Kitap Künyesi
Yazar: John Fowles
Çevirmen: Süha Sertabiboğlu
Tasarımcı: Gökçe Alper
Orijinal Adı: The Tree
Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları
İSBN: 9786053144533
Sayfa Sayısı: 80
--reklam--
Ağaçlar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Ağaçlar, yazarın iç dünyasını tanımak için benzersiz bir olanak ve yapıtlarındaki esini gerçekten anlayabilmek için bir anahtar sunuyor. John Fowles olgun bir sanatçıyken aktardığı, hem çocukluğundan kalma hem de sanatıyla ilgili bu çok etkileyici anılarında, doğanın onun yaşamında bıraktığı büyük etkiyi ve doğayı kategorize etme, evcilleştirme ve sonuçta sahiplenme konusunda geleneksel dürtülerimizin gizli tehlikelerini gösteriyor. Bu sahiplenme dürtüsü doğanın görünürdeki düzensizliğine karşı bir yabancılaşmaya, bir düşmanlığa yol açıyor. John Fowles için ağaçlar, düzyazı kurgunun ruhumuzun vahşi yanını simgeleyen en güzel analoğudur ve yazar, sanatta tahmin edilemezliğin, anlaşılamazlığın ve sezgiselliğin önemini vurguluyor...
--reklam--
Ağaçlar Alıntıları - Sözleri
- Ağaçların arasına sıvışıvermek her zaman cennete sıvışıvermeye benzerdi.
- Ağaçlar bizlerden daha toplumsal yaratıklardır.
- Doğayı gerçek taşralılar arasında, gerçek bir taşrada ilk kez tanıdım. Bundan sonra ben artık geri dönülemeyecek biçimde kentli olmaktan çıktım.
- Babam nefret ettiği anlamda, özü itibariyle "vahşidir".
- Neşe, cehennem; iyiler kötülere bağırmakta.
- Ama benim sevgimin daha çok, ağaçlara daha doğrusu onların kendi hallerine bırakıldıkları zaman oluşturduğu karmaşık doğa manzarasına yönelik olduğunu itiraf etmem gerek.
- “Ağaçların arasına kaçmak cennete kaçmaktı daima.”
- Essex bataklıkları ve Arktik tunduralar gibi bir iki istisna dışında düz ve ağaçsız yerlerden hep nefret etmişimdir. Oralarda zamanın egemenliği var gibidir, zaman bir duvar saati gibi insafsızca tik tak eder. Ancak, ağaçlar zamanı saptırır ya da daha çok, bir sürü zaman yaratır: Kimi yerde yoğun ve kesikli, kimi yerde sakin ve dolambaçlı - ama asla isteksizce, mekanik ya da kaçınılmaz biçimde tekdüze değil.
- Ancak bu ağaçlar uzun bir zamandır yalnızca birer ağaç olmaktan çıkmışlardı; adları, alışkanlıkları ve karakterleri, ailemizle duygusal bir benzerlik kazanmıştı.
- .. kendi bireyselliğimiz, her birimizin benzersiz olduğumuz olgusuyla sonsuz biçimde daha kötü hale gelen bir hipertrofi.
- Beni belki de, normallikten uzak kalmış, tuhaf ve toplum dışı biri olarak kabul edeceksiniz. Yetersizliklerime karşın, vahşi doğaya gerçekten saygı göstermemi takdir edeceğinizi umuyorum; ayrıca, kendilerini, vahşi doğa olmaksızın da yaşayabilecek kadar mükemmel biçimde evrimleşmiş sayan herkesin bu bilgisizliğine de acıyorum.
- ... ben salt bir sözcük kölesi olabilirim.
- Babamın tek bir ağaca, ağacın kendisine, fiilen ya da sanatkârane biçimde onu yetiştirme sanatına bağlılığını kısmen paylaşmıyor değilim. Ancak, itiraf etmeliyim ki benim ağaçlara olan sevgim, daha çok kendi başlarına bırakıldıklarında oluşturdukları karmaşık içsel manzaralara olan bir sevgidir. Koloni halinde yaşayan organizmada, ormanın yeşil mercanı, deneyim, macera ve estetik zevk, sanırım gerçeğin ta kendisi, bunların tümü yaprakların oluşturduğu gölgeliğin ve dış duvarın ötesinde ve bireyin ötesinde, önümde uzanmakta.
- Terbiyeli bir yazar gibi davranmadığım duygusuna yabancı değildim. Son yıllarda, ziyaretçi edebiyat akademisyenlerine, değeri ne olursa olsun, romanlarımın anahtarının doğayla ilişkimde aranması gerektiğini tekrar tekrar söyledim - daha sonra açıklayacağım nedenlerle ağaçlarda aranması gerektiğini de söyleyebilirdim. Bu iddiamın konudışı bir acayiplik, eksantriklik, asıl gerçeği gizlemek için uydurulan çapraşık bir bahane olarak, değişik kibarlık düzeylerinde ele alındığına tekrar tekrar tanık oldum. Fakülte tavuk ve horozlarının eşelenmeyi çok sevdikleri o saf entelektüel çöp yığınından geriye kalan, edebi etkiler ve roman kuramlarıdır. Kuşkusuz bu konular da gerçeğin bir kısmını oluşturmaktadır. Ancak, bu konuların gerçeğin tamamı oluşu, ağacın toprağın üzerindeki kısmının ağacın tamamı oluşu kadardır. Doğayı tartışsak bile kısa sürede iki farklı şeyden söz ettiğimizi hissediyorum: Onlar açısından bazı soyut entelektüel kavramlar, benim açımdansa en derin değeri, edebiyat da içinde olmak üzere herhangi bir sanat dalı tarafından doğrudan tanımlanamayacağı gerçeğinde yatan bir deneyim.
--reklam--
Ağaçlar İncelemesi - Şahsi Yorumlar
John Fowles, "Ağaçlar" adlı bu kitabında kendisinin iç dünyasından bahsetmektedir aslında. İç dünyasındaki sanat ve doğa fenomenlerinin kendisindeki düşümleri kısa bir kitapta anlatmak istemiş. Açıkçası kitabın adı biraz yanıltıcı olabilir. Evet, kendisinin ağaçlara ve ormanlara olan ilgisinden söz ediliyor olsa da daha ziyade bu kitapta sanatın ve doğanın arasındaki dilemmadan söz ediyor yazar. Yani bu kitabı merak edip okumak istiyorsanız ve botanik yönden güçlü bir kitap olabileceğini düşünüyorsanız yanılırsınız. Fowles, gerek çocukluğundan kalma alışkanlıkları ve gerekse de erişkinlikteki tecrübeleri ile kendi benliğini deşmektedir. Eğer Fowles'ın nasıl bir iç dünyası olduğunu ve bu zamana kadar yazdığı kitaplardaki ruh halini merak ediyorsanız okumak isteyeceğiniz bir kitap "Ağaçlar". Ben ise bu kitabı okuduğum için açıkçası pek mutlu olduğumu söyleyemem. (Deniz Bodur)
Yazar kitabın içinde şöyle bi cümle geçiriyor “ Korkarım bu denemenin ana konusunu iyice açıklığa kavuşturamıyorum” diyor. Birbirinden kopuk konular, düşünceler var. Kitabın her sayfasında bir “ağaç” geçiyor ama ne edebi bir betimleme ne de felsefi bir yorumlama var. Kitabın son kısımlarında ontolojik düşüncelerini aktarmış. Ağaç ve doğadan çıkıp kendini anlatması istencini de sevmedim. Bu kitabı alırken “ağaç ve doğa” ile alakalı düşüncelerini, bakış açılarını görmek için almıştım. Kısa bir kitap olduğu için bitirme gayreti gösterebildim. Okunmasını tavsiye edemiyorum maalesef ama belki de ben algılayamamış olabilirim. Kitabı almadan önce bir kaç sayfa okumayı deneyebilirsiniz. (Mel)
Kitap: Büyücü, Koleksiyoncu, Fransız Teğmenin Kadını gibi kitapların sahibi İngiliz yazar John Fowles'in iç dünyasından izler taşıyor. Doğayı baz alarak yazdığı Ağaçlar kitabı yazarın diğer kitaplarına başlamadan önce yazarın kalemini anlamak için okunabilir. Fakat diğer kitaplarında bulduğunuz tadı bu kitapta bulamayabilirsiniz çünkü sanatsallıktan uzak bir yanı var bu da sizi sıkabilir... (ebru)
--reklam--
Kitabın Yazarı John Fowles Kimdir?
John Robert Fowles, (d. 31 Mart 1926, Essex - ö. 5 Kasım 2005, Lyme Regis) İngiliz roman ve deneme yazarı.
Londra yakınlarındaki Essex, Leigh-on-Sea'de doğdu. Oxford Ünivesitesi'nde gördüğü Fransızca eğitiminin ardından Fransa ve Yunanistan'da öğretmenlik yaptı. İlk romanı olan Koleksiyoncu'nun başarı kazanmasının ardından kendini tamamen yazarlığa adadı.
1968 yılından başlarak İngiltere'nin güneyinde küçük bir liman kasabası olan Lyme Regis'te yaşamını sürdüren ve 1979'da Lyme Regis Müzesi'ne küratör olarak atanan Fowles, 5 Kasım 2005'te ölmüştür.
Postmodern romancıların öncülerinden biri olarak kabul edilen Fowles, yayımlanan ilk eseri The Collector (Koleksiyoncu) ile büyük üne kavuşmuş ve ticari başarı kazanmıştır. Aslında Koleksiyoncu, Fowles'un üzerinde çalışmaya başladığı ilk romanı değildir. 1950'li yılların başında yazımına başladığı Büyücü adlı eseri, Fowles'un üzerinde çalıştığı ilk romandır ve ancak 1965 yılında basılabilmiştir.
Mitolojik öğelere ve Shakespeare'in ünlü oyunu Fırtına'ya çeşitli göndermelerin bulunduğu metafizik bir eğlence treni olarak nitelendirilen Büyücü, Fransız Teğmenin Kadını ile birlikte yazarın en önemli eseri olarak kabul edilir. Fransız Teğmenin Kadını, Harold Pinter'in yazdığı senaryo ile filme de çekilmiş, Karel Reisz yönetimindeki filmin başrollerinde Jeremy Irons ve Meryl Streep oynamıştır. Bu filmin dışında The Collector (1965), The Magus (1968) ve televizyon için The Ebony Tower (1984) adlı eserleri de sinemaya uyarlanmıştır.
Eserlerin birçoğu Türkçe'ye de çevrilmiştir. Roman ve denemelerinin dışında, şiirleri (Poem, 1973), çevirileri (Cinderella, Charles Perrault, 1974), senaryoları, adaptasyonları (Lorenzaccio, 1983--Alfred de Musset'nin bir oyunu) ve editörlük yaptığı çalışmalar (Thomas Hardy's England, Jo Draper) da vardır. Ayrıca yazar hakkında yazılmış eserler de mevcuttur.
--reklam--
John Fowles Kitapları - Eserleri
- Fransız Teğmenin Kadını
- Büyücü
- Koleksiyoncu
- Mantissa
- Abanoz Kule
- Daniel Martin
--reklam--
- Zaman Tüneli
- Yaratık
- Aristos
- Ağaçlar
- The French Lieutenant’s Woman
--reklam--
John Fowles Alıntıları - Sözleri
- İnsan neyse odur aynı zamanda ne giyerse de odur. (Mantissa)
- payandayla desteklenmiş kırık parçaların ne kadar değerli olduklarını bilmek istiyorsan harabeye sor." (Daniel Martin)
- Fakirleri hiçbir şey havadan gelen para kadar sarsmaz. (Fransız Teğmenin Kadını)
- Geçmişte olan her şey şu anımızın sahibidir. (Büyücü)
- “Neden romana daldım? Çünkü, Wittgenstein’ın dediği gibi, roman şu son elli yıldır yaşamın, her ne ise, dışına çıktı. Bu çıkışı koşullar dayattı. Romancıların suçu değil bu. Roman, on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda yaşamdan zaten bir adım uzaklaşmıştı. Ama filmin, televizyonun ve ses kaydının gelmesinden sonra iki adım daha uzaklaşıyor. Bugün roman genel olarak, başka sanat biçimlerinin çok daha iyi betimlediği şeylerle ve konularla ilgilidir.” (Zaman Tüneli)
- "Benim daima, her gün bir şey yazmam gerek." (Zaman Tüneli)
--reklam--
- Seni niçin hor gördüklerini söyleyeyim mi sana? Çünkü karşılığında sen onları hor görmüyorsun. (Yaratık)
- Biz-ler ödün verme dehamızla övünürüz ki ödün vermek aslında seçimi reddetmektir ve sırası gelince bu büyük ölçüde korkaklık, hissizlik ve bencil bir tembellik içerir. (Daniel Martin)
- Ben kitaplardan fırlama bir şey değilim. Ben fevkalade ölçülerde gerçeğim. (Mantissa)
- Bir erkek için sorgusuz sualsiz itaat edilmesi önemlidir ve bir kadın sorgusuz sualsiz itaati kendi nihai zaferinin bir aracı haline getirebilmelidir.. (Fransız Teğmenin Kadını)
- "Affetmek unutmaktır." (Büyücü)
- Kimse “bir romancı”nın gerçekten söylemek istediği ya da hissettiği şeyi söylediğini düşünemez; onun neyi kastettiği ya da neyi hissettiği bile pek anlaşılmaz... (Zaman Tüneli)
- Görmek istemediklerine gözlerini kapatabilirsin ama hissetmek istediklerine kalbini kapatamazsın. (Zaman Tüneli)
--reklam--
- ... insanlar nedense başkalarını, kendilerine yakın olanlardan daha iyi tanırdı. (Abanoz Kule)
- “Yazarlar için en büyük sorun, elindeki malzemesi için en doğru ‘ses’i bulmaktır; ‘ses’le, yarattığı şeyin ardındaki yaratıcıdan alınacak genel izlenimi kastediyorum.” (Zaman Tüneli)
- “Peki geleceğin bir yardımı olmaz mıydı?” “O ulaşılamaz bir şey. Şimdiki zamana zincirlenip kalıyorsun. Neysen ona. (Abanoz Kule)
- Yazmak, yemek yemek ya da sevişmek gibidir: Yapay değil, doğal bir işlemdir. (Zaman Tüneli)
- Kısa yaşamımız bir kez yanıp kül olunca, ölüm sonu gelmeyen bir uykudur.. (Aristos)
- "Esas trajedi buydu. Bir adamın kötü olmaya cesaret etmesi değil, milyonlarca insanın iyi olmaya cesaret edememesiydi.” (Büyücü)
- İnsanların unutmadığı şeyler çözülmeyen şeylerdir. Hiçbir şey bir gizem kadar güçlü olamaz. (Abanoz Kule)
Yorumlar
0 yorum