Nobel Ödüllü Güney Afrikalı Yazar Nadine Gordimer edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Nadine Gordimer hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Nadine Gordimer hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Nadine Gordimer hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Doğum Tarihi: 20 Kasım 1923

Doğum Yeri: Johannesburg, Güney Afrika

Ölüm Tarihi: 13 Temmuz 2014

Ölüm Yeri: Johannesburg, Güney Afrika

Nadine Gordimer kimdir?

Nadine Gordimer, 20 Kasım 1923'te Güney Afrika'da, Johannesburg yakınlarında küçük bir madenci kasabasında dünyaya geldi. Anne ve babası Yahudi'ydi; kuyumculuk yapan babası Rusya'dan, annesi İngiltere'den göç etmişti. Aldığı manastır eğitiminden sonra Johannesburg'da Witwatersrand Üniversitesi'ni bitirdi. Nadine Gordimer, yazmaya dokuz yaşında başladı ve on beş yaşındayken yazdığı ilk kısa öyküsü Güney Afrika'da bir dergide basıldı. On yıl sonra 1949'da ilk öykü kitabı, Face to Face yayınlandı. İlk romanı The Lying Days, 1953 yılında çıktı. Afrika, Avrupa ve Kuzey Amerika'nın birçok yerini gezdi, ancak Johannesburg'da yaşamayı sürdürdü. Nadine Gordimer, bugüne kadar yazdığı on roman ve yedi öykü kitabının yanında edebiyat eleştirileri ve değişik konularda pek çok makale yazdı, konferanslar verdi. 1974 yılında The Conservationist adlı kitabıyla Booker Ödülü'nü, 1991 yılında da Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.

--reklam--

Nadine Gordimer Kitapları - Eserleri

  • Oğlumun Öyküsü
  • July'ın İnsanları
  • Yaşamaya Bak
  • Başka Dünyalar
  • Evdeki Silah
  • Kimi Güzelliklere Doğar
  • Ayartma
  • Yanımda Kimse Yok
  • Jump and Other Stories
  • Loot: And Other Stories

--reklam--

Nadine Gordimer Alıntıları - Sözleri

  • ''Aşk/nefret, deneyimlerin en yaygın ve evrensel olanı.'' (Oğlumun Öyküsü)
  • Hükümet siyahların sendikalarına, getirdiği kısıtlamaları gizlemek için mükemmel seçilmiş sözcüklerle kaleme alınan ayrıcalıklar tanımayı sürdürürken, söz konusu siyah işçiler zaten aç, öfkeli ve işsizdiler, yakılan fabrikalardan arta kalan da çoğunlukla yal­nızca fabrikanın zeminiydi. Uzunca bir süre, hiç kimse, kendi gözleriyle gördüğü alan dışında kalan yerlerde neler olup bit­tiğini tam olarak bilemedi. Ayaklanmalar, kundakçılık, ulus­lararası kuruluşların yönetim merkezlerini işgal etme, kamu bi­nalarını bombalama ... Gazetelerle radyo ve televizyona uygu­lanan sansür, söylentileri ve kulaktan kulağa yayılan sözleri, ülke çapındaki bu müzmin ayaklanma d urum uyla ilgili tek bilgi kaynakları olarak bıraktı. Gözlerden uzak olarak Soweto'da haftalarca sürdürülen bir ayaklanmadan sonra, (yaklaşık) on beş bin siyahın Johannesburg'a yaptıkları yürüyüş, ticaret merkezinin sınırında, siyahlardan ve beyazlardan (yaklaşık) birkaç cana mal olarak durdurulmuştu. (July'ın İnsanları)
  • " Ah sen saman sarışını, yüreğe sızı düşürecek kadar güzel ve tatlı kokulu sarışın, keşke hiç doğmamış olsaydın." (Oğlumun Öyküsü)
  • Av köpeğinin boynuna asılan bu kadını gördüğüm ilk gün, insanlarca düş kırıklığına uğratıldığında bir hayvanla sessiz bir sevgi söyleşisinde bulunan bir çocuğa benzetmiştim. Onun durumundaki birisinin hayvanlara karşı olan bu sevgisi, insanları sevmemesinden değil, yalnızca hayvanları sevmek zorunda kalmasından kaynaklanıyordu diyebilirim. (Başka Dünyalar)
  • Duncan, her sefer yaptığı gibi vedalaşma vaktinin geldiğini belirtmek için, babasına okuyacak kitabı kalmadığını söyledi. -Kitaba çok ihtiyacım olacak, yani orada. -Hiç Thomas Mann okudun mu? Sana 'Büyülü Dağ' ı getireyim... (Evdeki Silah)
  • Ellili yılların belge yakma olay­larından, Sharpeville'den, '76 Soweto olaylarından, 1980'deki Elsie Irmağı cinayetlerinden beri yirminci kez, yüzüncü kez her şey yeniden yatışır gibi olmuştu. (July'ın İnsanları)
  • “(...) doğa siyasal sınır tanımaz. Ekoloji de öyle.” (Yaşamaya Bak)
  • kim bilir ka­çıncı kez, binlerce kara derili hapse atıldı, cam kırıkları süpü­rüldü, kesilen telefon hatları onarıldı, radyo ve televizyon her şeyin kontrol allında olduğuna dair güvence verdi. (July'ın İnsanları)
  • Aşk, sevilen kişinin istediklerini elde edebilmesi için kendini adamaktır. (Yaşamaya Bak)
  • İçimi, daha önce sık sık olduğu gibi, bende budalaca bağırma isteği uyandıran bir düşmanlık, öfke ve kırgınlık sarmıştı: Ben yaşamak istiyordum! İster beyaz, ister kara, ister başka renkten olsun, ben benim ilgimi çeken, beni eğlendiren insanlarla birlikte olmak istiyordum. Yaşantıma giren insanlarla olan ilişkimi, kadın olsun erkek olsun, kendim düzenlemek istiyorum, ırk ayrımının da, politikanın da canı cehenneme! Ben yaşamak istiyorum! Hepinizin canı cehenneme! (Başka Dünyalar)
  • Eğer ırkçı demek, başka renktekilere karşı olmak, kendi renginden, kendi dininden, kendi milliyetinden farklı olanların akıl ve ahlak yönünden daha aşağı olduğuna inanmak veya buna inanmayı istemek demekse, Lindgardlar ırkçı değildiler. (Evdeki Silah)
  • “Güzellik yaşamımızın en önemli bir parçasıdır bence, değil mi?” (Başka Dünyalar)
  • Bir kez başladımı yalanın ardı arkası kesilmiyor. (Yaşamaya Bak)
  • “İyi şeyler sonsuza dek sürmüyor...” (Başka Dünyalar)
  • “(...) Sorumlu olmadığınız bir şey için de suçlu olabilirsiniz.” (Yaşamaya Bak)
  • “Yalnızlık; özel bir tür yalnızlık. Bizim yalnızlığımız. Ortak bir insan kimliğinin yokluğu. Güçlü bir azınlığın yalnızlığı...” (Başka Dünyalar)
  • ''Bizi yakıp yok edemezler dedi, biz o kuşa benzeriz, hani küllerinden yeniden doğan anka kuşuna.'' (Oğlumun Öyküsü)
  • Tüm yaşamlarını şimdi oldukları gibi siyah bir kıtada doğan adi beyaz sokak köpekleri gibi geçirmiş olduklarını görme dü­şüncesi dehşet veriyor, hasta ediyordu onları. (July'ın İnsanları)
  • Bir çocuk, korkuyu ve korkunun getirdiği acıyı, nefreti tanır. (Kimi Güzelliklere Doğar)
  • “(...) Belki de sessizliği kırmanın tek yolu ardında bir şey bırakmaktır. Elle tutulamaz bir şey.” (Yaşamaya Bak)