Doğum Tarihi: 1909
Doğum Yeri: İstanbul
Ölüm Tarihi: 1992
Ölüm Yeri: İstanbul
Hikmet Feridun Es kimdir?
Hikmet Feridun Es, (d.1909, İstanbul - ö.1992, İstanbul), gazeteci, yazar.
Lise yıllarında gazeteciliğe ilgi duymaya başlayan Hikmet Feridun Es, İtalyan Okulu'ndan sonra girdiği İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi'nde öğrenim görürken, okulunu yarım bırakıp, 1926 yılında Akşam gazetesinde çalışmaya başladı. Daha sonra Yedi Gün dergisinin ABD muhabirliği görevini üstlenen Es, Hürriyet gazetesinde de çalışarak gezi röportajları yaptı. 1950 yılında Kore'de görevli Türk tugayında savaş muhabirliği yaptı. İlk kadın savaş muhabiri Semiha Es'le evlendi. Az tanınan değişik ülkelere geziler yaparak buralarda çektiği fotoğraflar ve röportajlarıyla ilgi çekti. Vietnam Savaşı ve Kongo iç savaşında foto muhabirliği yaptı.1983 yılında Burhan Felek Hizmet Ödülü kazandı. Ayrıca Çarşaf ve Akbaba gibi dergilerde gülmece yazıları yazdı. 1992'de ölen Es; Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.
--reklam--
Hikmet Feridun Es Kitapları - Eserleri
- Kaybolan İstanbul'dan Hatıralar
- Bugün De Diyorlar Ki
- Tanımadığımız Meşhurlar
- Aşk Tamtamları
--reklam--
Hikmet Feridun Es Alıntıları - Sözleri
- Belki biz eskidik, zaman değişti. Kıymetler, ölçüler değişti. Biz anlamıyoruz. (Bugün De Diyorlar Ki)
- Bizde tolerans yok; herkes kendi fikrini söylemekte serbesttir. Bu fikirler bazen yanlış olabilir. Lakin "Senin fikrin yoktur!" diye kimseye küfür etmemelidir. Fikirlerde yanılmak cezâ-yı kâfidir. (Bugün De Diyorlar Ki)
- Her kitapçı, dükkanından başka ayrıca kapısının önüne büyük masalar çıkarır, bunları kitapla doldururdu. Sokaktan geçenler bu masaların önünde dururlar, kitapları karıştırırlardı. Muhtelif eserlerden birer parça okuyup bir nevi çeşnisine bakarlardı. Hatta isterseniz saatlerce okuduktan sonra yürüyüp gidiniz. Kimse size "Hiçbir şey almayacak mısınız?" diye sormazdı. Yani senelerce evvel, İstanbul'da, bugün Paris'te olduğu gibi tam mânâsıyla bookinistler vardı. (Kaybolan İstanbul'dan Hatıralar)
- İşte o zamanki Beyazıt, böyle bir Beyazıt'tı. Tam talebe şehri... Burayı bir de tiyatrolar, Darülelhan, Darülbedayi ile ve meşhur Şehzadebaşı kahveleriyle süsleyin! (Kaybolan İstanbul'dan Hatıralar)
- Eskiler "Kızların bir mürüvveti var. Erkeklerin iki mürüvveti" derlerdi. Kızların tek mürüvveti evlenmeleri, erkeklerin ise ilk mürüvveti sünnet; ikinci mürüvveti evlenmek! Sünnet düğünü böylesine önemli olaydı. (Kaybolan İstanbul'dan Hatıralar)
- Püskülleri birbirine dolaşanlar, sokakta dururlar, feslerini verip püsküllerini taratırlarmış. Fes püskü öylesine hayatımıza girmişti ki, oyunları, eğlenceleri ve "püskül açları" bile vardı. Eski okullarda yumurta tokuşturmak gibi çocuklar arasında bir de, "püskül çekiştirmek" vardı ki fes kuşağı çocuk oyunlarının en ünlüsüydü. (Kaybolan İstanbul'dan Hatıralar)
- Fesin renginden ve şeklinden giyenin mesleği,siyasî terfisi, o zamanki deyimi ile "fırkası" hemen anlaşılırdı. (Kaybolan İstanbul'dan Hatıralar)
- Gazeteler, Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın ölümünden birkaç dakika evvel söylediği en son cümlenin ne olduğunu yazmamışlardır. Hâlbuki bu çok enteresan bir sözdür. Meşhur romancının yeryüzünde en son cümlesi şu olmuştur: -- Kedilerimi iyi doyurunuz! (Tanımadığımız Meşhurlar)
- 16 sene içinde kendisine ancak 300 lira kazandıran Kamûsü'l-a'lâm bitmişti. Bütün Şark âleminde hatta dünya mikyasında bir tesir uyandırdı. Dostları kendisine: —"Eserden bir takım Saray'a gönder!" Diye ısrar ediyorlardı. Şemseddin Sami, onlara şu cevâbı veriyordu: —Sevmez beni Sultan Hamid! Nihayet ahbaplardan sözüne itimat edilir bir zat: —Fakat eserinden göndermemenden fena mânâ çıkarıyorlar. Rahat çalışman için gönder, dedi. Bunun üzerine Kamûsü'l-a'lâm'ın altı cildi mor kaplı olarak ciltlendi. Eser Sultan Hamid'e gönderildi. Bir hafta sonraki gazetelerin nişan alanları ilan eden sütununun en baş tarafında Kamûsü'l-a'lâm eserinin tâbi'î saadetlü Mihran Efendi Hazretlerine ikinci rütbeden mecidî nişanı verildiği tevcih edildiği bildiriliyordu. Garip tecelli! s. 53-54 (Tanımadığımız Meşhurlar)
- Malını müzik ve manilerle satan eski İstanbul satıcılarından biri de macuncuydu. Macun tepsisini, başında ve elleriyle tutmayarak yürürdü artist macuncu. Çünkü yürürken, iki eli çaldığı klarnette ve zurnadaydı. Mahalleye neşe sala sala gelip macun tepsisini başından indirirdi. (Kaybolan İstanbul'dan Hatıralar)
- Hüseyin Cahit Yalçın'ın aktardığına göre Tevfik Fikret yolda yürürken dostlarını sol yanında yürütmez, hep sağ tarafına geçmelerini söylermiş. Öncesinde bir işitme sorunu var zannetmişler fakat sonra sebebi sorulduğunda kalbini işaret ederek "Orada [eşim] Nâzime var" demiş. (Tanımadığımız Meşhurlar)
- Bu sünnet düğünü yüzünden Osmanlı maliyesi iflasın eşiğine kadar gelmişti. Bu kadar çok şey harcanmıştı; ama tek şey kazanmıştık: Nişantaşı! O zamana kadar kimse buranın masal güzelliğinin farkında bile değildi. Büyük düğünden sonra Nişantaşı, Nişantaşı oldu. (Kaybolan İstanbul'dan Hatıralar)
- Bilhassa Küllük ve Çınaraltı'nın sıcak gecelerde zevkine doyulmazdı. Tavla pulu şakırtıları arasında hararetli edebiyat münakaşaları yapılırdı. Mesela Yedi Meşalecilerin ortasında Nurullah Ataç'ın sarma sigarası elinde, "monşer!" diye başladığı cümlesini bitirmeye çalıştığı işitilirdi. Biraz ilerde Sait Faikler otururdu. Evet, bir zamanlar Beyazıt Meydanı çok canlı, hareketli bir yerdi. (Kaybolan İstanbul'dan Hatıralar)
- "Yeni Padişah Sultan Murad'ın artan deliliği yüzünden ne yapılacağını kararlaştırmak üzere sık sık vükelâ evlerinde toplanılıyordu. Hatta bu toplantılar için güzdüzler kafi gelmiyor, gece de birleşiyorlardı." (Tanımadığımız Meşhurlar)
- İstikbalin lisanı gene konuşulmayan lisanmış! (Bugün De Diyorlar Ki)
- Canım, o zamanlar hayat ucuzdu vesselâm. (Kaybolan İstanbul'dan Hatıralar)
- Ne çabuk geçiyor yıllar. Sanki dün gibi... (Kaybolan İstanbul'dan Hatıralar)
Yorumlar
0 yorum