İzmir Peygamber Sevdalıları Derneği tarafından tesettür bilincini artırmak amacıyla “Niyet Ettim, Tesettüre: Emrin Başım Üstüne” temalı program düzenlendi.
Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programda, Amine Gümüş tarafından tilavet gerçekleştirildi. Etkinlik, ilahi dinletisi, seminer ve tiyatro gösterisiyle devam etti.
“Tesettür bir giyim şekli veya aksesuar değildir”
Programda tesettürün hikmetlerini, hayattaki yerini ve Müslüman kadınlar açısından taşıdığı önemine değinen Vildane Kurtaran Hoca, tesettürün yalnızca bir giyim biçimi veya moda unsuru olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.
Konuşmasına “Evet, tesettür dedik, bir başlık attık: ‘Ey Rabbimiz, emrin başım üstüne, gözüm üstüne.’ Bugün burada niyeti konuşuyoruz ama bu niyetin içerisinde bir teslimiyet, bir gayret ve bir azim var.” sözleriyle başlayan Kurtaran, programı düzenleyenleri tebrik ederek genç kızlara da seslendi.
Kurtaran, “O kadar güzelsiniz ki umudumuzsunuz, duamızsınız. İnşallah alnımızın akı, gönlümüzün akısınız.” ifadelerini kullandı.
Tesettür konusunun doğru anlaşılması gerektiğini vurgulayan Kurtaran, “Biz bir giyim şeklinden, bir moda argümanından veya aksesuardan bahsetmiyoruz. İki günlük bir niyetten, hevesten de söz etmiyoruz. Tesettür dediğimiz zaman öncelikle bunun bilincinde olmamız lazım. Tesettür, Rabbimizin vahyinin, Kur’an-ı Kerim’in temel emirlerinden ve Hazreti Muhammed Mustafa’nın kırmızı çizgilerinden biridir. Kırmızı çizgi demek, asla aşılamaz demektir.” dedi.
“Tesettür konusunda irtifa kaybediyoruz”
Toplumda tesettürün farz olduğuna ilişkin inancın bulunduğunu ancak bu konunun anlaşılması ve hayata yerleştirilmesinde sorunlar yaşandığını ifade eden Kurtaran, çağın popüler kültürünün bu anlayışı etkilediğini söyledi.
Kurtaran, “Bizim sorunumuz, bugün tesettür konusunda irtifa kaybetmemiz. Neden irtifa kaybediyoruz? Çünkü tesettürü anlamlandırma, tanımlama ve hayatımızda konumlandırma konusunda sıkıntı yaşıyoruz. Bunun sebebi de çağın gürültüsünün içerisinde olmamız. Bir zamanlar Mekke müşrikleri, Kur’an-ı Kerim’in emri anlatılmasın, anlaşılmasın ve idrak edilmesin diye gürültü yapıyorlardı. Biz de bugün modanın, feminizmin, kapitalizmin, pek çok akımın ve popüler kültürün gürültüsü içerisindeyiz.” diye konuştu.
Tesettürün doğru anlaşılması için Kur’an-ı Kerim’in temel referans alınması gerektiğini belirten Kurtaran, “Tesettürü anlayabilmek için asude bir gönülle, azade bir kalple ve asla yılmayan bir teslimiyetle idrakimizi açmamız lazım. Bunun için yeniden Kur’an-ı Kerim’e yönelecek, onu referans alacak ve Kur’an mektebinden tesettüre dair okumalar yapacağız.” ifadelerini kullandı.
Hz. Âdem ve Hz. Havva kıssası üzerinden tesettürü anlattı
Tesettürün hikmetlerini anlatırken Hz. Âdem ile Hz. Havva kıssasına değinen Kurtaran, insanın mahremiyet anlayışını ve teslimiyetini değerlendirirken bu kıssanın önemine dikkat çekti.
Kurtaran, “Kur’an-ı Kerim’den yaptığımız okumalar bizi ilk insana, hikâyenin en başına, Hazreti Âdem ile Hazreti Havva kıssasına götürüyor. Bu kıssayı anlamadığımız müddetçe tesettürün hakikatiyle tanışamayız. Hani denir ya, gömleği ilk düğmeden yanlış iliklediğinizde gerisi de yanlış gelir. Burada da durum böyledir.” dedi.
Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın cennette kendilerine belirlenen mahremiyet alanının dışına çıkmamaları konusunda uyarıldıklarını belirten Kurtaran, şeytanın insanın zihninde algı oluşturarak onu yanıltmaya çalıştığını söyledi.
Kurtaran, “Rabbimiz onları yarattı, cennette bir mahremiyet alanı oluşturdu ve onlara, ‘Yiyin, için, gezin ama bu mahremiyet sahasının dışına çıkmayın.’ dedi. Daha sonra şeytan ve oyunları devreye girdi. Önce onların zihninde bir algı oluşturdu. ‘Siz güzel bir yaşam içerisindesiniz, güzel bir alandasınız ama kısıtlandınız. Özgürlüğünüz eksik, eşit de değilsiniz.’ dedi. Kiminle eşit değillerdi? Meleklerle eşit değillerdi. Bugün çağımızda da aynı argümanları duyuyoruz: Eşitlik, özgürlük ve adalet.” ifadelerini kullandı.
Şeytanın daha sonra manipülasyona başvurduğunu söyleyen Kurtaran, “Şeytan, ‘Allah’a yemin ederim ki ben sizin iyiliğinizi istiyorum.’ dedi. Bu bize tanıdık geliyor mu? Düşman iken kendisini dost göstermeye başladı. 2026 yılındayız, ilk insanın kıssasından bahsediyoruz ama bu algı ve manipülasyon oyunları asla değişmedi.” diye konuştu.
Kurtaran, yasak meyvenin yenilmesinin ardından Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın mahremiyet alanından çıktıklarını ve örtülerinin üzerlerinden alındığını belirterek, ilk pişmanlıklarında onları harekete geçiren duygunun fıtratlarındaki haya olduğunu dile getirdi.
“Tesettür, Allah’ın uygun gördüğü kimliktir”
Tesettürün yalnızca kadınların erkeklerin bakışlarından korunmak amacıyla giydiği bir kıyafet olarak görülmemesi gerektiğini belirten Kurtaran, bu yaklaşımın tesettürün anlamını daralttığını ifade etti.
Kurtaran, “Tesettür dediğimiz zaman aklınıza sadece kadınların erkeklerin bakışlarından kendilerini korumak için büründükleri bir kıyafet gelmemeli. Bugün feminizm, Müslüman genç kızların üzerine en çok bu noktadan gidiyor. ‘Başkalarının eylemi üzerinden neden ben başka bir eylem geliştireyim? Bu benim özgürlüğümü, eşitliğimi kısıtlar. Bu adalet midir?’ deniliyor. Böyle bakarsak böyle düşünürüz.” dedi.
Tesettürün yaşamın merkezine Allah’ın emirlerini almak anlamına geldiğini söyleyen Kurtaran, “Tesettür, yaşamın merkezine Allah Teâlâ’nın emirlerini almaktır. Allah’ın bize helal kıldığı mahremiyet sahası içerisinde teslim olmaktır. Bu alan bizim için yeterlidir. Ancak mahremiyet alanlarımızı şeytanın, küresel şer güçlerinin algı ve manipülasyonlarıyla sürekli sorgulamaya başladığımızda tesettür konusunda anlam kayması yaşıyoruz. Tesettürü hayatımızda konumlandırmakta sıkıntı çekiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Tesettürlü kadınların bu konuyu anlatmasının önemine de değinen Kurtaran, “Elbette tesettürü konuşacağız, anlatacağız. Bu, nur üstüne nurdur. Ancak tesettürden kastımız bir bez parçası veya aksesuar değildir. Tesettür, Cenab-ı Allah’ın Müslüman kadınlar için uygun gördüğü kimliktir.” diye konuştu.
Program, tesettüre giren kadınlara hediye takdim edilmesinin ardından Amine Şani’nin yaptığı kapanış duasıyla sona erdi.
Yorumlar
0 yorum