Kitap Künyesi
Yazar: John Fowles
Çevirmen: Aysun Babacan
Orijinal Adı: The Ebony Tower
Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları
İSBN: 9789755395121
Sayfa Sayısı: 336
--reklam--
Abanoz Kule Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
İçinde sürekli değişen anlamlar ve yankılı imgeler barındıran bu kitap, tekrar tekrar okuyup, her okuyuşta hem elinizdeki yapıtı hem de genel olarak kurmaca sanatını daha iyi kavramanızı sağlayacak ustalıklı bir çağdaş yazın örneği.
Bir kısa roman, bir anlatının çevirisi ve üç öyküden oluşan Abanoz Kule, Fowles’un doğa ve insan, yaşamla sanat ilişkisine adeta ressam gözüyle bakışının örnekleriyle dolu. İki genç kadının eşliğinde Fransız taşrasına çekilip kendini dünyadan yalıtmış yaşlı bir ressam, son yapıtının elyazması yok olmuş başarılı bir yazar, ortaçağda geçen bir aşk öyküsü, kaybolan bir adam ve güneşli bir pazar günü ailece yapılan bir piknik. Fowles’un imgelerle yüklü betimlemeleri, esrarengiz olay örgüleri ve gizemli karakterleri, bu öykülerin ortak noktaları.
Abanoz Kule adlı kısa romanda, Büyücü’nün bazı temaları yankılanır. Genç bir ressam, iki genç kadınla birlikte taşradaki malikânesinde, aslında bir nevi Cennet Bahçesi’nde yaşayan büyük İngiliz ressam Henry Breasley ile görüşmek üzere Fransa’ya gider. Diyaloglar ve betimlemeler, düşünce yönünden zengindir: Sanatı ve yaşamı sahici ve değerli kılan nedir? Etik ne anlama gelir ya da hangi noktalarda anlamdan yoksundur? Güzellik ve estetik deneyim gerçekten ender midir ve onlara erişmek için harcanan onca emeğe değer mi? Sanat akımlarını, anlam ve değeri, kimlikle kişiliği, kabul görenle aykırıyı, kadınla erkeği, yaşamla ölümü yüzleştirerek topluma ve bize ayna tutan Fowles, seçimlerimizin arkasında yatan “asıl biz”i kışkırtmaya devam ediyor.
Abanoz Kule’nin sanatı, tarihi ve nesiller arası uzlaşmazlıkları sorgulayarak yeni bir bakış açısı vaat ettiği söylenebilir. Ancak bu vaadi gerçekleştirecek olan okurdur. Çünkü Fowles her zaman olduğu gibi bu kitabında da karakterlerine “seçme özgürlüğü” tanıyarak okuru kendi bakışını oluşturma ayrıcalığına davet ediyor. Bu ayrıcalıktan yararlanabilmek için arkanıza yaslanın, derin bir soluk alın, yakalayacağınız her bir ayrıntıyla başka bir yöne çekilmeye hazır olun. Sanatla doğanın, gerçekle yanılsamanın, orijinalle taklidin birbirine geçtiği, anlamların ansızın yer değiştirmesinin yarattığı gerilimin tadını çıkarın.
“Kitabı zaman zaman hummanın sınırlarında gezinen bir takdirle okudum… Fowles, yapıtları ancak yaşadığı çağdan daha sonraki bir çağda adilane değerlendirilebilecek yazarlardan biri.” New Statesman – Peter Prince
--reklam--
Abanoz Kule Alıntıları - Sözleri
- “Peki geleceğin bir yardımı olmaz mıydı?” “O ulaşılamaz bir şey. Şimdiki zamana zincirlenip kalıyorsun. Neysen ona.
- Yeni insanları tanımak bana zor geliyor. Bir sürü düğüm çözmek zorundasın. Ya da kendi oluşturduğun düğümleri.
- " Aslında yapman gereken şey ihtiyacın olduğunu hissettiğin şeydir. Öbür insanların cehenneme kadar yolları var" " Nasıl vazgeçeceğimi bilemiyorum. Benim sıkıntım bu. Kararsızlıktan her şeyi son ana bırakırım hep "
- Çok geçmeden dış dünyaya kapılarını kapatmış, tükenmiş bir verimliliğin soluğunun duyulduğu, düzenli ve budanmış meyve bahçeleriyle, biçilmiş ekinlerle bezeli, dingin manzaralara kaptırdı kendini.
- İnsan tembelleştikçe, beyni yıkandığında, gazetelerin rengarenk pazar eklerinde sunulan değerlere, üstlerinin, mesleğinin yargılarına safça inandıkça , açık zihinli ve bağımsız insanların var olduğunu unutuyordu; gerçekleri gören ve korkmayan insanların...
- İnsanların unutmadığı şeyler çözülmeyen şeylerdir. Hiçbir şey bir gizem kadar güçlü olamaz.
- Ne garipti, insan durup dururken hiç beklenmedik bir şeyden etkileniveriyor, yaklaştığını bile göremediği bir şey aniden içinde bir yere yerleşebiliyordu.
- Yeni insanları tanımak bana zor geliyor. Bir sürü düğüm çözmek zorundasın. Ya da kendi oluşturduğun düğümleri.
- Böyle şeyleri bilirsin; birini reddedersin, nasıl olsa bir şey fark etmeyecek sanırsın, fark edeceğini de çok geç anlarsın.
- ... insanlar nedense başkalarını, kendilerine yakın olanlardan daha iyi tanırdı.
- Paul bile ona bakmaktan kendini alamıyor; modaya uygun bir kız arkadaş olarak ona kaçamak bakışlar atıyor herhalde, tam bir piliç: provalık plastik popo... Bu kız alfabenin P harfi için yaratılmış.
- Sanat bir anlatım biçimidir. Anlatım soyut dilbilgisi kuramları değil, insan gereksinimleri üstüne kurulmalıdır, veya konuşulan sözcük dışında bir şeyin üstüne.
- Dünya çıldırmıştı, artık bu dünyayla hiçbir alışverişim olsun istemiyordum.
- Kimileyin bir altın madenine burun kıvırıyorsun, kimileyin de hiç değmeyen birine bedenini ve ruhunu veriyorsun.
--reklam--
Abanoz Kule İncelemesi - Şahsi Yorumlar
İçinde 5 öykü bulunan #abanozkule kitaba adını veren en uzun öyküsüdür. Her bir öykünün teması farklı. Sanat ve edebiyatın değerini #johnfowles bilgi birikimiyle her bir öyküsünde, yarattığı mükemmel kurguyla yine şaşırtmayı ve sevdirmeyi başardı. Koleksiyoncu kitabında kadın karakter sanat öğrencisiydi. Abanoz Kule’deki iki kadın karakter de resim sanatı öğrencisi. Sanırım her kitabında bunu göreceğiz. Gizemli karakterler #fowles in en çok yapmayı sevdiği şey. Hep bir sorgulama ve arayışla geçen anlatım. Ve hikayelerin sonu bildiğimiz #johnfowles sonu, oldukça gerçekçi. (Cigdem)
Abanoz Kule diye bir romana başladığımı düşündüm ilk önce. Kitabı incelememe gerek yoktu. Yazarının Fowles olması benim için yeterliydi. Bu da beni bir roman okuyacağım önyargısına götürdü ama içerisinde Abanoz Kule ile birlikte -bu öykü özellikle resim sanatı üzerinen akan bir öykü- Ediluc adında bir Kelt öyküsü, Zavallı Koko adında muhteşem bir hırsızlık öyküsü ( buradaki hırsızlık sıkça gördüğğmüz polisiye roman ve filmlerden çok öte bir içeriğe sahip), Maumma adında bir kayboluş ve Bulut adlı bir öyküyü içeriyor. Fowles'ten beklenecek bir performans ile okuyucuda zevkli anlar yaşatacak bir kitap yine. İlk öyküsünde Büyücü adlı kitabının da adını anıyor yazar. Ürün yerleştirme uygulamış öyküsüne. Öykülerinde bir son arayışı içerisinde oluyor insan ister istemez ama öyküler beklentilerin dışında, sanki okuyucuyu bu yazılmamış sonlara ya da daha doğrusu rutinleşmiş kitap sonlarının aksine kitaba dair fikirleri bulunsun diye bir bitmemişlik hissi verdiriyor. Muamma adlı öyküsü bir kayıp vakası üzerine gelişiyor ama daha sonra adı çok az anılan bir karakter ile olayı soruşturan karakter arasındaki ilişki vurgulanıyor. Ayrıca yine bu öyküde bir polis soruşturmasına alışmışken birden bambaşka bir teori ile gizemli bir şekle bürünüyor öykü. Fowles, her zaman şaşırtacak içerikler üreten kaliteli bir yazar olduğunu gösteriyor. (Sîdar Ronahî)
Abanoz Kule, John Fowles'un iki ressamın hikayesini anlatırken klasik sanat ile modern sanatın, genç ve yaşlı iki farklı kuşağın, özgürlükçü ve ahlakçı iki dünya görüşünün çatışmasını anlattığı kısa romanın adı. Ama bunu okurken modern sanat yapan genç ressamın özgürlükçü, klasik sanatı savunanın da ahlakçı olduğunu sanmayın sakın. Canım Fowles kalıpyargıların yazarı değildir ve hemen her romanında olduğu gibi, burada da kendini beğenmiş, , genç, beyaz orta sınıf erkek karaktere feleğini şaşırtacak bir kurgusu vardır:) Abanoz Kule, yalnızca bir edebiyat eseri olarak değil; modern sanat eleştirisi olarak da okunacak doyuruculuğa sahip. Kitapta Abonoz Kule dışında, 3 ayrı uzun öykü daha bulunuyor. Zavallı Koko, Marx okuyan bir hırsızın soyduğu evin sahibiyle geçen tartışmayı konu alıyor:) Muamma, polisiye tarzında yazılmış zengin muhafazakar bir ingiliz ailenin gerilimli hikayesi. Bulut ise, küçük burjuva aile yapısı ve ilişkilerine ayna tutan masal tadında yazılmış bir uzun öykü. Hepsi okuması birbirinden keyifli olsa da, resime ve sanat tarihine olan merakım, Abanoz Kule'yi açık ara sevmemi sağladı. Fowles'u seviyorum. (Cansu Nazlı)
--reklam--
Kitabın Yazarı John Fowles Kimdir?
John Robert Fowles, (d. 31 Mart 1926, Essex - ö. 5 Kasım 2005, Lyme Regis) İngiliz roman ve deneme yazarı.
Londra yakınlarındaki Essex, Leigh-on-Sea'de doğdu. Oxford Ünivesitesi'nde gördüğü Fransızca eğitiminin ardından Fransa ve Yunanistan'da öğretmenlik yaptı. İlk romanı olan Koleksiyoncu'nun başarı kazanmasının ardından kendini tamamen yazarlığa adadı.
1968 yılından başlarak İngiltere'nin güneyinde küçük bir liman kasabası olan Lyme Regis'te yaşamını sürdüren ve 1979'da Lyme Regis Müzesi'ne küratör olarak atanan Fowles, 5 Kasım 2005'te ölmüştür.
Postmodern romancıların öncülerinden biri olarak kabul edilen Fowles, yayımlanan ilk eseri The Collector (Koleksiyoncu) ile büyük üne kavuşmuş ve ticari başarı kazanmıştır. Aslında Koleksiyoncu, Fowles'un üzerinde çalışmaya başladığı ilk romanı değildir. 1950'li yılların başında yazımına başladığı Büyücü adlı eseri, Fowles'un üzerinde çalıştığı ilk romandır ve ancak 1965 yılında basılabilmiştir.
Mitolojik öğelere ve Shakespeare'in ünlü oyunu Fırtına'ya çeşitli göndermelerin bulunduğu metafizik bir eğlence treni olarak nitelendirilen Büyücü, Fransız Teğmenin Kadını ile birlikte yazarın en önemli eseri olarak kabul edilir. Fransız Teğmenin Kadını, Harold Pinter'in yazdığı senaryo ile filme de çekilmiş, Karel Reisz yönetimindeki filmin başrollerinde Jeremy Irons ve Meryl Streep oynamıştır. Bu filmin dışında The Collector (1965), The Magus (1968) ve televizyon için The Ebony Tower (1984) adlı eserleri de sinemaya uyarlanmıştır.
Eserlerin birçoğu Türkçe'ye de çevrilmiştir. Roman ve denemelerinin dışında, şiirleri (Poem, 1973), çevirileri (Cinderella, Charles Perrault, 1974), senaryoları, adaptasyonları (Lorenzaccio, 1983--Alfred de Musset'nin bir oyunu) ve editörlük yaptığı çalışmalar (Thomas Hardy's England, Jo Draper) da vardır. Ayrıca yazar hakkında yazılmış eserler de mevcuttur.
--reklam--
John Fowles Kitapları - Eserleri
- Fransız Teğmenin Kadını
- Büyücü
- Koleksiyoncu
- Mantissa
- Abanoz Kule
- Daniel Martin
--reklam--
- Zaman Tüneli
- Yaratık
- Aristos
- Ağaçlar
- The French Lieutenant’s Woman
--reklam--
John Fowles Alıntıları - Sözleri
- İnsan neyse odur aynı zamanda ne giyerse de odur. (Mantissa)
- payandayla desteklenmiş kırık parçaların ne kadar değerli olduklarını bilmek istiyorsan harabeye sor." (Daniel Martin)
- Fakirleri hiçbir şey havadan gelen para kadar sarsmaz. (Fransız Teğmenin Kadını)
- Geçmişte olan her şey şu anımızın sahibidir. (Büyücü)
- “Neden romana daldım? Çünkü, Wittgenstein’ın dediği gibi, roman şu son elli yıldır yaşamın, her ne ise, dışına çıktı. Bu çıkışı koşullar dayattı. Romancıların suçu değil bu. Roman, on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda yaşamdan zaten bir adım uzaklaşmıştı. Ama filmin, televizyonun ve ses kaydının gelmesinden sonra iki adım daha uzaklaşıyor. Bugün roman genel olarak, başka sanat biçimlerinin çok daha iyi betimlediği şeylerle ve konularla ilgilidir.” (Zaman Tüneli)
- "Benim daima, her gün bir şey yazmam gerek." (Zaman Tüneli)
--reklam--
- Seni niçin hor gördüklerini söyleyeyim mi sana? Çünkü karşılığında sen onları hor görmüyorsun. (Yaratık)
- Biz-ler ödün verme dehamızla övünürüz ki ödün vermek aslında seçimi reddetmektir ve sırası gelince bu büyük ölçüde korkaklık, hissizlik ve bencil bir tembellik içerir. (Daniel Martin)
- Ben kitaplardan fırlama bir şey değilim. Ben fevkalade ölçülerde gerçeğim. (Mantissa)
- Bir erkek için sorgusuz sualsiz itaat edilmesi önemlidir ve bir kadın sorgusuz sualsiz itaati kendi nihai zaferinin bir aracı haline getirebilmelidir.. (Fransız Teğmenin Kadını)
- "Affetmek unutmaktır." (Büyücü)
- Kimse “bir romancı”nın gerçekten söylemek istediği ya da hissettiği şeyi söylediğini düşünemez; onun neyi kastettiği ya da neyi hissettiği bile pek anlaşılmaz... (Zaman Tüneli)
- Görmek istemediklerine gözlerini kapatabilirsin ama hissetmek istediklerine kalbini kapatamazsın. (Zaman Tüneli)
--reklam--
- ... insanlar nedense başkalarını, kendilerine yakın olanlardan daha iyi tanırdı. (Abanoz Kule)
- “Yazarlar için en büyük sorun, elindeki malzemesi için en doğru ‘ses’i bulmaktır; ‘ses’le, yarattığı şeyin ardındaki yaratıcıdan alınacak genel izlenimi kastediyorum.” (Zaman Tüneli)
- “Peki geleceğin bir yardımı olmaz mıydı?” “O ulaşılamaz bir şey. Şimdiki zamana zincirlenip kalıyorsun. Neysen ona. (Abanoz Kule)
- Yazmak, yemek yemek ya da sevişmek gibidir: Yapay değil, doğal bir işlemdir. (Zaman Tüneli)
- Kısa yaşamımız bir kez yanıp kül olunca, ölüm sonu gelmeyen bir uykudur.. (Aristos)
- "Esas trajedi buydu. Bir adamın kötü olmaya cesaret etmesi değil, milyonlarca insanın iyi olmaya cesaret edememesiydi.” (Büyücü)
- İnsanların unutmadığı şeyler çözülmeyen şeylerdir. Hiçbir şey bir gizem kadar güçlü olamaz. (Abanoz Kule)
Yorumlar
0 yorum