Kitap Künyesi
Yazar: John Fowles
Çevirmen: Serdar Rifat Kırkoğlu
Orijinal Adı: The Aristos
Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları
İSBN: 9789755393155
Sayfa Sayısı: 256
--reklam--
Aristos Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Fransız Teğmenin Kadını, Yaratık, Koleksiyoncu ve Büyücü adlı romanlarıyla ülkemizde de adını duyurmuş olan ünlü İngiliz yazar John Fowles, Aristos başlığını taşıyan deneme kitabında "yaşam" üzerine tuttuğu notları bir araya getiriyor. Kitabın temel esin kaynağı, MÖ 5. yüzyılda, kendi ülkemizin topraklarında, Efes'te yaşamış olan filozof Herakleitos'un günümüze ulaşan notları. Kitaba ana başlığını veren "aristos" sözcüğü, Yunancada "en yüksek derecede iyi, türünün en iyi ya da en mükemmeli olan bir insan ya da nesne", anlamına geliyor. Fowles'a göre, aristos'u tümüyle barındıran hiçbir kurum yoktur; hiçbir ülke, hiçbir sınıf, hiçbir kilise, hiçbir siyasal parti.
Fowles, kitabında insan özgürlüğünün kendini ortaya koyduğu çeşitli biçimleri irdeliyor ve bu arada, sözgelimi "nemo" gibi, Freud kökenli gölgede kalmış kim kavramları da, yeni bir boyut -siyasal boyut- katarak geliştiriyor. Fowles'a göre, sanatın kılgısı ve deneyimi, insan için bilimin kullanımı ve bilgisi kadar önemlidir ve sanatın insan için özel değeri onun gerçekliğe bilimden daha yakın olmasıdır. Sanatın en iyi ele geçirdiği şey zamandır. Bir başka deyişle, insan hayatının boşunalığının, gelip geçiciliğinin asli duygusu olan nemo en iyi "sanat" aracılığıyla ortadan kaldırılmış olur.
Fowles bu temel kavramlar çerçevesi içinde; Hırıstiyanlık, Lamacılık gibi dinlerin; hümanizm, varoluşçuluk, sosyalizm gibi önemli düşünce akımlarının ya da faşizm gibi bir sosyal hareketin temel görüşlerine tekrar tekrar değinerek günümüze damgasını vurmuş olan materyalist kültürle derinlikli bir hesaplaşmaya giriyor ve kültürümüzün temellerini enine boyuna sorguluyor. İlk bakışta belki biraz kötümser, ama son derce çarpıcı ve güçlü bir sorgulama bu.
--reklam--
Aristos Alıntıları - Sözleri
- Yaşamda sahip olduğum tek kesinlik bir gün öleceğimdir. Gelecekte başka hiçbir şeyden emin olamam.
- Olmak istediğimiz kişilerden ne denli uzak olduğumuzu gitgide daha fazla biliyoruz. Bir insanın doğumuyla olduğu ve olmaya koşullandığı kişiden başka biri olabileceğine gitgide daha az inanıyoruz..
- Kısa yaşamımız bir kez yanıp kül olunca, ölüm sonu gelmeyen bir uykudur..
- Hepimiz sevilmekten ya da nefret edilmekten hoşlanırız; bu anımsanacağımızın, ‘varolduğumuzun’ bir işaretidir. Bu nedenle, sevgi yaratamayanların çoğu nefret yaratmışlardır..
- İnsan bir fail arayıcısıdır. Kör bir rüzgârın içindeki bu oluş için, bir salın üzerindeki bu oluş için bir fail ararız; gizemli gücü, neden olanı, tanrıyı, varlığın ve yokluğun gizemli maskesinin ardındaki yüzü ararız. Bazıları kendi iyi tabiatlarından etkin bir tanrı yaparlar; iyi yürekli bir baba, nazik bir anne, bilge bir erkek kardeş, sevimli bir kız kardeş. Bazıları özniteliklerden etkin bir tanrı yaparlar: merhamet, ilgi ve adalet gibi arzu edilir insani öznitelikler. Bazıları kendi kötü tabiatlarından etkin bir tanrı yaparlar; sadist derecede zalim ya da son derece abes bir tanrı; gizlenen bir tanrı; savunmasız bireyin karanlılc sömürgeni; Tekvin 3:16-17'nin zehirli tiranı.
- Adaletsizlik olmasaydı, insanlar adaleti tanımazlardı..
- Düşman mezarlarında dökülen gözyaşları çoğu kez tuhaf bir biçim de içtendir; kendi yuvasız kalmış enerjimize ağlarız..
- Ölümden iki nedenden ötürü nefret ediyoruz. Yaşamı vaktinden önce sona erdiriyor; ve onun ötesinde ne yattığını bilmiyoruz..
- Ölüm bizim içimizde ve dışımızdadır; her odada, her sokakta, her tarlada, her arabada, her uçakta yanımızdadır. Ölüm varolduğumuz her an olmadığımız şeydir ve varolduğumuz her an zarların hareketsizleştiği andır. Her zaman Rus ruleti oynuyoruz..
- Bir bilgi hiçbir zaman doğru ya da yanlış değildir sadece biyolojik olarak ve evrimsel olarak daha fazla ya da daha az yararlıdır..
- İnsan sürekli bir eksikliktir, sonsuz bir yoksunluktur, bireysel şeylere görünüşte sonsuz bir kayıtsızlık içinde bulunan görünüşte sonsuz bir okyanusta sürüklenmektedir. Belli belirsiz, başka salların başına gelen felaketleri görür, onun için üstlerinde başka insanlar olup olmadığını saptayamayacağı kadar uzak sallar, ama üstlerinde başka insanlar olmadığını varsayabileceği kadar da çok sayıda ve özdeş sallar..
- İyi insanlar çoğu kez kötülerden çok daha az mutludurlar ve iyi eylemler çoğu kez acıdan başka bir şey getirmemektedir. İnsan sonsuz bir etken arayıcısı olduğu gibi, sonsuz bir ödül arayıcısıdır da
- Varolan ya da varolduğu hayal edilebilen her şey bir kutuptur. Bütün duygular, fikirler, düşünceler kutuptur; ve her bir kutbun karşı kutupları vardır..
- varolmaktan mutluluk duymak varolmayı sürdürmeyi istemektir.
--reklam--
Aristos İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Fowles; ismini verdiği (Aristos) ve yaşam üzerine ( din[Hıristiyanlık], hümanizma, sosyalizm, faşizm, sanat, varoluşçuluk, cinsellik vs.) notlarını paylaştığı kitabını, Aristos'un ortaya çıkarıcısı olan Herakleitos'tan esinlenerek oluşturduğunu söylüyor. Herakleitos'un Aristos'u; uyanık insan yani en iyi ve üstün derecedeki insan anlamı taşıyor. Yakın tarihte bildiğimiz benzer bir karakter de Nietzsche'nin Zerdüşt'ünde var. Üst insan özelliği. Karmaşa ve kaos ortamındaki insanın var olmasını, kendini anlamlandırmasını, içinde yaşanılan tüm sistemlerin amaçlarını sorguluyor Fowles ve ekliyor düşüncelerine daha giriş bölümünde: "Okuyacağınız kitaptaki düşüncelere katılmayabilirsiniz hatta onları eleştirebilirsiniz. Benim burada yazdıklarım salt gerçeklikler değildir. Onlar bana ait düşüncelerdir." Zaten kitabın içerik bakımından salt gerçeklik taşıması da Fowles'in düşüncelerine aykırı düşer. O bunu sorguluyor. Fragmanlar, diyaloglar vb tarzda yazılmış tarih öncesi ya da yakın tarih yazarlarında gördüğümüz ileri görüşlülük bizi şaşırtabiliyor açıkçası. Böyle özlellikler barındıran bir kitap hayret verici oluyor. Fowles de Herakleitos'tan esinlenerek buna benzer bir şeyler oluşturmuş fakat onu ayıran özellik, bir ideanın ya da bir eleştirinin uzun zaman sonra değer kazanması yönündeki gerçekliği bize göstermesi ile beraber yaşanılan çağda, zamanda içinde bulunduğumuz toplumdaki her türlü kandırmacayı sade bir dille anlatması. (Sîdar Ronahî)
YANGINDA İLK ÖNCE BUNU KURTAR KATEGORİSİNDE.: Kitapların önem derecesi benim için, önemliden, çok çok önemliye şu şekilde sıralanır; fena değil, güzel, çok güzel, kesinlikle çocuklarım için kütüphanemde saklayacağım ve son olarak; yangında ilk önce kurtarılacak. Bu kitap: Yangında ilk önce kurtarılacak kategorisinde. Çünkü; bir şairin aldığı riskin kanıtlı belgesi ve bu riski almak zorundaymış. Fikirler çıplak (daha doğrusu yalın) net ve hepsi tamamıyla Fowles yapımı. Diğer taraftan, kitabın uyarıcı bir yüzü de var. Ve uyarıların hepsi de günümüzde sahnede olan aksiyonlar. Bu isabet oranı, hayranlığımı arttırdı. Son olarak, düşünce derinliği müthiş. Yüzeysel olmayan, fikirleri sizi boğmayacak kadar derin ama zaman zaman nefesinizi kesebilecek derecede girdaplı ve çoğunlukla muhalif bir o kadar "gerçek", "öz" bakış açısı arıyorsanız, hiç düşünmeden bu kitabı okumalısınız. (Arda)
John Fowles, Aristos başlığını taşıyan deneme kitabında “yaşam" üzerine tuttuğu notları bir araya getiriyor. Kitabın temel esin kaynağı, MÖ 5. yüzyılda, kendi ülkemizin topraklarında. Efes’te yaşamış olan filozof Herakleitos’un günümüze ulaşan notlan. Kitaba ana başlığını veren “aristos" sözcüğü, Yunancada “en yüksek derecede iyi, türünün en iyi ya da en mükemmeli olan bir insan ya da nesne", anlamına geliyor. Fowles'a göre, aristos'u tümüyle barındıran hiçbir kurum yoktur; hiçbir ülke, hiçbir sınıf, hiçbir kilise, hiçbir siyasal parti. >k. (Eda)
--reklam--
Kitabın Yazarı John Fowles Kimdir?
John Robert Fowles, (d. 31 Mart 1926, Essex - ö. 5 Kasım 2005, Lyme Regis) İngiliz roman ve deneme yazarı.
Londra yakınlarındaki Essex, Leigh-on-Sea'de doğdu. Oxford Ünivesitesi'nde gördüğü Fransızca eğitiminin ardından Fransa ve Yunanistan'da öğretmenlik yaptı. İlk romanı olan Koleksiyoncu'nun başarı kazanmasının ardından kendini tamamen yazarlığa adadı.
1968 yılından başlarak İngiltere'nin güneyinde küçük bir liman kasabası olan Lyme Regis'te yaşamını sürdüren ve 1979'da Lyme Regis Müzesi'ne küratör olarak atanan Fowles, 5 Kasım 2005'te ölmüştür.
Postmodern romancıların öncülerinden biri olarak kabul edilen Fowles, yayımlanan ilk eseri The Collector (Koleksiyoncu) ile büyük üne kavuşmuş ve ticari başarı kazanmıştır. Aslında Koleksiyoncu, Fowles'un üzerinde çalışmaya başladığı ilk romanı değildir. 1950'li yılların başında yazımına başladığı Büyücü adlı eseri, Fowles'un üzerinde çalıştığı ilk romandır ve ancak 1965 yılında basılabilmiştir.
Mitolojik öğelere ve Shakespeare'in ünlü oyunu Fırtına'ya çeşitli göndermelerin bulunduğu metafizik bir eğlence treni olarak nitelendirilen Büyücü, Fransız Teğmenin Kadını ile birlikte yazarın en önemli eseri olarak kabul edilir. Fransız Teğmenin Kadını, Harold Pinter'in yazdığı senaryo ile filme de çekilmiş, Karel Reisz yönetimindeki filmin başrollerinde Jeremy Irons ve Meryl Streep oynamıştır. Bu filmin dışında The Collector (1965), The Magus (1968) ve televizyon için The Ebony Tower (1984) adlı eserleri de sinemaya uyarlanmıştır.
Eserlerin birçoğu Türkçe'ye de çevrilmiştir. Roman ve denemelerinin dışında, şiirleri (Poem, 1973), çevirileri (Cinderella, Charles Perrault, 1974), senaryoları, adaptasyonları (Lorenzaccio, 1983--Alfred de Musset'nin bir oyunu) ve editörlük yaptığı çalışmalar (Thomas Hardy's England, Jo Draper) da vardır. Ayrıca yazar hakkında yazılmış eserler de mevcuttur.
--reklam--
John Fowles Kitapları - Eserleri
- Fransız Teğmenin Kadını
- Büyücü
- Koleksiyoncu
- Mantissa
- Abanoz Kule
- Daniel Martin
--reklam--
- Zaman Tüneli
- Yaratık
- Aristos
- Ağaçlar
- The French Lieutenant’s Woman
--reklam--
John Fowles Alıntıları - Sözleri
- İnsan neyse odur aynı zamanda ne giyerse de odur. (Mantissa)
- payandayla desteklenmiş kırık parçaların ne kadar değerli olduklarını bilmek istiyorsan harabeye sor." (Daniel Martin)
- Fakirleri hiçbir şey havadan gelen para kadar sarsmaz. (Fransız Teğmenin Kadını)
- Geçmişte olan her şey şu anımızın sahibidir. (Büyücü)
- “Neden romana daldım? Çünkü, Wittgenstein’ın dediği gibi, roman şu son elli yıldır yaşamın, her ne ise, dışına çıktı. Bu çıkışı koşullar dayattı. Romancıların suçu değil bu. Roman, on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda yaşamdan zaten bir adım uzaklaşmıştı. Ama filmin, televizyonun ve ses kaydının gelmesinden sonra iki adım daha uzaklaşıyor. Bugün roman genel olarak, başka sanat biçimlerinin çok daha iyi betimlediği şeylerle ve konularla ilgilidir.” (Zaman Tüneli)
- "Benim daima, her gün bir şey yazmam gerek." (Zaman Tüneli)
--reklam--
- Seni niçin hor gördüklerini söyleyeyim mi sana? Çünkü karşılığında sen onları hor görmüyorsun. (Yaratık)
- Biz-ler ödün verme dehamızla övünürüz ki ödün vermek aslında seçimi reddetmektir ve sırası gelince bu büyük ölçüde korkaklık, hissizlik ve bencil bir tembellik içerir. (Daniel Martin)
- Ben kitaplardan fırlama bir şey değilim. Ben fevkalade ölçülerde gerçeğim. (Mantissa)
- Bir erkek için sorgusuz sualsiz itaat edilmesi önemlidir ve bir kadın sorgusuz sualsiz itaati kendi nihai zaferinin bir aracı haline getirebilmelidir.. (Fransız Teğmenin Kadını)
- "Affetmek unutmaktır." (Büyücü)
- Kimse “bir romancı”nın gerçekten söylemek istediği ya da hissettiği şeyi söylediğini düşünemez; onun neyi kastettiği ya da neyi hissettiği bile pek anlaşılmaz... (Zaman Tüneli)
- Görmek istemediklerine gözlerini kapatabilirsin ama hissetmek istediklerine kalbini kapatamazsın. (Zaman Tüneli)
--reklam--
- ... insanlar nedense başkalarını, kendilerine yakın olanlardan daha iyi tanırdı. (Abanoz Kule)
- “Yazarlar için en büyük sorun, elindeki malzemesi için en doğru ‘ses’i bulmaktır; ‘ses’le, yarattığı şeyin ardındaki yaratıcıdan alınacak genel izlenimi kastediyorum.” (Zaman Tüneli)
- “Peki geleceğin bir yardımı olmaz mıydı?” “O ulaşılamaz bir şey. Şimdiki zamana zincirlenip kalıyorsun. Neysen ona. (Abanoz Kule)
- Yazmak, yemek yemek ya da sevişmek gibidir: Yapay değil, doğal bir işlemdir. (Zaman Tüneli)
- Kısa yaşamımız bir kez yanıp kül olunca, ölüm sonu gelmeyen bir uykudur.. (Aristos)
- "Esas trajedi buydu. Bir adamın kötü olmaya cesaret etmesi değil, milyonlarca insanın iyi olmaya cesaret edememesiydi.” (Büyücü)
- İnsanların unutmadığı şeyler çözülmeyen şeylerdir. Hiçbir şey bir gizem kadar güçlü olamaz. (Abanoz Kule)
Yorumlar
0 yorum