Eylül ayında yıllık enflasyonun gerilemesine rağmen halkın günlük yaşamda yüksek fiyatlarla karşı karşıya kalması, enflasyondaki düşüşün neden hayat pahalılığını tam olarak azaltmadığı sorusunu gündeme getiriyor.
Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) Eylül 2026 enflasyon verilerini muhabirine değerlendiren Ekonomist Nurullah Çiftçi, resmi enflasyon ile vatandaşın hissettiği enflasyon arasındaki farktan gelir gruplarının harcama alışkanlıklarına, ücret politikalarından dar gelirliyi korumaya yönelik çözüm önerilerine kadar birçok konuda önemli açıklamalarda bulundu.
Çiftçi, enflasyonun yüzde 30 bandının altına gerilemesinin teknik açıdan dezenflasyonist bir başarı olduğunu, ancak bunun vatandaşların refahının arttığı anlamına gelmediğini söyledi.
Resmi enflasyon ile vatandaşın hissettiği enflasyon arasındaki farkın gelir gruplarının harcama yapılarından kaynaklandığını ifade eden Çiftçi, özellikle dar gelirlinin bütçesinde gıda, konut, enerji ve ulaştırma giderlerinin yüksek paya sahip olduğuna dikkat çekti.
Temel ihtiyaçlardaki fiyat artışlarının yüksek seyretmesi nedeniyle hayat pahalılığının sürdüğünü vurgulayan Çiftçi, ücret politikalarının dar gelirliyi yeterince korumadığını belirterek maaş artışlarının gıda ve barınma enflasyonu dikkate alınarak yapılmasını, dolaylı vergilerin azaltılmasını ve sosyal konut ile enerji desteklerinin artırılmasını önerdi.
Ekonomist Nurullah Çiftçi
"Enflasyonun hız kesmesi, sokaktaki insanın refahının arttığı anlamına gelir mi? Ne yazık ki hayır"
Eylül 2026 verilerinin makroekonomik açıdan değerlendirilmesi gerektiğini belirten Çiftçi, enflasyonun gerilemesine rağmen fiyatların düşmediğine dikkat çekerek şöyle konuştu:
"Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) Eylül 2026 verileri itibarıyla yıllık enflasyonun yüzde 29,73 seviyesine gerilemiş olması ve Kasım 2021'den bu yana ilk kez yüzde 30 bandının altını görmesi, makroekonomik perspektiften bakıldığında şüphesiz teknik bir dezenflasyonist başarıdır. 2024 yılının başındaki o yıkıcı yüzde 6,70'lik, yüzde 4,50'lik aylık enflasyonlardan; bugün aylık yüzde 1,84 seviyelerine demirlemiş bir patikayı konuşuyoruz. Ancak bir ekonomist olarak sormamız gereken asıl soru şudur: Enflasyonun hız kesmesi, sokaktaki insanın refahının arttığı anlamına gelir mi? Ne yazık ki hayır. İktisat biliminde en sık düşülen yanılgılardan biri, dezenflasyon ile deflasyonu karıştırmaktır. Fiyatlar düşmüyor; fiyatlar sadece daha yavaş bir hızla yükselmeye devam ediyor. Üstelik geçmiş 36 ayın kümülatif, yani üst üste binen zam yükü hane halkının omuzlarında bir dağ gibi dururken, halkın bu düşüşü cüzdanında hissetmemesi oldukça normaldir; çünkü hayat pahalılığı kümülatif olarak zaten zirve noktasındadır."
"Hissedilen enflasyon ile resmi enflasyon arasındaki uçurumun temel kaynağı"
Resmi enflasyon ile vatandaşın günlük yaşamda hissettiği enflasyon arasındaki farkın gelir gruplarının harcama alışkanlıklarıyla bağlantılı olduğunu ifade eden Çiftçi, şöyle devam etti:
"Bu noktada 'hissedilen enflasyon' ile 'resmi enflasyon' arasındaki uçurumun temel kaynağı, TÜİK'in ülkenin genel ortalamasını yansıtan tek bir sepet kullanmasıdır. Oysa gerçek hayatta homojen bir tüketici yoktur ve her gelir grubunun enflasyonu kendi harcama alışkanlıklarına göre değişir. Bütçesinde esneklik payı sıfır olan düşük gelir grubunun gelirinin yüzde 70 ila yüzde 80'i doğrudan gıda, konut, kira, enerji ve ulaştırma gibi esnetilemez zorunlu kalemlere gitmektedir. Zorunlu harcamalarını yaptıktan sonra çocuk eğitimi ve sınırlı sosyal aktivitelere pay ayırabilen orta gelir grubu ise enflasyonist baskı nedeniyle hızla alt gelir grubunun harcama kalıplarına doğru gerilemektedir. Buna karşın, bütçesinde gıda ve barınmanın payı oldukça düşük olan yüksek gelir grubu ise parasını daha çok lüks hizmetlere, yatırıma, teknolojiye veya dayanıklı tüketim mallarına ayırabilmektedir."
"Dar gelirlinin en büyük gideri olan konut ve yakıt kalemi yüzde 39,99 arttı"
Eylül 2026'da açıklanan sektörel enflasyon verilerinin gelir grupları arasındaki farklılığı ortaya koyduğunu belirten Çiftçi, temel ihtiyaç kalemlerindeki artışlara şu sözlerle dikkat çekti:
"Eylül 2026 sektörel enflasyon verilerinin detayına baktığımızda bu yapısal çelişki net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Yıllık manşet enflasyon yüzde 29,73 iken, dar gelirlinin en büyük gideri olan konut ve yakıt kalemi yüzde 39,99, ulaştırma kalemi ise yüzde 35,10 artış göstermiştir. Gıda enflasyonu aylık bazda hafif bir nefes almayla yıllık yüzde 27,62'ye gerilese de geçmiş 36 ayın yüküyle hâlâ çok pahalıdır. Lüks tüketim kalemlerindeki yavaşlama manşet enflasyonu aşağı çekerken, fakirin harcamak zorunda olduğu temel kalemlerin yüzde 35, yüzde 40 bandında katılık göstermesi, zenginin enflasyonunun yüzde 20'lerde, dar gelirlinin hissettiği gerçek enflasyonun ise yüzde 40 sınırında kaldığının açık bir kanıtıdır."
"Bu zamlar memuru zengin etmemekte, sadece geçmiş 6 aydaki kayıplarını gecikmeli olarak iade etmektedir"
Ücret politikalarının da toplumun farklı kesimleri arasındaki gelir makasını etkilediğini ifade eden Çiftçi, memur ve kamu işçileri ile asgari ücretli ve özel sektör çalışanlarının durumuna ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:
"Ücret politikaları da son 36 ayda bu fırtınaya karşı toplumun kesimleri arasındaki makası daha da açmıştır. Memurlar ve kamu işçileri geriden de olsa enflasyona endeksli bir koruma kalkanına sahip olup, 6 ayda bir enflasyon farkı almaktadırlar. Ocak 2026'daki yüzde 18,60 ve temmuzdaki yüzde 13,52'lik zamlarla birlikte en düşük memur maaşı 70 bin 224 TL seviyesine gelmiştir. Bu zamlar memuru zengin etmemekte, sadece geçmiş 6 aydaki kayıplarını gecikmeli olarak iade ederek kafasını suyun üstünde tutmasını sağlamaktadır. Buna karşılık, asgari ücretli ve özel sektör çalışanı tarafında ise yüksek enflasyon dönemindeki yılda iki zam modelinden vazgeçilerek yılda tek zam modeline geçilmiştir. Ocak 2026'da net asgari ücret yüzde 27 artışla 28 bin 75 TL yapılmış ve bu insanlar sonraki 11 ay boyunca enflasyona karşı tamamen savunmasız bırakılmıştır. Yılın başındaki yüzde 4,84 ve yüzde 4,18'lik aylık enflasyonlar, yapılan zammı daha ilk birkaç ayda yutarak asgari ücretliyi reel olarak yoksullaştırmıştır."
"Kağıt üzerindeki manşet rakamlarla kalıcı bir ekonomik istikrar sağlanamaz"
Ekonomik istikrarın yalnızca enflasyon rakamlarının gerilemesiyle sağlanamayacağını belirten Çiftçi, çözüm önerilerini şöyle sıraladı:
"Sonuç olarak, kağıt üzerindeki manşet rakamlarla kalıcı bir ekonomik istikrar sağlanamaz. Gerçek istikrar, satın alma gücünün adil dağılımıyla mümkündür ve mevcut tablo kesinlikle sürdürülebilir değildir. Çözüm için maaş zamları hedef enflasyona göre değil, dar gelirlinin gerçek sepeti olan gıda ve barınma enflasyonu baz alınarak yapılmalıdır. Bunun yanı sıra, alt gelir grubunun üzerindeki dolaylı vergiler (KDV, ÖTV) hafifletilmeli, dar gelirliyi koruyacak sosyal konut ve enerji destekleri hızla devreye sokulmalıdır. Unutulmamalıdır ki; halkın hissetmediği, mutfağa ve cüzdana yansımayan hiçbir ekonomik başarı kalıcı ve sürdürülebilir bir toplumsal huzur getiremez."
Yorumlar
0 yorum