Kitap Künyesi

Yazar: Alpay Kabacalı

Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları

İSBN: Yok

Sayfa Sayısı: 57

--reklam--

A'dan Z'ye Yaşar Kemal Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Yapı Kredi Yayınları'nın iki aylık edebiyat dergisi Kitap-lık, Alpay Kabacalı'nın hazırladığı "A'dan Z'ye Yaşar Kemal" başlıklı muhtasar bir sözlükle büyük ustayı uğurluyor. Gülten Akın'ın "Sözler"i; küçük İskender'in Dinar Bandosu 2015 şair orkestrası; Bengü Vahapoğlu'nun yeni Araba Sevdası yayını eleştirisi; Ferit Burak Aydar'ın Don Quijote 400 yaşında yazısı; Oliver Sacks'ın hayata vedası; Orhan Koçak'ın Altılının Son Ayağı adlı roman yorumu; Mehmet Rifat'ın, Vedat Günyol'un Sait Faik'i yorumu incelemesi; Sema Rifat'ın Philippe Sollers'in yazma uğraşını anlatan denemesi; Uğur Kökden'in Amin Maalouf'la bir İstanbul buluşması; Şadan Karadeniz'in, Pierre Bayard'ın Okunmayan kitaplardan nasıl söz edilir? kitabını anlatan yazısı; Mehmet Can Doğan'ın Ali Emîri'nin "Tayyare" gazeli yazısı bu sayının öne çıkanları.

Hüseyin Ferhad, Müslüm Yücel, Sevda Müjgan Yüksel, S. Nuroyan yazıları; İlhan Durusel, Adil İzci, Nazlı Karabıyıkoğlu, Petek Sinem Dulun, Batıkan Köse öyküleri; Süreyya Berfe, Hüseyin Ferhad, Necmi Zekâ, küçük İskender, Osman Çakmakçı, Betül Tarıman, Senem Gökel şiirleri ve Türker Ayyıldız, Ertuğ Uçar söyleşileri ile Kitap-lık her mevsim iyi edebiyatın izinde.

(Tanıtım Bülteninden)

--reklam--

A'dan Z'ye Yaşar Kemal Alıntıları - Sözleri

  • Doğanın en küçük parçasının bile bir kimliği, bir kişiliği var.
  • Yaşar Kemal, tam mahkemenin kapısına gelmişti ki, geri döndü, seslendi: “ Ben de sizi mahkûm ediyorum.”
  • “ Benim romanlarıma, hikâyelerime bakarsan, ağırlığı olan iki insan tipi var. Biri çocuklar, biri yaşlılar.
  • "Dünyayı öğretecekleri, insanı öğretecekleri yerde dünyayı ve insanı ezberletiyorlar. Nasıl olmalı? Elbet eğitim­ciler uğraşıyorlar bunun üstünde. Bir Pestalozzi çıkıyor, bir adım ileri atabiliyor. Ezberletmek yerine göstermek hiç olmazsa. Ama bir gün insanoğlu gerçekten iyi bir dünya kurarsa tek gideceği yer, ez­berci ya da görerek eğitim değil, yaşayarak eğitimdir.”
  • ‘İnsan bu dünyada, buna gerçek dünya diyelim, yaşadığı kadar bir de kendi yarattığı bir dünya içinde yaşıyor.’
  • "Bir dünya boşaldı, be­nim ülkem bomboş bir tarım çölü oldu. Ama yaz aylarında bütün ova sararmış altın başaklı ekin tarlalarıyla dalgalanırken de... Yeni, başka, gene büyülü bir dünya oluveriyordu."
  • ‘Bütün romanlarınızda istediğiniz nedir?’ dedi. Saniyesinde söyledim, bir tek sözcükle: ‘Direnç’ dedim. Ortadirek insanlığın direncidir.
  • ‘Köylülük durumu benim için, doğa karşısında bin yıllardan bu yana davranışını belirlemiş insanlıktır.’
  • “Bana durmadan sorulan bir soru var. Bir konferansta, New York’ta bir kişi de bana niçin hep Çukurova’yı yazıyorsunuz, diye sordu. Ben de ona şu karşılığı verdim, ben mi yalnız Çukurova’yı yazdım, öyle mi sanıyorsunuz, bakın size söyleyeyim, şu dünya ya­zarları içinde Çukurova’yı yazan tek kişi ben değilim ki, Kafka da, Joyce da, Tolstoy da, Dostoyevski de, Çehov da, Balzac da, Stendhal da... Herkes herkes Çukurova’yı yazdı. Ben gökyüzünden yere in­medim ki, Çukurova’da, bir köyde doğdum, bir kasabayı, bir şehri, bir toprak parçasının doğasını yaşadım. Akdeniz’i, Torosları yaşa­dım. Kafka bir bürokrat takımı içinde yaşamasaydı Dava’yı, Şato’yu yazabilir miydi? Bir Yahudi olmasaydı, o kurşun geçirmez karanlık onun ülkesi olabilir miydi? Dostoyevski Petrograd’ı, Sibirya’yı yaşa­masaydı, oradaki insanları yaşamasaydı, insan psikolojisini böylesine sağlıklı, derinlemesine verebilir miydi?”
  • Benim romanlarıma, hikâyelerime bakarsan, ağırlığı olan iki insan tipi var. Biri çocuklar, biri yaşlılar.
  • “Çukurova yalnız doğduğum büyüdüğüm yer değil, bir bakı­ma romanımın vatanıdır. Örneğin İstanbul’da, Ankara’da, dünya­nın herhangi bir yerinde rastladığım bir olayı, bir insani davranışı, bir roman kişisini roman yazarken Çukurova’ya, Çukurova’nın ko­şullarına, iklimine taşıyorum. Romanlarımda faydalandığım birçok kişiler, davranışlar, psikolojik durumlar, yaratışlar yalnız Çukuro­va’da öğrendiklerim değildir. Ben Çukurova’yı yeniden romanla­rımda yaratıyorum. Yine tekrar edeyim, benim doğduğum, büyü­düğüm güney, yalnız benim olduğum büyüdüğüm yer değil; benim romanımın vatanıdır. Romanda yarattığım, işlediğim bence, yeni bir roman ülkesidir."
  • "Bizde yerel kültür özümsenmedi, ona öykünüldü. Osmanlılar da Batıyı özümseyememiş, işin kolayına kaçıp ona öykünmüşler."
  • ‘Savrun Suyu öyle aydınlık bir sudur ki, dibine Kuran düşse okunur.’
  • “ Çukurova yalnız doğduğum büyüdüğüm yer değil, bir bakıma romanımın vatanıdır."
  • "Bir traktörün ev halkından birisi olduğunu gördüm."

--reklam--

A'dan Z'ye Yaşar Kemal İncelemesi - Şahsi Yorumlar

A'dan Z'ye Yaşar Kemal: Yaşar Kemalli hiç okumadıysanız kitaplarından önce bunu okuyup hayatı hakkında olsun bir çok bilgiye sahip olabilirsiniz. Kitap yazar/yasar-kemal'in Eseri kitap/agitlar--934 hakkında şunu diyor; Ağıtlar, Yaşar Kemal' in ilk göz ağrısı... İlk kitabı da ağıtlar üzerine (Ağıtlar, Adana Halkevi Yayını, 1943)... “ Yaşar Kemal” olmadan önce, Kemal Sadık Göğceli iken başladı ağıt derlemelerine. Kitap da bu imzayla çıktı. Kendisi, şöyle anlatıyor: “Ağıtları 1939-1942 yılları arasında derlemeye başladım. Doğduğum köy olan Hemite köyünde (şimdiki adı Gökçedam) ölülere ağıt yakılırdı. Bu gelenek çocukluğumdan bu yana sürüp geliyordu. Bir de Torosların ardından Çukurova’ya Avşarlar iniyorlar, yazın pamukta, çeltikte, orakçılıkta çalışıyorlar, kışın da kök söküyor, çift sürüyorlar, ark kazıyorlardı geleneği olduğu gibi sürüyordu. Onların ağıtlarını da bizim ovanın kızları, âşıkları öğreniyorlardı.( Syf;5) yazar/yasar-kemal'in çocuk sevgisi hakkında ise; “ Benim romanlarıma, hikâyelerime bakarsan, ağırlığı olan iki insan tipi var. Biri çocuklar, biri yaşlılar.( Syf;7) Bir gün dünyamız gerçek bir barışa, insanca bir yaşama kavuşacaksa çocuklara davranışımızın değişmesi gerekiyor. Bu, dünyanın hiçbir yanında sanırsam yapılmıyor. Dünyadaki eğitim düzeni de berbat bir düzen. Dünyayı öğretecekleri, insanı öğretecekleri yerde dünyayı ve insanı ezberletiyorlar. Nasıl olmalı? Elbet eğitimciler uğraşıyorlar bunun üstünde. . Bir Pestalozzi çıkıyor, bir gün insanoğlu gerçekten iyi bir dünya kurarsa tek gideceği yer, ezberci ya da görerek eğitim değil, yaşayarak eğitimdir. (syf;8) yazar/yasar-kemal'in çocukluğu hakkında ise; Çocukluğunun krallığında neler yoktu ki... Çiğdemler, babasını öldüreni öldürtmek için uğraşlar, bir al tayı ovalarca koşturmalar, keklikler, kartallar, kartal yuvalarına tırmanma, böğürtlen toplama, Ceyhan ırmağında yüzmeler, boyunu aşan ekinler arasında tavşan yavrusu aramalar, Anavarza kalesinin yıkıntıları arasında renkli seramik parçaları toplama, akarsuya düşen yıldızlar, suyla akıp giden bulutlar, bir gün ulu denizi görebilmek düşü... Anlatılamayacak kadar zengindi o krallık. Doğada her yaratık, her renk, koku onu sevinçten delirtiyor, kendinden geçirtiyordu. Durmadan türküler söylüyordu. Köyde adını Deli Kemal koymuşlardı.(Syf;9) yazar/yasar-kemal'in doğa hakkında düşüncesini kitap; Gençliğim de doğada birbirine benzer iki öğe arıyor, bir türlü bulamıyordum. Meğer o altıgen kar tanecikleri bile birbirlerine hiç benzemiyorlarmış. Doğa çok çok zengin. Yazarlar da doğaya yardım etmeli, doğayla birlikte insanları zenginleştirmeli.” (Syf;19) yazar/yasar-kemal'in roman hakkında düşüncesi; “ Her çağ kendi romanını, kendi anlatım biçimini getirir. Anlatım biçimleri de, roman kurguları da, roman biçimleri de gökten inmez. Anlatımlar da sıkı sıkıya içinde geliştiği topluma bağlıdır. Söz eylemdir. Harekettir, büyüdür. Evrenimizi yaratan da sözdür. Ben sözle yeni bir dünya değil, yeni bir roman dünyası kurmaya çalıştım. İnsanlaryüzyıllardan bu yana nasıl kendilerine düş ve mit dünyaları kurmuşlarsa, roman da insanlığın kurduğu mit dünyasının içindedir. Bu dünya, benim kurmaya çalıştığım dünya, kendimce bir dünyadır. Yaşadığımız dünya ile ilişkisi, dünya ile birlikte yaşamın gerçeğini, düşlerin ve mitlerin gerçeğini aramak değil midir? Roman bu aramanın bir başka yoludur. Okuyun okumak isteyen dm'den ulaşırsa kitabı atarım. Keyifli okumalar. (Rüm⠀ོ)

Mini minnacık bir kitap, yeni bir bilgiye rastlamadım ama en azından saçma sapan da değildi. Öz. Her yönüyle Yaşar KEMAL de denemez, sanatıyla Yaşar KEMAL diyelim. Onun ortadireğe olan bakışını seviyorum. Sırf bu nedenle ortadirek ahalisinide. Ama Orta zekalılar cennetinde yaşayanları değil! Yaşar KEMAL hakkında okumak insana insanlık katıyor. (Seren)

Yaşar Kemal’i henüz okumadıysanız bu kitap size çok güzel bir rehber olabilir. Yaşar Kemal’in nasıl yetiştiğini, hangi zorlu koşullardan geçtiğini, nerelerden beslendiğini, kimlerden, hangi yazarlardan ilham aldığını kitapta bulabilirsiniz. Ben kendi adıma, Yaşar Kemal’e ilham veren ve hiç duymadığım birkaç yazarı da listeme eklemiş oldum. Çoğu yerde Yaşar Kemal’in sözleriyle anlatılıyor zaten. Kısa ve okuması kolay bir kitap, 1 saatte bitirebilirsiniz ama kitap bittikten sonra incelemesi birkaç gün sürer. Güzel okumalar (Zeynep Ünal)

--reklam--

A'dan Z'ye Yaşar Kemal PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Alpay Kabacalı - A'dan Z'ye Yaşar Kemal kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de A'dan Z'ye Yaşar Kemal PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Alpay Kabacalı Kimdir?

Alpay Kabacalı 1 Eylül 1942 tarihinde Antalya'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde okudu, bağımsız yazar olarak çalışıyor.

İlk yazısı 1959'da Varlık dergisinde yayımlanan Kabacalı, 1966-68 yılları arasında 14 sayı süren bir siyaset-edebiyat dergisi çıkardı: Gerçekler Postası. 1968'den 1969'a kadar Ant dergisinde yazı işleri müdürlüğü yaptı; bu dergide yayımlanan bir yazısından dolayı 12 Mart döneminde 11 ay cezaevinde kaldı (1972-73). Daha sonra yayınevlerinde ve haber ajanslarında redaktörlük ve yöneticilik yaptı; 1975-80 arasında Yeni Ortam ve Cumhuriyet gazetelerinde yazdı. Milliyet Sanat, Sanat Olayı ve Yeni Gündem dergilerinde yazı işleri müdürlüğü yaptı. Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Türkiye Ansiklopedisi ile Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi'nin yayın kurullarında bulundu.

1976-1989 arasında Türkiye Yazarlar Sendikası'nın yönetim kurulunda görev yapan Alpay Kabacalı, 1997 -2001 arasında PEN Yazarlar Derneği'nin başkanlığında bulundu. 1999'dan bu yana Bilim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği'nin (BESAM) başkanı.

Kitapları: Alpay Kabacalı'nın 1987'de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti' nin Basın Üzerine Araştırma Ödülü'nü kazanan Türk Yayın Tarihi (ikinci basımı Türk Kitap Tarihi adıyla, 1989), Türkiye'de Basın Sansürü (1990), Türk Basınında Demokrasi(1994), Türkiye'de Matbaa Basın ve Yayın (2000) gibi basın ve yayın tarihi incelemeleri yanında genel tarihle ilgili eserleri (Arap Çöllerinde Türkler, 1990;Türkiye'de Gençlik Hareketleri, 1992; Türkiye'de Siyasal Cinayetler, 1993;Geçmişten Günümüze İstanbul, 2003; Bilinmeyen Yönleriyle Cumhuriyet Tarihi, 2004; Nesnel Tarihin Prizmasından Abdülhamid, 2005) ve şairlerimiz, yazarlarımız üzerine monografik kitapları yayımlandı.

Alpay Kabacalı'nın ikinci baskısını sunduğumuz Kültürümüzden İnsan Adaları kitabı, çağdaş kültür ve sanatımıza katkıda bulunmuş doksandan fazla kişiyi konu alan ve 1988-90 arası Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan portre-röportajlarına, Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Turhan Selçuk ve Melih Cevdet Anday gibi ustalarla yapılan konuşmaların eklenmesiyle oluşturuldu.

15 Nisan 2014 Salı günü vefat etmiş ve Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verilmiştir.

--reklam--

Alpay Kabacalı Kitapları - Eserleri

  • Talat Paşa'nın Anıları
  • Hatıralar
  • A'dan Z'ye Yaşar Kemal
  • Neyzen Tevfik
  • Aşk Şiirleri Antolojisi
  • Bir Destan Rüzgarı
  • Türkiye'de Gençlik Hareketleri
  • Şair Eşref
  • Arap Çöllerinde Türkler
  • Türkiye'de Siyasal Cinayetler
  • Gül Yaprağını Döktü Bugün
  • Bir İhtilalcinin Serüvenleri
  • Gözyaşından Gülmeceye Aziz Nesin
  • İlhan Selçuk
  • Yakın Tarihimizden Büyük Dönemeçler
  • Kültürümüzden İnsan Adaları
  • Cevdet Kudret'e Saygı
  • Edebiyatımızın Koca Çınarı Rıfat Ilgaz
  • Bütün Yönleriyle Nasreddin Hoca (Hayatı, Kişiliği, Fıkraları)
  • Türk Kitap Tarihi
  • II. Mahmud
  • 100. Doğum Yıl Dönümünde Nazım Hikmet'e Armağan
  • İstanbul

--reklam--

Alpay Kabacalı Alıntıları - Sözleri

  • Jön Türk hareketi, ülkeye eşitlik, özgürlük ve adalet getirmek amacıyla ortaya atılmıştı. Bunlara ulaşmak için Jön Türkler, Araplar, Yunanlılar, Arnavutlar, Türkler vesaire gibi yurttaki bütün milletleri birleştirmeyi umuyorlar; böylelikle de sevgili vatanın bağımsızlık ve gelişmesi için birlikte çalışabilecekleri sanıyorlardı. Fakat ihtilali izleyen olaylar, ne yazık ki, bambaşka bir görünüm gösterdi. Yunanlılar, İttihat ve Terakki'nin asıl amaçlarının gerçekleşmemesi için bu birleş dertle karşı çıktılar; özgürlük ve eşitlik, onların amaç ve çıkarlarını aykırıydı. Eşitlik demek, bütün yurtseverlerin dışarıda ve çalışmada eşitliği demekti. (Talat Paşa'nın Anıları)
  • Dalmış gitmişken, mübaşir dürttü. Başkan, "kararı yazdırıyorum," diyordu. Ayağa kalktı, ellerini kavuşturup bekledi. Yaşamının önemli bir dönüm noktasıydı. Ya eşkıyanın kendisini bıçakladığı o berbat hapishaneye yeniden girip yıllarca hapislerde sürünecek ya da aklanacaktı... (Bir Destan Rüzgarı)
  • — Allahaşkına bana söyler misin, dedim, Neyzen Tevfik nerede yatıp kalkıyor? — Burada, Hocapaşa Camii’nin bir tabutluğu var, oraya gider. Bir tabutun kapağını kaldırır, içine girer, kapağı da üstüne çeker ve rahat rahat uyur.» (Dünya, 19.6.1966). (Neyzen Tevfik)
  • Enver Paşanın, kumanda heyetini gençleştirmek yoluyla uyguladığı askeri askeri ıslahatın cidden isabetli bir tedbir olduğu tamamen meydana çıkıyor ve büyük birliklerin,strateji ve taktik kurallarını bilen genç kumandanlar elinde hareket kabiliyeti kazandıkları görülüyordu. (Hatıralar)
  • Doğanın en küçük parçasının bile bir kimliği, bir kişiliği var. (A'dan Z'ye Yaşar Kemal)
  • ‘Bütün romanlarınızda istediğiniz nedir?’ dedi. Saniyesinde söyledim, bir tek sözcükle: ‘Direnç’ dedim. Ortadirek insanlığın direncidir. (A'dan Z'ye Yaşar Kemal)
  • sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi dilimizde akşamdan kalma bir küfür salonlar piyasalar sanat sevicileri derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni yakanda bir amonyak çiçeği yalnızlığım benim sidikli kontesim ne kadar rezil olursak o kadar iyi (Aşk Şiirleri Antolojisi)
  • Monsenyör Muşeg, "Artık Ermenilerin silahlı olduğundan, bir daha 1894 kırımları gibi hadiselerden korkmayacaklarından, bir Ermeninin kılına hata gelirse buna karşılık on Türk mahvedeceğinden" uluorta bahsediyordu. (Hatıralar)
  • Ertesi günkü gazeteler,Fen Fakültesi hocası ve Maarif Nazırı (Eğitim Bakanı) Said Bey'in "Bütün uygar ülkelerde öğrencilerin bu gibi gösterileri olur." dediği yazıyor ;"Bu olayda öğrencilerin kışkırtılmalara kapıldıkları söyleniyor,ne dersiniz ?" sorusunu, "Hayır,olamaz. Zira bununla Darülfünun öğrencileri yeteneksizlikle suçlanmış olur,oysa Darülfünun öğrencileri kışkırtmaya asla kapılmaz. " diye yanıtladığını belirtiyordu. (Türkiye'de Gençlik Hareketleri)
  • 1902’de İnebolu’da doğdu. İstanbul’da Edebiyat Fakültesi Edebiyat Bölümü’ndeki öğreniminin ardından, birçok lisede öğretmenlik, Ankara Devlet Konservatuvarı’nda müdürlük (1941-44), Londra’da öğrenci müfettişliği (1951-54), Londra Üniversitesi’nde okutmanlık (1959-62) yaptı. Bu görevleri dışında yaşamı hep öğretmenlikle geçti. Emekli olduktan sonra öğretmenliğini sürdürdü. Dedem Korkut’un Kitabı (1973) ile Kâtip Çelebi’nin kitapları başta olmak üzere birçok kültür yapıtını inceleyen ve günümüz Türkçesine aktaran Gökyay, eleştirilerini Destursuz Bağa Girenler (1982) adlı kitabında topladı. Dergilerde çok sayıda inceleme ve makalesi ile bilimsel kongreler için hazırladığı bildirileri yayımlandı. Çalışmalarıyla dünya bilim çevrelerinde saygın bir yer edindi. Orhan Şaik Gökyay’ı 1994’te yitirdik. (Kültürümüzden İnsan Adaları)
  • Dolayısıyla kim ne derse desin, Rusya'nın yengisi neticesinde savunmasız,aşağılanıp horlanmış olarak Rus, İngiliz ve Fransız zulüm ve kahrı altına düşmektense,mert ve cesur milletlere yakışır bir kahramanlıkla kanının son damlasına kadar çarpışarak neticede ya kesin yengiyi elde ederek ebediyen kurtulmak veyahut "Bütün varım elimden gitti, bir namus dışında!" demeye hak kazanarak yiğitlik ve namuskarlıkla nihayet vermek, bence yeğ tutulmalıdır. (Hatıralar)
  • Zamanla kimi cephelerde açlık başladı. Erzak ulaştırılamıyordu buralara... Yüzbaşı Selahattin anlatıyor: “ Halep, Konya gibi yerlerde büyük erzak ambarlarında buğday stoku vardı. Ama bunlar bize ulaşamıyordu. Çünkü tren ancak Nusaybin’e kadar gelmişti. Nusaybin’de Musul’a 150 kilometre vardı. Bu yol yazın her türlü taşımaya elverişliydi. Ancak kış gelince sadece hayvan ve deve işliyordu. Deve Nusaybin’de Musul’a on sekiz günde geliyordu. On sekiz gün de dönüş... Demek ki otuz altı günlük bir iş... Bir deve ancak kendi yiyeceğinin yirmi sekiz günlük miktarını taşıyabiliyordu. Demek ki, deve yararsızdı. ... Ordu aç kalmasın diye halkın elindeki erzakı paralı ve parasız alıyorduk. Böylece açlık halkta yoğunlaşıyordu. Musul’da bir ekmek bir gümüş mecidiyeye ( yani bir lira ) ve sonraları üç liraya çıkmıştı. Halk bu parayı bulup ekmek alamazdı. Açlıktan ölüm olayları başladı. Her gün sokaklarda kadın, erkek, çocuk, ihtiyar bağıra bağıra ölüme gidiyor, bir çare bulunamıyordu. Ölen çocukların etini kasap dükkanlarında koyun ve kuzu eti diye satan veya aşçı dükkanlarında pişirip halka yediren 10-12 kişi idam edilmişti.” (Yakın Tarihimizden Büyük Dönemeçler)
  • 1. Türk Darülfünununu, Türk milletinin ahlak ve bilim müessesesi bilen Edebiyat Medresesi(Fakültesi)talebesi,kendi samimi varlığı arasında manevî heyecanların zevkinden mahrum,bağımsızlık,kutsallık ve milliyet hislerine yabancı ve saldırgan kişileri görmekle üzüntülüdür. 2. Darülfünun gençliği, memleketin kamu vicdanına esasen mahkum edilmiş bulunan, fakat her nasılsa ahlak ve kültür ocağına sokulmuş olan bu efendilere karşı nefret ve tiksintisini bildirir. 3. Kongreden seçilen bir kurul,müderris Cenap Şahabettin, Ali Kemal,Rıza Tevfik,Hüseyin Daniş ve muallim Barsamyan Beylere bu kararı bildirerek kendilerini istifaya davet ettiğini ve öğrencilerin bilim ve kültür adına değil,basit bir vatandaş sıfatıyla dahi kendileriyle ilişkide bulunmayacaklarını ilan eder. Müderris ve muallimlere karşı sonsuz saygı duyan öğrenciler, kendilerini en haklı ve zorunlu birtakım kararlar almaya yönelten önemli bir durum karşısında kalmıştır. Aldığımız kesin kararları yüce meclisinize sunarken bu serbest sözlerin kutsal ve haklı coşkumuzun bir yansıması olarak değerlendirip kabulünü dileriz. (Türkiye'de Gençlik Hareketleri)
  • Bu partide aşırı vatansever, sinirli, tecrübesiz ve inatçı kimseler bulunabilir ve bu gibi unsurlar parti için bir tehlike oluşturabilir. Ancak cemiyeti hırsızlık ve şerefsizlikle suçlamak en büyük cinayettir. (Talat Paşa'nın Anıları)
  • Erbab-ı mansıptan biri millete eşek demiş, Reddedilmez böyle bir söz amma pek can sıkar, Millet eşek olsa da eşek diyen bilmez mi ki, Sadrazamlarla valiler de milletten çıkar. (Şair Eşref)
  • Büyük sermaye çocugu gazeteler devletede gebedirler. Holdingleri dolayısıyla devletle sıcak ilişkileri devlet bankalarından aldıkları krediler yüzünden devletede devletin en büyük örgütlü kurumu olan hükümetede bagımlıdırlar. (Gözyaşından Gülmeceye Aziz Nesin)
  • Arap ve Ermeni ıslahatçılarının, aynı zamanda ve aynı aynı tarzda aynı şeyleri gösterdiklerini gösteren bu rivayetler, Türkiye'nin taksimi hakkında o zaman Fransa ve Rusya arasında kararlaştırılmış olan siyaseti pek güzel ispat eder zannederim. (Hatıralar)
  • Evet savaş kaybedilmişti... Olup bitenlerin baş sorumlusu Enver Paşa, İslam ordusu komutanlığına atadığı Kafkasya’daki kardeş Nuri Paşa’ya 15 Ekim 1918’de şunları yazıyordu. “ Düşmanlarla bütün bağlaşıklarımız, hep birlikte barış yapmak zorunluluğuna girdik. Dolayısıyla, yakında barış görüşmeleri başlayacaktır. Barışı bizim aradığımıza göre oyunu kaybettik demektir.” ..... Anadolu’da buruk bir istasyon... Trende, İstanbula dönen Falih Rıfkı... Bir kadın durmuş, gelene geçene: - Benim Ahmet’i gördünüz mü? diyor. “Yırtık basmasının altında” kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor: - Bu tarafa gitmişti, diyor. O tarafa ? Aden’e mi, Medine’ye mi, Kanal’a mı, Sarıkamış’a mı, Bağdat’a mı ? Ahmet’ini buz mu, kum mu, skorpit yarası mı , tifüs biti mi yedi ? Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmet’ini görsen, ona da soracaksın: - Ahmet’imi gördün mü ? Hayır, hiçbirimiz Ahmet’ini görmedik. Fakat Ahmet’in her şeyi gördü: Allah’ın Muhammet’e bile anlatamadığı cehennemi gördü (...) Anadolu Ahmet’ini soruyor. Ahmet, o daha dün bir kurşun istifinden daha ucuzlaşan Ahmet, şimdi onun pahasını kanadını küsmüş, tırnaklarını büzmüş, bize dimdik bakan ana kartalın gözlerinde okuyoruz. Ahmet’i ne için harcadığımızı bir söyleyebilsek, onunla ne kazandığımızı bu anaya anlatabilsek, onu övündürecek bir haber verebilsek... Fakat biz Ahmet’i kumarda kaybettik !” (Yakın Tarihimizden Büyük Dönemeçler)
  • Komitelere karşı daima en büyük hoşgörüyü gösterdim ve onların gerçek amaçlarını bilmiyormuş gibi davrandım. Fakat hükümetin bu davranışı, komitelerin ihtiraslarını hafifletmek şöyle dursun, tersine, artırdı. (Talat Paşa'nın Anıları)
  • Dağ başında bir avcı kulübesi Yerler dizboyu kar Ocakta ateş Dışarda rüzgar Hadi gel Önce sevişmeliyiz uzun uzun Yerdeki ayı postunun üzerine uzanmalıyız Bütün vücudunu santimetrekarelere ayırıp Birer birer öpmeliyim Ve sonra sımsıkı sarılmalıyım sana Böylece ölmeliyiz Aradan yıllar geçip Bizi buldukları zaman Etlerimiz çürümüş olsa da Kemiklerimiz ayrılmamalı birbirinden Hadi gel Nefes almak hüner değil Seninle ölmek istiyorum (Aşk Şiirleri Antolojisi)