TÜVTÜRK

Müftü Vekili Aslan: Manevi boşluğun ilacı Kur'an ve sünnettir

Şanlıurfa İl Müftü Vekili İbrahim Halil Aslan, manevi boşluğun temelinde Allah ile bağın zayıflamasının yattığını belirterek, aileden eğitime, sosyal medyadan çevre seçimine kadar birçok unsurun insanın manevi dünyasını şekillendirdiğini söyledi.

  • 20.07.2026 15:21
Müftü Vekili Aslan: Manevi boşluğun ilacı Kur'an ve sünnettir

Günümüzde özellikle gençler arasında sıkça dile getirilen manevi boşluk, aile yapısındaki değişimler, eğitim sistemi ve sosyal medyanın etkileri üzerine değerlendirmelerde bulunan Şanlıurfa İl Müftü Vekili İbrahim Halil Aslan,'ya önemli açıklamalarda bulundu.

İnsanın manevi dünyasının ancak Allah ile güçlü bir bağ kurmasıyla huzura kavuşacağını belirten Aslan, Kur'an-ı Kerim ve sünnetin bireyin hayatına yön veren en önemli rehberler olduğunu ifade etti.

Konuya manevi eksikliğin nedenleriyle başlayan Aslan, insanın Rabbinden uzaklaştıkça manevi anlamda boşluğa düştüğünü belirterek, Kur'an-ı Kerim'in bu konuda açık mesajlar verdiğini söyledi.

Manevi kişiliğin oluşumunda aile ve sosyal çevrenin belirleyici olduğuna dikkat çeken Aslan, çocukların karakterinin ilk olarak aile ortamında şekillendiğini vurguladı.

Eğitim sisteminin yalnızca bilgi vermekle sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Aslan, ahlak ve karakter eğitimine daha fazla önem verilmesi gerektiğini söyledi.

Sosyal medyanın doğru kullanıldığında faydalı olabileceğini ancak bilinçsiz kullanımın ciddi zararlar doğurduğunu ifade eden Aslan, özellikle gençlerin zaman yönetimine dikkat etmesi gerektiğini belirtti.

“Manevi huzurun yolu Allah ile güçlü bağ kurmaktan geçiyor”

Manevi boşluğun temel nedeninin insanın Allah ile olan bağının zayıflaması olduğunu belirten Aslan, “Manevi eksiklik neden kaynaklanıyor? Bizler bu sorunun cevabını Kur'an-ı Kerim ve sünnet açısından değerlendireceğiz. Allah ayetinde şöyle buyuruyor: ‘Kim benim zikrimden yüz çevirirse sıkıntılı bir yaşam olacaktır.’ Dolayısıyla zikir demek, Allah'ı hatırlatan, senin aklına getiren her şeydir. Peygamber Efendimizin oturuşu, kalkışı, yemesi, içmesi, eğitim sistemi ve benzeri Kur'an-ı Kerim ayetlerinde insan şahsiyetlerini oluşturan değerlerin hepsi, kişinin Allah'la bağlantısını ve iletişimini sağlayan hususlardır. Bu iletişim zayıf olduğu zaman insan ister istemez manevi olarak bir çöküntüye düşer. İnsan nasıl ki bedenen gıdaya ihtiyacı varsa, ruhunun da dinen tatmin edilmeye ihtiyacı vardır. Kur'an-ı Kerim'de bu gerçeği, ‘Kalpler ancak Allah'ı anmakla mutmain olur.’ hakikatiyle dile getirmektedir. Dolayısıyla bu konuyu ayetler ışığında ele alacak olursak, kişinin manevi bir boşluğu veya eksikliği söz konusuysa, o zaman kişinin Allah ile arasının nasıl olduğunu kontrol etmesi lazım. Bu konuda Kur'an'ın emirleri gayet açıktır. Namaz ibadetini ele alacak olursak, kişinin beş vakit Allah'ı hatırlatan bir ibadeti vardır. ‘Şüphesiz ki namaz insanı kötülüklerden alıkoyar.’ İnsanoğlu manevi boşluğunu Allah'ı anmakla bulmuş olur, buyuruyor Kur'an-ı Kerim. Bizler de bu konuda Allah'ı anarak, namaz kılarak, zikre devam ederek bu şekilde boşluğu doldurabiliriz.” diye konuştu.

“Aile ve çevre manevi şahsiyetin temelini oluşturuyor”

Manevi şahsiyetin inşasında aile ve çevrenin belirleyici rol oynadığını dile getiren Aslan, “Bunlarla beraber aile ve çevrenin etkisi çok büyüktür manevi şahsiyetinin oluşması hususunda. Peygamber Efendimiz, ‘Her çocuk fıtrat üzerine doğar.’ diye buyurmuştur. Hadisin devamında ise, ‘Daha sonra ailesi onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.’ diye buyuruyor. Biz buradan anlıyoruz ki insanı ilk başta şekillendiren ailesidir. Manevi olarak da manevi şahsiyetini inşa edecek olan ailesidir. Bu konuda bireylerden ve gençlerden daha fazla ailelere görev düşmektedir. O zaman kendimize şunu sormamız lazım: Ben bir anne, baba veya dede olarak manevi anlamda çocuklarıma, torunlarıma veya eşime ne katkı sundum veya ne katkı sunabilirim? Sorularını kendi kendimize sorup cevabını bulup ailemizi ona göre şekillendirmemiz gerekir. Ailenin etkisinin çok büyük olduğunu söyledik. Tabii ki aile dediğimiz şey insanın en yakın çevresidir. Bir de bunun uzak çevresi var. Uzak çevre dediğimiz; kişinin arkadaşları, ikinci dereceden akrabaları, eğitim ve iş ortamı gibi hususlardır. Peygamber Efendimizin ifadesi ile, ‘Kişi arkadaşının dini üzeredir.’ Bu konuda bizim de meşhur bir atasözümüz var: ‘Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.’ Bu da tamamen bu hadisten mülhem alınarak ifade edilmiştir. Kişi, kendi şahsiyetini oluşturacak düzgün ve karakterli bir çevre edinmesi gerekir. Kur'an-ı Kerim'de de bu tavsiye edilir: ‘Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadık olan insanlarla beraber olun.’ buyurmuştur. Dolayısıyla bizler de çevremizi oluşturacağımız zaman sadece laf olsun torba dolsun diye değil, çer çöp ve benzeri şeylerle çevremizi doldurmayalım. Nasıl ki bedene gıdayı alırken bana faydası olan veya daha lezzetli olanı tercih ediyorsak, o zaman çevrenin de daha lezzetli olanını, manevi olarak bana katkısı olan insanlardan seçmemiz gerektiğini aklımızdan çıkarmamamız gerekir. İslami açıdan bu konuyu böyle değerlendirmemiz lazım.” ifadelerine yer verdi.

“Karakter inşa eden eğitim anlayışı öne çıkmalı”

Eğitimin yalnızca bilgi aktarmakla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Aslan, “Eğitim sisteminin nasıl olması ile alakalı, az önce ifade ettiğim gibi çevre olarak bahsettiğimiz eğitim çevresi, iş çevresi gibi etkenlerdir. Kur'an-ı Kerim'e baktığımız zaman ilk inen ayet, ‘Oku.’ buyuruyor. Peki, neyi okuyacağız? Her şeyi okuyacağız; kâinatı, olayları, ahireti okuyacağız. Fakat bunları okurken, ‘Yaratan Rabbinin adıyla oku.’ Yani Allah Azze ve Celle'nin senin fıtratına koymuş olduğu o kodlarla çevreyi, kâinatı, insanı ve kendisini okuması, Rabbini ve kendisini bulması demektir. Dolayısıyla bugün bizim eğitim sistemimizde eksiklerimiz mevcuttur. Bunun teşhisi nasıldır? Eğitim sisteminden mezun olan insanların, örneğin karakterlerinin tam şekillenmemesi. Bizimkisi eğitimden ziyade öğretimdir. Çünkü eğitim bir karakter inşasıdır, bir şekildir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle ifade edilir, avı yakalayan hayvan örneği verilir. Yani eğitim, bir haramı helale dönüştürebiliyor. Dolayısıyla bizlerin de bugün öğretimden daha ziyade karakter inşası, ahlak öğretmemiz lazım. Kur'an-ı Kerim'deki ahkâm ayetlerine baktığımız zaman ahlak ile beraber zikredilir, kişinin hayatına yansıyan tarafıyla ele alınması söz konusudur. Bizler de nesillerimize bilgi aktarırken manevi tarafını, karakterini, şahsiyetini inşa eden hususlarını da hiçbir zaman göz ardı etmemeliyiz. Ahlak, öğretimden önce gelir. Bizler eğitim ve öğretim diyoruz, ifadede var eğitim-öğretim hususu; fakat sahada maalesef bunun eksiklikleri var. Belki zamanla bu düzelir, onu bilemiyorum ama temennimiz o yönde. Temel husus eğitim, karakter inşasıdır. İnşallah muvaffak olduğumuzda İslam âleminin ayağa kalkması demektir.” şeklinde konuştu.

“Sosyal medya bilinçli kullanılmalı ve zaman israfından kaçınılmalı”

Sosyal medyanın doğru kullanıldığında fayda sağlayabileceğini, bilinçsiz kullanımının ise özellikle gençler üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini belirten Aslan, “Sosyal medyanın rolü elbette inkâr edilemez. Bu konuda sosyal medyanın rolü, özellikle manevi boşluğun artması veya doldurulması hususunda iki taraftan da inkâr edilmeyecek bir husustur. Yani sosyal medya hangi taraftan kullanılırsa, o şekilde insanın karakteri veya toplumun, gençlerin karakteri ona göre şekillenmiş olur. Kanaatimce burada sosyal medyada geçirilen zamanın israf edilen bir zaman olduğunu söyleyebiliriz. Tabii ki sosyal medyada zaman geçirelim, haberdar olalım. Fakat her şeyi ihtiyacı kadar, lazım olacağı kadar değerlendirelim. Örneğin bizim suya ihtiyacımız var ve biz gün boyu su içmiyoruz. İhtiyacınız olduğu zaman su içiyorsunuz, yemek olduğu zaman yemek yiyorsunuz. Sosyal medyaya da bu şekilde bakabiliriz. Bilgi alma ihtiyacınız varsa bilginizi aldınız, yeter. Zaman öldürme hususu olmaması lazım ki Peygamber Efendimizin bu konuda şu ifadeleri var: ‘İki nimet vardır ki insanların çoğu bu nimet hususunda aldanmışlardır; sağlık ve boş zaman.’ buyuruyor. Bizler de boş zamanımızı boş işlerle veya A sosyal medyası, B sosyal medyası ile zaman geçireceğimize; kendimize, toplumumuza veya çevremize faydalı okumalar, faydalı çalışmalar ve etkinlikler yaparak değerlendirebiliriz. Yoksa sosyal medyanın bizi yönlendireceği şekliyle kendimizi de çevremizi de şekillendirmiş oluruz. Günümüze baktığımız zaman mahkemelerde boşanma sebeplerinden birisi de bireylerin sosyal medya bağımlısı olması, video izleme bağımlısı olması hususu da artık şikâyetlerden birisi olmaktadır. Dolayısıyla sosyal medyanın günümüz açısından daha fazla zararı söz konusudur. Bundan dolayı mümkün mertebe dikkat edilmesi gerekir. Özellikle biz büyükler olarak küçüklere örnek olacağımızdan dolayı mümkün mertebe küçüklerin yanında sosyal medya veya video izlememe hususunda dikkat etmeliyiz.” ifadelerini kullandı.

“Kur'an ve sünnet rehberliğinde sağlıklı nesiller yetiştirilebilir”

Çözümün Kur'an-ı Kerim ve sünnet rehberliğinde hareket etmekten geçtiğini ifade eden Aslan, “Çözüm yolları olarak günümüz iletişiminden, eğitim-öğretim tekniklerinden uzak kalmayacağız. Ama bunun da sınırsız olduğunu veya bir filtreden geçirilmeden kullanılmasının düzgün ve doğru olmayacağını herkes tarafından bilinmesi lazım. Evet, eğitimde her türlü imkândan yararlanacağız ama Müslüman bir birey olarak öncelikle Rabbimin ve Peygamberimin ne dediği önemlidir. Dolayısıyla söylenen sözlerin hepsini Peygamber Efendimizin süzgecinden, Kur'an ayetlerinin süzgecinden geçirerek eğitimimize aldığımız zaman daha olumlu neticeler, daha iyi Müslüman bireyler yetiştireceğimize kanaat getiriyoruz.” dedi.

İLKHA

Yorum Yaz