Anter, "Eski tarihimizle yüzleşmek mecburiyetindeyiz. Eğer yüzleşmezsek devamlı dış güçler tarafından da yargılanıyoruz. Biz kendi kendimize halletmemiz lazım. Senin beni, benim seni sevmem lazım. Eğer biz birbirimizi sevmezsek, zaten hiçbir şekilde diyalog kuramayız. Bunu bir eksiklik olarak görüyorum. Sevgi bağları olduktan sonra da çözemeyeceğimiz hiçbir şey olmaz diye düşünüyorum."dedi.
Vatandaşlığa geçtikten sonra babasının kimler tarafından öldürüldüğünü araştıracağını açıklayan Anter, onların yargılanmaları için şimdiye kadar hep dua ettiğini belirterek, "Muhakkak yapmak istiyorum. Adaletin yerini bulması lazım. Eski tarihimizle yüzleşmek mecburiyetindeyiz." diye konuştu.
Cihan Haber Ajansı muhabirine konuşan Anter Anter, vatandaşlık başvurusunun olumlu geçeceğine inandığını söyledi. Türkiye'de kalması için 16 Şubat'a kadar süresi bulunduğunu dile getiren Anter, "Vatandaşlığa geçince artık geri kalan ömrümün çoğunu burada geçirmek istiyorum. İsveç'te de bağlantılarım, çocuklarım, torunlarım var ama artık burda geçirmek istiyorum." şeklinde konuştu.
"BAŞBAKAN'IN KONUŞMASINDAN ÇOK DUYGULANDIM"
Türkiye'nin, eskiyle mukayese edilemeyecek kadar çok değiştiğini ifade eden Anter, şunları söyledi: "Eski devirlerde de geldim. Başbakan'ın bu açılım sürecinden sonra ilk defa geliyorum, çok değişik geldim. Ondan evvel geldiğimde hakaretlerle geri gönderildim, inkar edildim, gerekçe gösterilmedi. Başbakan konuşmasında kendisi de duygulandı, ben tabi çok duygulandım. Ne de olsa hepimiz bir insanız. Etten, kemikten olmuşuz, hissiyatımız, duygularımız var. O başbakan olabilir, aramızda insanlık bakımından bir fark yok. Anlayışlı olmamız lazım. Teşekkür ediyorum, konuşmasından çok memnunum. Diyalog halinde olunduğu zaman demek ki bazı şeyler oluyormuş."
"SEVGİ BAĞLARI OLDUKTAN SONRA ÇÖZEMEYECEĞİMİZ HİÇBİR ŞEY YOK"
Babasının kimler tarafından öldürüldüğü konusunda bir araştırma yapıp yapmayacağına ilişkin bir soruya ise Anter, "Bir düşüncem var. Prosedürü bilmiyorum ama geldikten sonra ailemle, kardeşlerimle ve mercilerle bu durumun nasıl olacağı hakkında bilgi aldıktan sonra araştıracağım. Çünkü ben bütün hayatım boyunca, bu yaşa kadar hep öyle yaşadım. Onların yargılanmaları için dua ettim. Ama bundan sonra, prosedürler olduktan sonra, tahmin ediyorum ben de bir yorum getireceğim ve yapacağım. Muhakkak yapmak istiyorum. Adaletin yerini bulması lazım. Eski tarihimizle yüzleşmek mecburiyetindeyiz. Eğer yüzleşmezsek devamlı dış güçler tarafından da yargılanıyoruz. Biz kendi kendimize halletmemiz lazım. Senin beni, benim seni sevmem lazım. Eğer biz birbirimizi sevmezsek, zaten hiçbir şekilde diyalog kuramayız. Bunu bir eksiklik olarak görüyorum. Sevgi bağları olduktan sonra da çözemeyeceğimiz hiçbir şey olmaz diye düşünüyorum." karşılığını verdi.
Babasıyla ilgili yargılanmasını istediği insanların bulunup bulunmadığına yönelik bir soruya da Anter, "Var tabi canım. O zamanki hükümetin başında kimler var; Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Mehmet Ağar, Ünal Erkan, JİTEM, Hizbullah var. Var oğlu var. Bütün bunlar. Bunlar kalksın, dürüstçe ömürlerinin son günlerinde dürüstçe itiraf etsinler. Bunlar nerde, niye konuşmuyorlar, niye bu dava onlara hiç sorulmuyor, Kürt davasında neler yaptınız diye Tansu Çiller'e, Mehmet Ağar'a." şeklinde konuştu.
"KÜRT SORUNU HEP KISIMLANDIRILDI"
Kürt sorununun tanımlanmasının çok basit olduğunu dile getiren Anter, şöyle devam etti: "İnkardır. Sorunun çıkmasının müsebbibi inkarlardır, kabul edilmemedir, hor görülmedir. Sorunun çözülmesi ise muhakkak bir şekilde karşılıklı olarak birbirine anlayış göstermektir. Bunu yaptığınız zaman zaten hiçbir şekilde sorunumuz olmaz. Kürt sorunu hep var, bu sorun kısımlandırıldı. Sağa sola atıldı, gruplar haline çekildi. Türkiye'de Kürt sorunu diye bir sorun olmaması lazımdı. Ama Kürt sorunu yaratanlar, Türkiye Cumhuriyeti'nin başındaki insanlar, Atatürk'ün kurduğu günden bugüne kadar. İsyanlar deniyor, Şeyh Sait isyanı, Seyit Rıza isyanı, Demokrat Parti zamanındaki tutum, 27 Mayıs, 12 Eylül, 12 Mart; say Allah, say Allah say. Bu halk ne yapar, nasıl tahammül eder. Bir hesaplayın, kaçıncı jenerasyon. Biz çocuklarımıza yarın ne diyeceğiz veya öbür tarafta bizim çocuklarımıza ne cevap verecek. Benim çocuğum 23 yaşında üniversite mezunu, kendi isminden dolayı babasının memleketine gelemiyor. Bana kimliğini gösteriyor, bak baba benim ismimle. Çünkü dedesi 4,5 yaşındayken vurulmuş bir çocuk ve gelmiyor memlekete."
Bu memlekete aşık olan kendi gibi, dışarıda onbinlerce insan olduğunu anlatan Anter, "Burası bizim memleketimiz. Bana absürt geliyor bu işler. Şöyle şok olarak birşey yapılsa, herkes atlayıp gelebilse. Vallahi Billahi bir hafta sürmez, üç gün içinde bu memleket güllük baharlık olur." dedi.
Yorumlar
0 yorum