Kitap Künyesi

Yazar: John Fowles

Çevirmen: Aysun Babacan

Orijinal Adı: Mantissa

Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları

İSBN: 9789755393070

Sayfa Sayısı: 192

--reklam--

Mantissa Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Yazar ile esin perisi arasındaki çapraşık ama aynı zamanda şiddet ve sevecenlik dolu o kadim ilişkiyi anlatıyor Mantissa’da Fowles. Perinin sanatçıyla ilişkisi yoğun bir tensellikle donanmış olsa da, var olan yaşantı çok daha karmaşık bir duygusal gelgite dönüşüyor. Fransız Teğmenin Kadını, Yaratık ve Büyücü gibi başyapıtları arasında sayılabilecek bu romanında Fowles alaycı ve acımasız bakışını bir fener gibi okurun gözüne tutarken sorular soruyor, sorduruyor. Yazar esinini alıp edebi bir forma dönüştürürken periye ödenen bedel nedir gerçekte?

John Fowles, Mantissa’da ördüğü “ince ama güçlü ağ”da edebiyat, aşk ve erotizmi farklı düzlemlerde karşı karşıya getirirken okuru düşündürdüğü gibi, eğlendirmeyi de elden bırakmıyor.

Bir hastane odasında yatan romancı Miles Green hafızasını yitirmiştir. Esin perisi Erato ise sırayla sevecen bir doktor; onu anti-feminist, burjuva elitisti olmakla eleştirip “edebi suçları”nı sayan bir punk; bir geyşa; otoriter bir orman perisi olarak sahneye çıkar Green’in yarı bulanık dünyasında. Tenin ve sözün çarpıcı diyaloglarının egemen olduğu bu fantastik kurguda gerçekliğin ve yaratıcılığın doğasını, sanatın yabancılaşmasını, günümüzde edebiyatın giderek kendine dönük bir üsluba geçişini, kadın-erkek ilişkilerini ve yaşam-sanat ekseninin bileşik kaplarında değişen dengeyi, Fowles’in zekice gözlemleriyle izleriz. Miles Green sonunda, kendine şu soruyu sorar:

“Kadınlarla, gerçeklik batağında mücadele edersen, başka bir deyişle laf yarışına girersen, her zaman kaybedersin.(...)Acaba kadınlar, sırf intikam almak, kendilerinden daha iyi olan erkeklerin kafasını karıştırmak, dikkatini dağıtmak, hayati önem taşıyan entelektüel istek ve özlerini mantissalar için boşa harcatmak amacıyla mı edebiyatı icat ettiler?”

Ne dersiniz?

--reklam--

Mantissa Alıntıları - Sözleri

  • Galiba, ticari açıdan pek başarı kazanamamış ama belli çerçevelerde oldukça saygın şiir kitapları çıkarmış biri olabilirim.
  • İnsanlar var olmak için tanınmak gibi bir kanıta ne kadar ihtiyaç duyduklarını fark etmezler.
  • İnsan neyse odur aynı zamanda ne giyerse de odur.
  • “Zeytin bahçesinde otururken zeytin dalını fark etmeyenlerdensin.”
  • Ah, keşke sen de yalnızca bir karakter olsan. Keşke ben de seni ve kâğıt bebeklerini silip atıversem.
  • Gerçekten var olabilmeyi çok isterdim,asla olmayacağım gibi görünmekten iyidir.
  • Kim olamayacağına dair sezdiği şeylerin, gerçekte kim olduğuna dair iyi bir ipucu olabileceğini düşündü.
  • "Ne zamandır buradayım?" "Yalnızca birkaç sayfadır."
  • Ben kitaplardan fırlama bir şey değilim. Ben fevkalade ölçülerde gerçeğim.
  • “İçimden geldiği gibi davranıyorum.” Avuç içini çevirip bileğinden öper kadını. “Sonunda bunu anlayan birini bulmak müthiş bir şey.”
  • Sonunda ikimiz de kendi kendimiz olabilirdik.
  • Adam hâlâ öylece bakakalmaktan başka bir şey yapamaz haldeydi, olanlara inanamıyordu, olurken bile.

--reklam--

Mantissa İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Sevginin gücü;: Bu kez İngiliz Edebiyatıyla geldim.Bir geldim pir geldim denir ya tam doğru sözdür esere yakışan... İlk kez tanıştım yazarla ve iyikilerim arasında yerini aldı bile.Bilinen ve her yerde boy boy gösterilen eserlerinin dışında ben bu eseri tanışma kitabım olarak seçtim ve doğru seçim yaptığım için kendimle gurur duyuyorum. İnceleme ve yorumları okuduğumda eserin hakkının verilerek okunmamış olması çok üzücü, yazarın ne anlatmak istediğinin tam olarak yansıtılamaması gerçekten can sıkıcı. O yüzden hep derim; biz kitapları değil kitaplar bizi seçer ve zamanını bilir diye...Okuyacağınız eserler zamanında dokunsun ruhunuza. Umarım ki yazacaklarım eseri okumanızda size yol gösterici olur... Oysa ki tek istediğim her zaman ki gibi yazmaktı hunharca...Yazmak hayatımın bir parçası öyle ki karakterlerim malesef sayfalar arasında kalmıyor yaşıyorum onlarla... Ailemden birisi gibi oluyor özel olanları tabii ki... Yine başlamıştım bir romana ama yarım kalmıştı bitmiyordu,tam da bu zaman da geldin,gönlüme ruhuma,gerçek olmadığını beynimin bana oyun oynadığını biliyorum ama öyle inanmışım ki varlığına reddediyorum bunu ,kabul etmiyorum. Sen gerçek olmasan da benimsin,farklı farklı karakterlerin içine girsen de benim için Eratomsun,tanrıçamsın.... Kaza geçirmişim kendimi bilmeyerek yattığım hastane odasında dahi sen beni yanlız bırakmadın yanı başımdaydın hep... Gerçek değilsin,beynimin bana oynadığı oyun,akıl hastasıyım,nevrotik bozukluğum var evet fakat mutluyum seninle tanrıçam gitme benden... Hep benimle sol yanımda kal... Hakkını vererek okuyacak okurları bol olsun. Kitapla Kalın (Bahar Esen)

Fowles’dan farklı bir kurgu okuyoruz. Miles Green, gözlerini bir hastanede açar yalnız hiçbir şey hatırlamaz. Sonraki olaylar ise zihnin kendisine oynadığı bir oyundur. Gerçeklik algısını kaybetmek ve gerçekle hayalin ortasında sıkışmak. Zihnimizin bize oynadığı bu tuhaf oyunda Miles’le beraber şizofrenik bir olaylar silsilesine dahil oluyoruz. Bu kitabını daha az sevdim diyebilirim. Ama yine de okunmayacak gibi degil. Yazarın o sihirli cümleleri ‘ne yazsa okurum’ dedirten cinsten. Yalnız fazla erotik sahneler var çok rahatsız olmadım ama tam baydı dediğim zamanlar farklı bir algı durumuna geçti yazar. Yine de okutuyor kendini. (Han.delice)

Esin perilerinden feminizme uzanan nüktedan yol: İçeriği toplamda dört bölümden oluşan ve her bir bölümün ayrı ayrı ve birlikte olarak farklı değerlendirilmesi gereken bir Fowles romanıdır. Ayrıca postmodern roman olarak en başarılılarından birdir. "teknik" bir romandır ve anlaşılması da çok zordur. Bununla birlikte göndermeler, tiratlar ve benzetmelerle döşenmiş kısa ama zor bir romandır. Ayrıca temel bir yunan mitolojisi bilgisine de sahip olmanız, kitabı anlamlandırmanızda da yardımcı olacaktır. bununla birlikte, John Fowles'ı okuyanlar karakterlerinde kendini yansıttığını, bir şekilde ortaya çıktığını bilir. Bazen kendini olduğu gibi ,bazen yaratıcı olarak bazen de gençliğindeki halini yansıtır. Hatalarını burada inceler. Mantissa da da kendisiyle, eserleriyle, esin perisiyle dalga geçer, yani kendisini tiye alır. Yunan mitolojisine göre ilham perileri (yani müzler) dokuz kız kardeştir. Zamanın başlangıcından itibaren ilham vererek sanatta bilimde ve sair alanlarda ilerlemeyi sağlamışlardır. müzler tanrıça oldukları ve "dişi" kabul edildikleri için mitolojide erkek yazarlarla ilişkileri değerlendirilirken kadın - erkek ilişkisi kapsamında değerlendirilmiştir. Fowles'ın romanından da bu tarz bir uygunluk beklenirken, Fowles ters köşe yapıyor. Esin perisini elinden geldiği kadar saygısızca bir şekilde hayal ediyor, o kılıklara sokuyor. Yani kadın erkek ilişkisinde bile hem kadınla hem erkekle dalga geçebiliyor. Esin perisini kendi kusurlarını ve bakış açısını göstermek için de kullanmakta ve böylece kendisini romana koyarak kendisiyle dalga geçebilmektedir. Postmodernizm, feminizm ve yunan mitolojisi açısından harika bir incelemesi için şuraya bakabilirsiniz: http://www.freepatentsonline.com/article/College-Literature/110076708.html (Cassandra metis)

--reklam--

Kitabın Yazarı John Fowles Kimdir?

John Robert Fowles, (d. 31 Mart 1926, Essex - ö. 5 Kasım 2005, Lyme Regis) İngiliz roman ve deneme yazarı.

Londra yakınlarındaki Essex, Leigh-on-Sea'de doğdu. Oxford Ünivesitesi'nde gördüğü Fransızca eğitiminin ardından Fransa ve Yunanistan'da öğretmenlik yaptı. İlk romanı olan Koleksiyoncu'nun başarı kazanmasının ardından kendini tamamen yazarlığa adadı.

1968 yılından başlarak İngiltere'nin güneyinde küçük bir liman kasabası olan Lyme Regis'te yaşamını sürdüren ve 1979'da Lyme Regis Müzesi'ne küratör olarak atanan Fowles, 5 Kasım 2005'te ölmüştür.

Postmodern romancıların öncülerinden biri olarak kabul edilen Fowles, yayımlanan ilk eseri The Collector (Koleksiyoncu) ile büyük üne kavuşmuş ve ticari başarı kazanmıştır. Aslında Koleksiyoncu, Fowles'un üzerinde çalışmaya başladığı ilk romanı değildir. 1950'li yılların başında yazımına başladığı Büyücü adlı eseri, Fowles'un üzerinde çalıştığı ilk romandır ve ancak 1965 yılında basılabilmiştir.

Mitolojik öğelere ve Shakespeare'in ünlü oyunu Fırtına'ya çeşitli göndermelerin bulunduğu metafizik bir eğlence treni olarak nitelendirilen Büyücü, Fransız Teğmenin Kadını ile birlikte yazarın en önemli eseri olarak kabul edilir. Fransız Teğmenin Kadını, Harold Pinter'in yazdığı senaryo ile filme de çekilmiş, Karel Reisz yönetimindeki filmin başrollerinde Jeremy Irons ve Meryl Streep oynamıştır. Bu filmin dışında The Collector (1965), The Magus (1968) ve televizyon için The Ebony Tower (1984) adlı eserleri de sinemaya uyarlanmıştır.

Eserlerin birçoğu Türkçe'ye de çevrilmiştir. Roman ve denemelerinin dışında, şiirleri (Poem, 1973), çevirileri (Cinderella, Charles Perrault, 1974), senaryoları, adaptasyonları (Lorenzaccio, 1983--Alfred de Musset'nin bir oyunu) ve editörlük yaptığı çalışmalar (Thomas Hardy's England, Jo Draper) da vardır. Ayrıca yazar hakkında yazılmış eserler de mevcuttur.

--reklam--

John Fowles Kitapları - Eserleri

  • Fransız Teğmenin Kadını
  • Büyücü
  • Koleksiyoncu
  • Mantissa
  • Abanoz Kule
  • Daniel Martin

--reklam--

  • Zaman Tüneli
  • Yaratık
  • Aristos
  • Ağaçlar
  • The French Lieutenant’s Woman

--reklam--

John Fowles Alıntıları - Sözleri

  • İnsan neyse odur aynı zamanda ne giyerse de odur. (Mantissa)
  • payandayla desteklenmiş kırık parçaların ne kadar değerli olduklarını bilmek istiyorsan harabeye sor." (Daniel Martin)
  • Fakirleri hiçbir şey havadan gelen para kadar sarsmaz. (Fransız Teğmenin Kadını)
  • Geçmişte olan her şey şu anımızın sahibidir. (Büyücü)
  • “Neden romana daldım? Çünkü, Wittgenstein’ın dediği gibi, roman şu son elli yıldır yaşamın, her ne ise, dışına çıktı. Bu çıkışı koşullar dayattı. Romancıların suçu değil bu. Roman, on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda yaşamdan zaten bir adım uzaklaşmıştı. Ama filmin, televizyonun ve ses kaydının gelmesinden sonra iki adım daha uzaklaşıyor. Bugün roman genel olarak, başka sanat biçimlerinin çok daha iyi betimlediği şeylerle ve konularla ilgilidir.” (Zaman Tüneli)
  • "Benim daima, her gün bir şey yazmam gerek." (Zaman Tüneli)

--reklam--

  • Seni niçin hor gördüklerini söyleyeyim mi sana? Çünkü karşılığında sen onları hor görmüyorsun. (Yaratık)
  • Biz-ler ödün verme dehamızla övünürüz ki ödün vermek aslında seçimi reddetmektir ve sırası gelince bu büyük ölçüde korkaklık, hissizlik ve bencil bir tembellik içerir. (Daniel Martin)
  • Ben kitaplardan fırlama bir şey değilim. Ben fevkalade ölçülerde gerçeğim. (Mantissa)
  • Bir erkek için sorgusuz sualsiz itaat edilmesi önemlidir ve bir kadın sorgusuz sualsiz itaati kendi nihai zaferinin bir aracı haline getirebilmelidir.. (Fransız Teğmenin Kadını)
  • "Affetmek unutmaktır." (Büyücü)
  • Kimse “bir romancı”nın gerçekten söylemek istediği ya da hissettiği şeyi söylediğini düşünemez; onun neyi kastettiği ya da neyi hissettiği bile pek anlaşılmaz... (Zaman Tüneli)
  • Görmek istemediklerine gözlerini kapatabilirsin ama hissetmek istediklerine kalbini kapatamazsın. (Zaman Tüneli)

--reklam--

  • ... insanlar nedense başkalarını, kendilerine yakın olanlardan daha iyi tanırdı. (Abanoz Kule)
  • “Yazarlar için en büyük sorun, elindeki malzemesi için en doğru ‘ses’i bulmaktır; ‘ses’le, yarattığı şeyin ardındaki yaratıcıdan alınacak genel izlenimi kastediyorum.” (Zaman Tüneli)
  • “Peki geleceğin bir yardımı olmaz mıydı?” “O ulaşılamaz bir şey. Şimdiki zamana zincirlenip kalıyorsun. Neysen ona. (Abanoz Kule)
  • Yazmak, yemek yemek ya da sevişmek gibidir: Yapay değil, doğal bir işlemdir. (Zaman Tüneli)
  • Kısa yaşamımız bir kez yanıp kül olunca, ölüm sonu gelmeyen bir uykudur.. (Aristos)
  • "Esas trajedi buydu. Bir adamın kötü olmaya cesaret etmesi değil, milyonlarca insanın iyi olmaya cesaret edememesiydi.” (Büyücü)
  • İnsanların unutmadığı şeyler çözülmeyen şeylerdir. Hiçbir şey bir gizem kadar güçlü olamaz. (Abanoz Kule)