysileri her şey gözetim altındadır ve her şey bir törenin gündemine alınmıştır. Bu ölümcül yerde insanlar, insan varoluşunun fetişleştirilmesinin gerçekleşmesi sonucu oluşan gönüllü bir kapatma kuralına uyan, kendileri de bir nesne haline gelen despotların iktidarda bulunduğu eşyalara indirgenmiştir. Cinayet yasasının yönettiği bu berbat, pis, şehvet dolu evrenin bağrından hiç kimse kurtulamaz: ne cellâtlar, ne kurbanlar. " (İçimizdeki Karanlık Yan)
  • "Sapkınlar sanat yapmaya ya da mistisizme kendilerini vererek yüceleşseler ya da öldürme içgüdülerine kapılıp iğrençleşseler de onlar bizim bir yanımızdır; bizim sürekli olarak sakladığımızı onlar dışa vururlar. Bu bizim kendi olumsuzluğumuz, içimizdeki karanlık yandır." (İçimizdeki Karanlık Yan)
  • Aşkta, diyordu, insan kendi kendisini sever, ayna boş kalır, sevdiğim kişi orada gördüğümü sandığım kişi değildir. (Her Şeye ve Herkese Karşı Lacan)
  • "niederlage" çöküş, bozgun öyle bir gecede hayatı değiştiren bir şey değildir. gerçek bozgun yavaş yavaş ve düzenli gelir. (Her Şeye ve Herkese Karşı Lacan)
  • Düzenli bir biçimde mastürbasyon yapıyor ya da kendini dinsel ayinlere veriyordu. Aralarında, ona hiçbir destek vermeyen Wagnee-Jauregg’in de olduğu çok sayıda hekime başvurdu. 1907’de, yedek subay olarak, askeri tatbikatlar için Galiçya’ya gitti ve ‘bedensel ceza taraftarı’ son derece zalim bir yüzbaşı olan Nemeczek’le orada tanıştı. (Kendi Çağından Bizim Çağımıza Sigmund Freud)
  • "İdam cezası hiçbir şeye yaramaz. Bu ceza, insanın doğasında bulunan cinayet işleme eğilimini bastıramadığı gibi, ona bir yerine iki insan öldürterek bir cinayete diğerini ekler." (İçimizdeki Karanlık Yan)
  • Bu ölüm gerçekleştiği zaman, çavuş rütbesiyle Avusturya ordusuna katılmış olan ‘Lanzer’ yine cinsel ritüellerin pençesine düştü. Babasının hayaleti genç adama musallat olup gecelerini mahvetmeye başladığında, bacaklarının arasına yerleştirdiği bir aynanın yardımıyla ereksiyon halindeki penisini seyretmeyi alışkanlık haline getirdi. Durmadan intiharla ilgili düşüncelere ve boğazını kesme isteğine kapılan Lanzer, yirmi altı yaşında, ilk cinsel birleşmesi sırasında, ruhsal bir hastalıktan muzdarip olduğunun bilincine vardı. O zaman bir hidroterapi tedavisi almak için Münih’e gitti ve orada bir servis görevlisiyle cinsel ilişkiye girdi; böyle bir doyumu elde edebilmek için babasını öldürebileceğini düşündü. (Kendi Çağından Bizim Çağımıza Sigmund Freud)
  • Melanie Klein gibi Lacan da her türlü ben psikolojisinin tersine, Freud'un ikinci yapısal modelini -ben, altben(le ça), üst ben- ciddiye alıyordu. 1923'ten başlayarak iki açıklama mümkündü. Birincisi; beni (moi) altbenin sürekli bir ayrışması sonucu ortaya çıkan bir ürün olarak ele alıp bu benin gerçekliğin temsilcisi olarak hareket ettiği ve dürtüleri içinde tutmakla yükümlü olduğunu savunmaktan ibaretti (bu Amerikan okulunun Ben Psikolojisi'dir); diğeri ise, benin özerkleşmesiyle ilgili her türlü düşünceye sırtını dönerek, bu oluşumu özdeşleşme süreciyle açıklıyordu (bu da Fransız okulu olacaktır). (Her Şeye ve Herkese Karşı Lacan)
  • “İnsanların başka insanlara yaptığı,” diye yazmaktadır Elisabeth de Fontenay, “hiçbir hayvanın yapamayacağı bir şeydir ve bu yüzden de herhangi bir suça hayvani bir suç demek korkunç bir anlamsızlıktır.” (İçimizdeki Karanlık Yan)