Cammu Keşmir'in 73 günlük bağımsızlığının ardından Hindistan birliklerinin bölgeye müdahale ettiği ve Keşmirliler tarafından "Kara Gün" olarak anılan 27 Ekim 1947 işgalinin 79'uncu yıl dönümü arifesinde yayımlanan çalışma; 5 Ağustos 2019'da Hindistan Anayasası'nın 370 ve 35A maddelerinin bölge halkını temsil eden hiçbir organın rızası alınmaksızın yürürlükten kaldırılmasından 2026 yılına kadar geçen süreci uluslararası hukuk normları çerçevesinde belgeliyor.

Fatih Belediyesi Neslişah Sultan Kültür Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında konuşan WOLAS Başkanı Av. Enes Kafadar, Cammu Keşmir'deki krizin uluslararası hukuk boyutuna ek olarak Anadolu ile Keşmir arasındaki ortak medeniyet hafızasına ve tarihi bağlara dikkat çekti.

Kafadar, "Cammu Keşmir ile Türkiye arasında 5 bin kilometre bulunabilir ama Keşmir, tarihi, manevi ve güncel stratejik güvenlik riskleri bakımından Türkiye'ye komşu kadar yakındır. Anadolu'da olduğu gibi bu bölgenin de İslamlaşmasında Türkistan havzasından gelen mutasavvıfların doğrudan izleri var. Çanakkale ve İstiklal Harbi'nde Anadolu'ya yardım gönderen Alt Kıta Müslümanlarının torunlarına karşı bu mesele Anadolu halkı için tarihi bir vefa borcudur. Ayrıca Ağustos 2026'da Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Antlaşması çerçevesinde, bölgede tırmanabilecek yeni bir kriz Türkiye'nin savunma taahhütlerini ve bölgesel güvenlik mimarisini doğrudan ilgilendirmektedir."

Kamuoyu ile paylaştıkları raporun Cammu Keşmir'de yaşananların Yeni Delhi yönetiminin iddia ettiği gibi basit bir asayiş meselesi, terörle mücadele operasyonu ya da iki ülke arasındaki bir sınır anlaşmazlığı olmadığını; uluslararası hukukun açıkça çiğnendiği planlı bir asimilasyon, mülksüzleştirme ve yerleşimci sömürgecilik süreci olduğunu kanıtladığını vurgulayan Kafadar, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

"Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1951 ve 1957 tarihli kararları, Keşmir'in statüsünün tek taraflı adımlarla değil, halkoylamasıyla belirlenmesi gerektiğini açıkça hükme bağlamıştır. Hindistan'ın 5 Ağustos 2019'da bölgenin özerkliğini tanımlayan 370. maddeyi iptal ederek fiili ilhaka yönelmesi, hem BM Güvenlik Konseyi kararlarını hem de uluslararası hukukun en temel normlarından olan kendi kaderini tayin hakkını ortadan kaldırmıştır. Çıkarılan yeni ikamet ve mülkiyet yasalarıyla bölge dışından milyonlarca kişiye mülk edinme ve oy kullanma hakkı tanınmasının tek bir amacı vardır: Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin 49. maddesini ihlal ederek, nüfusunun yüzde 6'sı Müslüman olan Keşmir Vadisi halkını kendi yurdunda azınlığa düşürmektir."

"Batı Şeria ve Gazze'deki sömürgeci sindirme yöntemleri Keşmir'e taşınıyor"

Bölgedeki bilgi karartmasına, medya ve sinema eliyle yürütülen normalleştirme propagandasının yanı sıra Hindistan ile işgal rejimi arasındaki askeri ve istihbari yöntem aktarımına dikkat çeken Kafadar, "Keşmir'de bugün tam bir bilgi karartması uygulanmaktadır; gazeteciler tutuklanmakta, pasaportları iptal edilmekte, sivil toplum kuruluşları kapatılmakta ve kitaplar toplatılmaktadır. Hindistan yönetimi bir yandan Bollywood yapımlarını ve medya manipülasyonunu kullanarak işgali dünya kamuoyuna bir 'iç güvenlik' meselesi olarak servis ederken, diğer yandan İsrail'in Batı Şeria ve Gazze'de uyguladığı sömürgeci sindirme yöntemlerini Keşmir'de birebir hayata geçirmektedir. Bugün Keşmir semalarındaki İHA'lar İsrail yapımı Heron'lar, sokaklarda sivillere doğrultulan silahlar Tavor tüfekleri, avukatları ve gazetecileri dinlemek için kullanılan sistemler ise Pegasus casus yazılımıdır. Hindistanlı diplomatlar bölgede İsrail'in yasa dışı yerleşimci modelini esas aldıklarını açıkça beyan ederken, İngiltere Metropolitan Polisi Savaş Suçları Birimi'ne sunulan dosyalarda Keşmir'deki sorgu ve işkence merkezlerinde bizzat İsrailli görevlilerin bulunduğuna dair tanık beyanları yer almaktadır. Her iki işgalci güç de evrensel hukukun tanıdığı hak arama hürriyetini 'terörizm' yaftasıyla mahkum ederek, uyguladıkları yapısal devlet şiddetini ve toplu cezalandırmayı meşru göstermeye çalışmaktadır."  diye konuştu.

"Hint yetkililer aleyhine üçüncü ülke mahkemelerinde evrensel yargı sürecini başlatıyoruz"

WOLAS'ın yalnızca izleme ve raporlama yapan bir kurum olmadığını, cezasızlıkla mücadele için sınır aşan hukuk operasyonları yürüttüğünü belirten Kafadar, Keşmir'deki suçların faillerine yönelik başlatılan yeni hukuki süreci şu ifadeler ile aktardı:

"WOLAS olarak bizim için rapor hazırlamak bir nihayet değil, uluslararası yargı mekanizmalarını harekete geçirecek stratejik bir araçtır. Bugüne kadar Özbekistan, Almanya ve Filistin gibi sahalarda hazırladığımız raporlar, Birleşmiş Milletler organlarında ve uluslararası mahkemelerde delil dosyası olarak karşılık bulmuştur. Gazze'deki soykırımda savaş suçu işleyen İsrail askerlerini tek tek tespit ve deşifre ederek evrensel yargı yetkisi kapsamında haklarında yakalama kararı ve Kırmızı Bülten süreçlerinin başlatılmasını sağladık; bu nedenle İsrail Diaspora Bakanlığı tarafından doğrudan hedef gösterilsek de geri adım atmadık. Bugün buradan kamuoyuna ilan ediyoruz: Keşmir'de işkence, patlayıcılarla ev yıkımları, keyfi infazlar ve demografik gasp suçlarını işleyen Hindistanlı askeri ve sivil sorumlular hakkında da aynı hukuki mekanizmayı işletiyoruz. Bu rapor bir sonuç değil, bir başlangıçtır; hazırladığımız delil dosyalarıyla üçüncü ülke mahkemelerinde Hint yetkililer aleyhine evrensel yargı yetkisi (universal jurisdiction) davaları açılması sürecini resmen başlatıyoruz." 

Bölgedeki gelimlere dair konuşan Keşmirli Hukukçu Nasır Qadri, Hindistan'ın 1947'den bu yana devam ettirdiği katliamlar ile bölgedeki demografik yapıyı değiştirmeye çalıştığını kaydetti.

2019 yılından önce Müslüman olmayan Hindistanlıların Keşmir'de toprak sahibi olmalarının yasak olduğunu ancak bu tarihten sonra yasal hale getirildiğini aktaran Qadri, Hindistan'ın ideolojisi ile siyonizmin ideolojisinin birbiriyle çok benzeştiğini ifade etti.

Raporun öne çıkan hukuki ve insani bulguları

Hazırlanan 95 sayfalık raporda öne çıkan konulara ilişkin bir sunum yapan WOLAS Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Hasan Basri Bülbül, şunları aktardı:

Demografik Müdahale ve Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin İhlali: 2019 yılından itibaren bölgeye 890 merkezi yasa teşmil edilirken 205 yerel yasa yürürlükten kaldırılmış ve 130 yasa değiştirilmiştir. Yetmiş yıllık ikamet güvencesinin ortadan kaldırılması ve 2020'de yürürlüğe konan yeni yerleşim yeri (domicile) kurallarıyla, daha önce bölge tebaası olmayan 83 bin 742 kişiye yerleşim belgesi verilerek mülkiyet ve istihdam kapıları Keşmirli olmayan nüfusa açılmıştır. Bu durum, Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin 49(6). Maddesinde düzenlenen, işgalci bir devletin kendi sivil nüfusunun bir kısmını işgal altındaki topraklara nakletme yasağının açık ihlali niteliğindedir.  

Seçim Mühendisliği ve Temsil Adaletsizliği: Ağustos 2022'de bölgede geçici olarak bulunan Hindistan vatandaşlarına oy hakkı tanınarak seçmen listelerine yaklaşık 2,5 milyon yeni seçmen (yüzde 30 artış) eklenmiştir. Seçim çevrelerinin sınırlarının yeniden çizilmesi sonucunda, Hindu ve Müslüman çoğunluklu seçim bölgeleri arasındaki temsil oranı 4'e 1 seviyesine kadar sürüklenerek adil temsil hakkı ortadan kaldırılmıştır.  

Askeri Yoğunluk, Cezasızlık Rejimi ve Toplu Cezalandırma: 900 bini aşan silahlı personelle dünyada asker-sivil oranının en yüksek olduğu bölge konumundaki Cammu Keşmir'de, Silahlı Kuvvetler Özel Yetkiler Yasası (AFSPA) kapsamında 36 yıldır tek bir askeri personelin dahi sivil mahkemelerde kovuşturulmasına izin verilmemiştir. Kuşatma ve Arama Operasyonları (CASO) ile Nisan 2025'teki Pahalgam olayları sonrasında sivil konutların yargı kararı olmaksızın patlayıcılarla yıkılması ve Mayıs 2026'da Kontrol Hattı'na 15 kilometre mesafedeki tüm yapıların yıkılması talimatı, Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin 33. maddesindeki toplu cezalandırma yasağını ihlal etmektedir.  

Cezalandırma Aracı Olarak Yargı ve Siyasi Önderliğin Tasfiyesi: 2019-2026 yılları arasında Kamu Güvenliği Yasası (PSA) ve Yasa Dışı Faaliyetlerin Önlenmesi Yasası (UAPA) kapsamında 26 bin 129 keyfi gözaltı belgelenmiştir. Bölgede UAPA kapsamındaki yıllık mahkumiyet oranı yüzde 1'in altında kalırken, bin ila 15 bin sayfaya ulaşan iddianamelerle tutukluluk süreci yargısal tespitten bağımsız bir cezalandırma yöntemine dönüştürülmüştür. 2019'dan bu yana 4 kıdemli siyasi lider gözaltı ve tutukluluk sürecinde hayatını kaybetmiş; Cammu ve Keşmir Yüksek Mahkemesi Barosu (JKHCBA) kurumsal olarak işlevsiz bırakılırken, önde gelen insan hakları savunucuları ve baro yöneticileri uzun süreli tutukluluklarla yargı kıskacına alınmıştır.  

Gözetim Altyapısı, Sansür ve Hafızanın Silinmesi: Hane düzeyinde biyometrik kayıt ve dijital kimlik uygulamalarıyla özel hayatın gizliliği ihlal edilirken, yerel gazetelerin ve insan hakları izleme kuruluşlarının arşivlerine el konulmuştur. Eylül 2026 itibarıyla üniversite ve kütüphanelerden 4.249 kitap dolaşımdan kaldırılmış; gazeteci, avukat ve akademisyenlerin pasaportları iptal edilerek seyahat özgürlükleri sistematik biçimde kısıtlanmıştır. Srinagar'daki merkezi Cuma Camii ve Bayram Namazgahı'nda (Eidgah) bayram namazları Mayıs 2026 dahil üst üste sekiz yıldır engellenmiştir.  

Uluslararası suç eşiği ve 7 hukuki mekanizma

Uluslararası insancıl hukuk, MSHS, ESKHS ve Roma Statüsü çerçevesinde yapılan hukuki nitelendirmeler sonucunda rapor; bölgede işlenen fiiller bakımından savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar eşiğinin aşıldığını ve Hindistan ulusal yargı sisteminin bu fiilleri kovuşturma konusunda Roma Statüsü'nün 17. maddesi çerçevesinde hem isteksiz hem de yetersiz olduğunu tespit etmektedir.  

Hindistan'ın rızasına veya onayına bağlı kalmaksızın uluslararası toplum ve hukuk kurumları tarafından işletilebilecek 7 somut adımı kamuoyunun dikkatine sunan Bülbül, söz konusu maddeleri şu şekilde sıraladı:

BM Özel Prosedürleri'nin etkin şekilde çalıştırılması ve bağımsız bir soruşturma komisyonu kurulması.

Belgelenmiş somut olaylara dayanarak üçüncü devletlerde evrensel yargı yetkisi (universal jurisdiction) kapsamında hukuki başvuruların yapılması.

AFSPA koruması altında gerçekleştirilen ihlallerden sorumlu yetkililere yönelik hedefli yaptırımların uygulanması.

Uluslararası ticari ilişkilerde ve savunma transferlerinde insan hakları şartlılığının gözetilmesi.

Bağımsız saha ve delil belgeleme faaliyetlerinin uluslararası teyit standartlarında kesintisiz sürdürülmesi.

BM Genel Kurulu kanalıyla Uluslararası Adalet Divanı'ndan (UAD) 370. maddenin kaldırılmasının ve yerleşim rejiminin Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin 49(6). maddesine uygunluğu konusunda danışma görüşü talep edilmesi.

Görünmezleştirme politikasına karşı düzenli aralıklarla toplanacak daimi bir Halk Mahkemesi (Peoples' Tribunal) sürecinin tesis edilmesi.