HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, partisinin Adıyaman 5. Olağan Kongresi'nde konuştu.

Ekonomiden sosyal hayata, "Terörsüz Türkiye" sürecinden Kürt Meselesi'nin çözümüne kadar birçok konuya değinen Yapıcıoğlu, Gazze'de devam eden soykırıma da dikkat çekti.

Tarihin en sancılı süreçlerinden birine şahitlik edildiğini belirten Yapıcıoğlu, küresel adaletsizliğin kurumsallaştığı ve siyonist barbarlığın hiçbir insani sınırı tanımadığı karanlık bir fetret döneminden geçildiğini söyledi.

"İnsanlığı bu sömürü çarkından kurtarmak hepimizin ortak mesuliyetidir"

Yapıcıoğlu, "Sayın Cumhurbaşkanı dün 'Eskinin ölmekte olduğu, yeninin ise henüz doğamadığı yapısal bir krizi hep beraber tecrübe ediyoruz' dedi. Evet, biz de tam olarak bunu söylüyoruz! Uluslararası sistem çatırdıyor! Akıl ve vicdan sahipleri olarak bu yapısal krizi adil ve hakkaniyetli çözümlerle sona erdirmek, insanlığı bu sömürü çarkından kurtarmak hepimizin ortak mesuliyetidir." şeklinde belirtti.

"Gazze Barış Anlaşması'nın uygulanmaması, küresel sistemin ikiyüzlülüğünü bir kez daha tescilledi"

Kokuşmuş zulüm düzeninin merkezinde, şımarık ve had bilmez bir terör şebekesinin, yani siyonizmin kanlı ve yayılmacı emellerinin olduğunu vurgulayan Yapıcıoğlu, uluslararası sistemin ikiyüzlülüğüne işaret ederek şöyle konuştu:

"Hatırlayınız, güya uluslararası arenada bir 'Gazze Barış Anlaşması' imzalandı. Birtakım devletlerin garantörlüğünde, diplomatik masalarda yürütülen o müzakerelerin zalime zaman kazandırmaktan başka bir işe yaramayacağını biz en başından beri söyledik. Çünkü siyionizmin sadece güçten anladığını biliyorduk. Fakat soykırımı çaresizce izleyenler bir umut diyerek katliamın durmasını bekledi. Neticede ne oldu? Gazze Barış Anlaşması'nın uygulanmaması, küresel sistemin ikiyüzlülüğünü bir kez daha tescilledi ve siyonist katliam şebekesine yeni bir cüret alanı sundu."

Bugünkü tehlikenin yalnızca Gazze veya Filistin ile sınırlı olmadığını belirten Yapıcıoğlu, "Siyonist şebeke şimdi namlusunu Suriye’ye, Lübnan’a, İran’a ve Yemen’e çevirmiştir.  Nihai hedefi ise coğrafyamızın tamamını ateşe vermektir." dedi.

“Siyonist saldırganlığı ve emperyalist tehdidi bertaraf edecek askeri ittifaklar kurulmalı”

Bu açık tehdit karşısında İslam ülkeleri ne yaptığını da sorgulayan Yapıcıoğlu, askeri ittifak çağrısını yineleyerek şu ifadeleri kullandı: "Batı’nın çizdiği sınırların içinde, cılız kınama mesajlarıyla günü kurtarmaya çalışıyorlar. Kardeşleri katledilirken, petrol vanalarını, ticaret yollarını, diplomatik kanalları zalime açık tutan İslam dünyasının yöneticileri, bu vebale her gün ortak olmaktadırlar. Kınama kararlarıyla zalimin durdurulamayacağını tarih defalarca yazmıştır. İslam ülkeleri, siyonist saldırganlığı ve bu emperyalist tehdidi sahada fiilen bertaraf edecek askeri ittifaklar kurmak mecburiyetindedir."

"Siyonist kuşatmaya karşı direnebilmenin ilk şartı; kendi iç cephemizi tahkim etmektir"

Yapıcıoğlu, Adıyaman'dan verdiği mesajlarda, iç cephenin tahkiminin artık bir zaruret halini aldığını vurgulayarak şöyle konuştu: "Dışarıdaki bu şiddetli fırtınalara, enerji savaşlarına ve siyonist kuşatmaya karşı direnebilmenin ilk şartı; kendi iç cephemizi tahkim etmektir. İç cephenin tahkim edilmesi ertelenemez bir zarurettir. İç cephenin tahkim edilmesi için kardeşliğimizin hangi esas üzere kaim olduğunu iyi bilip ona yapışmak gerekir. Bizi yüzyıllardır bu ortak vatanda kardeşçe bir arada tutan şey ortak inancımızdır. Bu ortak inancımızın en kesin emirlerinden biri adalettir."

"Kürt Meselesi’nin de adalet temelinde çözümü için bir gayret gerekir"  

Konuşmasında adalet vurgusunu bir kez daha öne çıkaran Yapıcıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bütün meselelerimizi adalet temelinde ele almak, bütün sorunlarımıza adalete uygun çözümler bulmak konusunda bizler elimizden gelenin en iyisini yapma gayretindeyiz. Çözümü için uğraş verilen sorunlarımızdan biri de şiddet ve terör sorunudur. Kırk küsur yıllık şiddet parantezinin kapatılması için çaba sarf ediyoruz. Bundan ayrı olarak asırlık Kürt Meselesi’nin de adalet temelinde çözümü için bir gayret gerekir."

Geçtiğimiz yıl Meclis’te kurulan “Terörsüz Türkiye, Demokrasi ve Kardeşlik Komisyonu”na işaret eden Yapıcıoğlu, kendilerinin de bu komisyona rapor sunduklarını ve bu raporda, şiddet sorunu ile Kürt Meselesi’ni kesin çizgilerle birbirinden ayırdıkları söyledi...

"Hedef sadece şiddetin bitmesi değil, kardeşlik hukukunun yeniden tesisidir"

"İnşallah silah devreden çıkacak, siyaset konuşacak ve kardeşlik kazanacak. Silah devreden çıkınca meselemizi adalet temelinde çözmek için uygun zemin oluşacak ve inşallah asırlık Kürt Meselesi adalet ve kardeşlik temelinde çözüme kavuşacak. Bu süreci provoke edenler, alaya alanlar, kan aksın da ben yelkenlerimi şişireyim diyenler olacaktır; ama bunlar azınlıkta kalacaktır. Şunu bilelim: Şiddet ve silah herkese zarar verdi. Herkese zarar veren bir şey sonlandığında ise tabiatıyla herkes kazançlı çıkacaktır. Hedef sadece şiddetin bitmesi değil, kardeşlik hukukunun yeniden tesisidir. İş sadece şiddet parantezinin kapanmasıyla bitmiyor. Kardeşlik hukukunun da adalet temelinde tesis edilmesi gerekiyor."

"Malazgirt ruhunu, Çanakkale ruhunu yeniden kuşanmalıyız"

Kardeşliğin hukuku tesis edildiğinde toplumsal dayanışmanın güçleneceğini belirten Yapıcıoğlu, "Gerçek manada kardeş olursak, birliğimizi sağlamlaştırırsak her sorunumuzun üstesinden geliriz; daha önce geldik, bundan sonra da gelebiliriz. Tarihimiz buna şahittir. Malazgirt ruhunu, Çanakkale ruhunu yeniden kuşanmalıyız." dedi.

"Adalete güvenin sarsıldığı bir ülkede iç cepheyi tahkim etmek mümkün değildir"

İç cephenin tahkim edilmesinin gereklerinden birinin de sosyal adaletin tesisi ve hakça paylaşımın sağlanması olduğunu ifade eden Yapıcıoğlu, şöyle konuştu:

"Hakça paylaşımın olmadığı, adalete güvenin sarsıldığı bir ülkede; bu sorunları çözmeden iç cepheyi tahkim etmek mümkün değildir. Bugün Türkiye’nin canını yakan, insanımızın adalet duygusunu zedeleyen musibetlerden biri de içeride yaşanan fon krizleri, yolsuzluklar ve belediyelerdeki her gün bir yenisinin ortaya çıktığı rüşvet, irtikap, zimmet ve türlü ahlaksızlıklardır. Kamusal kaynakların birilerine peşkeş çekildiği, tüyü bitmemiş yetimin hakkının çarçur edildiği bir düzende toplumsal huzurdan bahsedilemez. Siyasetin kamusal gücü, bazı çevreler için servet devşirme ve zenginleşme mekanizmasına dönüştürülmesi sert ve kararlı tedbirlerle engellenmelidir."

"Neden birileri 'ana bir şey olmaz' diyerek aynı cürümleri işlemeye devam edebiliyor?"

Fon soruşturması kapsamında eski bakan Fatma Betül Sayan'ın tutuklanmasına işaret eden Yapıcıoğlu, "İnşallah harama el uzatan herkesten hesap sorulacağının işareti olsun." diyerek konuşmasına şu sözlerle devam etti:

"Operasyonlar yapılıyor, soruşturmalar açılıyor, bazılarına kelepçeler vuruluyor ama ne yazık ki bu kokuşmuşluğun arkası kesilmiyor. Biz meseleye sadece hukuki veya adli bir vaka olarak bakmıyoruz. Soruyoruz: Neden bu operasyonlar yapılırken bile birileri “bana bir şey olmaz” diyerek aynı cürümleri işlemeye devam edebiliyor? Neden hapse girenlerin arkasından gelenler, aynı usulsüz yollara sapmaktan çekinmiyor? Çünkü bütün bu idari, hukuki ve mali sorunların temelinde çok derin bir ahlaki çürüme yatmaktadır! Hırsızlığı yapanlar, kendilerine de dokunulmasın diye dokunulamayacağını düşündükleri nüfuzlu kişileri kendi yolsuzluklarına ortak ediyorlar."

Cezaları ağırlaştırmanın, mahkeme sayılarını artırmanın, yeni cezaevleri inşa etmenin çare olmadığını belirten Yapıcıoğlu, "Hırsız evden olunca kapı kilit tutmuyor." dedi.

"Sokaktaki vatandaşın, esnafın, işçinin gündemi bambaşka"

Halkın gündemi ile Ankara'nın gündeminin örtüşmediğine dikkat çeken HÜDA PAR Genle Başkanı, şu eleştirilerde bulundu: "Ankara’da siyaset kendi yapay gündemleriyle, koltuk kavgalarıyla, kimin hangi makama geleceği hesaplarıyla meşgul oladursun, sokaktaki vatandaşın, esnafın, işçinin gündemi bambaşkadır. Televizyon ekranlarında saatlerce süren o siyasi dalaşmaların, kayıkçı kavgalarının sokakta gerçek bir karşılığı yoktur. Milletimiz akşam eve döndüğünde tencereyi nasıl kaynatacağını düşünürken, siyaset elitleri birbirine laf yetiştirme uğraşındadır."

"Mutfaklardaki yangın sönmek bilmiyor"

Bugün halkın en önemli gündeminin devam eden hayat pahalılığı olduğunu belirten Yapıcıoğlu, konuşmasına şöyle devam etti: "Bugün ülkemizde asgari ücret ve emekli maaşlarının çoğu açlık sınırının altındadır. Kalburüstü olanlar hariç insanlarımız, yoksulluk sınırının altında kalan gelirlerle ihtiyaçlarını karşılamayı ertelemekte ya da borçla idare etmeye çalışmaktadır. Mutfaklardaki yangın sönmek bilmiyor. En temel gıda maddeleri fahiş fiyatlar yüzünden lüks tüketim maddesine dönüşmüştür. Konut fiyatları ve astronomik düzeylere ulaşan kiralar, insanları çok ciddi bir barınma sorunuyla karşı karşıya bırakmıştır. Vatandaşımız kazandığı parayla başını sokacak bir evin kirasını bile ödeyemez hale getirilmiştir."

Milyonlarca asgari ücretli ve emeklilerin içinde bulunduğu durumun artık katlanılabilir olmaktan çıktığını söyleyen Yapıcıoğlu, "Bir emekli maaşıyla veya asgari ücretle ev kiralamak, faturaları ödemek, çocuk okutmak ve mutfak masrafını karşılamak artık imkânsız bir hale gelmiştir. Torununa bir harçlık veremeyen, bayramda kapısını çalacak misafirine ikramda bulunmaktan çekinen bu aziz çınarlarımızın feryadını duymayan bir sistem, çökmeye mahkumdur." ifadelerini kullandı.

HÜDA PAR Genel Başkanı Yapıcıoğlu emekliler için çağrı yaptı

Asgari ücretin enflasyon canavarı karşısında eriyip gittiğini belirten Yapıcıoğlu, Esnafın da biriken BAĞ-KUR primlerini, vergilerini, dükkân kirasını ödeyemez hale geldiğini dile getirerek hükümete seslendi: "Bu adaletsizliği ortadan kaldırmak için, emekli maaşlarına acilen tatminkâr bir refah payı eklenmeli veya taban ücreti yükseltecek seyyanen zam verilmelidir. En düşük emekli aylığı hiçbir şart altında asgari ücretin altında kalmamalıdır! Aynı şekilde, işçimizin alın terinin karşılığı olan asgari ücret ise asla ve kata açlık sınırının altında belirlenmemelidir."

Ekonomik krizlerin nedenine de değinen Yapıcıoğlu, bir kez daha faize dayalı sisteme işaret ederek şu tespitlerde bulundu: "Milletin alın teriyle, esnafın vergisiyle, işçinin emeğiyle toplanan kaynaklar, hiçbir şey üretmeyen asalak faizcilere aktarılmaktadır. Üretim ekonomisinin, istihdamın, sanayinin ve tarımsal kalkınmanın en büyük düşmanı faizdir! Faiz sadece enflasyonun değil; işsizliğin, gelir dağılımındaki adaletsizliğin ve toplumsal çürümenin de sebebidir. Bir ülkede para satarak, oturduğu yerden servet katlamak, ter dökerek fabrika açmaktan, istihdam sağlamaktan, tarlayı sürmekten daha kârlı hale getirilmişse orada fakirlik bitmez, huzur tesis edilemez. Biz bu faiz sömürüsüne dayalı, insanı ezen kapitalist modeli tamamen reddediyoruz. Bu modelin Türkiye'ye vereceği hiçbir şey yoktur."

Ekonomik krizlerden daha tehlikeli olan bir diğer büyük tehdidin ise aile kurumuna yönelik saldırılar olduğunu dile getiren HÜDA PAR Genel Başkanı, büyük resme dikkat çekti…

"Aileyi çökertmek, bir milleti savaşsız öldürmenin en kestirme yoludur"

"Küresel şer odaklarının, emperyalist merkezlerin fonladığı sapkın akımlar, 'hürriyet, özgürlük, modernlik' maskesi altında doğrudan aile yapımızı hedef almaktadır. TV kanallarıyla, internet içerikleriyle, sosyal medya mecralarıyla genç nesillerimizin zihni iğfal edilmekte, mahremiyet duygusu yok edilmekte ve evlilik müessesesi değersizleştirilmektedir. Aileyi çökertmek, bir milleti savaşsız öldürmenin en kestirme yoludur."

Ekranların ve dijital mecraların neden olduğu ahlaki yozlaşmaya işaret eden Yapıcıoğlu, "Kültürel çürüme ve ahlaki erozyon telafisi imkânsız toplumsal yaralar açmaktadır. Aile bağları zayıflayan, anne ve baba ilgisinden mahrum bırakılan, inanç değerlerinden uzaklaştırılan gençlerimiz her türlü manipülasyona açık hale gelmekte, kolayca suça sürüklenebilmektedir." diye belirtti.

"Aileyi korumak, bu topraklarda var olma mücadelemizin en hayati adımıdır"

Şiddet sarmalının sokakları esir aldığını, uyuşturucu kullanım yaşının ilkokul seviyelerine kadar indiğini belirten Yapıcıoğlu, kan donduran cinayet haberlerinin arttığına dikkat çekerek şu çağrıda bulundu:

"Aileyi korumak, bu topraklarda var olma mücadelemizin en hayati adımıdır. Batı’dan ithal edilen, bizim inanç ve kültür köklerimizle taban tabana zıt olan yasal düzenlemeler bize zarar verdi. Mevzuat bütünüyle gözden geçirilmeli, bu toprakların asli ruhuna göre yeniden tanzim edilmelidir. Biz bu çerçevede hem uyuşturucuyla mücadele edilmesi hem de aile kurumunun ve gençlerimizin sapkın akımlardan yasal güvenceyle korunması adına Meclis’e kanun teklifleri verdik. Umuyor ve diliyorum ki hayati önemdeki bu kanun tekliflerimiz, daha fazla bekletilmez ve bir an önce gündeme alınır ve yasalaşır."

"Türkiye’nin ayağındaki prangaları söküp atacak köklü bir adıma ihtiyaç var, o da yeni bir Anayasa'dır"

HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, yapısal sorunlarına neşter vuracak, Türkiye’nin ayağındaki prangaları söküp atacak köklü bir adıma ihtiyaç olduğunu ifade ederek sözlerini şöyle sürdü: 

"O adım da Yeni Anayasa’dır. Türkiye, artık darbe anayasalarının militarist, yasakçı ve vesayetçi prangalarından tamamen kurtulmalıdır. 12 Eylül darbe rejiminin tortularını taşıyan mevcut anayasa, bu milletin gelişen ihtiyaçlarına cevap veremez durumdadır; temel değerleriyle de uyumsuzdur. Biz, her türlü ayrımcılığı elinin tersiyle iten, ideolojik dayatmalardan arınmış, adaleti mülkün ve devletin temeli kılan, bu milletin bin yıllık inanç ve medeniyet değerleriyle tamamen barışık; yepyeni, sivil, adil, insan hak ve hürriyetlerini güçlü bir şekilde koruyan yerli bir anayasa istiyoruz."

Bu süreçte tıkayıcı değil, yapıcı; adaleti ve insan onurunu merkeze alan bir duruş ortaya koyduklarını ifade eden Yapıcıoğlu, Meclis’te de meydanlarda da seslerini kararlılıkla yükseltmeye devam edeceklerini vurguladı.