Batman Bağımlılıklarla Mücadele Derneği Başkanı Psikolog Yasir Atalay, muhabirine yaptığı açıklamada, uzun süreli ekran kullanımının yalnızca gençleri değil, yetişkinleri de olumsuz etkilediğini belirtti.
Kısa videoların dikkat süresini kısaltabildiğini ve uzun süreli odaklanmayı zorlaştırdığını ifade eden Atalay, çocukların telefonla ilişkilerinde ailelerin belirgin sınırlar koymasının önemine işaret etti.
Teknolojinin tamamen yasaklanması yerine bilinçli ve kontrollü kullanılmasını isteyen Atalay, aile içi iletişimin güçlendirilmesi, çocukların sıkıntıyla baş edebilme becerilerinin desteklenmesi ve yüz yüze etkinliklere daha fazla zaman ayrılması gerektiğini vurguladı.
Psikolog Yasir Atalay
"Uzun süreli ekran kullanımı ruh sağlığını olumsuz etkiliyor"
Ekran kullanımının etkilerinin yalnızca gençlerle sınırlı olmadığını belirten Atalay, izlenen içeriklerin niteliğinin de önemli olduğunu ifade ederek şunları söyledi:
"Ekranın uzun süre kullanılması aslında sadece gençlerin değil, bütün yetişkinlerin üzerinde de olumsuz bir etkiye sahip. Yapılan araştırmalar, eğer izlenen içerik kaliteli değilse, o içeriğin tepkilerini sergilemeye başladığımızı gösteriyor. Bundan dolayı uzun süreli ekran kullanımından ziyade, ara ara gerçekliğin kendisiyle hayatımızı yapılandırmamız çok daha sağlıklı. Bazen 'detoks', yani ekransız bir zaman diliminin olması hem gençler hem de yetişkinler açısından, ruh sağlığı bakımından daha kıymetli."
"Kısa videolar izlemek tehlike arz ediyor"
Kısa video içeriklerinin yaygınlaşmasının dikkat süresi açısından risk oluşturduğunu dile getiren Atalay, daha nitelikli ve uzun içeriklere yönelmenin önemini şu sözlerle anlattı:
"Aslında tehlike arz eden durumlardan biri de bu, artık videolar çok daha kısa olmaya başladı. Bu da dikkatin ne kadar kısaldığını gösteriyor. Çünkü bu videolara sürekli maruz kalmak, beraberinde olumsuz bir duruma yol açıyor. Bundan dolayı bu tür içerikler yerine daha nitelikli ve uzun içerikler izlemek çok daha kıymetli."
"Kısa içeriklere sürekli maruz kalmak sağlıklı bir durum değildir"
Sürekli değişen ve hızlı tüketilen içeriklerin haz odaklı bir döngü oluşturduğuna dikkat çeken Atalay, şöyle konuştu:
"Süreçteki sürekli değişim haz odaklıdır. Haz açısından beslenen bir dinamik olduğu için dopaminle eşleşir. Bundan dolayı sürekli, bebeklerde dahi gördüğünüz bu davranışlar tekrarlanır. Yani sürekli telefonda parmak kaydırma durumundan bahsediyorum. Dolayısıyla bu kısa içeriklere sürekli maruz kalmak sağlıklı bir durum değildir."
"Sıkıntıya tahammül edemeyen bireyler bağımlılık konusunda daha riskli grupta yer alırlar"
Telefonun çocukları oyalamak amacıyla sürekli kullanılmasının sağlıklı bir yaklaşım olmadığını ifade eden Atalay, şu değerlendirmede bulundu:
"Aslında normal ve anormali konuşmak lazım. Normal nedir? Toplumda gördüğümüz; telefonun sürekli bir susturucu olarak kullanılması ya da çocuğun ortam içerisinde 'Çok sıkılıyorum anne, çok sıkılıyorum baba, bana telefon ver' demesidir. Bu sağlıklı bir şey değildir; yani normal olan bu değildir aslında. 'İşte herkes öyle yapıyor, ne yapalım' demek yerine; sınırın net olduğu ve rahatsızlığa, sıkıntıya tahammül edebilen çocuklar yetiştirmeliyiz. Çünkü bu sıkıntıya tahammül edemeyen bireyler, yetişkinlikte bağımlılıklar konusunda çok daha riskli grupta yer alırlar. Bundan dolayı rahatsızlığa maruz kalmak ve bu rahatsızlığı yönetebilmek çok sağlıklı bir süreçtir."
"Ders çalışma esnasında ekran veya telefon kesinlikle ortamda olmamalıdır"
Ders sırasında telefon kullanımının dikkati dağıtabileceğini belirten Atalay, şöyle konuştu:
"Ders çalışma esnasında dikkatin bu kadar bölündüğü ve uyaranların arttığı bir dönemde, ekran veya telefon kesinlikle ortamda olmamalıdır. Eğer çocuk telefonu gerçekten bir ödev aracı olarak kullanacağını söylüyorsa, onunla beraber ya da bilgisayarın ortak kullanım alanında bulunduğu, takibini yapabileceğiniz bir süreçte olması çok daha kıymetlidir. Aksi takdirde çocuk 'Ders çalışacağım' ya da 'Ödevime bakacağım' diyerek ekranı sizden alır; bir bakmışsınız ki saatlerce o ekranla içli dışlı kalmış ve ders başka bir boyuta gitmiştir. Bundan dolayı teknolojiyi yerli yerinde kullanmak gerekir. Takibini yapabiliyorsanız tabii ki kontrol edin ama ne olursa olsun sınırlarınız belirgin olmalı. Çünkü çocukta nörolojik olarak bilişsel altyapı henüz hazır değildir ve nöronlar yeterince gelişmemiştir. Siz net oldukça çocukta da bu süreç belirginleşecektir."
"Her gün en az bir duygu üzerine konuşulmalı"
Ailelerin çocuklarıyla düzenli olarak iletişim kurmasının önemine değinen Atalay, evde herkesin duygularını rahatça paylaşabileceği bir zaman dilimi oluşturulmasını önererek şu ifadeleri kullandı:
"Ailelerin, ne olursa olsun günlük olarak gençle ne yaptıklarını konuşacakları bir saatleri olmalı. Ben ailede buna 'duygu saati' diyorum. Evde herkesin uygulayabileceği, o gün kendilerini huzursuz veya mutlu eden durumları paylaşacakları bir duygu çalışması yapılmalı. Her gün en az bir duygu üzerine konuşulmalı: 'Bugün seni mutlu eden şey neydi?' gibi. Ancak duygularımızı ifade ederken birbirimizin sürecine saygı duymalıyız. 'Bu durum beni üzdü' dendiğinde, karşıdaki kişi savunmacı bir bakış açısıyla cevap vermemeli; sadece duygular paylaşılmalı."
"Ne olursa olsun bir aile saatiniz olmalı"
Konuşmasının devamında Atalay "Birbirimizle yüz yüze bakacağımız zamanlarımız olmalı. Çocuk giderek kendi dünyasına çekiliyor, aile ortamı ona keyif vermeyebiliyor. Bu yüzden ne kadar aktif olacağımız önemli. Kaliteli etkinlikler yapmak, gerekirse beraber yüz yüze oyunlar oynamak veya kaliteli filmler, içerikler izlemek çok daha kıymetlidir. Ne olursa olsun bir 'aile saatiniz' olmalı." dedi.
"Amacımız teknolojiyi yasaklamak değil, bilinçli kullanmak olmalı"
Atalay, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
"Dijital bir çağda yaşıyoruz. Her şeyin hızlı aktığı bu çağda teknolojiyi yasaklamak pek sağlıklı değil. Amacımız teknolojiyi yerli yerinde, bilinçli kullanmak olmalıdır. İyi bir ebeveyn olarak dijital okuryazarlığımızın farkında olmalı, riskleri öngörmeliyiz. Eğer ebeveyn olarak dijital okuryazarlığımız varsa teknoloji koruyucu bir rol oynar. Ancak biz de çocuk gibi teknolojiyi fütursuzca kullanıyorsak, o zaman teknoloji başlı başına bir zarar haline gelir. Burada amaç yasaklamak değil, yerli yerinde kullanıp sağlıklı bir şekilde ilerlemektir."
Yorumlar
0 yorum